Kilis-Kadirli Yolcuları Kalmasın!-1

20 Kas 2020 Cum 9:08
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İ. KANMAZ

 

Selam ve sevgilerimle bir yazıma daha başlamış olmanın haz ve coşkusunu duyuyorum değerli arkadaşlarım.

Konuya girmeden önce, bir hususa dikkat çekmek isterim izninizle:

Yeğenim Kadir Kanmaz’ın elim bir trafik kazasında yaşamını yitirmesine ilişkin gösterdiğiniz yakınlık, acıları paylaşma gayretiniz, her türlü övgü ve takdirin ötesinde. Takip etmekte ve cevaplamakta zorlandığım çok sayıdaki iletilerinizle, gerçekten büyük bir gurur duydum. Sıcak dost yakınlığınızı hep yüreğimde hissettim. İnşallah, dualarınız gencecik sevgili Kadir’in ruhuna ulaşmıştır. Bu arada, öncelikle anne ve babasına sabır ve metanet dilerim. Kolay değil tabi ki… Allah yardımcıları olsun, sizlerden de razı olsun ve binlerce teşekkür ve şükran duygularım daima sizinle olsun.

***

Evet, şimdi artık asıl mevzumuza geçebiliriz değerli dostlarım.

Şöyle geçmiş yazılarıma bir baktım da, bir süredir çocukluğuma ve gençliğime dair, herhangi bir yazı yazmadığımı fark ettim.
Yalnız bir önceki yazım hariç.
Onun için bugün çok eskilere gitmek istiyorum izninizle.
Umarım ki, siz de kendi yaşamınızdan bazı izler bulur ve memnun olursunuz.

Bu anlamda, anlatacağım hikâye tarzı yaşanmışlık, en az yarım asır öncesine ait.
Hikaye dedim ama değil tabi. O lafın gelişi, anlatım tarzı manasında öyle dedim. Yoksa her şey birebir gerçek ve kendi yaşadıklarımdan bir kesit sadece…

Sene 1965, ya da 1970. Ne fark eder ki, her yıl birbirinin aynısıydı o zamanlar.
Biliyorsunuz hayat hikâyemi. Yeniden anlatmama gerek yok. Ama bilmeyenler ve aramıza yeni katılanlar için, birkaç cümleyle de olsa özetlemek isterim.

Kilisliyiz. Ben Kilis Tırıklı Mahallesinde doğmuşum. Çünkü eski nüfus cüzdanında öyle yazardı mahallemin adı.
Babam “Onbaşı, ya da Yapıcı Mustafa” lakabıyla bilinen, Mustafa Kanmaz’dır. Özellikle taş yonuculuğu sanatında ustaymış kendileri. Ben hiç görmedim. Nasıl görebilirim ki, ben iki yaşımda ve kendisi de henüz 29 yaşındayken rahmetli olmuş Kilis’te. Onun için, içimde hep bir ukde kalmıştır, babamı hiç tanıyamamak, onunla oynayamamak ve ona şöyle bir sevgiyle sarılamamak…
Neyse Allah’ın takdiri öyleymiş. Elden ne gelir ki… Yapacak bir şey yok…

Bu anlamda cümlemiz için, kaybedilen bütün aile büyüklerimize, eş, kardeş, anne ve babalarımıza ve de yakınlarımıza, şehitlerimize gani gani rahmetler dilerim.

Tabi annem genç, babam öldüğünde…
Üç veya dört yıl sonra tekrar evleniyor. Kadirli’den Hacı Yusuf Yazıcı ile.
Ben onu babam bildim. Çok muhterem ve bilge bir insandı. Nur içinde uyusunlar.

Tasavvufi mevzularda çok derin bilgileri olan bir âlim kişiydi. Çok seveni vardı. Sohbetleri ve bir şeyi anlatım tarzı doyumsuzdu. Arapça ve Türkçeye son derece hâkim bir insandı. Bilenler bilir.

Kadirli Uzun Çarşı’da mahseremiz vardı. Yani tahin pekmez, lokum ve helva imalatı manasında.  Ama ben o günleri göremedim. Önceden yapılırmış o işler.
Ancak dükkânın arka kısmında dururdu alet ve ekipmanlar. Toz ve örümcek ağları altında. Benim oyun yerim oldu bir vakitler o mekanik aletler.
İşte devasa taş silindirler ve üretim için gerekli olan her şey… Eskiye dair.

Ben İlk ve Ortaokulu Kadirli’de okudum haliyle…
Kadirli, çok şirin bir yerleşim yeri… Ortasından Savrun çayı akar. Nüfus olarak takriben 150 bin kişiyi barındırır içinde.
Tarım faaliyetleri ve çiftçilik işleri yoğundur Kadirli’de. Buğday, arpa, mısır, yer fıstığı ve çeltik üretimi yapılırdı. Hoş halende yapılmakta… Turp, son yıllarda Kadirli’ye simge olmuş bir üründür. Denir ki, tüm yurdun turp ihtiyacının neredeyse üçte ikisi Kadirli’den sağlanır. Turplar, Savrun Çayı’nın üst kesimlerinde yıkanır ve ambalajlanır. Onun için Savrun’un üzeri bazen kırmızıya boyanmış gibi olur sanki. Zira işçiler tarafından yıkanıp torbalara konulurken, standart dışı ürünler suya atılır veya elden kaçar bir şekilde. Hatta daha birkaç gün önceki yazıda paylaşmıştım. Şimdi yine hatırlatma babında bu dediklerim.

Kadirli, tarih olarak çok eskilere dayanıyor. Bir uygarlık beldesi aslında şirin Kadirli… Karatepe harabeleriyle, Alacamisiyle, Sülemiş tepesiyle, Muallim bağıyla ve diğer otantik değerleriyle bir tarih zengini yöre… Anlatmakla bitmez.
Hani denir ya, görmek ve tanımak lazımdır diye… Aynen öyle…

Halka tatlısı, şalgamı, ciğer kebabı, ekmek arası sucuğu, zengin damak tadı ve kültürüyle Kadirli, yaşanacak bir yerdir aslında. Yemyeşildir. Her tarafa limon ve portakal kokuları sinmiştir.
İnsanları sıcakkanlı ve merttir. Her konuşmaları, “Bah hele gardaş, n’ediyon bire” diye başlar ve “Nedek bire, oturuyok işte” diye devam eder.

Kadirli’nin simge olmuş kişileri de bir hayli fazladır. Hepsini de tanıdım ve gördüm. Bazılarıyla anılarım bile vardır.

Mesela, Deli Yavuz diye bilinen biri vardı ki, bir efsaneydi kendisi. Rahmet olsun. Yanından geçerken aniden sillesini yemeyen yoktur. Tanısın tanımasın. Ben de yemişimdir bir kaç kez. Bir keresinde rahmetli arkadaşım Kenan Bilim’le yürüyoruz Uzun Çarşı’da. Daha çocuk sayılırız. İkimiz de farkında değiliz ama yanımızdan Yavuz geçmiş. Aniden Kenan’a bir tokat patlattı. Biz n’oluyor falan demeye kalmadı, ikinciye yeltendi. Tabi biz vuranın Yavuz olduğunu anlayınca, tabanı yağladık, o da peşimize düştü haliyle. Hani kaçan kovalanır denir ya, aynen o hesap. Niyesini sormayın.
Biz neden kaçtığımızın, o da bizi neden kovaladığının sebebini bilmiyoruz. Sadece istemsizde olsa koşuyoruz yani. Bunun için, Yavuz’un gözlerine bakmanız yeterdi tokadını yemeniz için. Cıngıllı Çavuş, Müftü Emmi, Trafikçi Davut, Hiyyo Memet, Çolak Durmuş’ta Kadirli’nin diğer gülleri arasındadır. Daha da çok vardı tabi ki.

“Delisi çok olan yerin, velisi de çoktur” diye halk arasında söylenen bir söz de vardır ortalık yerde. Gerçekten de hem delisi ve hem de velisi çoktur Kadirli’nin.
Bunları say say bitmez. İşte Müftü Emmi ve Cıngıllı Çavuş başlıcalarıdır. Rahmet olsun hepsine de. Bu dünyadan böyle insanlarda gelip geçtiler.

Belki bilirsiniz ya da duymuşsunuzdur, ünlü halk aşığı ve destancısı Abdulvahap Kocaman da Kadirlilidir.  Çok defalar görürdüm onu, nur içinde uyusun. Uzun Çarşı boyunca gezerdi hep. Öyle hatırlarım. Yazıp teksirle çoğalttığı destanı hem ezgisiyle okur ve hem de dağıtırdı. Dedim ya zaten kendisi yurt çapında ünlü ve bilinen bir ozandı.

Destan demişken, bir iki çift kelam etmeden olmaz sevgili arkadaşlarım. Eskiden televizyon ve internet yoktu haliyle. İşte yörenin herhangi bir köyünde olan bir olay veya dramatik ölümleri, bu ozan dediğimiz halk âşıkları, gezerek öğrenirler, kendi lisanınca ve olaya birazda ustalıklarını katarak olayı şiirleştirirler ve halka duyurma, yani bir nevi haber verme görevini üstlenirlerdi. Bir anlamda gazete, radyo veya televizyon gibi anlayacağınız.
Mesela, çeşitli nedenlerle sevdiğine kavuşamayan ve sevdası uğruna genç yaşında canına kıyma gibi bir yanlışlığa kapılan bir genç kızın hikâyesi. İşte bunu destanlaştırarak anlatır ve okuya okuya dolaşırdı. İnsanlara haber verirdi.
Bazen onu görenler takılırlardı büyük ozana, “Hocam, yok mu yeni bir haber?” diye. Yani insanlarda alışmışlardı buna.

Sadece yurdumuzun değil dünyanın bile sevip tanıdığı, İnce Memed gibi bir kitabın yazarı Yaşar Kemal de buralıdır.

Yine, yaşayan halk ozanlarından, Âşık Feymani de Kadirli’nin değerleri arasındaki yerini almıştır sevgili arkadaşlarım.
İşte, Kadirli böylesine değerlere sahip bir ilçedir dünden bugüne devam eden.

Hatta ben, eşim Gönül’ün kaybından sonra, Antalya’dan tekrardan Kadirli’ye taşındım ve halende orada yaşamaktayım. Yani bir anlamda eskiye rücu gibi.

Çocukluk ve gençlik yıllarımın büyük bir bölümü burada geçmiştir. Ama Kilis’ten de hiçbir zaman ayrı kalmadan ve oradan kopmadan…

Bilindiği gibi Kadirli çok sıcaktır yaz aylarında. Herkes Haziran başlarından itibaren yaylalara göç ederler. Bizim öyle bir yaylamız olmadığı için, yayla niyetine ve o tarihlerde, biz de Kilis’e gelirdik her sene. Üç ay falan kalırdık ninemlerde. Onlar da garibim yollarımızı beklerdi. Çok mutlu olurlardı biz gelince. Tabi en çok sevinende ben olurdum belki de… Zira hem onları ve hem de diğer amca, teyze ve halamları çok severdim. Onlarda beni çok severlerdi. Hepsi de rahmetli oldu. Büyüklerden hiç kimse kalmadı şu an. Onların çocukları ve torunları varlar Kilis’te. Birçoğu dışarda yaşamaktalar. Her evde ve her ailede olan haller…

Daha önce Kilis’le ilgili yazdığım birçok yazımın kökeni bu yıllara dayanır.
Bağa çıkmalar, dondurma arabasının yollarını gözlemeler, acem suyu boyam şerbetinin köpüklü buz gibi tadını duymalar, belediye otobüsüyle Kilis içinde dört-beş tur atmalar. En sonunda şoförün beni fark etmesiyle, fırça yemeler ve cebren indirilmeler,  hep bu on-oniki yaşlarının rutin halleriydi. Her şeye rağmen çok güzeldi o yıllar. Hepsi bir serap oldu sanki. Mazide yaşanmış birer anı olarak kaldı zihinlerde.

İşte zaman zaman anlatıyorum ki, unutulmasın diye. Benim yaşımdakiler, kendi yaşamından benzerlikler bulsunlar ve genç nesillerde bunları iyi bellesinler diyedir gayret ve çabaların amacı.
Yani bir nevi kültür ve eğitim hizmeti diyebiliriz bunun adına.

 

Kilis’imiz o yıllarda çok güzeldi. Gerçi halen de çok güzel. Orası tartışılmaz.
Bir kere ulvi anlamda bir değeri vardır Kilis’in. Her yanı tarih ve kültür kokar.
Evliyalar yatağıdır Kilis. Medeniyet ve kültür merkezi olmuştur her daim.
Mesela bir Odunpazarı Sokağı vardır ki, yol üzerinde bazı muhterem insanların ve şehitlerin mezarları vardır. Bilirsiniz. Hatta ben çocukken büyüklerden duyardım. Derlerdi ki, bu Odunpazarı’nın altında o kadar çok sahabe ve şehit yatmaktadır ki, bir bilseniz oradan değil yürümek, abdestsiz oralara basmamak dahi gerektir. Evet, böyle derlerdi eskiler. Hepsi de nur içinde uyusunlar. İşte böylesine bir yerleşim yeri ve bir ensar şehridir güzel Kilis’imiz.

İstiklal mücadeleleri esnasında ne şehitler verilmiş ve ne canlar yitirilmiştir orada. Bizim sülale büyüklerinden de çok sayıda şehit olanlar olmuş o yıllarda. Aile şeceresinde okumuştum…

Kilis’in ekonomisi büyük oranda, aynı Kadirli gibi tarım faaliyetlerine dayanır. Kıpkırmızı verimli toprakları vardır. Zeytin ve zeytinyağı üretimi, üzüm ve mamulleri, fıstık ve sebze, meyve türleri başlıca üretim noktaları arasındadır.

Kilis’in bir de ayrıca yurt çapında ün yapmış yemek ve tatlı çeşitleri bulunur.

Kilis’in yemeklerini saymaya kalksam, inanın sayfalar yetmez. Kullanılan bütün ürünler yöreye özgü, doğal ve katkısız maddelerdir. Şöyle birkaç yemek, salata, turşu ve tatlı adı vereyim sizlere ki, anlarsınız ne demek istediğimi:

- Şıhılmahşi, – Öcce – Müceddere – Fırın yapması – Kölük aşı – Malhıta çorbası – Lebeniye – Ekmek aşı – Çürütme – Balcan kebabı – Mumbar dolması – Eşkili yahni – Alanazik – Söyürme – Firik aşı – Balcan öldürmesi – Simit aşı – Koruk salatası – Balcan turşusu – Kilis tavası – Kilis lahmacunu – Katmer – Sargılı burma – Bülbülyuvası – Baklava – Künefe – Cennet çamuru – Pirpirim aşı – Zahter (Kahvaltılık) – Gerebiç, kahke, bastık, haytalya vs.

İnanın bunlar Kilis’e özgü damak tatlarının belki de yüzde biri bile değildir. Kilisli becerikli hanımlarımız bunların yapılışını çok iyi bilirler. Yaparlar da. Zaten bunları yiyip yiyip oturduğumuz içindir ki, kilo anlamında maşallahımız vardır cümlemizin. O nedenle Kilis’te zayıf birini görmeniz, biraz ihtimal dışıdır. Ha, hiç yok mudur? Vardır illaki. Ama o kardeşlerimiz de tahmin ederim genetik bir özelliğe sahiptir. Yoksa normal hallerde durum zordur anlayacağınız. Pek dert de etmeyiz kilolarımızı. “Can boğazdan gelir” deriz. Doğru mudur diye sorarsanız, tartışılır derim. Çünkü bu lezzetler karşısında kiloları korumak zordur biraz. Ya diyet, ya spor ya da aynen devam, Allah ne verdiyse…

Kilis insanı çok hanin, yani cana yakındır. Gülmeyi ve güldürmeyi çok sever.
Yemek mevzusunda, misafirine karşı çok ısrarcıdır. “De, hadi, allasen” ya da, “Baba ne yidin ki?”, ”De hele bitsin şu sufradakiler”, “Ölümü öp, şunu da yi hele” gibi zorlamalar karşısında, misafir mecbur kalır yemeye ve karnı küp gibi şişer.

Komşuluk ve akrabalık ilişkileri çok yakındır. En azından eskiden diyeyim. Günümüzde modern kitle iletişim araçlarının yoğunlaşması, yani internet, cep telefonu ve bilgisayar gibi unsurların yaygınlaşması, bu gibi kültürel değerlere ve alışkanlıklara haliyle bir gevşeme getirmiştir. Bu yadsınamaz kesinlikle.

Kilis de bundan nasibi oranında payını almıştır diyebilirim. Bu bir vakıa, yapacak ta fazla bir şey yok aslında. Tüm insanlığın ve herkesin sorunu, bu dediklerim.

Allah sonumuzu hayreyleye deyip, eski günlere olan özlemlerle ve nostaljik söylemlerle yola devam edeceğiz kısmet olursa. Yani o günleri canlandıracağız zaman zaman. Anlatacağız eskileri dilimizin döndüğünce, aklımızın izin verdiği sürece… Benim yapabileceğim bu kadar.

Evet, Kilis ve Kadirli’yi sizlere şöyle bir tanıtayım derken, lafı belki de uzattık ve asıl mevzumuza giriş yapamadık. Olsun ne çıkar, bir sonraki yazımızda devam ederiz inşallah. Yeter ki canlar sağ olsun. Yani, Kadirli-Kilis arası yolculuk halini kastediyorum. Allah nasip ederse, önümüzdeki yazımızda gerçekten diyeceğiz ki, “KİLİS YOLCULARI KALMASIN!…”

Tekrar buluşuncaya kadar, her şey gönlünüzce olsun. Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda ve seven yüreklere sefa dilerim her daim.
Hoşça kalın ve Allah’a emanet olun sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım.

Benzer Haberler

KIZ Etin kilosu 60 TL’yi bulmuş. Artık içki içen gibi, çok et yiyene de kız vermezler!…...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “KADINLAR GÜNÜ KUTLAMASINDA EN ÖNEMLİ NEDEN, İNSAN HAKLARININ TEMELİNDE KADINLARIN...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, bugün 8 Mart “Dünya kadınlar Günü”. Dünya Kadınlar...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

Milli Eğitim Bakanlığı 19.940 Sözle...

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmî eğitim kurumlarında görev yapmak...

Ağrı Dağı ve Çevresi Turizm Master ...

T.C. Serhat Kalkınma Ajansı, Ağrı Dağı ve Çevresi Turizm Master Planı...

Kocaeli Üniversitesi 102 sözleşmeli...

Kocaeli Üniversitesi birimlerinin personel ihtiyacının karşılanması amacıyla...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KIZ Etin kilosu 60 TL’yi bulmuş. Artık içki içen gibi, çok et yiyene de...

Kilis’te bağ evlerinde toplanmak ya...

* Kilis İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu yaptığı toplantı sonrası yeni kararların...

“Kadınlar ve erkekler eşit haklara ...

Kilis Barosu Başkanı Av. H. Muammer Fazlıağaoğlu, “Yılın sadece bir günü...

Kilis kadınların en erken evlendiği...

TÜİK Gaziantep Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, 8 Mart...

Yem fiyatı cep yakıyor

Kilisli hayvan üreticileri son 1 yılda yem fiyatları yüzde 40 artış gösterdi....

Kilis’te sanayi esnafı kan ağlıyor...

Kilis’te esnaflar, siftahsız dükkân kapattıklarını belirterek, işyeri...

Kilis’e bahar geldi

Kilis’te rengârenk çiçekler ve açmaya başlayan meyve bahçelerindeki ağaçlar,...

Eksik gramajlı ekmek satan fırınlar...

Kilis’te Zabıta ekipleri tarafından eksik gramajlı ekmek satan işletmeler...

Ev hanımları doğada yetişen otları ...

Kilis’te güzel havaları fırsat bilen kadınlar, dağların eteklerinde...

Dünya Kadınlar Günü Kutlaması

Metin MERCİMEK “KADINLAR GÜNÜ KUTLAMASINDA EN ÖNEMLİ NEDEN, İNSAN HAKLARININ...

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, bugün 8 Mart “Dünya kadınlar Günü”....

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Zehra ERASLAN   Kıymetli okurlar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, tüm dünyada...

Hz. Fâtımâ Annesinin Karnında Konuş...

Uğur KEPEKÇİ   Hz. Fâtımâ (aleyhisselam)’ın faziletlerini anlatmakla,...

UN VE MAYA SATIN ALINACAKTIR

KİLİS L TİPİ KAPALI VE AÇIK CEZA İNFAZ KURUMU İŞYURDU MÜDÜRLÜĞÜ DİĞER...

DİZELERİNİZ…

BEN KADINIM   Ben kadınım; Anneyim, ablayım, eşim Yârim, yarenim Koklanmak...