Dolar 9,5064
Euro 11,0660
Altın 549,28
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 26°C
Az Bulutlu
Kilis
26°C
Az Bulutlu
Per 18°C
Cum 22°C
Cts 23°C
Paz 23°C

Kilis Kültürüne Hizmet Edenlerle Söyleşi

Kilis Kültürüne Hizmet Edenlerle Söyleşi
A+
A-
30.12.2014
86
ABONE OL

Kilis Kültürünün Temel Taşları: M. Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Ahmet ELMALI                    

1) Sayın M. ÇİFTÇİGÜZELİ, siz Kilis’in Evliya Çelebi’sisiniz. Bize hayatınızı anlatır mısınız?

1) Sayın ELMALI, 1945 yılında Kilis’te doğdum. Eski ismi ile Camii Kebir, yeni adıyla Ulu Camii Sokağındaki havuşu olan klasik 5 numaradaki evde doğmuşum. Babaerkil aile olmamızdan dolayı dedemler, amcamlar ve biz aynı evde yaşıyorduk. Hatta babamın ninesi Ballı Hatun’a da yetiştim ben dördüncü nesil olarak. Aynı evde yaşayan bu ailenin ayrı odaları vardı. Mutfak, avlu, zahirelerin depo edildiği mağara, banyo tuvalet ortaklıktı. Aynı sofrayı paylaşırdık yazın havuşta (avlu) kışın babaannemin odasında. Atalarım Ortadoğu’ya katır kervanıyla önemli yük, eşya, malzeme gıda taşırlarmış. İşin başında atadedem Mahmut Efendi de aşırı esmermiş. Dolayısıyla ailemizin lakabı da KATIRCI KARA imiş. Dedem ise sarışındı. Lakabımızın “Kara” ismiyle örtüşmesi “Büyük bir kervana sahip” olduğumuzdan. Sözlük anlamı ayrı, mecazi manası ayrı idi. Aynı Kara Deniz gibi, Karakum çölü gibi. Bunların ikisi de kara değil. Büyüklük izafe edildiğinden öyle denmiş.

Sokağımızda ve yanımızdaki komşularımıza gelince eczacı, belediye başkanı, kalaycı, çiftçi, öğretmen, köşker, kamu görevlisi ( memur), haris (bekçi), bakkal, çorapçı, kasap, terzi, demirci, hoca, manifaturacı (Müslim ve gayrimüslim), kunduracı gibi değişim meslek guruplarından kimselerdi. Çocuklarıyla arkadaştık ve aynı okula giderdik. Herkes birbirine aşırı saygılı ve sevgi dolu idi. Dayanışma güçlü idi. Kalaycı İbrahim Amca’nın çocukları gidip körüğünü çekerdi, bir evde yapılan yemeğin kokusu yayılmış veya fark edilmişse tadımlık da olsa komşuya gönderilirdi.

Dört kardeşiz. Ailem ziraat ile meşgul idi. Babam bir ara “tenekecilik” yapmış. Küçük Çarşıda, sonra aile tümüyle bağımıza, bahçemize, tarlamıza, ekinlerimize vermiş kendilerini. Kışın ise evimizin altındaki mahseremizde zeytinyağı ve üzüm pekmezi imalatı yapılırdı. Babam bu işlerin başında durur, amele gibi de çalışırdı. Bu ürünlerden geçimimizi temin ederdik.

Ailemin yaşadığı dönem aynı zamanda savaş yılları kıtlık dönemleri, sefalet, yaygın bulaşıcı hastalık ve düzen değişikliklerinin zirve yaptığı vaktiyle örtüştüğünden ailemizin bütün çocukları eğitim gördü. Ailemin rızasıyla Kilis’te yayınlanan ve 5 kuruşa satılan Nuri Günal’ın sahibi olduğu Genç Kilis gazetesini sattım. Her sayı başına bir kuruş kazandım. Harçlığımı çıkarmak için buzdolaplarının belli evlerde olduğu dönemde Küçük Çarşı’da buz sattım. Kitap aldım. İlk mektep sayısı bile Kilis’te değil bütün ülkede azdı o yıllarda Ortamektep’ten sonra liseyi okuyacak olanlar Kilis dışına gitmek zorunda kalırdı. (1958)

Kemaliye İlkokulu’nda birinci sınıfa başladım (1952). Öğretmenim Münire Aktüre idi. Sonra Kartalbey İlkokulu açılınca (1953) oraya transfer edildim. 3 sene Abdurrahman Celkan okuttu. Son sınıfta Ahmet Günal bizi mezun etti. O yıllarda kentimizde trahom, sıtma ve verem yaygındı. Ben ise yine yaygın olan müzmin ishal hastalığına yakalandım. Dayım Dr. Alaettin Demircan’ın özel ihtimamıyla iyileştim. Kilis Ortamektebi’nde Türkçe öğretmenlerimiz Sevgi Esin ve Mahmut Kasap ile Erdem Paze, Reşit Koltuk bizlere ders kitaplarının dışında gazete, dergi, roman, hikaye ve şiir okuma lezzetini tattırdı. Bu keyfi hâlâ sürdürüyorum. Yeni kitaplarla tanıştım. Bir gurup arkadaşımız bu lezzeti hiç bırakmadı.

Bu sırada 27 Mayıs Askeri Darbesi yapıldı. Kitap okuyanların fişlendiğini ancak o günlerde fark ettim. Kitap okuyanların evleri basıldı, “yasak neşriyat bulunduruyor” iddiasıyla. Bu eserlerin çoğu sosyal, dini içerikli, İslami, milliyetçi, Turancı, muhafazakâr, çağı yakalamayı hedef gösteren idealist eserlerdi. Bundan ben de nasibimi aldım. Risaley-i Nur okuduğum için 6 arkadaşımla birlikte Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi’nde dini muhtevalı bir bayram tebriki dolayısıyla da Kilis Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılandım. Aklandık. En son 12 Eylül Askeri Darbesi’nde yaşadım bu zulmü. Ortamektep bitirme imtihanına jandarma nezaretinde gidip geldim. Sekiz arkadaşımdan üçü tutuklandı. Beşimiz serbest bırakıldık. Kılı kırk yararak mezun olduk. Neticede Muzaffer Akalar’ın sahibi olduğu Hududeli Gazetesi’nde “Pırıltı” adında Mehmet Uğur Çetiner ile birlikte bir sahife yönettim. Gaziantep Yeni Ülkü Gazetesi’nin Muhabiri oldum. Renk Sineması’ndaki yangın haberini ulusal medyaya geçtim.

Lisede Askerlik dersi vardı. Askerlik Şubesi Başkanı Albay’a bir soru sordum. “Ailemin ve diğer insanlarımızın biraz da zoraki bağışlanan alyanslarla Ankara Kurtuluş Semtindeki Kolej’de Askeri Lojman yaptırıp yaptırılmadığını öğrenebilir miyiz acaba” dedim. Çünkü bu yardımlar Türk Silahlı Kuvvetleri’ni güçlendirmek amacıyla yapılmıştı. Albay beni doğru okul müdürüne şikâyet etmişti. İşte bu şikâyet benim için bir milat oldu. Önce Pırıltı sahifelerimizin yayınını sona erdirdi. Mecburi tasdikname verilecekti, ben ayrıldım okuldan. Önce Çorlu Lisesi’ne albay eniştem Hakkı Sarıca’nın yanına, sonra yatılı olarak İstanbul Mecidiyeköy Site Koleji’ne, en sonunda İstanbul Vefa Lisesi’ne transferle mezun oldum. Yıl 1962-1963 ders dönemi 17 yaşındayım. Tatillerde Kilis’e geldiğimde önce Hudarcılar Çarşısı’nda Türkocağı’nı kurduk sonra Prof. Dr. Saffet Solak’ın genel başkan olduğu Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği Kilis Şubesi’ni açtık. Seçimlerde Halkevi Başkanlığı’na getirildim. Bu kuruluşlarda aynı zamanda biyoloji öğretmenliği de yapan

Dr. Mehmet Münip Münipoğlu hep yanımızda oldu. Mekânı cennet olsun. Arkadaşlarla Kilis’te kitap okuma ve değerlendirme günlerinde birlikte olduk. Bu hâlâ sürüyor.

İstanbul’da hemşehrilerimle önce Çapa Köprülü Mehmet Paşa Sokak 44/1’de Muhtar Kocakerim (Prof. Dr.) Abdullah Sadakaoğlu (Orhon Dr.) İsmail Hilmi Kıdeyş (İşletmeci) ve Mehmet Candemir (İnşaat Yüksek Mühendisi) ile birlikte olduk. Sonra Gazetecilik eğitimi için ayrıldığımda Muhtar Kocakerim ile birlikte Fatih Yusuf Ziya Paşa Sokak 34/4 Yavuzselim’deki evi kiraladık. Hep Fatih’teydim artık. (Daha önce ve sonra da Mustafa Kavurmacı (işadamı) ve Ahmet Selami Toscuoğlu (Yazar Öğretmen, fikir adamı ve kanaat önderi) ile Sarıgüzel Korkutata Sokak’ta aynı evi paylaştım.

Babıâli’de Sabah Gazetesi’nde işe başladım. (1967) Milli Türk Talebe Birliği Basın Yayın Müdürü oldum. Ve Milli Gençlik Dergisi’ni neşrettim. İlk eserim Milli Bir Eğitime Doğru adlı kitabım yayınlandı. Babıâli’de ve üniversite çevresinde maruf aydınlarımızla tanıştım, etkilendim. Mutlu oldum. İttihad   Gazetesi’nin istihbarat şefi ve sonra yazı işleri müdürü olarak görev yaptım. (1968). Siyasi ve sosyal görüşlerimizden dolayı ayrılarak Mehmet Şevket Eygi’nin yayınladığı Bugün’e röportaja gittim. Önce Polatlı’da yedek subay talebe olarak, sonra Erzurum’da teğmen rütbesiyle terhis olana kadar çalıştım. Erzurum Üniversitesi’nin yeni asistanlarıyla her gün birlikteydim. Çünkü Suat Yıldırım (Prof. Dr.) ile kendisine tahsis edilen aynı lojmanı paylaşıyordum. Rektör Prof. Dr. Kemal Bıyıkoğlu ve Ziraat Fakültesi Dekanı Prof Dr. Şaban Karataş’ın makamları işgal edilerek sandalyelerinin yakılması üzerine para toplayarak yenisini aldık. Dostlarla ve bir törenle hocaları makamlarına oturttuk. Ayrıca çoğu zaman üniversite kantininde Kilisli talebe hemşehrilerimle (Mustafa Işıklar, Ökkeş Önemli, Habip Tosyalı, Mahmut Parker vs.) memleketi konuşurduk.

Askerlik dönüşü ideolojik kutuplaşmalar dolayısıyla iş bulmakta zorluk çektim. Babamın bütün ısrarlarına rağmen esnaflığı değil gazeteciliği tercih ettim. Tercüman Gazetesi’nin açtığı yazılı imtihanda birinci oldum. Mülakatı da başarı ile kazanarak çalışmaya başladım. Kıbrıs Barış Hareketi dolayısıyla Trakya Vize’de ikinci defa askerliğe gittim. Sağ bilinen bu gazetede şefim olacak bir TİP’li meslekdaşım hanım ile tartışmam üzerine işime 4 yıl sonra son verildi. Bu arada Fatih Yayınevi TOHUM BANKASI ve Yunus Emre Yayınevi de 20 bin bastığı YÜZALTMIŞÜÇ adlı eserimi neşretti. Hiç telif almadım veya vermediler.

Evlendim. Ressam Serhan Angın ile hayatımı birleştirdim. Biri İstanbul Kadıköy’de, diğeri Kilis’te iki ayrı tören yapıldı. (28 Ekim-1 Kasım 1974) Furkan Zeynep ve Burkan Kamil        isminde iki evladım var. Can’ın da dedesiyim. MTTB Başkanlarından Burhanettin Kayhan, Gazeteci Selahattin Sadıkoğlu, Muhasebeci Mehmet Babayiğit ile Sırdaş Yayınevi’ni kurarak kitap neşriyatına başladım. MUHTEREM BAŞKAN ve KAVGAMIZ isimli iki eserim burada yayınlandı. TRT’nin açtığı imtihanı kazandım ve Ankara’ya Haber Merkezi’ne taşındım. 32 yıl TRT’nin muhtelif seksiyonlarında muhabir, metin yazarı, yönetmen ve müdür olarak hizmet verdim.

Türkiye Yazarlar Birliği (1978) ve peşinden Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldım.

(1984). Gazeteci, yazar, sivil toplum kuruluşu Temsilcisi, İletişimci olarak Amerika, Avrupa, Afrika ve Asya’da çok sayıda ülkede bulundum, konuşmalar yaptım, sempozyumlarda tebliğ       sundum. Türkiye’de hangi partide politika yaparsanız yapın siyaset farklı bir kulvar, öyle her bağımsız aydının kulaç atabileceği bir yer değil. Benimki de öyle oldu. Sadece bir tecrübe kazandım ve insanları tanıdım. “Niçin biz böyleyiz?”e cevap buldum. Liyakati dışlayıp, sadakati öne çıkarır ve insana yatırım yapmazsanız olacağı bu. Mevcut netice ile en iyisine değil, en vasata talim edilir.

Ankara’da Kilis Kültür Derneği ile sıkı temaslarım oldu. Yayınlandığı Kilis’te Osmanlı Eserleri dolayısıyla Kültür Bakanı İstemihan Talay’ı eserin yazarı Doçent Dr. Abdulkadir Dündar’ı Kilis Kültür Derneği Genel Merkezi’nde konuk edip, plaket verdik. İlk defa “Kilis Seni Çağırıyor… Duyuyor musun?” sloganı ile Kilis için Sivil İnisiyatif Platformu başkanlığına getirildim. Başkent Ankara’da Milli Kütüphane salonlarında 32 ilin temsilcileriyle KİLİS ZİRVESİ gerçekleştirdik. Toplantıya iştirak eden 14 milletvekilinin içinde bir tane Kilis milletvekili yoktu.   Gelmediler çok şükür (2003). Ankara’da iken İstanbul ve Kilis ile bağım hiç eksilmedi. Artarak sürdü.

2006 yılında TRT Mısır Temsilcisi olarak Kahire’de bulundum. 2008 yılında ise TRT yönetimi ile anlaşamadığımız için emekliliğimi isteyerek İstanbul’a taşındım. İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “metin çözümleri dersi” veriyorum. Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’nın mütevelli heyet başkanı olarak görev yapıyor. Dünya Dili Türkçeyi bölgemizin yani İslam Coğrafyası ve Türk Dünyası’nın ortak dili yapmak için ulusal ve uluslar arası sempozyumlar gerçekleştiriyoruz. Bu sene “Demokrasimizin Perde Arkası Nevzat Yalçıntaş’ın YÜRÜYÜŞ YOLU ANILAR ve YALNIZ YÜRÜYEMEZSİNİZ” adlı iki biyografik eserim daha yayınlandı. İstanbul Kadıköy Şerifali semtinde oturuyorum. İstanbul Gazeteci Yüksek Okulu (1968) ile İİTİA Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu Radyo-Televizyonculuk Bölümünü bitirdim (1978) Tunus Habip Burgiba Yabancı Diller okulu ile Ankara’da Devlet Lisan Okulu’nda (1987) yabancı dil eğitimi gördüm ve sertifikalar aldım. Yayınlanmış 22 eserim var. Bazıları değişik dillere tercüme edildi. Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği ESKADER ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslar arası Gazetecilik Federasyonu FİJ üyesiyim. Yazılarım TYB Kültür ve Sanat Dergisi, Mavera, Milli Gençlik, Milli Gazete, Sebil, Şadırvan, TRT, Türk Yurdu, Türk Edebiyatı, Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı Yenişafak gibi gazete, dergi ve almanaklarda yayınlandı. Hududeli’de amatör, Babıâli’de Sabah’ta profesyonel başladığım yazarlık hayatımı halen Kocaeli Aydınlar Ocağı ve Sanatalemi. Net ile Kent Gazetemizde sürdürüyorum. Kitap çalışmalarıma yoğunlaştım bu ara.

2) Sayın ÇİFTÇİGÜZELİ, siz dünyayı gezen bir Kilislisiniz. Kilislilerin Asya’da izlerine rastladınız mı?

2) Sayın ELMALI, Kilis ve Kilisli ismine Asya kıtasında rastladım. Özbekistan’da Kilis isminde bir yerleşim yeri mevcut… Balkanlarda da Kilis isminde üç tane kadar kasaba var. Balkanlara Osmanlı Cihan Devleti zamanında en sadık kentlerden Karaman ve Kilis Türkmenlerinden çok sayıda göç edilmiş. Özbekistan Taşkent Türk Okulları’nda da Kilisli öğretmenler görev yapıyordu. Hükümet burayı kapatınca bu hemşehrilerimiz Kazakistan’a taşındı. Kırgıztan’ın Başkent’i Bişkek’e 2013 Kasım’ında Cengiz Aytmatov Issıkgöl Formu için gittim. Ünlü Türk yazarımızın Bişkek banliyösündeki müze evini ziyaret ettiğimizde eşim Serhan Çiftçigüzeli’nin bir peyzaj çalışmasını gördüm. Sanatçı bu tablosunda 1950’li yılların Kilis’inde Debbo Yokuşu’nu tuvaline yansıtmıştı. Bu eser hala Bişkek Cengiz Aytmatov Müzesi arşivinde bulunuyor. Ayrıca Almanya’da Kilis isminde bir sanayi kenti ve bölgesi bulunuyor.

3) Sayın ÇİFTÇİGÜZELİ, gezdiğiniz ülkeler hakkında bir kitabınız var mı? Varsa bu kitap hakkında bize bilgi verir misiniz?

3) Sayın ELMALI, gezdiğim ülkeler hakkında “YILDIZLAR YENİDEN PARLIYOR” ismiyle Kayıhan Yayınevi’nce (1974) yayınlanmış bir kitabım var. Bu eserimde SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlıklarını kazanan Azerbaycan, Kazakistan, Kırım (artık Rus işgali altında), Kırgızistan, Özbekistan ve Rusya Federasyonu’na bağlı Özerk Türk Cumhuriyeti Tataristan’ı anlatıyorum. 21. Yüzyıl Yayınevi de (2013) EY GÜZEL KIRIM adlı çalışmamı kitaplaştırdı. SELAM VOLGA adlı bir çalışmamda da dünkü ve bugünkü Tataristan’da fikir hareketlerini, geleneklerini yansıtıyorum. Bu eserim baskı safhasında. Matbaaya gitmeye hazırlanan bir başka çalışmam ise MEHMET AKİF ERSOY İLE SEYAHAT adlı kitabım olacak. Türkiye dâhil, Balkanlar (Sırbistan Novipazar, Kosova Piriştina ve Prizren, Bosnahersek Saraybosna), Azerbaycan, Mısır, Kazakistan, Kırgistan ve Tataristan’da gerçekleştirdiğimiz 13 ayrı TÜRK DÜNYASINI IŞIKLANDIRANLAR ve İSLAM COĞRAFYASINI AYDINLATANLAR konulu uluslar arası sempozyumların arka planını, bu ülkeleri ve insanlarını, bugünlerini ve yarınlarını konu ettiğim bir çalışmam da kitaplaşmak üzere.

4) Sayın ÇİFTÇİGÜZELİ, İstiklâl Marşı Şairi MEHMET AKİF hakkında birçok eseriniz ve çalışmalarınız var. Bu konuda size minnet ve şükran Türk ellerinde ki bu çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

4) Sayın ELMALI, Türk Dünyası’nı ve İslam coğrafyasını çok önemsiyorum. Bu ülkelerde Dünya Dili Türkçeyi ortak lisan yapmak için gayret ediyoruz. Çünkü Türkçe dünya dilleri arasında BM ve UNESCO raporlarına göre sıralama 5. İlk Çince, sonra İngilizce, ardından İspanyolca geliyor. Fransızcadan sonra listeye giren ilk dünya dili 300 milyon insan değişik şive ve lehçede de olsa Türk dilini kullanıyor. Bu resmi ileriye götürmemiz gerekiyor. Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı İstiklal Marşı ve Safahat Şairimizi tanıttığı, yansıttığı kadar, hayatını ve eserlerini   de sempozyum yaptığımız ülkelerin dillerine tercüme ederek yayınlattırıyor. Bugüne kadar 24 DİLDE İSTİKLAL MARŞIMIZ ve yazarının hayatı tercüme edildi. En son olarak Tatar Türk’çesine ve Rusçaya tercüme ettirdik. Yayınladık. Bizim bu programlarda hedef kitlemiz gençlerdir ve partnerimiz de umumiyetle o ülkenin üniversiteleridir. Son olarak 12-18 Mayıs 2014 tarihleri arasında Tataristan’da Kazan Federal Üniversitesi ile 12 ülkenin katılımıyla uluslararası ortak sempozyum yaptık. Mısır’da 350 öğrencisi olan Kahire Üniversitesiyle, Mehmet Akif Ersoy’un ders verdiği amfide İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmelettin İhsanoğlu ve 7 rektörümüzün katılımıyla bir başka uluslar arası sempozyum gerçekleştirdik. Mehmet Akif’in “Gölgeler” adlı eseri Fizilal adıyla, hakkında yazılan onlarca bilimsel çalışmayı da “Büyük İslam Şairi Mehmet Akif Bey” ismiyle Arapça iki kitap olarak neşrettik. Vakfımız ayrıca yurtdışında üniversitelerin Türkoloji bölümlerine Türkçe kitaplar hediye ederek kütüphaneler kuruyor. Sırbistan Novipazar Üniversitesi Türkoloji bölümü için 1000 ciltlik Türk’çe eser hediye ettik. Bendeniz ayrıca Kilis 7 Aralık Üniversitemize 4 bin ciltlik bir kütüphane bağışladım.

5) Sayın ÇİFTÇİGÜZELİ, acaba Kilisli hemşerilerimiz Türkologlar Necip Asım, Muallim Rıfat, Prof. Dr. Kadri Timurtaş Türk ellerinde nasıl tanınıyor?

5) Kilisli Muallim Rıfat Bilge Şeyh Sadi’den Gülistan ve Bostan isimli eserleri Farsçadan Türkçeye tercüme etmişti. Dolayısıyla üniversitelerin Türkçe mütercimlik ve Türk Dili hakkında eğitim veren Tahran Üniversitesi’nin ilgili birimlerinde öğrencilerden fazla öğretim üyelerince tanınıyor.

Necip Asım Yazıksız âlimimiz ise henüz yeni yeni ilgi görüyor Türkçülük Hareketi’nin hız kazandığı Türk Cumhuriyetlerinde. Çünkü Türk Dünyasına tercüme faaliyetleri Türkiye        kadar değil. Çok yeni. Azerbaycan’da Necip Asım Bey biliniyor. Azerbaycan Milletvekili Ganira Paşayeva ile

Necip Asım hakkında bir sohbet etmiştim.

Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş hocaya gelince; Osmanlı Türkçesi’nin başta Türkiye olmak üzere hem yazı ve hem de okunma dili olarak iltifat ve itibar görmesi üzerine söz konusu uzman hocamızın eserleri alakayla karşılanıyor. Bakü (Azerbaycan), Akmescit (Kırım) ve özellikle Kazan’da (Tataristan) Faruk Kadri Timurtaş rahmetlinin Osmanlıca ve Türk Dili hakkında yazdığı eserler makbule geçiyor. Kazan aynı zamanda önemli bir kültür merkezi olduğundan Kazan’lı Âlimlerin bütün eserleri bir zamanlar Osmanlıca olarak İstanbul’da basılmıştı. Bu eserlerden de çok sayıda örneği Kazan Federal Üniversitesi’ne hediye ettik. Türkçe müfredat programına alındı.

6) Sayın ÇİFTÇİGÜZELİ, sizin Osmanlı Hanedanı ile ilişkileriniz var, tanıdıklarınız var. Tanıştığınız Hanedan üyeleri acaba Kilis ağzıyla mı konuşuyor?

6) Sayın ELMALI, 700 yıl kadar insanımızı ve ülkemizi temsil eden Osmanlı Hanedanına herkesin bir özür borcu var esasında. Topraklarından bir gecede dinlerini ve dillerini bilmediği ülkelere sürgün edilmelerine, çok ciddi bir geçim sıkıntısı çekmelerine, bir kısmının mezar bekçiliği, sürücülük, otopark sorumlusu gibi görevler yaparak ekmek parası kazanmalarına rağmen tek kelime Türkiye hakkında, onları sürgün eden yönetimler aleyhinde açıklama yapmamışlardır. Hep Türkiye özlemi içinde kalmışlardır. Erzurum Milletvekili aziz ağabeyim Rasim Cinisli’nin 1976 yılında TBMM’ne verdiği bir tasarının kanunlaşmasıyla Osmanlı sürgünü gevşetilmiş, önce hanımlar, daha sonra da erkeklerinin Türkiye’ye girmesine müsaade edilmiştir.

1974 yılında İstanbul Kadıköy Göztepe Çemenzar’da otururken karşı apartmandaki komşumuz Sultan Reşat’ın torunu Nazım Osmanoğlu ve eşi Ürdün Kralı’nın yeğeni Prenses Halime Hanım ile maile görüşürdük. Ürdün vatandaşı olarak İspanya’da çalışan Nazım Osmanoğlu Madrid’den İstanbul’a Türk Parlamentosu’ndan kanun çıkınca koşarak gelmişti. Pikinklere bile birlikte giderdik. Üç çocuğu ve birkaç torunu vardı. Ürdün ve Amerika’da yaşayan, yani sürgünden sonra altı nesil geçmişti. Osmanlı Hanedanı Türkçeyi unutmamış ve Saray Türkçe’sini değil günümüz Türkçe’sini konuşuyordu. Mekânları cennet olsun.

Kilis şive veya Lehçesinin Saray Türkçesi olarak yaşanması örneğini ise Şehzade Orhan Selahattin Osmanoğlu’yla birlikte olduğumda gördüm. Babası Ali Vasıb Efendi’nin Yapı Kredi Yayınları’nda neşredilen Bir Şahzedenin Hatıraları adlı kitabı dolayısıyla aileyi tanıyordum. Mehmet Akif Ersoy’un bir süre ikamet ettiği Beylerbeyi’ndeki evde yaşıyordu. Şehzade    Orhan Selahattin, Mehmet Akif’in kiracı olarak bir zamanlar oturduğu müstakil ev, bir şirket tarafından üç katlı bir bina olarak restore edilmiş, girişine de “İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy Bu Evde Yaşamıştır” diye de bir plaket asılmıştı. Evi yönetim kurulu üyemiz Mehmet Rüyan Soydan ile ziyarete gittiğimizde tanıştık Şehzade Orhan Selahattin ile. İngiltere’de bankacılıktan emekli olmuştu.

Üsküdar’da İstanbul yemekleri yapan tek yer Kanaat Lokantası’nda konuk ettik kendisini. İngiltere’den gelip gidiyordu. Çocukları Londra’daydı. Kendisi boşanmış ve bir Türk eşle henüz evlenmek üzere program yapıyordu. Böyle olunca hep İstanbul’da kalacaktı. Nitekim öyle oldu. Türkçeyi tane tane konuşuyordu. Birkaç defa “Gelorum” dedi. “Gidorum” diye sorulara cevap verdi. Pazar alışverişi yapmıştı. “Pazardan gelorum, Beylerbeyi’ne evime gidorum” dedi. Kilis’te de böyle bir dil olduğunu belirttim. Bana bu konuşmanın Saray Türkçe’si olduğunu anlattı. Kendisi Saray’da büyümemiş altı yaşında Kahire’ye sürgüne akrabalarının yanına gitmişti ama Saray Türkçesini de unutmamıştı. Dedi ki: “Kahire’de bizim evde üç dil konuşulurdu. Evde Türkçe, sokakta Arapça, okulda Fransızca…” Her üç dili de biliyordu Şehzade Orhan Selahattin. Zaman zaman değişik vesilelerle birlikte oluyoruz. En son Neslişah Sultan’ın Beşiktaş Yıldız’daki cenaze töreninde ayaküstü sohbet ettik. Kendisine “YÜRÜYÜŞ YOLU” kitabımı imzalayarak ilettim.

7) Sayın ÇİFTÇİGÜZELİ, Kilis kültürü ile ilgilisiniz. Kilis’in son durumunu nasıl buluyorsunuz?

7) Sayın ELMALI, Kilis bir zamanlar medreseleriyle ünlü mantık, felsefe, şiir dalında iddaalı bir konumdaydı. O günkü medreselerin karşılığı bugünün üniversiteleridir, fakülteleridir. Benim neslimin de yetiştiği, hala ayakları üzerinde durabilen Şıh Efendi Tekkesi ve temsilcisi Sait Baytaz Bey bunun en son örneğidir. Yurtiçinden ve dışından ziyaretler ve gelen konuklar bu alakanın örneğini gösterir.

Artık her ilde bir üniversite olduğuna göre, bu kurumlar kentlerin kültürünü de etkiliyor, hata yönlendiriyor. Kilis de bundan ister istemez nasibini alıyor. Maalesef üniversitelerimiz bütün Türkiye’de sadece diploma veriyor, gençleri hayata hazırlayamıyor, iş sahibi yapamıyor, uzmanlık veremiyor, kadro ve kaynak sorununu hatırlatıyorlar. Ancak bu hizmet mazeret kabul etmez. Yani insana yatırım yapamıyor üniversitelerimiz. İnsan endeksli politika üretemiyor. Bunlar olsa zaten sanat, kültür ve medeniyet eylemi içinde bulur insanlarımız kendilerini. Bundan sadece üniversitelerimiz değil, il yönetimi, yerel idareler, eğitim toplumlarımız, sivil toplum örgütlerimiz ve aileler de sorumludur.

O zaman geriye bazı kişi ve kuruluşların şahsi fedakârlıkları kalıyor. Şu an Kilis’te de bütün ülkemizde de yapılan budur, Kültür, sanat ve medeniyet hareketimiz dibe vurmak üzeredir. Yönetimlerin aklı hep AVM ve gökdelenlerle, inşaatlara kaymış durumundadır. Nasıl daha muktedir olabilir ve bu gücümü koruyabilirimin hesabı yapılmaktadır. Yeni bir KİLİS TARİHİ, bir KİLİS ANSİKLOPEDİSİ olmayan bir il’e dönüştü kentimiz. Kilis Kültür ve Sanatı Kilis dışında daha iyi yaşanıyor. İstanbul, Ankara ve İzmir ile Erzurum’da olduğu gibi.

Kilis’te takdirle anılması gereken, örnek çalışmalarıyla bir Şair, yazar, araştırmacı HASAN ŞAHMARANOĞLU ve ABDÜLHAMİT TEKTUNA var. Bir MUHLİS SALİHOĞLU ve ZEYTİNDALI Dergisi mevcut. MAHMUT KAÇARLAR gibi değerli aydınlarımız ve arkadaşları MED CEZİR ile SINIRDAKİLER diye bir dergi yayınlıyorlar. Daha önce de NİDA diye NEBİH KIDEYŞ’in SALKIM dergisini unutmadım. Bir bilge Şairimiz NİHAT FERAH ve bir musikişinas DURMUŞ ÇARPIN Bey var. Bir çırpıda aklıma gelen öteki aydınlarımız Mehmet Nacar, Uğur Elhan, Fikret Oğuztürk, Hüseyin Kılbaş, Ali Genç, Muzaffer Patlakoğlu Hocaefendi.

Maalesef Seyfettin Başçıllar, Nihat Başta, Şevket Bulut, Arif AKÇABAY, Mehmet Turgut, Bahri Zengin, Avni Keçik, Hüseyin Rahmi Yananlı’nın yerine bir yenisini koyamadık yahut ekleyemedik.

Bir noktadan sonra artık insanlar ve kurumlar lokal kalmak yerine evrensel boyutu olan bir konumu tercih ediyorlar. Şu an Türkiye böyle bir dönüşüm yaşıyor. Kilis’te bundan nasibini alıyor.

8) Sayın ÇİFTÇİGÜZELİ,  Kilis’te bir kültür ve edebiyat dergisi yok, televizyon yok, sinema yok, kısacası sosyal bir yaşantı yok. Bu konuda ne yapmak lazım?

8) Sayın ELMALI, Kilis’in bir televizyonunun; ilim, edebiyat, sanat ve kültür dergisinin,  sinemasının olmaması sosyal hayatı yeterince yaşamaması anlamına gelmez. Eğer insana yatırım yapmadınız ise her sokakta bir holdinginiz de olsa faydası yeteri kadar yansımaz. Bir Almanya seyahatimde Frankfurt yakınlarındaki bir köy otelinde kalıyorduk. Pazar sabahı köyde büyük bir coşku vardı. Bizler bir festival veya düşman işgalinden kurtuluş günü falan kutlamaları diye düşünürken otel müdürü, “Hayır” dedi. “Belediyemiz çevremizdeki köyler dâhil bölgemizin en yaşlısı Henri Amcanın 80. yaş gününü kutluyoruz” diye açıklama yaptı. Şaşırıp kaldım insana verilen değere, yaşlıya biçilen öneme. Hırslar, mal-mülk biriktirmeye, şan şöhret sahibi olmaya, unvan ve makama endekslemeye değil, iktidarını korumaya hiç değil insandan yanı olmalı. Dinimizde de öyle dünyada bıraktığın miraslar içinde hayırlı evladın var mı araması da bir insana yatırımdır.

Kilis Ortak Akıl Platformu’nun çalışmaları da önemli. Kilis’teki Suriye Raporu Amerikalıların bile dikkatini çekerek görüş aldı, yerel otoritenin tersine. Yerel Yönetimler Raporu da öyleydi. Keşke her ikisi de kitaplaştırılsa, arşivlerde yerini alabilse. İnternetten okuduğumda emeği geçenleri kutladım.

Kilisli olmamasına rağmen kentimizde ilk defa bir uluslararası çalışma yapan, insanımıza sahip çıkan, değerlerimizi hatırlatan Yrd. Doçent Dr. Hasan Şener’i de minnetle anmak gerek. Uluslararası Kilisli Muallim Rıfat Bilge Sempozyumu tebliğlerinin yayınlanması da bir o kadar önemliydi. Yine Hasan Şener’in Elazığ Fırat Üniversitesi’ne transfer edilmesine rağmen Kilisli Zihni Divanı’nın günümüz Türkçesi ve orijinaliyle birlikte yayınlaması da bir hazineyi ortaya çıkarması kadar ehemmiyet arz ediyor değerlerimiz, insanlarımız ve bölgemiz açısından.

Gerek Fransız işgalinden kentimizin kurtuluş yıldönümlerinde ve gerekse Mercidabık Zaferi kutlamalarının sene-i devriyesinde başta Kilis olmak üzere İstanbul, Ankara, İzmir’de özel sayılar çıkarılarak bu tarihi günde değerlendirmeler yapılarak bir sonraki nesle bilgi ve belgeler aktarılırdı. Hatta bu amaçla Kilis’te Mercidabık Zaferini Kutlama ve Dayanışma Derneği kurmuş, özel bir Mercidabık Dergisi yayınlamıştık. Mercidabık çok önemli bir tarihi dönüşümdür. Dünyada Belçika’da Vater-Loo, Kırım Sivastopol’da Panorama ve en son İstanbul’da Panorama 1453 Müzeleri olmazsa olmazlardan. Mercidabık Savaşı’nın gerçekleştirdiği Kilis’in Tilhabeş (Yavuzlu) beldesinde böyle bir anıt müze yapılması kültür turizmciliğinin vazgeçilmez bir parçası olacaktır. Çünkü bu verdiğim üç örnekte de tur operatörleri konuklarını ancak epeyi bir süre beklettikten sonra bu müzeleri parasıyla gezdirebiliyorlar. Denemesi mümkün herkes için.

9) Sayın ÇİFTÇİGÜZELİ, Anadolu şehirlerini dolaşıyorsunuz. Sivas, Malatya, Elazığ ve diğer vilayetlerle Kilis’i mukayese eder misiniz?

9) Sayın ELMALI, Elbette Dünya Dili Türkçe için hem ülkemizi, hem dünyayı dolaşıyorum, sağlığım elverdiği nispette böyle faydalı bir hizmeti sürdüreceğim. Gelişmiş ülkelerde milletvekili olan her politikacının onlarca danışmanı vardır. Bunlardan hiçbiri yakını ve akrabası falan değil, tümü dallarında ekonomide, teknolojide, edebiyatta, sanatta, kültürde, gelişmeleri takipte, eğitimde, dış ve iç politikada uzman kişiler. Çünkü milletvekilleri her konuyu bilmez, danışmanlarının raporlarıyla karar verir, program yapar, partilerine ve hükümetlerine faydalı olurlar. Atama, tedavi, kredi ile uğraşmaz, kişi ve kuruluşlar arasında ayırım yapmaz, bir sonraki dönem milletvekilliği garantisi için zaman sarf etmez, tam tersine proje üretir. Bizde hukuk devleti olamamamız, çağdaş demokrasinin yerleşememesi, insan haklarını öne çıkaramamamız, hayattakilere ve çevreye öncelik veremememiz, çağdaş ve uzman olamamamız hükümetlerin işini kolaylaştırıyor, milletvekillerini otoriteye tam bağımlı hale getiriyor. Bütün partiler için bu böyle. Parti yönetimi müsaade etmedikçe vekiller önerge veremez, konuşma yapamaz, açıklamalarda bulunamaz. Böyle bir durum vekilleri kolaycı yapıyor; üretmiyor, okumuyor, sorgulamıyor, liderin yakını gibi görünmek ona yetiyor da artıyor bile!… Oh ne keyfi! Bir de şu var Resul buyuruyor ve diyor ki: “Her toplum layığı ile yönetilir.” Üç senedir devam eden Suriye iç savaşında en önemli projeleri bölge barışı için sınır milletvekilleri üretmeliydi. Hükümete faydalı, soruna lokomotif olmalıydılar. Öyle oldu mu?

10) Sayın ÇİFTÇİGÜZELİ, Kilis kültürünün ve edebiyatını bu kötü durumdan kurtarmak için, Kilis Valiliği, Kilis 7 Aralık Üniversitesi, Kilis Kültür Müdürlüğü ve Kilis Belediyesi ne yapmalıdır görüş ve istekleriniz nelerdir?

10) Sayın ELMALI, Yok öyle kolaycılık?! Bananecilik, başını çevirme! “Kentimizin kültür ve edebiyatını kötü durumdan kurtarmak için ne yapmalıyız” sorusuna gazeteciler değil, eğer durum tespiti yapmışlar ve kabullenmişlerse Kilis’i yönetenler, idaresinde sorumluluk alanlar sormalı. Ayrıca böyle bir reçete de yok. İnsana yatırım ve insan endeksli proje üretmek de öyle hemen olmuyor. Boyacı küpüne batırıp çıkarınca amacınıza ulaşamıyorsunuz.

Beynimizin zonkladığını hissetmedikçe hiçbir sorunun üstesinden gelinmez. En başarılı olmak ise günümüzde hiç olmazsa mevcudu korumak ile olur. Şu an bunda bile zorlanıyoruz. Maalesef. Kentimizde değil ülkemizde bile fikir fukaralığı çekiliyor, düşün adamlarının eksikliği hissediliyor. Padişaha, “Ben sizin ahiretinizden de sorumluyum, bu tasarrufunuz doğru değil” diyen; hiçbir zaman görevden alınamayan, etek öpmeyen, saygısını temenna ile ifade eden Şeyhülislamlar Ebussuud Efendi, Akşemsettin, Molla Gürani ve Zembilli Ali Efendiler artık yok. Sorun da burada. Sivil toplum güçlenmedikçe, İlmimiz gelişmedikçe, uzmanlarımız icatlarda bulunmadıkça, üretmedikçe, yenilikler getirmedikçe ve paylaşmadıkça böyle fotoğrafları hep göreceğiz…

cemal

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.