Dolar 8,4613
Euro 10,0729
Altın 498,23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 39°C
Sıcak
Kilis
39°C
Sıcak
Cum 39°C
Cts 40°C
Paz 40°C
Pts 41°C

Kilis Kültürüne Hizmet Edenlerle Söyleşi

Kilis Kültürüne Hizmet Edenlerle Söyleşi
REKLAM ALANI
A+
A-
14.02.2015
38
ABONE OL

Ahmet ELMALI

 

Kilis Kültürünün Temel Taşları: İbrahim BEŞE

 

1) Sayın İbrahim BEŞE, Kilis doğumlusunuz ama uzun yıllardır Ankara’da yaşıyorsunuz. Bize hayatınızı anlatır mısınız?

1) Sayın ELMALI, 1950 yılında Kilis’te doğdum. İlköğrenimi Kemaliye İlkokulu’nda, orta öğrenimimi Kilis Ortaokulu ve Kilis Lisesi’nde yaptım. 1976 yılında İstanbul Eczacılık Yüksek Okulu’ndan mezun oldum. Üç yıl Kilis’te serbest eczacılık yaptıktan sonra Ankara’ya yerleştim ve burada serbest eczacı olarak çalıştım. Bir yıl önce emekliye ayrıldım. Askerlik görevini Gaziantep’te 5. Zırhlı Tugay’da 1980 yılında tamamladım.

Ankara Kilis Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği ve genel sekreterliği görevlerinde bulundum.

1995-2003 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde siyasi danışmanlık yaptım.

“İşgalden Kurtuluşa KİLİS 1918-1921”, “Cumhuriyet Öncesinde ve sonrasında KİLİS” isimli yayınlanmış iki kitabım var. Sayın Sait Tokuşoğlu’nun “Kilis Bağcılığının Tarihçesi” isimli kitabını yayına hazırladım.

Eczacı Gülsabah ile evliyim. Kızım Evrim ABD Washington’da IMF’de ekonomi uzmanı, oğlum Mehmet Ankara’da serbest içmimar olarak çalışmaktadır.

2) Sayın beşe, tarihle ilgilisiniz. Kilis Kuvayi Milliyesii yazdınız, belgeleri toplarken zorlandınız mı?

2) Sayın ELMALI, Kilis ile ilgili milli mücadele dönemine ait yeterli belgeye maalesef sahip değiliz. Buna sebep olarak, Kilisliler (genel olarak Türklerde olduğu gibi) tarih yapmış, ancak yazmamışlardır. Milli mücadele döneminde okur-yazar oranının çok düşük olması da yeterince belgenin oluşturulmasını engelleyen bir başka faktör olmuştur. Eldeki bilgi ve belgeler katılanların anlattıkları, Ahmet Rami Atan (Müştaki Hürriyet) gibi birkaç kişinin genelkurmaya gönderdikleri, kaymakamlık, belediye ve askeri ceride gibi resmi yazışmaları ile sınırlı kalmaktadır. Yine Kilis Kuvayi Milliye Havalı Komutanı Süvari Yüzbaşı Kâmil Polat (Polat Paşa) o döneme ait bilgi notlarını ve belgeleri, anılarını yazmak için kendinde toplamış, ancak bunu da yapamayınca birçok değerli belge heba olmuştur.

Sonuç olarak, “İşgalden Kurtuluşa KİLİS” 1918-1921 kitabını hazırlarken çok sayıda tarihi kitap, arşiv araştırdım, bilgilere parça parça ulaşabildiğimi söylemeliyim. Buna rağmen ulaşılan çok değerli bilgi ve belgelere bakıldığında, Milli Mücadele döneminde Kilis’in mücadeledeki üstün çabaları, fedakârlıkları, coğrafi ve stratejik konumunun önemi anlaşılmaktadır. Bu önemi askeri belgeler ve konuya hâkim kişiler açıkça ortaya koymaktadır.

Kilis’in milli mücadeledeki yeri, coğrafi konumunun stratejik olması bakımından da önem arz etmektedir. Kilis’in, eyalet merkezi ve paşa sancağı Halep’e yakın yerleşim yeri olması, deniz bağlantısının Kilis üzerinden Kilis üzerinden yapılması, ipekyolu üzerinde bulunması gibi sebeplerle işgal güçleri Kilis ve çevresinde her zaman büyük. Askeri güç bulundurmuşlardır. Antep’in uzun süre işgale direnmesinin ana sebebi de önce Şahin Bey, sonra da Kamil Polat Bey güçlerinin düşman kuvvetlerinin Kilis’ten Antep’e intikalini önlemeleri ve birçok Kilisli komutanın Antep içinde direnişi örgütlemesinin önemi büyüktür.

Bir önemli konuda 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nden önce, daha henüz ortada işgal yokken ve Kilis’in sosyal, ekonomik ve güvenlik açısından iflas etmiş Osmanlı Devleti (İstanbul) ile irtibatı kopmuşken, şehri güvenliği sağlamak için, bir protokol ve düzen içerisinde milis güçler oluşturması (ki bu milis güçler işgalde Kuvayi Milliye teşkilatının esasını teşkil edecektir) ve sosyal hizmetlerin de karşılanması için Kilis’in ileri gelenleri, kanaat önderleri tarafından kurulan Cemiyet-i İslamiye örgütünün kurulması çok anlamlı ve önemlidir.

28 Ekim 1918’de Katma’dan Kilis’e gelen Mustafa Kemal Paşa bu örgütlenmeleri görmüş, beğenmiş, takdir edici ifadelerde bulunmuştur. Kilislilerin bu teşkilatlanmasını Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Yayınları, Türk İstiklâl Harbi Güney Cephesi, Ank. 1966 yayınları IV cilt, 48. sayfasında şu ifadelerle anlatılıyor: “Türk Ordusu Suriye’den çekilirken, bölgede İngilizler ve kişisel çıkarları peşinde koşan Arap ileri gelenleri tarafından kandırılan veya para ile satın alınan bazı Arap aşiretleri, Türk’ler aleyhinde harekete geçmek suretiyle düşmanlıklarını göstermeye başladılar. Özellikle Halep’in işgali üzerine bu taşkınlıklar daha da arttı. Türkler buna karşı tedbir almak üzere bir taraftan cephane tedarikine devam ederken diğer taraftan da para toplamakta idiler. Bu çalışmaları da haber alan Yıldırım Orduları Gurubu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, o sırada Kilis’e uğrayarak çalışmalardan memnun olduğunu belirtmiş, silah ve cephane yardımında bulunacağına söz vermişti.”

Mustafa Kemal Paşa, Kilislilerin şehirlerinin güvenliğini ve sosyal hayatını koruma yolunda gösterdikleri azmi ve oluşturdukları tedbirleri daha sonra üç yerde örnek göstermiştir.

1) Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi, 26 Kasım 1919 tarihli toplantısının ikinci celsesinde iaşe işlerinin sağlanması konusunda görüşmesi sırasında Kilis’in ismini vererek bu girişimleri örnek olarak göstermiştir.

2) Kurtuluştan sonra Gazi Paşa Hazretleri Halep notlarını alırken, yanında hazır bulunan Ali Cenani Bey (TBMM 1. Dönem, 2. Dönem ve 3. Dönem’de Gaziantep Milletvekilliği yaptı. Ali Fethi Okyar Hükümetinde ve 3’ncü İnönü Hükümetinin başlangıcında Ticaret Bakanlığı yaptı.) Mustafa Kemal’in milli mücadele sırasında alınacak önlemler için kendisine önerilerde bulunurken, Kilis’i örnek gösterdiğini hatırlatmıştır. (Kaynak Utkan Kocatürk) Kaynakçalı Atatürk Günlüğü Doğumundan Ölümüne Kadar, İş Bankası yayını) Kaynak: Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Bana Anlattıkları S.64)

3) Mustafa Kemal Paşa, Adana’ya geldikten sonra, halkta milli mukavemet fikrini uyandırabilmek için bölgenin belli başlı kişileri ile toplantılar düzenlemiştir. (Kasım 1918) Bölgenin ileri gelenlerini ve söz sahibi kişilerini makamına davet ederek durumu iyi görmediğini, itilaf devletleri ile akdedilen mütareke hükümlerine kendilerinin riayet etmediklerini, daha ağır şartlar altında memleketi ezeceklerini, bu yüzden büyük felaketlere maruz kalan memleketlerden birisi olan Adana’nın büyük zayiata uğrayacağını şimdiden işgal kuvvetlerine karşı koymak ve hazırlıkta bulunmak için aralarında teşkilat kurmalarını, münasip yerlerde siper kazmalarını, lazım gelen silah ve malzemenin kendisi tarafından temin edileceğini söylemiş (Kaynak: Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, Milli Mücadele, İstanbul 1961, S71), (Kaynak: Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Tenden Doğuşu, Çev. Necdet Sander, İstanbul 1984, S 213) ve Kilis’i örnek göstermiştir.

Bir diğer çok önemli konu da İzmir’in işgali sırasında Kilislilerin protesto eylemleridir. İzmir’in işgalinden bir süre önce, Kilis’e kent dışından gelen bir gösteri ekibi, halkı eğlendirmek için her gece oyunlar sergiliyordu. Bu oyunun bir bölümünde Eleni isimli bir Rum şarkıcı kadın da “Oh! Oh! Yârime de maşallah. İzmir’de buluşuruz inşallah” nakaratlı bir şarkı söylüyordu.

15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgal haberi, o zamanki koşullarda ancak iki gün sonra 17 Mayıs 1919 günü Kilis’e ulaşmıştı. Bu haber üzerine Heveskarani Maarif Cemiyeti üyeleri Turan mektebinde toplandı. Toplantının konusu, İzmir’in işgal edilmesinin protesto edilmesiydi. Bir miting düzenleyerek İzmir’in işgalini protesto etmek istediler. O günkü Kilis yöneticileri tarafından izin verilmeyince söz konusu tiyatroyu gece bastılar. (Kaynak: Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal İsyan, cilt III, s. 529.) Ertesi gün de protesto mitingi düzenlediler. (Kaynak: Hasan Kamil Demirbaş, Kuvayi Milliye Mecmuasında yayınladığı, Ana Hatları ile Kilis Mücadelesi, 1959)

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a gelişinin henüz birinci ayında yaptığı yazışmaların arasında milleti uyandırmaya yönelik olanlar da mevcuttur. Bu yazışmalar özellikle mülki amirlerle gerçekleşmede ve özellikle halkın ilgisinin Yunan işgaline çekilmesi vurgulanmaktadır. Nutuk’ta bu yolla ortak bir duygu yaratmayı hedeflediğini belirten Mustafa Kemal, daha sonra da bu duygu yoğunluğunu Kurtuluş mücadelesinde kullanacaktır. Aşağıdaki telgraf metninde bu duygu yoğunluğunun kontrollü olarak oluşturulmasını istemektedir.

“Dikkate değer bir noktadır ki, İzmir’in, onun arkasından da Manisa ve Aydın’ın işgali ile yapılan saldırı ve zulümler hakkında millet daha aydınlanmamış, milli varlığa vurulan bu korkunç darbeye karşı açıktan açığa herhangi bir tepki ve şikâyet     göstermemişti. Milletin bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalması, elbette kendi lehine yorumlanamazdı. Onun için milleti uyarıp harekete geçirmek gerekirdi. Bu maksatla 28 Mayıs 1919 tarihinde valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara, Erzurum’da 15’nci Kolordu, Ankara’da 20’nci Kolordu ve Diyarbakır’da 13’ncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya’da Ordu Müfettişliği’ne şu yolda birer genelge gönderdim.”

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Paşa’nın genelgesinden on iki gün önce Kilisliler uyanmış ve İzmir’in işgaline tepkilerini koymuşlardı.

3) Sayın BEŞE, Gaziantep Üniversitesi ve Atatürk Kültür Merkezi Urfa’yı, K.Maraş’ı Antakya’yı göz önüne aldıkları hâlde Kilis’in çalışmalarını yok sayıyorlar ve Kilis’i çağırmadılar. Bu konuyu açıklar mısınız?

3) Sayın ELMALI, sizin de sözünü ettiğiniz, Gaziantep’te “25-27 Aralık 2013 tarihleri arasında, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğü ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü işbirliğinde “Milli Mücadele’de Güney Bölgesi Sempozyumu’na Kilis’in davet edilmemesi konusunda sempozyum komitesine aşağıdaki yazıyı gönderdim.

MİLLİ MÜCADELE’DE GÜNEY BÖLGESİ SEMPOZYUMU

İnternet üzerinden yapılan açıklamada, “25-27 Aralık 2013 tarihleri arasında, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğü ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü işbirliğinde “Milli Mücadele’de Güney Cephesi Sempozyumu” düzenleneceği duyurulmaktadır.

“Sempozyum Çağrısı” başlığı ile yapılan açıklamada, “Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğü ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü işbirliğinde 25-27 Aralık tarihleri arasında Gaziantep’te Milli Mücadele’de Güney Bölgesi” Sempozyumu düzenlenecektir.

1. Dünya Savaşı’ndan sonra işgal edilmeye başlanan vatanın her karesinde bu işgallere karşı onurlu bir mücadele örneği gösterilmiştir. Bu mücadelenin kilit noktalarından birisini de Güney Bölgesi oluşturmaktadır. Bu büyük mücadele destanının en önemli parçalarından olan Güney Bölgesi’ni her yönüyle inceleyecek olan geniş katılımlı bir sempozyum düzenlemeyi planlamaktayız.

Cumhuriyet tarihi üzerine çalışan akademisyenler ve araştırmacıların bir araya getirilmesine vesile olacak bu sempozyumun Cumhuriyet tarihimizle ilgili yeni bilgi ve fikir üretimine katkı sağlaması ve ülkemizin yakın dönem tarihine ışık     tutması en büyük temennimizdir.

Aşağıda sempozyumda yer alması planlanan konu başlıkları için bir çerçeve sunulmuştur. Bildiri konularının, sempozyum genel çerçevesine uyması ve ana tema dışına çıkmaması kabulü için ön şarttır.

Sempozyuma katılmanızı diler, saygılar sunarız” denilmektedir.

Açıklamanın “Bildir Alt Başlıkları” kısmında ise, Milli Mücadele’de Güney Bölgesi olarak, Adana, Urfa, Maraş, Antep, Antakya, Suriye ve Lübnan olarak belirlenmiştir. Sempozyumun tanıtım afişinde sayılan bu illere ilaveten, Mersin, Diyarbakır, Mardin, Halep, Beyrut Şam, Musul ve Kerkük gösterilirken, Kilis her iki bölümde da yer almamaktadır.

Kilis’in Milli Mücadeledeki yerinin, 1. Dünya Savaşı’nın sonundan itibaren Güneydoğu Anadolu’da verilen mücadelenin önemli bir parçası olduğu gerçeğinden hareketle, söz konusu sempozyumun bildiri başlıklarına Kilis’in de dâhil edilmesinin, konunun daha iyi anlaşılması, değerlendirilmesi ve doğru tarihi sonuçlara ulaşılması bakımından önemli ve gerekli olduğunu düşünüyorum.

Bu amaçla, Kilis’te Milli Mücadele döneminde gelişen önemli olayları kısaca hatırlayacak olursak:

1- Osmanlı Kaynakları (Halep Salnameleri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi), gezginlerin seyahatnameleri (Evliya Çelebi, Dr. Şerafettin Magmumi), batılı diplomat (Mark Saykes), asker kişilerin (Genelkurmay yayınları ve arşivleri) ve tarihçilerin Kilis hakkındaki raporları, incelendiğinde 1. Dünya Savaşı öncesine kadar Kilis’in, Güneydoğu Anadolu’da bulunan ve işgale uğrayan illerden, sosyal, ekonomik, askeri demografik, eğitim, coğrafi ve stratejik önem açısından hiçte geri olmadığı, hatta ileri olduğu görülecektir.

2- Birinci Dünya Savaşının son çarpışması Suriye cephesinde, 26 Ekim 1918’de, Halep’in kuzeyinde, Kilis’in güneyinde Katma bölgesinde, Mustafa Kemal Paşa’nın Komutanı olduğu VII. Ordu ile İngilizler ve Araplar arasında olmuş, düşman Anadolu kapılarında durmaya mecbur edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın gelinen noktayı; “Antakya-Dercemal-Ahterin Uzantısında       bir savunma hattı tesis ve tespit ettim. Bu hatta İngilizler ve Araplar coşkuyla saldırdılar. Fakat mağlup ve münhezim oldular. Düşman bu hattı zorla geçememiştir. Bu hattı Misak-i Milli sınırlarının başlangıcı kabul ettim.” Sözleri ile özetlemesi Kilis ve çevresinin önemini belirtmektedir.

3- Yine Mustafa Kemal Paşa’nın, 03 Kasım 1918 tarihinde 580/20 No’lu (Gayet Gizli) işaretli şifre ile 2. ve 7. Ordulara, Adana Hat Komutanlığı Müfettişliğine ve Valiliğe gönderdiği genel emirde, “İskenderun ve Antakya, Cebelsem’an ve Kilis havalisinin Türklerle meskûn olduğu ve Halep havalisinin dörtte üçünün Arapça konuşan Türk olduğu her vesile ile hatırda tutulmalı ve her davada bu esas ittihaz edilmelidir. (Kaynak: Genelkurmay Harp Dairesi Yayını, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı) sözleri Kilis’in önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

4- Birinci Dünya Savaşı sonunda Arap ve Ermeni çapulcular sık sık köyleri basıyor ve Kilis’in bağlarına, zeytinliklerine ve bahçelerine saldırarak yağmalıyorlardı. (Kaynak: T.C. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, 1050-31, DH. UMVM. 154/105-l) Kilis’in yönetici, eşraf ve kanaat önderleri, Nizip ve Antep’te de olduğu gibi “Cemiyeti (Cemeat-i) İslamiye” adı altında bir cemiyet kurdular. Cemiyeti İslamiye, kentin Arap ve Ermeni çalpulculara karşı korunmasını sağlayan milis güçler oluşturdu ki daha sonra da işgal güçlerine karşı mücadele eden Kuvayi Milliye güçlerine parasal, iaşe ve istihbarat yardımları yapan bir kuruluş olmuştur. (Kaynak: Sahir Üzel, Gaziantep Savaşının İçyüzü, Ankara, 1952, S. 10 Kaynak: Arsen Avagyan, Çerkezler, Belge yayınları, İstanbul 2004., S. 215)

 

5- Mustafa Kemal Paşa’nın, Mondros Mütarekesi’nin hemen öncesinde Kilis’e verdiği önemi göstermesi bakımından dikkate değerdir. Bu ziyaret ile ilgili olarak, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığınca yayınlanan, “Birinci Dünya Harbi, Sina-Filistin Cephesi” adlı kitapta şu bilgiler verilmektedir: “Arap grupların, Müslimiye’den Antep istikametlerini tuttuklarına ve bunları İngiliz kuvvetlerinin takip etmekte olduklarına dair bilgi alınması üzerine 1. Ordu Kumandanı, 28 Ekim 1918 akşamı Kilis’e giderek, orada gereken teşkilatı kurmuş ve Antep’teki komutanlığa gerekli emirleri vermiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın Kilis’e gelişinden sonra Kilis’te ikinci bir milis güç oluşturulmuştur.”

Yine Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Yayınları “Türk İstiklâl Harbi Güney Cephesi, Ank, 1966, C, IV, Sayfa 48’de” Mustafa Kemal Paşa’nın Kilis’i ziyareti, “Türk Ordusu Suriye’den çekilirken, bölgede İngilizler ve kişisel çıkarları peşinde koşan Arap ileri gelenleri tarafından kandırılan veya para ile satın alınan bazı Arp aşiretleri, Türkler aleyhinde harekete geçmek suretiyle düşmanlıklarını göstermeye başladılar. Özellikle Halep’in işgali üzerine bu taşkınlıklar daha da arttı. Türkler buna karşı tedbir almak üzere bir taraftan cephane tedarikine devam ederken diğer taraftan da para toplamakta idiler. Bu çalışmaları da haber alan Yıldırım Orduları Gurubu Komutanı Mustafa Kemal Paşa o sırada Kilis’e uğrayarak çalışmalardan memnun olduğunu belirtmiş, silah ve cephane yardımında bulunacağına söz vermişti” ifadeleri ile anlatmaktadır.

28 Ekim 1918’de, Mustafa Kemal Paşa’nın Kilis’i ziyareti sırasında şehri korumakla görevli Kilisli milis kuvvetlerce karşılanması üzerine bu teşkilatlanmadan memnuniyet duymuş ve bunu, “İlk ayak bastığım Türk şehrindeki bu uyanıklığa cidden hayran kaldım. Ve bir daha iman ettim ki bu millet as    la ölmeyecektir. Var olun aziz Kilisliler” ifadesi ile belirtmiştir.

Mustafa Kemal Paşa Kilislilerin milis güç oluşturarak şehirlerini savunma azimlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi görüşmelerinde (Türk Tarih Kurumu Yayınları, Heyeti Teslimiye Tutanakları, XVI; Dizi, S. 26), Ali Cenani Bey’le karşılaşmasında (Kaynak: Utkan Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü Doğumundan Ölümüne Kadar), (Kaynak. Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Bana Anlattıkları, S. 64)

Adana ileri gelenlerine yaptığı konuşmada örnek göstermiştir. (Kaynak: Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, Milli Mücadele, İstanbul 1961, S. 71), 24 (Kaynak: Lord Kiross, Atatürk Bir Milletin Tenden Doğuşu, Çev. Necdet Sander, İstanbul 1984, S. 213)

6- Tarihçi Uluğ Iğdemir, Atatürk’ün Yaşamı, 1881-1918. Ank. 1980. kitabının birinci cildi. 136’ncı sayfasında, Kilis’te kurulan teşkilatın başlangıcını şu sözleri ile açıklamaktadır. “Kilis’e 43. Tümenden küçük bir müfreze gönderildi. Bu müfreze orada kurulacak teşkilatın çekirdeğini teşkil edecekti.”

7- Birinci Dünya Savaşı sonunda İngilizlerin destekleyip kışkırttığı Faysal, “Büyük Arap Devletinin” kurulacağı ve kendisinin kral yapılacağı hayali ile Kilis Belediyesine bir mesaj gönderip, Kilis’in kendilerine katılım kararı almalarını isteyerek, hükümetin Bâblı bir kişiye teslimini isteme cüretkârlığını göstermiştir. Ancak Belediye Başkanı Osman Fazlıağaoğlu başkanlığında toplanan Belediye Meclisi, bu isteği reddetmiş ve bu tür girişimlere silahla karşılık verileceği bildirilmiştir. Bu isteği destekleyen bazı aşiret reislerine de gereken ders fiilen verilmiştir.

8- 15 Aralık 1918 günü (bazı kaynaklar 06 Aralık 1918 olarak vermektedir) Kilis’in İngilizler tarafından işgali, Kilis Ermenileri tarafından büyük coşku ile karşılandı. 22 Şubat 1919’da Halep’te meydana gelen karışıklıkları Ermenilerin, bu olayların Kilislilerin tahriki sonucu çıktığını ihbar etmeleri üzerine Kilis’te 16 kişinin tutuklanmasıdır. (Kaynak: Genelkurmay Başkanlığı Harp Dairesi Yayınları, Türk İstiklâl Harbi Güney Cephesi, Ank. 1966, C IV, S. 48) bunun üzerine Kilis’te Meclis İdare Azası Neci Zade Burhan Efendi, Dağlı Ahmet Bey (Ahmet Muhtar Karabey) işgal kumandanına giderek tutuklanmaların ve baskıların vahim bir hal aldığını, halkın infial içerisinde olduğunu ve doğacak olaylardan işgal güçlerinin sorumlu olacağını ültimatom olarak bildirmişlerdir. Günler geçtikçe İngiliz İşgalcilerin baskıları daha da artıyordu. Buna karşılık Kilisliler, İşgalci İngilizlere isteklerini yazılı olarak bildirdiler. (Kaynak: Şinasi Çolakoğlu, Kilis Kurtuluş Direniş ve sonrası S. 44)

Bu bildiri;

1) Türk Bayrağının her yerde her zaman dalgalanması,

2) Hükümetin Türk ve Müslümanlar tarafından idare edilmesi,

3) Emniyet tertibatı alacak İngiliz gücünün miktarının bir bölüğü geçmemesi. (Kaynak: Sacit İpekçioğlu. Kilis’te Milli Mücadele ve Gerilla S. 13) olarak özetlenebilir.

9- “1915 Sevk ve İskân Kanunu” ile Suriye’ye göç ettirilen Ermeniler, Mondros Mütareke’sinin imzalanmasından sonra, şartların lehlerine oluşacağı düşüncesi ile eski yerlerine geri döndüler. Bu sırada Fransızlar işgal ettikleri bölgelerde gönüllü Ermeni taburları oluşturmaktaydılar. Bu sebeple Ermeniler gönüllü yazılmak üzere Suriye’den, Anadolu’ya gelmeye başladılar. Gönüllü yazılmak için, Ocak 1919’da, 400 kişiden oluşan bir Ermeni kafilesi, Halep’ten İngiliz askerlerinin korunmasında yola çıktı. Bu kafile Kilis mıntıkasından geçerken Kilis’in köylerine baskınlar düzenleyip sivil halkı katlettiler. (Kaynak: Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.) HR. SYS. 2602/1, Belge No. 24)

 

10- Kilisli gençler İstanbul’da yaşayan hemşerilerinin işgale karşı harekete geçmesini isteyip, İstanbul Hükümetine de bir telgraf çekerek; İngiliz işgaline karşı çıkılmasını, aksi halde ülkenin geleceğinin karanlık olduğunu, Kilis ve çevresinde yaşayan bazı azınlıkların (Araplar ve Ermeniler) hayaller peşinde olduğu vurgulayarak, Kilis halkının büyük çoğunluğunun Türk olduğunu belirtmişlerdir. Bu telgraf Tasvir-i Efkâr Gazetesinin 21 Mart 1919 tarih, 2687 sayılı nüshasında yayınlanmıştır.

11- İngiliz işgalcilerin baskılarını arttırmaları üzerine, Belediye Başkâtibi ve Maliye tahsildarı olan Ahmet Rami Atan tarafından “Müştaki Hürriyet” kod adı ile imzalı bir işgali protesto bildirisi hazırlayarak Kilis’in sokaklarına asıldı. (Kaynak: Harp Tarihi D. Arşiv No: 5/7723, Dosya No: 227)

12- 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgal haberi, o zamanki koşullarda ancak iki gün sonra 17 Mayıs 1919 günü Kilis’e ulaşmıştı. Kilisliler miting düzenleyerek İzmir’in işgalini protesto etmek istediler. Bunun için Kaymakama başvurup izin istediler. Ancak bu sırada Kilis’in vatansever Kaymakamı İbrahim Süreyya Bey bu tarihten önce kaymakamlık görevinden is tifa ederek ayrılmıştır. Yerine gelen Kemal Amil Bey ismindeki idareyi maslahatçı Kaymakam Kilisli gençlere, “Zaten işgal altındayız, bir de siz sorun çıkarmayın” diyerek, Jandarma Kumandanı Yusuf Ziya Bey’e gençlerin dağılması için emir vermişti. Ancak Kilisli gençler, şehirde gösteri yapan ve günlerdir, “Oh! Oh! Yârime de maşallah İzmir’de buluşuruz inşallah” diye bir şarkı söylenen Rum tiyatrosunu basarak protesto eylemini gerçekleştirirler. (Kaynak: Hasan İzzettin Dinamo, “Kutsal İsyan”, 3. cilt, S. 529), (Kaynak: Hasan Kâmil Demirbaş, Ana Hatları ile Kilis Mücadelesi, 1959)

Birkaç gün sonra da Kilis’te Tekye Camii önünde, bütün Kilis halkının katıldığı ve coşku ile destek verdiği işgali protesto miting düzenlenmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta İzmir’in işgalini protestosu için şunları yazacaktır; “Dikkate değer bir noktadır ki, İzmir’in, onun arkasından da Manisa ve Aydın’ın işgali ile yapılan saldırı ve zulümler hakkında millet daha aydınlanmamış, milli varlığa vurulan bu korkunç darbeye karşı açıktan açığa herhangi bir tepki ve şikâyet gösterilmemişti. Milletin bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalması, elbette kendi lehine yorumlanamazdı. Onun için milleti uyarıp harekete geçirmek gerekirdi. Bu maksatla 28 Mayıs 1919 tarihinde valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara, Erzurum’da 15’nci Kolordu, Ankara’da 20’nci Kolordu ve Diyarbakır’da 13’üncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya’da Ordu Müfettişliği’ne şu yolda birer genelge gönderdim.”

Kilisliler Mustafa Kemal Paşa’nın genelgesinden on iki gün önce protesto eylemlerini ortaya koymuşlardı.

13- İngiliz işgalcilerin baskılarını arttırmaları üzerine, Belediye Başkâtibi ve Maliye tahsildarı olan Ahmet Rami Atan tarafından “Müştaki Hürriyet” kod adı ile 12 Nisan 1919 günü bir bildiri hazırlayarak Kilis’in sokaklarına asıldı. Bu bildiride    şunlar yazılı idi:

“Mütareke koşullarına aykırı olarak şu kutsal vatan parçası işgaliniz altına girdi. Hakkı ve gerçekleri, kanunları, insanlık onurumuzu ayaklar altına alıyorsunuz. Günahsız, yoksulları ağlamaktan geri kalmıyorsunuz. Sizi yakından tanımış olduk.

İslamiyet’in daima onur kaynağı olan Türklerin zalimce, hatta vahşice işkencelerinize maruz kalması ne gibi bir meziyete sahip olduğunuzu bizlere göstermiştir. Bunun sizlere pek pahalıya mal olacağına inanmalısınız. Başka başka soydan gelenleri birbirine düşürerek çizdiğiniz melanet programını memleketimizde uygulayamayacaksınız. Çünkü bu topraklar Türk’tür ve Türk kalacaktır.” (Kaynak: Harp Tarihi D. Arşiv No:5/7723. Dosya No: 227)

14- Kilis’in İngiliz işgalinden Fransız işgaline devredileceğini duyan halk, buna tepki göstermiş ve Mevlevihane önünde büyük bir katılımın sağlandığı bir miting düzenlenmişti. (Kaynak: Genel Kurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Arşivi, Kutu No: 270, Gömlek No: 38, Belge No: 38-2), (Kaynak. Kils’li Kadri, Kils Tarihi, neşr, Osman Vehbi, Burhaneddin Matbaası, İstanbul, S. 33-34) Miting, Kilis’in Fransızlar tarafından işgalinden bir gün önceye rastlar. Ayrıca halkın tepkisini ve duygularını açıklayan işgali protesto mesajı, Miting Komitesi adına Kilis Belediye Başkanı Osman Vasıf Bey tarafından İstanbul’a arz edilmiştir. (Kaynak: T.C. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, BOA. HR. SYS. 2542-3/8-10)

29 Ekim 1919 tarihinde Fransızlar, Güneydoğuda, İngiliz işgal kuvvetlerinin yerini alarak Antep’e ve Kilis’e girdiler.    Fransız işgal güçleri içinde Ermeni taburları olduğu için Hıristiyan ahali tarafından çiçekler ve bayraklarla karşılandı. (Kaynak: Abadi, Türk Verdun’ü Gaziantep, Antep’in Dört Muhasarası, Gaziantep, 1929, S. 22)

Kilis’in işgal edildiği gün, Mustafa Kemal İşgali protesto için genel bir bildiri yayınladı. Fakat bu bildiri mahalli gazetelerde sansür edildi ise de, Türkçe ve yabancı dillerde yayınlanan ulusal gazeteler aracılığıyla kamuoyuna duyuruldu. (Kaynak: Taha Toros, Kurtuluş savaşında Çukurova, T.C. Kültür Bakanlığı yayınları 2001, S. 85-86) Fransızlar Kilis’te büyük askeri kuvvet bulundurmaktaydılar.

 

15- Ermeniler, Kuva-i Milliye güçlerinin kadın giysileri içerisinde dolaşmakta oldukları dedikodusunu yayarak, Fransız askerinin yer yer Türk kadınlarına tacizlerde bulunmalarına sebep oldular. Nitekim Kasım 1919’da, Cumhuriyet Caddesinde bir Fransız askerinin, caddeden geçmekte olan bir kadına tacizde bulunduğunu gören Sakıp (Ruhi) Bey, olaya neden olan Fransız askerini öldüresiye dövdü. Bu olay, halk arasında da büyük bir infiale ve tepkiye yol açtı. (Kaynak: Mehmet İslam, “Kilis

Kuvayi Milliye Harekâtı”, Genç Kilis Gazetesi. 27 Eylül 1960 S.1)

16- Fransız işgal Komutanlığı, Kilis Kaymakamlığına gönderdiği yazı ile Sakıp Ruhi’nin müdahale ettiği Türk kadınını taciz olayı ile gerilen ortam sebebiyle alacağı faşist kararları bildiriyordu.

Kilis Kaymakamlığı Canibi Âlisine…

Zirdeki (ekteki) yazılı ilanın memleketin en kalabalık yerlerine yapıştırılmasını rica ederim.

1) Memleket içinde bir karışıklık olduğu takdirde, Fransız Askeri Kumandanı tarafından aşağıdaki tedbirler alınabilecektir.

2) Sokaklar otomatik silahlar ve el bombası, gazlı obüsler ile taranacaktır. Düşmanlık göstermeyenler evlerinden çıkmasınlar.

3) Silah sesi gelecek herhangi bir ev olursa, ev tümüyle imha edilecektir.

4) Böyle bir halde, bütün Türk memurlarının yetkileri ellerinden alınacak ve yetkiler Fransız kumandanına devredilecektir. Öyle bir örfi idare (sıkıyönetim) uygulanacaktır ki, bütün ahali üzerinde her türlü hayat memat kararı alabilecektir.

5) Silah taşıyanlar kurşuna dizilecektir.

6) Kargaşa sırasında öldürülmüş veya yaralanmış her Fransız askerine karşı iki Türk kurşuna dizilecektir.

19 Kasım 1919. Fransız İcra Komutanlığı. (Kaynak: Dr. Sabahattin Tansel. Mondros’tan- Mudanya’ya C: 3, S. 193)

Kilis’te gelişen bu olaylar karşısında bir tepki de Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nden gelmiştir. (Kay       nak: Milli Mücadele de Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurulu Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk ve Atatürkçülük Yazı Dizisi), Bir diğer protesto bildirisi de Antalya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından yayınlanmıştır. (Kaynak: T.C. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, BOA. HR.SYS. 2543-9/22),Mustafa Kemal’in Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri Şubelerine Kilis Hakkındaki Genelgesi, (Kaynak: Ali Saip Ursavaş, Çukurova Acıklı Olayları ve Urfa’nın Kurtuluşu S. 47) Konu ile ilgili olarak Hâriciye Nezâreti, Fransa Yüksek Komiseri’ne bir muhtıra metni göndermiştir. (Kaynak: T.C. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü BOA. HR. SYS. 2453-10/3. 8-9)

17- Şahin Bey (Mehmet Sait) Filistin cephesinde esir düştüğü Zekazik kampından kurtulduktan sonra, 1920 yılının ocak ayında Kilis’e gelmiş, kendisi gibi asker ve Mısır’daki “Seydi Beşir Türk Tutsaklar Kampından esaret arkadaşı Fikret Gücer’i aramış, ancak Fikret Bey henüz İstanbul’dan Kilis’e dönmemiştir. Bunun üzerine yine asker ve Yemen’den esaretlikten arkadaşı Kellübaşoğlu Yüzbaşı Mehmet Fehmi Bey’i (Molla Recep)   bulmuş. Mehmet Fehmi (Molla Recep) Şahin Bey’i diğer Kuva-i Milliye elemanları ile görüştürmüştür.( Kaynak: Fikret Gücer, Hayat Hikayem, yayınlanmamıştır.)

Şahin Bey daha sonra Antep’e giderek, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin de görüşü alınarak Kilis-Antep yolu üzerindeki Acar Köyü, İğdelibel mevkiinde karargâhını kurmuştur. Şahin Bey’in karargâhında İslam Bey, Behçet İslam, Çapar Abdo (Yener), Cemil Yener, Aro Hasan (Bayraktar), İzzet Tahmisçi (Azo Çavuş) bulunuyordu. Şahin Bey’in karargâhının iaşesini Hacışerifzade Halil Ağa, Arabacı Halil Ağa, Hacıbenli Ahmet görüyorlardı. Silah ve cephane ikmalini Deli Halil, Kel Bekir ve Küçük Mahli isimli vatanseverler yapıyordu.

Kilis-Antep yolunun müdafaası ve Antep gençliğini örgütleme vazifesi ile “Şahin” kod adı ile göreve başlamıştır.

Kilis-Antep yolunu işgalcilere kapatan Şahin Bey, çevreden topladığı 800 kişi ile büyük bir mücadele vermiş 1 Şubat 1920’de Kilis’ten bir Fransız işgal takviye gücü Antep’e hareketini engelleyerek Kilis’e geri dönmeğe mecbur etmişlerdir. (Bu güç. 150 araba, 300 askerden oluşuyordu.)

18- Kilis’te 1919 sonlarında, Mustafa Kemal Paşa tarafından görevlendirilen Yüzbaşı Kamil Polat kumandasında emir komuta zinciri içerisinde milli bir kuvvet kurulmuş ve işgalci Fransız birliklerine her fırsatta baskınlar verilmiştir. (Kaynak: Arsen Avagyan Çerkesler, Belge Yayınları İstanbul 2004, S. 221,) (Kaynak: Enver Behnan Şapolyo, Kuva-i Milliye Tarihi, Gerilla Ankara 1957. S.162-163) Kilisliler, “Polat” kod adlı Yüzbaşı Kâmil’e, “Polat Paşa” dediler.

 

Heyeti Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal tarafından önce Maraş’a, buradan Kilis’te görevlendirilen Yüzbaşı Kamil Polat 12 Şubat 1920’de Kilis’te karargâhını kuracaktır. Kilis’te de diğer bölge illerinde olduğu gibi Kuvayi Milliye bir süre yeterli faaliyet gösteremedi. Zira Kilis, Fransızların devamlı olarak büyük kuvvet bulundurduğu bir yerdi. (Kaynak: Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Resmi yayınları, Türk İstiklâl Harbi Güney Cephesi. S. 79)

Kilis’te bulunan düşman gücü hakkında Harbiye Nezaretinden, Nezaret Şubesi Şifre Kalemi aracılığı ile Sivas’tan   Harbiye Nezareti’ne gelen şifre bilgide; “Kilis’te General Querette karargâhı ile 1 tabur, 16’ncı Lêgion d’Orient bölüğü ve 4 makineli tüfek” bulunduğu bildirilmiştir. (Kaynak: T.C. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, BOA. HR. 2544-15/16-18)

Milli Kurtuluş mücadelesinde en önemli bölgelerin aşında Kilis bölgesi geliyordu. Kilis, Fransız birliklerinden bir      kısmını oyalayarak, Maraş ve Antep’tki savaşmakta olan Fransız ve Ermeni birliklerine takviye birlikler göndermesini engelleyerek çok büyük işler başarmıştır. Kilis cephesi 1920’de kurulmuş, KuvayMilliye kumandanı da “Polat” lakaplı Sasık Kamil di. (Kaynak: Arsen Avagyan, Çerkeşler, Belge Yayınları İstanbul      2004, S. 221), (Kaynak: Enver Behnan Şapolyo, Kuvayi Milliye Tarihi, Gerilla Ankara 1957, S. 162-163)

19) 18 Şubat 1920 Fransızların personel, silah, mühimmat ve lojistik ihtiyaçlarını karşılamak için, korumalı bir taşıt kolunun Kilis’ten Antep’e hareketi tespit edilmesi üzerine, Kilis Kuvayi Milliyesi, Şahin Bey’in kumandasında Kilis-Antep yolunda Fransız konvoyu pusuya düşürmüş, çok kayıp verdirilmiş ve düşman geri dönmek zorunda bırakılmışlardır.

20) Artan baskınlar ve verdirilen zayiatlar Fransızlarda büyük moral bozukluğuna yol açmıştı. Antep’teki Fransız güçlerinin de ikmal yapılamamasından ve daha fazla güce ihtiyaç duymalarından kaynaklanan sıkıntıları çok daha artmıştı. Durumu yerinde incelemek üzere aynı tarihlerde (18 Şubat 1920)

Adana Fransız bölge işgal komutanı De Lamaut Kilis’e gelmesi. (Kaynak: Sadettin Gömeç; Milli Mücadelede Gaziantep, S. 40)       Kilis’in stratejik önemini ortaya koymaktadır.

21) Kilis’i işgal eden Fransız güçleri, Kuvayi Milliye’den peş peşe darbeler yemişti. Önce Kızılburun yenilgisi, arkasından 17 Mart’ta Seve Boğazında uğradıkları saldırı hem morallerini bozmuş hem de yeni tedbirler almalarına sebep olmuştu.

Ayrıca 11 Şubat’ta General Keret (Queratte) 2000 işbirlikçi Ermeni’yi de alarak Maraş’ı boşaltmak zorunda kalmıştı. Bütün bunlar Fransızların, Kilis ve Katma bölgesinden Maraş ve İslahiye bölgesine kuvvet kaydırmaları zorunluluğu ortaya çıkarmıştı. Düşmanın bu niyeti, Kilis Kuvayi Milliye güçlerince de tahmin ediliyordu. Bu amaçla hazırlıklara başlamışlardı. 25 Mart 1920 günü Fransız işgal kuvvetlerinin bir takviyeli taburu Hisar

Köyü civarında, Darmık Dağı eteklerinde, Bekovası Köyü arasında çapraz ateşe alınarak imha edilmiştir. Ancak bu savaşta Sakıp Ruhi şehit düşmüştür. (Kaynak: Zeytindalı Dergisi, Sayı:     24, Yıl 7, Cilt: 3, 2001)

Fransız işgal güçleri ve işbirlikçi Ermeniler Kilis’in köylerine baskınlar düzenleyerek silahsız ve sivil halkı katletmeye başlamışlardı. Bu durum Antep Mutasarrıflığınca Dâhiliye Nezareti’ne bildirilmiştir. (Kaynak: T.C. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, BOA. HR. SYS. 2544-15/35-36)

22) 28 Mart 1920 tarihinde Kilis Antep yolunda verilen savaşta da Şahin Bey şehit olmuştur.

23) Kilis Kuvayi Milliyesi, düşmanın kendisinden çok üstün sayı ve ateş gücü olmasına rağmen, yetersiz savaşçı sayısı ve cephane azlığına aldırmadan büyük sorumluluklar yüklenmiştir. Bir yandan Antep’in düştüğü zor durumu hafifletmek için Kilis-Antep yolunu düşmana kapatmaya gayret ederken, diğer yandan Katma-İslâhiye yolunun kapatılması için köprülerin atılmasına ve Suriye ile iyi ilişkiler kurmaya çalışmaktadır.

24) Fransızlar sıcakların bastırmasıyla Karataş eteklerine çadırlı ordugâh kurmuşlardı. 1-2 Mayıs 1922 gecesi; Abdurrahim Taşpınar, Halepli Nazmi Yaşar ve Musa Kazım Bey’in de aralarında bulunduğu müfreze, karanlıktan istifade ederek bu ordugâha yaklaşıp mevzilendiler. Yaylım ateşi başladığında Fransız askerleri neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Etraftan üzerlerine mermi ve el bombası yağıyordu. Düşman toparlanmaya fırsat bulup karşı ateş açmaya başladığında, baskını başarı ile gerçekleştiren Kuvayi Milliyeciler Alifakı deresine bağladıkları atlarına atlayıp oradan uzaklaştılar.

25) Mayıs 1920’de Fransızların Kilis’ten Antep’e sevk ettikleri 2 piyade bölüğü, bir miktar süvari ve toptan oluşan müfreze, Kilis-Antep yolu üzerinde Çurnak ile Kazbekli arasında Kuvayi Milliye tarafından karşılanarak çok fazla kayba uğratılmıştır. (Kaynak: Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd       Başkanlığı Yayınları S. 12)

 

26) Kilis Kuvayi Milliye Havali Kumandanlığı karargâhını Cercik Köyüne taşıdı. 4 Mayıs 1920’de Polat Bey’in Cercik’e gelmesinin amacı, Kilis-Antep yolu denetim altında tutmak, Fransızların etkin baskısı altında ve bazı olumsuzluklar içerisinde bulunan Kilis’teki yerel hükümete bir karşıt oluşturmaktı. Bu karargâh, 23 Nisan’da kurulan Ankara Hükümetinin de yerel temsilcisi konumuna gelmiş olacaktı.  Bu amaçla Kilis Askerlik şubesi kayıtları kaçırılarak Cercik’e taşındı. Artık asker alma işlemleri Cercik’ten yapılacaktı. Ayrıca yerel mahkemeler kurularak suçluların aranması, bulunması ve yargılanması gibi işler de burada yapılacaktı. Sivil hayatında dava vekili olan Müslüman Bey müfreze kumandanlığı görevi yanında yargılama işlerine de bakıyordu. İslam ve Müslüman Beylerin kontrolünde bir Jandarma teşkilatı oluşturuldu. İlk iş olarak Kuvayi Milliye adına köylerden haksız yere iaşe toplayanlar takip altına alındı. Ayrıca     aşar vergisi toplanması ve posta işleri de Cercik’ten yürütülecekti. Kuvayi Milliye’nin bastırdığı bir mühürle mühürlenmiş kâğıtlar posta pulu olarak kullanmaya başlandı. Kararlar “Kilis heyeti Merkeziyesi” adı altında başkanlığını Kamil Polat’ın yaptığı kurul tarafından alınıyordu. Yazışmalarda ise “Cercik Hükümeti” sıfatı kullanılıyordu.

27) 9 Mayıs 1920 günü Kilis’ten hareket eden bir Fransız kolu akşamüzeri Kertil’e ulaşabilmiş ve burada karargâh kurmuştur. Fransız konvoyu bütün gün Kilis Kuva-i Milliye kuvvetlerince yol boyunca ateş altında tutulmuş ve yıpratılmıştı. Düşmana saldırılar gece baskınları şeklinde devam etmiştir. Ertesi gün (10 Mayıs 1920) seher vakti yola koyulmaya çalışan düşman henüz hareket etmeden yapılan saldırılar karşısında şaşırmış ve Kertil’e geri dönmüşlerdir. Yine Kertil’de geceleyen düşman, ertesi sabah (11 Mayıs 1920) Kızılburun-Beşikdağ arasında iki saat kadar savaştıktan sonra, Kilis’ten yetişen Ermeni gönüllülerin yardımıyla bir kısmı Antep’e ulaşırken bir kısmı Kilis’e geri dönebilmiştir. (Kaynak: Hasan Kamil Demirbaş, Kuvayi Milliye mecmuası, Ana Hatları ile Kilis Mücadelesi, Mayıs 1961, Sayı 38)

28) Fransızlar Güney Cephesinde arka arkaya ağır darbeler almıştı 30 Mayıs 1920’de Ankara’da yirmi günlük bir ateşkesi sağlayan bir antlaşma imzalanmış, ama ilişkilerde önemli bir gelişme sağlanamamıştı. Bu arada Fransız kamuoyunda yeni savaşlara karşı tepkiler yoğunlaşmış ve Adana, Maraş, Antep, Kilis hattı üzerinde Türk direnişçileriyle uğraşan Fransızlar için Suriye’deki milliyetçi hareket de önemli bir sorun olmaya başlamıştı. Bu durum karşısında Fransız hükümeti, Ankara ile uzlaşmayı en akılcı yol olarak kabul etmek zorunda kaldı. Ankara’da Mustafa Kemal Paşa imzası ile Antep Kuvayi Milliye Kumandanlığına gönderilen emirde, ateşkes görüşmelerinin Askerlik Şubesi Başkanı Yarbay İrfan Bey tarafından yürütülmesi emredilmişti. Yarbay İrfan Bey Ateşkes görüşmelerinde bulunmak üzere Kilis’e geldi. Ateşkes görüşmeleri General De Lamaut ve Yarbay İrfan Bey arasında olmuştur. Mehmet Fehmi (Molla Recep)

Mehmet Cemalettin (İslam Bey) eşlik etmiştir Görüşmeler Kilisli Abdulkadir Salihoğlu’nun Kefre bahçesindeki yazlık köşkte yapılmıştır. Görüşmelerin açık kısmına diğer misafirler de katılmışlardır. (Kaynak: Fikret Gücer, Hayat Hikâyem, yayınlanmamıştır).

29) 1920 yılının temmuz ayına gelindiğinde, Antep parasal açıdan sıkıntıya düşmüştü. Antepliler para ihtiyaçlarının giderilmesi için “Cem’i İanet Komisyonu” kurmuş ve bir miktar yardım toplamışlarsa da bu yeterli olmamıştır. Antep savunmasına düzenli ordu birlikleri de katılınca artan nüfusu beslemek için ihtiyaç daha da artmıştı. Ayrıca halk da çok yoksul düşmüş, yardıma muhtaç insanların sayısı artmıştı. Açlık ve yoksulluk

Milli Mücadele azmini sekteye uğratabilirdi.

Kilis Duyumu Umimiye’sinde 130 bin lira gibi küçümsenmeyecek bir para vardı. Asıl sorun bu meblağın Antep’e nasıl ulaştıracağı idi. Zira Kilis işgal altında ve kentin hâkim noktaları düşmanın sıkı denetimindeydi. Ayrıca Fransızların içerde işbirlikçi ihbarcıları vardı.

Kilis Mal Müdürü Tahir Dayıoğlu (Katırcıoğlu) Duyun Umimiye Müdürü Kani Bey’i ikna ederek bu parayı Antep’e göndermeye karar verdiler. Paranın akıbeti içinse zorla alındığı izlemini verecekti.

18 Temmuz 1920 günü jandarma Kumandanı Yusuf Ziya Bey’in de yardımı ile (Yusuf Ziya Bey özellikle ateşkes anlaşmasından ve Polat Bey görüşmesinden sonra olumlu işler yapıyordu) maliyenin önüne gelen dört jandarma eri beklerken paranın 60 bin lirası sayılarak üç çuvala dolduruldu ve makbuz      karşılığında Kuva-i Milliliye’ye teslim edildi. Paralar saman yüklü bir arabaya yüklenerek Antep’e doğru yola çıkarıldı. Antep’e çıkış yolu olan Ermeni mahallesinde de selametle geçerek yola koyuldular. Her ihtimale karşı dağ ve köy yollarından aşılarak Antep’e ulaştırıldı.

Bu para, Antep’in çok işine yaramıştı. Fransız Komutanlığı olayın ortaya çıkması üzerine Kilis’teki parayı saydırdı ve kalan 60 bin liraya el koydu. Mal Müdürü Tahir Bey ve Duyumu Umimiye Müdürü Kani Bey paranın gasp edildiğini söylese de tutuklanmaktan ve Halep’e gönderilmekten kurtulamadılar.

30) Antep’in savunması başladığında Kilisli Aslan Bey (Yusuf Ziya) Antep Jandarma Komutanı idi. Daha sonra çınarlı ve Kozanlı cephe komutanlıklarında bulundu. Kılıç Ali Bey’in yardımcılığı görevini de yürütüyordu. Kılıç Ali Bey’in bölgeden ayrılması ile onun yerine vekâlet etti. Arslan Bey’in kardeşi Lemi Bey Antep Müdafaasında şehit oldu. Yine Kilisli Teğmen, Mahmut, Komiser Halil, Kartal Bey (Mehmet Zühtü), İstinaf Mahkemesi Reisi Niyazi Tuna, Öğretmen Cemal Efendi, Salih Sipahi,

Aslan Bey’in diğer kardeşi Ahmet Bey Antep’in yardımına koşan Kilislilerdi.

 

31) Fransızlar, Tilhabeş Köyüne doğru iki batarya topla takviyeli bir süvari birliğini Azez’den hareket ettirdiler. Halep Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Mehmet Kahtan Bey, İbrahim Henano ve Necip Üveyt Bey’lerin birer müfrezeleri Karaköprü yakınlarında mevzilenmişti. Bu kuvvetler bir gün bir gece Fransız kuvvetlerini oyaladılar. Böylece bu çok güçlü kuvvet karşısında Polat Bey kuvvetlerini Tilhabeş’ten kuzeye çekme fırsatı buldu. Fransız topçusu sabahın erken saatlerinden itibaren Tilhabeş’i top ateşine tuttu. Tilhabeş Köyü zamanında boşaltıldığı için can kaybı olmadı. Polat Bey kuvvetleri ile Halfeti köyüne, Halepli Nazmi Yaşar ve Tevfik Tümay müfrezeleri de Kemmün Köyü sırtlarına çekilmişlerdi. Fransızlar Tilhabeş Köyünü boş bulmuş ve ateşe vermişlerdi. Sadece Hanefi Çekiç, yaşlı anne ve babasına bakmak için köye yaklaşınca, Fransızlar tarafından yakalanarak orada kurşuna dizildi.

Daha sonra köyüne dönen halk evlerin çoğu yanmış ve yıkılmış olduğundan yoksulluk çekti ve bir eve ç beş aile sığınmak zorunda kaldı. Tilhabeş Köyü’nün adı halk arasında “Yananköy” olarak anılmaya başlandı.

32) Kilis ve Havalisi Kumandanlığı Katma-Kilis yolunu kapatmış ve Fransızları taciz etmeye devam ediyordu. Yine bir Fransız kolunun geçeceği istihbaratı alınmıştı. 28 Ekim 1920 günü Kilis-Katma arasındaki Armutça Köyü yakınlarında yola pusu kuruldu. Bu kuvvetlere İslam ve Müslüman Beyler kumanda etmekteydi. Katma’dan Kilis’e gitmekte olan 15 arabalık bu konvoya Kuvayi Milliye güçleri saldırdılar. Bu kolu bir piyade bölüğü koruduğu halde pusu yerinin iyi seçilmiş olması Kuvayi Milliye güçlerine büyük avantaj sağlamıştı. Özellikle iki ateş arasında Fransızlara çok zayiat verdirilmişti. Ancak Kilis’ten bir süvari birliği ve bir tankın Fransızların imdadına yetişmesi ve düşman topçusunun ateş gücü karşısında İslam ve Müslüman Bey birlikleri geri çekilmek zorunda kalmıştı.

33) Nihayet, 07 Aralık 1921 tarihinde işgalci Fransız birliklerinin, Ankara Anlaşması sonucu Kilis’i terk etmesi ile kurtuluşa ulaşıldı.

34) Kilis ve Havalisi Kumandanı Kamil Polat 07 Aralık 1951 tarihinde Süvari Albay’ı rütbesinde iken verdiği demeçte, “Kilis, bu muhterem belde Anadolu’muzun cenubunda (Güneyinde) mühim bir kaledir. Bu kale, bütün bir tarih boyunca bu ehemmiyetini daima muhafaza etmiş ve el’an (şimdi) da etmektedir. Kilis stratejik bu ehemmiyetini idrak eden Fransızlar bile İstiklal Harbinde burasını bir hüssü hareke (hareket merkezi) olarak kullanmışlar, Urfa-Gaziantep ve Maraş hatta kısmen Adana havalisindeki bütün taarruzi ve tedafüi (Savunma) hareketlerini buradan idare etmişlerdir” ifadeleri ile Milli Mücadele’de Kilis’in önemini bir kez daha açıklamıştır.

Gaziantep’te 25-27 Aralık 2013 tarihleri arasında, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğü ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü işbirliğinde düzenlenmesi planlanan Milli Mücadele’de Güney Bölgesi Sempozyumu’nun, bildiri alt başlıklarına, yukarıdaki gerekçeler ile Kilis’in dahil edilmesini arz ve rica ediyorum.

Saygılarımla…

Ağustos

Ecz. İbrahim Beşe

 

Bana Sempozyum Komitesi tarafından gönderilen yazıda Kilis’in de dâhil edileceği ifade edilmişse de bu gerçekleşmemiştir. Yine söz konusu sempozyuma konuşmacı olarak katılmak isteğimde uygun görülmemiştir.

4) Sayın BEŞE, Gaziantepli tarihçiler, Kilis Kuvayi Milliyesini hiç göz önüne almıyorlar. Nedeni nedir, biraz açıklar mısınız?

4) Sayın ELMALI, aslında Milli Mücadele bir bütündür ve tüm bölgeler, şehirler, kasabalar hatta köyler bu konuda bazen kendini aşan öneme haiz görevleri ifa etmişlerdir. Dolayısıyla Milli Mücadele konusunu bölgeselleştirmek, diğerlerini    göz ardı etme çabasında olmak, kişiselleştirme girişimlerinde      ve açıklamalarında bulunmak, konunun eksik kalmasına, iyi anlaşılmamasına hatta tarihin çarpıtılmasına sebep olacağı açık bir gerçektir. Bu yanlışta ısrar edenler tarihi hata içindedirler.

Kilis Milli Mücadelesinde Urfalı, Nizipli, Maraşlı, Antepli vb. birçok kahramanın görev aldığını biliyoruz. Buna bir örnek, Cumhuriyet döneminde Manisa Tarzanı olarak ün yapan Kerkük Türklerinden, 1898, Bağdat’ın Samarra şehri doğumlu Ahmeddin Carlak’tır. Kilisli Mücahitler de işgal altındaki diğer bölgelerde mücadele vermişlerdir. Buradan da anlaşılacağı gibi Milli Mücadelenin bir bölgesi yoktur. Topyekûn işgale karşı dayanışma ve direniş vardır.

5) Sayın BEŞE, Ankara’da Kilis Kültür Derneği var. 7 Aralık Üniversitesi var. Kilis Kuvayi Milliye hareketi hakkında sempozyum düzenlenemez mi. Ne diyorsunuz?

5) Sayın ELMALI, konu ile ilgili kurumların Milli Mücadele tarihi ile ilgili düzenleyeceği sempozyum, panel, konferanslarla tarihin ve kültürün canlı tutulması ve bu eşi görülmemiş özgürlük mücadelesinin gelecek nesillere, doğru ve eksiksiz aktarılması çok önemlidir. Söz konusu kurumların başlıca görevi olmalıdır.

Kilis 7 Aralık Üniversitesi tarafından bu yönde hizmetler verilmekte, öğretim görevlilerinin hazırladıkları akademik çalışmalar, makaleler, tezler sunulması takdire şayandır.

Ayrıca kültürel faaliyetleri üstlenen kurumlar, Kilis’in yetiştirdiği, hayatta olan veya ebediyete intikal etmiş hemşerilerimizi de anma programları düzenlemelidir. Bunlara örnek; ünü sınırları aşan dil bilimcisi Kilisli Muallim Rıfat Bilge, Mustafa Kemal’in tarih hocası Necip Asım Yazıksız, Rıfat Kardam, Prof. Dr. Alâeddin Yavaşça, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Nedim Ökmen, Ruhi Efendi, Bekir Vahit Efendi, Abdullah Sermest Efendi, Hocazade Abdullah Enveri Efendi gibi divanı bulunan zatlar, Seyfettin Başçıllar, Orhan Tokuz gibi şairlerimiz, bir döneme damgasını vurmuş paşalar ve sayamadığım birçok müstesna sanatçı, edebiyatçı, tarihçi bilim insanımız bulunmaktadır.

 

6) Sayın BEŞE, Ankara’da Kilis Kültür Derneği var. Bu derneğin Kilis Kültürü ile ilgilenmesi yeterli mi?

6) Sayın ELMALI, Kültür hizmeti veren kurumların faaliyetleri görecelidir. Kimine göre yeterli görülse de, kimilerine göre de hep eksiktir. Başka bir deyişle, kültüre hizmet vermeye çalışanların, çalışmaları yeterli bulmayarak eleştirenlerin, toplumun kültürden ne anladıkları ve ne bekledikleri ile ilgilidir. Konu kültür olunca bir reklamda da tekrarlandığı gibi “hizmette sınır yoktur.” Kültür hizmeti veren kurumlar tabii önemli bir görevi yerine getirme çabası içindedirler ve olmalıdırlar.

Ancak, “sadece ben bilirim, ben yaparım, ben beğenirim” zihniyeti ile ilerleme kaydedilemeyeceği de ortadadır. Kısacası kültürel hizmetle bencilik bağdaşmaz. Kültürel hizmette “ben” olmaz, “bizler” olur. Kültür hizmeti, birlikte yapıldıkça zenginleşen ve amacına yaklaşan bir çabadır. Bu görevde herkes katkı sunmalı, ekip çalışması sağlanmalıdır.

Kültürlü kişi, toplumun yaşam bilincini bilen, ona uyum sağlayan yeteneklerinin elverdiğince topluma hizmet eden kişidir.

7) Sayın BEŞE, uzun yıllar Kilis Milletvekili merhum Doğan Güreş Paşa’nın müşavirliğini yaptınız. Siyasetle ilgilisiniz. Bugünkü Kilisli siyasetçiler için bir şeyler söyler misiniz?

7) Sayın ELMALI, tarih ve kültür konusuna güncel siyaseti karıştırmak, polemiklere davetiye çıkarmak olur ki, bu da bizi konumuzdan uzaklaştırır.

Ancak şu kadarını ifade etmem gerekir ki, Rahmetli Orgeneral Doğan Güreş Paşa, 21’nci Genel Kurmay Başkanı, 20’nci ve 21’nci Dönem Kilis Milletvekili olarak Kilis’in ilk milletvekiliydi. Kilis’i ilçe statüsünden alıp, il statüsüne çıkarmak demek, bütün il müdürlüklerinin hem personel, hem de teknik donanım olarak yeniden düzenlenmesi, desteklenmesi demekti. Rahmetli Doğan Güreş Paşa bürokrasideki ve siyasetteki saygın kişiliği ile kısa zamanda Kilis’e bunları kazandırmıştır.

Görevde bulunduğu dönemlerde Türk Silahlı kuvvetlerine hizmetleri ve özellikle terörle mücadelesi hep takdir toplamış, dostlukları ile de ulusal ve uluslar arası saygın bir isim olmuştur. Kilis milletvekili olmasıyla da Kilis’in kimi zaman olumsuz olaylarla anılan ismi, “Genelkurmay Başkanını seçen il” olarak anılmaya başlanmıştır. Rahmetli Doğan Güreş Paşa henüz Genelkurmay başkanlığı görevinde iken, Kilis’in il olması konusuna hep destek vermiştir. Kilis’in kalkınmada öncelikli il olmasındaki sonuç alınan girişimleri, Organize Sanayi Bölgesi’nin hizmete açılması, Küçük Sanayi Sitesi’nin tamamlanması Seve Barajının plan bütçe komisyonundan geçirilerek yapımına başlanması hemen aklıma gelen Kilis’e hizmetlerinden bazılarıdır.

Peki, iki dönem milletvekilliğimizi yapan, ülkemize ve şehrimize büyük hizmetleri geçmiş ve tarihte belki de bir daha Genelkurmay Başkanı çıkarma şansını yakalayamayacak olan Kilisliler, rahmetli Doğan Güreş Paşa’yı milletvekilliğinden sonra hatırladık mı? Hatırını sorduk mu? Vefa gösterdik mi? Yoksa unuttuk mu? Bu toplumumuzun kötü bir alışkanlığıdır. Maalesef bu olumsuz davranışın geçmişte rahmetli Nedim Ökmen Beyefendiye de gösterildiğini duyuyor, okuyoruz.

Bendeniz, Doğan Güreş Paşa’nın ki dönem TBMM’de siyasi danışmanlığını yapma onurunu taşıdım. Kendisinin engin bilgi ve deneyimlerinden çok istifade ettim. Dostluğumuz Rahmetli oluncaya kadar devam etmiştir. Son yıllarda kendisine tahsis edilen Ankara Milli Güvenlik Kurulundaki ofisinde, haftada birkaç gün bir araya gelip, eski günleri yâd etme, ülke meselelerini konuşma ve anılarını kayıt altına alma imkânı       bulmuştum. Ayrıca kendisinin uygun gördüğü doküman ve belgeleri bendenize emanet etmişti. Zamanı geldikçe bunları Kilislilerle paylaşmayı planlıyorum.

8) Sayın BEŞE, eski bir Kilisli olarak bu günkü Kilis Kültürünün durumunu nasıl görüyorsunuz. Bir kültür edebiyat dergisi yok Sineması yok, TV. Yok, bu konulara ne diyorsunuz?

8) Sayın ELMALI, Gönül ister ki, Kilis kültürünün sergilenmesinde, öğretilmesinde, yaygınlaştırılmasında olmazsa olmaz araçlarından dergi, sinema, yerel televizyon ve tiyatro olsun. Ancak bunlar bir anlamda maddi külfet getiren araçlardır. Az sayıda olsa da kitap, dergi broşür, haber bülteni, web siteleri bu   boşluğu doldurma çabasındadır, ancak yetersizdir. Süreli yayınların bazıları kısa ömürlü olmakta, bazıları kişisel yayın organına dönüşmekte, bazıları da kişilere ve politikacılara “şirin görünme çabaları” göstermekten öteye gitmemektedir.

Kilis’in asıl sorununa gelecek olursak, askerlikte ilke “Önce yakın tehdit yok edilmelidir” der. Kilis, sınır kenti olması, uygulanan yanlış iç ve dış politikalar sebebiyle denetimsiz, kontrolsüz ve aşırı sayıda Suriyeli mülteci kabul edilmesi ile bugün ciddi ve yakın bir tehdit altındadır. Bu tehdit tarihimizi, kültürümüzü, ekonomimizi, demografik yapımızı, sosyal hayatımızı, güvenliğimizi tehdit eden boyutlara ulaşmıştır. Bu büyük      tehdidi, kişisel gündelik maddi çıkarlar sebebiyle göz ardı edemeyiz, etmemeliyiz.

 

2013 ve 2014 yazında Kilis’i ziyaretlerim sırasında tehdidi yakından görme fırsatı bulmuş ve bu konudaki düşüncelerimi, endişelerimi Kent Gazetesi aracılığı ile hemşerilerimle paylaşmıştım. Fotoğraf ve video kayıtları ile tespit ettiğim üzere, Kilis-Suriye sınırından kafileler halinde, hiçbir denetime, kontrole, kayda uğramadan, niyetini, milliyetini, mesleğini bilmediğimiz insanlar şehrimize giriş yapıyorlar, oradan da ülkenin dört bir tarafına dağılıyorlardı. Cumhuriyetimiz büyük başarı ve gayret göstererek, çocuk felci, trahom, verem, kolera ve salgın hastalıkları yok etmişti. Şimdi iç savaş ortamında bulunan Suriye’den bu hastalıkların ülkemizde tekrar yayılma riski yüksektir. Ayrıca çağımızın belası olan terörizm, yaşama ortamı bulduğu Suriye’den, önce şehrimize, sonra ülkemize yayılma riski vardır. (Avrupa ülkeleri bundan dolayı, insanlık onurunu ile bağdaşmayacak önlemler almakta, bir dizi uluslar arası anlaşmaları hayata geçirmektedir. Amaçları kendi halklarını korumayı ön planda tutmaktır.) Tabii ki çaresiz, aç, evsiz kalmış, ölümle burun buruna gelmiş insanlara kucak açmak, onları korumak bir insanlık borcudur ve bizim kültürümüzde ziyadesiyle vardır. Ancak bunu yaparken kendi halkımızı korumak, mülteci kabulünü denetim altında yapmak, aşırılığa meydan vermemek zorunluluğu ortadadır.

Bugün Kilis’imizin 85 bin olan nüfusu iki üç katına çıkmıştır. Oysa yerel yönetimlerin imkânları ve şehrin altyapısı 85 bin kişiye hizmet verecek şekilde planlanmıştır. Örnek olarak, şehrin kanalizasyon sistemi bu kadar büyük bir nüfusun atığını kaldırmaya müsait değildir. Bu durumda atık suların yeraltı sularına ve şehir içme suyuna karışması, dolayısıyla salgın hastalıkların ortaya çıkma riski yüksektir. Çöplerin toplanması, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik hizmetinin sunulmasında da aynı sorunlarla karşılaşılmaktadır.

Çok eşlilik başta olmak üzere, bizlerden farklı kültüre sahip Suriyeli mültecilerin, bu kadar büyük bir nüfusla Kilis’te bulunması, kültürel ve demografik sorunlar yanında, sosyal sorunları da beraberinde getirmektedir. Toplumlar arasındaki giderek artan gelirimler, görevlilerin telkinleri, örtbas etmeleri ile çözümlenemeyecek boyutlara gelmektedir. Bu durum orta vadede siyasi sorunların da eklenmesiyle daha karmaşık bir hal alacaktır.

Suriyeli mültecilerin denetimsiz, kayıtsız, işyeri, ticarethane açmaları sağlık, hukuki sorunlar yanında, fırsat eşitliğini ortadan kaldırması ve haksız rekabet gibi olumsuzluklara sebebiyet vermektedir. Bu olumsuzluklar ve riskler karşısında  tahsildeki gençlerimiz Kilis’e dönmeme, Kilis’te ikamet edenlerde fırsat ve imkân buldukça Kilis’i terk etme eğilimindedir.

Özetleyecek olursam, Kilis, silahsız, direnişsiz, sessiz sezdirilmeden işgal ettirilmiştir.

9) Sayın BEŞE, kapsamlı bir Kilis tarihi yok. Ansiklopediler ve bazı hevesliler Kilis’i Hitit’lere, Asurlulara, Bizanslılara bağlıyorlar. Hâlbuki bu günkü Kilis’te bu milletlerin hiçbir eseri yok. Bu konuda ne dersiniz?

9) Sayın ELMALI, Kilis’in tarihi ile kitaplar yazılmıştır. Ancak yeterli olduğu söylenemez. Bunlardan Kilis tarihi üzerine belki de en kapsamlı kitap, İbrahim Halil Konyalı’ya, Kilis Belediyesi tarafından, 1968 yılında hazırlanan, “Kilis Tarihi”dir. Bu 736 sayfalık kitap bugün de başvurulacak önemli bir Kilis tarihi kitabı olma özelliğini korumaktadır.

Anadolu coğrafyası, tarih içerisinde birçok milletlere, kültürlere, ev sahipliği yapmış, bazı tarihçilerin “dünyanın kalpgahı” dedikleri bölgede bulunmaktadır. Doğası itibariyle birçok savaşlara da maruz kalmıştır. Moğol istila ve vahşetinden kaçan Türkler gruplar halinde Anadolu’ya gelmiş ve kendi kültürlerini de beraber getirmişlerdir. Bugün dahi birçok adet, gelenek, göreneklerimizin Şamanizm adetlerine benzemesi bundan kaynaklanmaktadır. 1071 yılında Malazgirt Savaşı ile tamamen Türk hâkimiyetine giren Anadolu etkinliğini Osmanlı döneminde pekleştirmiştir. Bu sözünü ettiğimiz göçler sırasında Kilis ve çevresine yerleştirilen Türkmenlerde burayı yurt edinmişlerdir. Bu yerleştirmenin Araplarla arada bir tampon bölge olması sebebine dayandıran tarihçiler mevcuttur.

 

Kilis’in kuruluş tarihi bilinmezse de varlığı H. 491 yılında Haçlı seferleri sırasında Kalcisi adıyla tarihçiler tarafından kaydedilmiştir. Kilis’in ilk kuruluş yeri günümüzde Suriye topraklarında kalan ve Azâz’a bağlı küçük bir yerleşim yeridir.

Burasının Tumirlenk tarafından tahrip edilmesi sonucunda halk şimdiki Kilis’e gelerek yerleşmiştir. Şehrimizin ismi Makedon kaynaklı Cyrrus, Kiris, Killiz olup, dilimize Türkmenlerin ifadesiyle “Kilis” olarak geçmiştir. Cyrrus, (Kilis) (İsmail Hami Danişment’e göre) “Efendi”, Yakut Türkleri dilinde “Düz, Dümdüz”,      Şor Türklerinde ise “Bal Peteği” anlamında kullanılmıştır.

Türklerin Kilis’e yerleşmesi 8. yüzyılda başlar. Orta Asya’dan gelen Türkler bu bölgelere yerleşmiştir. Bir süre Haçlılar bu bölgeleri zapt etmişse de ( 1151), Türkler yurtlarını tekrar geri almışlardır. 11. yüzyılda Orta Asya’dan gelen Türkler, 13. yüzyılda Moğolların akınlarını kesmek amacıyla tekrar Kilis ve çevresine yerleştirildiler. Kilis’e yerleştirilen Türkler, Oğuzların Kayı boyuna mensuptular. Müslümanlığı kabul eden bu Türklere “Türkmen” ismi verilmiştir. İşte Cyrrus adını “Kilis” olarak ifade edenlerde bu Türkmenlerdir. Kilis’in esas itibariyle şehirleşmesi, Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık savaşından sonradır. Kilis’te Osmanlı eserlerinin bu tarihten sonra yapılmaya başlandığı ve imarının hız kazandığı görülmektedir.

10) Sayın BEŞE, her önüne gelen Kilis’te Ermeni, Rum, Yahudi kültüründen söz açıyor. Bu konuda siz ne dersiniz?

10) Sayın ELMALI, Kilis’in kendine özgün, etkileyici ve derin bir tarihsel kültürü vardır. Hatta bu özgün kültür, komşu şehirlerle benzerlik gösterse de birçok bakımdan da özeldir.

Kırsal alanı ile dahi ayrışan ve benzeyen özellikleri vardır. Türkler, Ermeni, Rum, Musevi toplumlarla Kilis’te uzun yıllar birlikte barış içinde yaşamış ve birbirlerinin kültürlerinden etkilenmiş ve zenginleşmiştir. Ancak nüfus yoğunluğunu Türklerin oluşturması sebebiyle hâkim kültür Türk kültürü olmuştur.

Halep Vilayet Salnameleri’nin nüfus bölümleri incelendiğinde; Kilis’te Gayrimüslimlerin toplam nüfusa göre oranı % 4-5 civarındadır. (yaklaşık % 3.4 Ermeni, % 0.42 Rum, % 0.45 Protestan, % 0.7 Yahudilerden oluşmaktadır.)

Kilis’te toplam nüfusun % 4-5’ni gayrimüslimler oluştururken, Antep’te % 15, Antakya’da % 15.5, Halep’te % 27 civarındadır. Genel olarak Ermeniler sanatkârlıkları, Yahudiler Ticaretleri ile öne çıkmışlardır. Dolayısıyla Kilis’te etkin bir Rum, Ermeni, Yahudi kültüründen söz etmek yanlış olur. Kilis’te etkin bir Türk kültürü vardır.

Burada dil ve lehçe de önem arz etmekte birlikte bu       konu dil bilimcilerin konusuna girmektedir.

 

TARİH

TOPLUM

NÜFUS

H.1308 (M. 1890)

Müslüman

67.817

Gayrimüslüm

4.249

TOPLAM

72.066

H.1309 (M. 1891)

Müslüman

64.464

Gayrimüslüm

4.136

TOPLAM

68.600

H. 1310 (M.1892)

Müslüman

64.806

Gayrimüslüm

7.624

TOPLAM

72.430

H.1312-1313-1314                                                        (M. 1894-1895-1896-1897

Müslüman

68.413

Gayrimüslüm

7.629

TOPLAM

76.042

H. 1316 (M. 1898)

Müslüman

69.085

Gayrimüslüm

4.115

TOPLAM

73.200

H.1317 (M1899)

Müslüman

69.452

Gayrimüslüm

4.133

TOPLAM

73.585

H.1318 (M. 1900)

Müslüman

69.558

Gayrimüslüm

4.236

TOPLAM

73.794

H.1319 (M. 1901)

Müslüman

70.334

Gayrimüslüm

3.460

TOPLAM

74.595

H.1320 (M. 1902)

Müslüman

70.791

Gayrimüslüm

4.261

TOPLAM

75.058

H.1321 (M. 1903)

Müslüman

71.877

Gayrimüslüm

4.226

TOPLAM

76.103

H.1322 (M. 1904)

Müslüman

72.219

Gayrimüslüm

3.497

TOPLAM

76.574

H.1323 (M. 1905)

Müslüman

72.342

Gayrimüslüm

4.389

TOPLAM

76.731

H.1324 (M.1906

Müslüman

66.820

Gayrimüslüm

5.386

TOPLAM

72.206

H. 1326 (M. 1908)

Müslüman

65.766

Gayrimüslüm

7.037

TOPLAM

72.803

 

(Kaynak: Halep Vilayet Salnameleri, S.124, 197, 201, 209, 215, 230, 240, 243, 257, 281, 278, 265, 262)

 

1908 yılında, Kilis’e bağlı 469 köy, 9 nahiye bulunmaktadır ve Halep kazaları içerisinde en fazla nahiye ve köy sayısına sahip olan livadır. Aynı yıl Antep’in köy sayısı 207, nahiye sayısı 9, Antakya’nın köy sayısı 174, nahiye sayısı 4, İskenderun’un köy sayısı 24, nahiye sayısı 1’dir. (Kaynak: H. 1326 tarihli Halep Vilayet Salnamesi, S.30)

Kilis, Halep kazaları içerisinde kırsal alan ve buna bağlı olarak gelirleri açısından diğer kazalardan daha fazla imkâna sahiptir.

Bilindiği gibi Kilis, 1. Dünya savaşı sonunda birçok köy ve nahiyesini Suriye sınırları içerisinde bırakmıştır.

Kilis’in M. 1888 tarihindeki eğitim durumuna bakacak olursak:

HALEP VİLAYETİNDEKİ MEDRESE, RÜŞTİYE ve SIBYAN OKULLARI ve TALEBE SAYILARI

 

OKUL

Gayrimslim Okulu

İslam Sıbyan Okulu

Rüştiye

İlmiye Medresesi

KAZA Talebe Adet Talebe Adet Talebe Adet Talebe Adet
Kilis 285 7 1.456 40 75 1 108 24
Antep 1.130 22 1.780 57 188 1 150 21
Antakya 290 5 690 26 140 1 128 10
İskenderun 58 3 20 1 0 0 0 0

 

(Kaynak: H. 1.306 tarihli Halep Vilayet Salnamesi, S. 213)

 

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi, eğitim yönünden Antep, Antakya ve İskenderun’dan hiçte geri olmadığı gibi ilmiye medresesi sayısı bakımından söz konusu şehirlerden daha fazla sayıda medreseye sahiptir. Ancak Kilis’te Gayrimüslim okul sayısı 7 iken Müslüman okul sayısı Rüştiye ile tektir. Öğrenci sayısında da 285 Gayrimüslim öğrenciye karşılık yaklaşık 75 Müslüman öğrencinin olması ve genel nüfus oranına da baktığımızda okullaşma ve talebe sayısında Müslümanlar aleyhine çok ciddi bir farkın olduğu görülmektedir. Osmanlı Devletinin zayıflaması ile artan Batılı devletlerin baskısı ve etkisiyle zamanla bu oran daha da Müslümanlar aleyhine gelişecektir.

Yine Kilis’in Cumhuriyet öncesindeki gelir ve giderlerine göz atacak olursak;

HALEP SANCAĞININ 1313, 1314, 1315, 1316 RUMİ YILLARI GELİRLERİ (Kuruş)

 

Kaza Adı Aşar Hasılatı Ağnam ve Deve Vergisi Askerlik Bedelleri Emlak ve Temettü Vergisi Diğer Gelirler

TOPLAM

Kilis 1.500.000 715.680 72.704 929.450 197.305

3.415.229

Antep 1.304.743 318.660 291.699 1.034.872 287.550

3.237.524

İskenderun 559.274 59.648 49.667 224.514 149.650

1.042.753

Antakya 1.045.000 166.464 145.573 853.388 197.117

2.427.542

 

(Kaynak: H. 1316 tarihli Halep Vilayet Salnamesi S.328, H. 1317 tarihli Halep Vilayet Salnamesi S.352, H.1318 tarihli Halep Vilayet Salnamesi S. 369, H.1319 tarihli Halep Vilayet Salnamesi S. 387)

R.1313-1314-1315-1316 (M. 1898-1899-1900-1901) yıllarında toplam gelirde Kilis, Antep, ve Antakya’nın önündedir.

HALEP SANCAĞININ 1313, 1314, 1315, 1316 RUMİ YILLARI GİDERLERİ (Kuruş)

 

Kaza Adı Maliye Adliye Dâhiliye Şer’iye Diğer Giderler

TOPLAM

Kilis 78.659 21.180 54.652 21.200 2.565

178.256

Antep 57.502 21.190 44.200 29.300 6.877

159.069

İskenderun 30.046 24.190 46.600 21.200 ….

122.036

Antakya 64.539 21.190 50.200 26.600 2.138

164.667

 

Kaynak: H.1316 tarihli Halep Vilayet Salnamesi S. 329, H. 1317 tarihli Halep Vilayet Salnamesi S. 352, H. 1318 tarihli Halep Vilayet Salnamesi S. 1319 tarihli Halep Vilayet Salnamesi S. 388

 

R. 1313-1314-1315-1316 (M. 1898-1899-1900-1901) yıllarında toplam giderler düşüldükten sonra Kilis 3.236.973 krş, Antep 3.078.455 krş. Bütçeye artı gelir katmışlardır. Bu yıllarda da Kilis’te diğer kazalara göre en fazla gelir sağlanan livadır.

11) Sayın BEŞE, Kilis Kültürünün ve Kilis’in Kalkınması için Kilis Valiliği, Kilis Kültür Müdürlüğü ve Kilis Belediye’sinden beklentiniz veya istekleriniz nelerdir?

11) Sayın ELMALI, Kilis İli, Polateli ilçesi, Polatbey (Cercik) köyünde bulunan tarihi taş bina, Kilis’in Kurtuluş Mücadelesi sırasında Kuvayi Milliye Karargâhı olarak kullanılmıştır. Önemli toplantıların gerçekleştiği, kararların alındığı, Fransız işgal kuvvetlerine karşı planların hazırlandığı, tarihi olaylara tanıklık etmiş, Kilisliler için büyük manevi değeri olan bu bina bugün harap haldedir.

 

Bu tarihi binanın, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gaziantep Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 6/d maddesinde yer alan hükümler gereğince koruma altına alınması, restore edilerek “Kilis Milli Mücadele Müzesi” olarak kullanıma açılması, ayrıca önündeki çeşmenin de ihya edilerek buraya bir anıt dikilmesi, Kilisliler ve Kilis’e hizmet için görev başında bulunan bürokrat ve siyaset insanlarının vefa borcudur.

Bu tarihi konuyu kısaca özetleyecek olursak:

Mondros Mütarekesinden sonra Yüzbaşı rütbesinde genç bir subayken Milli Mücadele’ye katılan Yüzbaşı Kamil Polat Ocak 1920 tarihinde Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’lerin talimatıyla oluşturulan bir Süvari birliğiyle ve Uzunyayla-Göksun yöresinden topladığı Kafkaslı gönüllüleriyle Maraş cephesine yardıma gönderilmiş, Maraş Kuva-i Milliye’sinin önderi Arslan Bey ve Antep Kuvayi Milliye Komutanı Şefik Özdemir Bey’le işbirliği yaparak işgalci Fransız güçlerine karşı savaşmıştır. 12 Şubat 1920 günü Yzb. Kâmil Polat, önce Kilis Kürt Dağı bölgesine, buradan Kilis Cercik köyüne gelerek, Kilis Kuvayi Milliye Havali Komutanlığı Karargâhını ilk kez burada kurmuş ve İşgal kuvvetlerine karşı Kilislilerden oluşturduğu milis kuvvetleri burada     toplanmıştır. Daha sonra işgal altındaki Kilis kent merkezinden askerlik şubesi, mahkeme kayıtları ve kentin diğer evrakları kaçırılarak Cercik’e getirilmiş, bürokratik işlemler buradan yürütülmeye başlanmıştır. Böylece Ankara Hükümeti, Cercik’te oluşturulan karargâhta temsil edilmiştir.

Yzb. Kamil Polat’ın, Maraş, Antep Kuvayi Milliye Kumandanlarına, Azez ve Kilis Kaymakamlarına, Kilis eşrafına  v.b yazdığı mesajlarda Kilis Kuvayi Milliye karargâhını Cercik’te kurduğunu, Genelkurmay Askeri Tarih ve

Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları ve konu ile ilgili yayınlanmış bütün tarih kitapları yazmaktadır. “Cercik Hükümeti” olarak mühür ve posta pulu örnekleri mevcuttur.

Kilisliler “Polat” kod adlı Yüzbaşı Kamil’e, “Polat Paşa” demişlerdir.

Kurtuluştan sonra, Kilis Belediye Meclisi, 13 Ocak 1921 tarihinde, aşağıdaki kararı almıştır.

“Fransız işgaline karşı, Kilis müdafaasının temel taşını koyan ve bunu sonuna kadar takip ve ikmal eden zatıaliyi vatanperverlerinin meclisinin 13/01/1339 tarih ve 1537 numaralı kararıyla Kilis’in fahri hemşeriliğine kabul      edildiği maaliihtiram beyan olunur efendim.

Gaziantep İl Genel Meclisi’nin 05 Kasım 1927 tarihli kararında ise:

Yzb. Kamil Polat’a hürmeten Kilis’e bağlı Mumbuç bucağının adı

“Polateli”, Cercik köyünün adı da ‘Polatbey’ olarak değiştirilmiştir.

Yine Kilis Belediyesi, 19 Haziran 1967 tarihinde şu kararı almıştır:

“Polat Paşa’ya Fahri Hemşerilik Beratı, Belediye Meclisimiz, Kilis ve Havalisi Kumandanlığınız zamanında Kuvayi Milliye’nin meşalesini yakmış olmanız, dolayısıyla gösterdiğiniz kahramanca hizmetler için zatıâlilerinize fahri hemşerilik verilmesi için getirmiş olduğumuz teklifi ittifak ve takdirle karşılanmıştır.

En karanlık günlerde yok olmuş, her şeyini kaybetmiş bir vatanın kurtuluşunda geçen hizmetleriniz tarihe tescil edilmiştir. Bunun karşılığını ödeyebilmek imkânsızdır.

Bizlere bir devlet kazandıran Kurtuluş Savaşının başlangıcı olan mahalli direnmeler, şahlanmanın ilk meşalesi ve kamçısı olmuştur. Bu fedakârlığınıza karşılık, Kilis Belediye Meclisi Fahri Hemşerilik payesini bu beratla sunarken en iyi bir görevi ifa ettiğine inanmaktadır. Kilislileri temsil eden Belediye Meclisi be vesile ile selam, sevgi ve saygılarını sunar.”

Söz konusu Kilis İli, Polateli İlçesi, Polatbey (Cercik) köyündeki tarihi bina, Gücer ailesine aittir. Gücer ailesi kadirşinaslık göstererek, hiçbir   bedel talep etmeden tarihi binayı ilgili kuruma bağışlayacaklarını ifade etmişlerdir.

Türkiye’de ve bölgemizde çok kritik gelişmelerin yaşandığı bugünlerde bu tür milli ve manevi değerlere çok ihtiyacımız olduğu da bir gerçektir.

Kilis, geçtiğimiz dönemde kültürel varlıklarının ve çevre değerlerinin korunmasına gerekli özeni gösterememiştir. Umarım bundan sonra bu    konuda daha dikkatli ve titiz davranılır.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.