Dolar 30,9165
Euro 33,4434
Altın 2.012,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 13°C
Az Bulutlu
Kilis
13°C
Az Bulutlu
Çar 14°C
Per 15°C
Cum 17°C
Cts 18°C

Kilis Kültürünün Temel Taşları: Faruk DALGIÇ

Kilis Kültürünün Temel Taşları: Faruk DALGIÇ
A+
A-
05.06.2015
711
ABONE OL

Kilis Kültürüne Hizmet Edenlerle Söyleşi

Ahmet ELMALI

 

1) Sayın DALGIÇ, siz Türkiye’nin birçok bölgesinde öğretmenlik yaptınız. Şimdiemeklisiniz. Hayatınızı İzmir’de devam ettiriyorsunuz. Bize hayatınızı anlatır mısınız?

1) Sayın ELMALI, önce beni bu söyleşi için uygun gördüğünüzden dolayı gönendiğimi itiraf edeyim. Teşekkür ediyorum. Telefonda konuştuğumuzda, kendinizi işinizden emekli ederek, artık Kilis Kültürüne hizmet aşkıyla, ofisinizde Kilis’le ilgili şiir, öykü, Kilis’e hizmet edenlerin, bu hususta yazı kaleme alanların hizmetinde olacağınızı sizden işitince çok mutlu  oldum. İşte bir Kilis sevdalısı daha dedim. Sizi kutluyorum.

1941 yılında Kilis’te doğdum. Evimiz Deveciler Mahallesi’ndeydi. 6 yaşında eski Askerlik Şubesi’nin arkasındaki dar sokakta evi olan Deve Ayyüş Kur’an hocam oldu. 8 yaşında okula başladım. Cumhuriyet İlkokulu’nda bir yıl okudum, gözüm trahomsuz çıkınca Kemaliye, iki yıl sonra da Kartalbey İlkokulu’na yollandık. İyi ki bu okula gelmişim. Bilgili, çok disiplinli Ahmet Günal Bey öğretmenim oldu. Ortaokul ve Liseyi de Kilis’te bitirdikten sonra. Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Grubu bölümünde okudum. Bu okulda eğitimimiz hep edebiyat üzerine oldu. Hocalarımız bilgili akademisyenlerdi. Örneğin; edebiyat öğretmenlerimiz Muammer Yüzbaşıoğlu, divan edebiyatı üzerine Bahattin Arık, Cumhuriyet dönemi üzerine Mehmet Aydın, Coğrafya öğretmenimiz Kilisli Doç. Dr. Mahmut Sarıbeyoğlu, Doç. Dr. Ferruh Sanır gibi kendi dalında üstün nitelikli güzel insanlardı. 1970 yılına kadar atandığımız okullarda Türkçe, sosyal bilgiler, lisede edebiyat derslerine girerdim. O yıl bakanlığımızın aldığı bir karar üzerine branşlaşma oldu, ben Türkçe öğretmenliğini seçtim. Ama çalıştığım okullarda çoğunlukla bana lise sınıflarında ders verildi. O nedenle çoğu kişi beni lise öğretmeni olarak tanımıştır. Demek ki o zamanki verilen eğitim ve benim çok okuma, çalışma, edebiyata karşı ilgim, yöneticilerimin gözünden kaçmamış, sağ olsunlar, hepsine minnettarım.

Sayın ELMALI, biraz uzun olacak ama hayatımın bir bölümünü biraz anlatayım. Hayat adamı olmak nedir? Bunu Kilis’te büyüklerimiz, bizi yetiştirenler bilir. İlkokulda babam beni her yaz tatilinde çırak olarak ayrı bir işyerine koyardı. İlkokulu bitirince rahmetli gazeteci Hacı Vakıf Akbaba’nın yanında gazete satıcılığı ve varlıklı kişilerin evlerine dağıtıcılık yaptım. Ustam Kilis’in ikinci kütüphanesiydi. İşyerinde camlı dolaplar içinde kitaplar, okuyuculara sunulmak üzere numaralanmış olarak, her okumak isteyenin gecelik ufak bir para karşılığında alabileceği konumundaydı. Bu kültür hizmetini yaptığı için ustama

Allah’tan rahmet diliyor, mekânı cennet olsun diyorum. Ortaokul bitirmelerinde girdiğim derslerden tarih ve biyolojiden ikmale kaldığım için, bir yıl boş gezmem gerekecekti. Üstelik Kilis’e lise açılmamıştı. Bu kez öğretmen ağabeyim Ahmet Dalgıç, beni GENÇ KİLİS Gazetesi’ne, yani Nuri Günal Bey’in matbaasına koydu. Matbaa Koska Mahmut’un hanının üzerindeydi. Burada harf dizmeyi, mürettip olmayı öğrendim. Gaziantepli Mehmet Usta’dan sayfa düzenlemeyi, baskı yapmasını öğrenmeye çalışırken, bir gün ustamızın işe gelmediğini söylediler. O zamanlar söylemeden işe gelmeyenlere ‘kaçtı’ derlerdi. Matbaada bütün işler bana kalmıştı. Nuri Günal Bey, başımda durur, baskı yapıldığında makinanın yanından ayrılmazdı. Çünkü baskı makineleri şimdiki gibi değildi, makine çalışırken bir elinle kâğıdı koyacaksın, diğer elinle alacaksın. Seri halde olduğu için hata olmamalıydı. Hatta bir gün bir yanlışım olmuş ki, Nuri Bey den okkalı bir tokat yedim. Akşam eve geldiğimde babama;  “Ben bu matbaaya gitmeyeceğim” deyince babam; “Ustanın vurduğu yerde gül biter” dedi ve beni sabahleyin yeniden işe gönderdi. İyi ki işten çıkmamışım. Bu matbaada okumayı, yazmayı, hayatı öğrendim. Bu matbaada çalışmam, lise yıllarında da, öğretmen oluncaya kadar yaz tatillerine hep sürdü. KENT GAZETESİ olunca, bu matbaaya özgün ve tanınmış yazarlar geldiğinden onlarla sanki ben de dersime çalışır gibi, yazılar, şiirler yazmaya başladım. Bu gazete hayatım boyunca başka bir okul oldu. Orhan Tokuz, değerli öğretmenimiz Seyfettin Başcıllar, Şevket Bulut, Ankara’dan da kariyer sahibi bürokratlar

Kilis’e geldiklerinde, bu gazeteye sık sık uğrarlardı. Öğretmen olarak çalıştığım okullarda ya bir okul gazetesi, ya da bir dergi çıkarmada hep öncü olurdum. Öğrencilerime okuma, yazma, araştırma alışkanlığı kazandırma yeteneklerini gün yüzüne çıkarma, beni hep sevindiren çalışmalardı. Beş yıl Nizip Lisesi’nde, yedek subaylıktan dönüşte, sekiz yıl Gaziantep’teki görevimden sonra, 1980 yılında Kilis’te Yatılı Bölge Okulu’na atandım. Bir yıl çalıştıktan sonra, hiçbir suçumuz yokken Kilis’teki orta dereceli okulları darmadağın ettiler. Avni Keçik Bey’le Kilis İmam Hatip Lisesi’nde bulduk kendimizi. Bu okulda öğrencilerle olan çalışmalarımız, derslerdeki ciddiyetimiz öğretmen arkadaşlarla olan yakınlaşmamız gözden kaçmamıştır ki, nasıl bir memleket sevdalısı olduğumuzu anladılar. Hatta öğretmenler toplantısı sonunda Avni Keçik Bey, bir ney taksimi geçer, ben de bir iki şiir okur, güncel fıkra anlatırdım. Bu okulda iki yıl çalıştıktan sonra Kilis Atatürk Ortaokulu’nda üç yıl çalıştım. 1986 yılında İzmir yolculuğumuz başladı. 1999 yılında Hac ziyareti bana da nasip oldu. Hatta 2000 yılında eşimle Mısır-İsrail gezisi yaptığımızda Mescid-i Aksa’da üç gün bulunduk. Bunlar hep nasip meselesi. Kimsenin inancı kimseden sorulmaz, ama çok okuyan, çok yazan, ülke sorunlarını kendisine dert eden insanları, toplumdan ayrıştırmaları ülke yararına olmuyor.

İzmir’de emekli oluncaya kadar Buca Lisesi’nde çalıştım. İzmir’e taşınmamın nedeni çocuklarımın tahsili içindi. Çok şükür üç çocuğum da Dokuz Eylül Üniversitesi’nde okudular. Şimdi işleri, kendi mağazalarında kendileri yürütüyorlar. Hepsi evli, onların da çocukları var, evleri ayrı, işleri ayrı. Evde hanımla iki kişi kaldık. Eşimle elli yıllık evliliğimizin tadını çıkarmaya bakıyoruz. Hayat devam ediyor. Yedi yaşından beri çalışan bir insanım, çocukluğumdan beri edindiğim el sanatlarının sırrını babama borçluyum. Çünkü beni hiç boş bırakmadı, gezdirmedi. Okul hep yarım gün olduğundan kahve alışkanlığım  olmadığı için, öğretmenliğin yanında, ev hanımı olan eşim adına ufak tefek bazı ticari işlere yöneldim, yani hayat boyu ekmeğimi ben kazandım. Ama bunların hepsini arif kişiliği ile babama borçluyum.

2) Sayın DALGIÇ, okumuşsunuzdur, bu röportajı Kilis’in kalkınması için kalem tutanlarla yapıyorum. Siz de Kilis’ten uzaktasınız ama Kilis’ten kopmadınız. Bize bu konuda düşüncelerinizi anlatır mısınız?

2) Sayın ELMALI, Kilis’ten uzak olmak Kilis’i unutmak demek değildir. 21 Temmuz 1963 yılında Kent Gazetesi’nde yayınlanan bir dörtlüğüm var, yazayım size:

KİLİS’E ÖZLEM

 

Bir çalı kokusu gelirdi dağlarından Kent’imin

Dudaklarım ıslanırdı yaz yağmurlarında

Denizlerinde yoktu Evren’in Kent sokaklarında

Sarı, siyah ağaran saçlarını görürdüm.

 

Kilis benim doğduğum yer, gençliğimi orada yaşadım, bu kadar çok arkadaşım, dostum sevenim varsa, bu nedenle yani Kilis’ten kopmamış oluşumdandır. Kilis’in kalkınması konusunda yıllardır yerel basında, akademisyenler, bu işin uzmanları yazılar yazıyor, çalışıyorlar. Ne yazık ki şehrimizin konumu Halep’ten koptuktan sonra, kör bir çıkmaza dönmüş, geçmişte ancak ufak tefek huduttan ticari mal götürüp getirme işiyle, biraz canlanır gibi olmuşsa da, 1980’den sonra yeniden bir çıkmaza girmiş, ticari kazanç zorlanmış, bazı eski meslek sahipleri yorgancılık gibi yeniden kendi mesleklerine dönme zorunluluğu doğmuştur. Yıllarca bağlı olduğumuz kentin gölgesinde, kalkınma olmamıştır. Yatırımlar Kilis dışındaki özverili bazı hemşerilerimizin çabaları sayesinde oluşuyor. Kilis için plan, proje gibi hazırladıklarını gazete sayfalarında okuyunca seviniyoruz. Ancak uygulamaya konulamıyor. Eskiden organize sanayi bölgesi denilen yerde, ağır sanayi için az mı temeller atıldı. Taşlar dikildi, ama ağır sanayi yatırımları sözde kaldı. Diğer bir husus, bir şehrin kalkınması birinci derecede yoldur. Kilis-Gaziantep karayolu daha yeni, şu son senelerde ancak istediğimiz şekilde duble yol olarak düzenlenmiş. Hicaz demiryolu Çobanbey-Karkamış hattının geçtiğinde Kilis’ten geçirilseydi, daha yararlı olmaz mıydı? Kilis-İslahiye yolu yapıldığı yıllarda, ben ortaokuldaydım. Şimdi yeterli olamıyor ki, yeni bir proje uygulamasıyla genişleyerek ulaşıma hazırlanacağını duyuyoruz. Yine ayrı bir konu, su sorunu çocukluğumdan beri var. Narlıca suyunun Kilis’e getirilişindeki görkemli şöleni şimdiki gibi hatırlıyorum. Geçen sene Kilis’e geldiğimizde bu kez de Suriyelilerin Kilis’i talan ettiklerini gördük. Bu kadar nüfusa su, elektrik, konut, yiyecek yeter mi? Nasıl kalkınacak bu Kent? Dua edelim Suriye sorunu bitsin, insanlar evlerine yeniden dönsünler. Kilis’in özgün insanları, uzakta da olsalar, Kilis’in üzerinden ellerini çekemiyorlar, olanaklarını zorlayarak güç birliği içerisinde eğitim ve sağlık hizmetlerinde koşuşturuyorlar. Herkesin bildiği gibi Kilis’in kalkınmasında inanç turizmi de çok önemlidir. Ben her Kilis’e geldiğimde bu konuda bir yazı yazmışımdır. İçerisi ve dört bir yanı sahabelerin yattığı kutsal yer konumunda, böyle bir kenti tanıtımda yetersiz kalıyoruz. Yeni bir otel yapıldığını duyduk (OLEA Zeytin Otel). Açan insanları kutluyorum. Böyle birkaç kalacak yer yapılsa, gelen insanlar zor durumda kalmayınca mutlu olmaz mı? Ben de geldiğimde bu otelde kalmak isterim. Bakın ben size turizm konusunda yabancı ülkesine nasıl turist çekiyor bir örnek vereyim. Yıllar önce eşimle, İspanya’ya gitmiştik. Tur bizi İbiza Adası’na götürdü. Efendim neymiş akşam olurken, güneşin batışını seyredecekmişiz. Sahilde binlerce insan var. Bir aile ile tanışır olduk, ta Kanada’dan güneşin batışını görmeye gelmişler. Siz gelin benim memleketime, Karataş’tan, Kalleş Tepesinden, güneşin batışını seyredin. İbiza

Adası inanın bu manzaranın yanında sönük kalır. Ben bunu Kilis’te bir tarihte yaşadım. Bir arkadaşımın Kalleş Tepesi’ndeki bağına konuk olarak gittiğimizde, felhan kokan toprakta yetiştirilen yediğimiz salatalıkların, domateslerin lezzeti yanında, Parsa Dağı’na doğru bakınca, güneşin batışını asla unutamam.

Bunları basınla, broşürle, reklamla tanıtırsanız, turlarla anlaşırsanız neden olmasın? Kilis’imin insanı çalışkandır, özü, sözü doğrudur, ona yol gösterirseniz yeter. Kilis’in kalkınmasında büyüklerimizden, sevgili yöneticilerimizden Kilis’in sorunlarına biraz daha eğilmelerini bekliyoruz. Hatta her nerde olursa       olsun, Kilisli tur şirketleriyle ilişki kurularak, Anadolu’nun her yerinden Kilis’e tur düzenlemelerini sağlamak kanımca yararlı olacaktır.

3) Sayın DALGIÇ, yazılarınızdan anladığım kadar siz çok seyahat ediyorsunuz. Sizin turizm konusunda tecrübeniz var. Kilis’e seyahat acenteleri tur düzenlemiyor, hatta İstanbul’da Kilisli seyahat acenteleri var bu konuda siz ne düşünüyorsunuz.       Eski eserler restore ediliyor, yeni oteller açılıyor, bu konuda önerileriniz nelerdir?

3) Sayın ELMALI, bu sorunuzun bir bölümünü yukarıda ikinci soruda yanıtlamış oldum. Kilis’teki eski eserlerin restore edildiğini gördüm, umutlu oldum. Odun Pazarına giderken, Tabakhane Camisi’nin içine girdim, yenilenmeyi huzurla seyrettim. Çeşmeleri gezdim. Bunları eski özelliklerine kavuşturmak, yenilemek turistler için de önemlidir. Yurtdışına her gittiğimde rehberlerin, günlük programları bunlar üzerine kuruludur. Gelen insanlar, ecdat yadigârı bu yapıları görmek isterler. Yalnız     eski halk evi olarak bilinen kütüphane binası ne halde, bilemiyorum. Oraya da bir el atılsa, Kilis Kütüphanesi yeniden oluşturulsa, ilim irfan yuvasında gençler aradıkları kitapları bulabilseler, güzel olmaz mı? Şu anda önümde Kilis Tarihi 226. sayfada 50 sene önce kütüphanede 5068 ciltli, 2224’ü ciltsiz olmak üzere toplam 7292 adet kitap olduğu yazılı. Peki, şimdi ne var? Kilis’in ilmi, kültürü ne âlemde? Bu konuyu ele almamız gerekiyor.

4) Sayın DALGIÇ,  Ankara’da, İstanbul’da, ülkenin birçok şehrinde Kilis Kültür Dernekleri var. Bu dernekler LAHMACUN günleri, KATMER günleri, SEMSEK günleri, çay partileri düzenleyerek hemşerileri bir araya getirmek istiyorlar ve bunda da büyük başarı sağlıyorlar. Kilis Kültürü diye bir egolarını tatmin ediyorlar. Kilis’in kalkınması için, Kilis’in Kültürü için bu yeterli mi ne diyorsunuz?

4) Sayın ELMALI, biz aile olarak neredeyse otuz sene oluyor İzmir’e geleli. Burada Kilis Kültür Derneği yoktur. Çok uğraş verdik, ancak 2006 yılında başardık. Ondan önce her 7 Aralık Kilis’in kurtuluş gününde Dilaver Tosyalı ile biz ikimiz gece düzenlerdik. Zamanında bizden önce buraya gelen TRT sanatçısı Mazlum Nusret Kılınçkıran, İzmir’deki Kilislileri tespit ederek, isimlerini, telefonlarını, iş ve ev adreslerini fotokopi olarak çoğaltıp, bizlere ulaştırmıştı. Rahmetli de bir Kilis sevdalısıydı, ölünceye kadar arkadaşlığımız devam etti. Her meslek gurubundan Kilisli üyelerimiz var. Örneğin; Dr. Aydoğan Gözen Bey, emekli olunca, İzmir’in en kolay ulaşabilir yeri olan Konak’taki işyerini beş yıllığına kira almadan bize tahsis etti. Derneğimize sağ olsun her gün gelir gider. Derneğimizde bazı cumartesi günleri bayanlar günü oluyor. O gün herkes evinde hazırladıkları yiyecekleri getiriyor, eğlenceli bir gün geçiriyorlar. Diğer günler aile olarak ta gelenler oluyor, erkek arkadaşların yalnız geldikleri de olur. Buraya üyelerimizden istekli olanlar uygun gün gün tespit edilerek, Kilis yemekleri getirirler, böyle bir ortamda zaten hep konu Kilis oluyor. Örneğin Selçuk’ta oturan Yaşar Üzel, ta oradan trenle gelir. Böyle günler bir ego tatmin etme meselesine dönüşmüyor, birbirimize daha yakın olma, birleşelim azmiyle oluyor. Ayrıca her yıl, Kilis’ten burada okumaya gelen yüksek okul öğrencileri seçilerek, az da olsa burs gibi öğrencilerimize yardımcı oluyoruz. Bu ödemeler Kültür Derneği’nin bütçesinden çıkmıyor, derneğin geliri fazla yok, üyelerin ayda 5 TL olan ödemelerinin, zamanında alınması için çaba sarf ediyoruz. Üyelerimizden duyarlı ve bütçesi uygun olanlar gönüllü olarak her ay bir öğrencinin bursunu üstlenip, hayırlarını böyle yapıyorlar. Derneğimiz bu konuda sadece aracı konumundadır. Bu öğrencileri ne veren tanır, ne de alan vereni tanır. Kilis’in kalkınması yemekle içmekle olamaz. Yemek yaşamak içindir, üyelerimizi derneğe alıştırmak için ne gibi zorluklara göğüs gerdiğimizi düşünürseniz, bizlere hak vereceksiniz.

Yine geçmiş tarihte tanınmış edebiyat profesörü hemşerimiz Faruk Kadri Timurtaş’ın ölüm yıldönümünde, program düzenledik. İzmir’de büyük bir salonda konuşmacılar, her yönüyle bu kıymetli büyüğümüzün anma toplantısında, her yönüyle bu edebiyatçımızı unutmadığımızı anlattılar. Dernekte toplandığımızda ya da Kilis’in kurtuluş gecelerinde, yan yana olmak, Kilis’i konuşmak demektir. Kilis türkülerini hep bir ağızdan söylemek demektir. Böyle günlerde Kilis’in yetiştirdiği sanatçılar konuğumuz oluyor, başlıyoruz Kilis türküleri söylemeğe, Tango, Cumbullu, Çadır Altı Minare, Kundurama Kum Doldu, Gerebiç, halk oyunlarıyla süslü bir gece. Bir zamanlar Defçi Zennüp, Kör Elif, Kör Nesim ne türküler dizerlerdi, düğünler daha eğlenceli olurdu. Bunları da konuşuyor, yâd ediyoruz.

Avni Keçik Bey ölmeden, her Kilis’e gelişimde Öğretmenler Derneği’nde öğle sonu toplanır, bir masa etrafında beraber otururduk. Faruk Bey gelmiş diye, serinlikte, masamızın etrafında belki yirmi kişi olurdu. Avukat Sait Daldaban dahi,    aramıza katılan sayılı kişilerdi. Bu buluşmamızda hep Kilis konuşulurdu. Şiirler, rubailer okunur, edebi sohbetler hep Kilis üzerine olurdu. Bu yazıyı yazarken dahi, önümde bir yığın Kilis’e dair kitaplar var. Destanlaşan Kilis, Kilis’in Ünlüleri, İşte Kilis Kasteli, saysam daha çok var. Bu kültür hazinelerini derneğimizdeki okuma odasındaki kitaplıkta bulundurmak, Kilis kültürüne hizmet etmek değil midir? Daha çok fazla hizmetlerde bulunmayı kim istemez, olanaklarımız bu kadar olunca, buna da şükretmek en doğru yoldur.

5) Sayın DALGIÇ, Kilis’in kalkınması için Sayın Selahattin Çolakoğlu ve Sayın Mehmet Çiftçigüzeli Kurultay çalışması yaptılar, öğlece kaldı, öneriler nelerdi biliyor musunuz? Sayın Hasan Şahmaranoğlu Kent Gazetesinde tartışmaya açıyorum diye bir öneri sundu, Kilis Belediyesi bu önerisine olumlu baktı. Otman Dağı projesi ele alınacak. Buna benzer birçok proje        öne sürülüyor, ama kimse kalem oynatmıyor. Siz ne dersiniz?

5) Sayın ELMALI, bizim için her şey Kilis içindir düşüncesinde olan değerli arkadaşlarım ve büyüklerim 10-11 Aralık       2005 tarihinde Ankara’da bir Kurultay düzenlediler. İzmir’i temsilen Dilaver Tosyalı ile ben bu kurultaya davetli olarak katıldık. O tarihte İzmir’de henüz Kilis Kültür Derneği de yoktu ama işte bu kurultay bizleri tetikledi, dönüşümüzde Kilisli arkadaşlarla dernek kurma çalışmasını başlattık. Ankara’daki Kurultay’a Kilis Valisi, Belediye Başkanı, eski parlamenterlerimiz Sayın Salahattin Çolakoğlu, çok değerli Profesör ve Kilis sevdalıları akademisyenler katıldılar. Yurdun her köşesinden gelen Kilisli dernek üyeleriyle buluştuk, Eski Devlet Bakanı Vehbi Dinçerler, Prof. Nevzat Yalçıntaş birer konuşma yaparak bu toplantının önemine vurgu yaptılar. Kilis’le ilgili anılarını anlatanlar oldu. Oylum Höyük kazıları 16 yy.’da Kilis’in sosyal ve ekonomik durumu, Kilis çevresindeki oymaklar, Milli Mücadele de Kilis, Organize Sanayi Bölgesi’ndeki durum, değerli akademisyenlerce değerlendirildi. Belediye Başkanımız Kilis’in teşvik uygulamasından yaralanacağını, asıl konu Kilisli işadamlarının, Kilis’e hangi yatırımları yapmaları gerektiği belirtildi. Biz bunları orada dinledik. Belki bu uygulamalardan yaralı olanlar işlerini kurmuş, yatırımlarını yapmış olabilirler. Bunları sizler orada yakından izliyorsunuzdur.

Kilis Kurultayı’nın bir ön atılım olarak ben yararlı olduğuna inanıyorum. O kurultayda vaat edilen Kilisli sanayicilere yol, su, elektrik, vergi indirimlerinden yaralanma gerçekleşti mi? Kilis’e geçen yıl geldiğimde Organize Sanayi Bölgesi’nden geçerken genişçe bir alana yayıldığını, birçok yatırımın yapılmış olduğunu gözlemledim. Hatta yıllar önce bir seccade ve halı fabrikası vardı, biz de iş yerimizde satılmak üzere yüklüce seccade almıştık. Ama şimdi iç yönünü bilemiyorum, yatırımlar var oluşlarını rahatça sürdürüyorlar mı? Bunlara sizler orada yakından tanıksınız. Kilis’in il oluşunun 10. Fransız işgalinden kurtuluşunun 84. Yıldönümü dolayısıyla Ankara Milli Kütüphane’de iki gün süren etkinlik dağılmadan, toplantıda Kilis lobisi kurulması, şehrimizin cazibe merkezi haline getirilmesi, Kilis dışında yaşayan hemşerilerimizin, birikim ve tecrübelerinden yaralanılması, Kilis’i nasıl cazibe merkezi yapabiliriz, gidiş gelişleri nasıl arttırabiliriz konusunda önerilerde bulunuldu. 6 Haziran tarihinde Kilis’te tekrarını yapalım kararı alındı. İki yıldan beri memleketimize gelebilmek için bu karar, bizim için bir bahaneydi. Özlemiştik Kilis’i, iki ay önceden 6 Haziran’da belki kurultay olur umuduyla, gidiş-dönüş biletimizi almıştık. O gün gelince eşim, kızım ve ben Kilis’e geldik. Dilaver Tosyalı ve eşi 2 Haziran günü bizden önce Kilis’e gittiler. Ama gördük ki, hiç hazırlık yapılmamış. Bu Kurultay’ın mimarı Kilis Sivil İnisiyatif Platformu’na koordinatör olarak görev yapan Mehmet Cemal Çiftçigüzeli Mısır’da görevlendirilmiş, oysa bu işte Kilisli olan başkaları önder olup, bu kurultayı gerçekleştiremez miydi? Kurultay bizim gibi gelenlerle boşa çıktı, yapılamadı. Bir gün sonra Öğretmenler Evi’nde arkadaşlarla buluştuk, bu kurultayın yapılmama nedenlerini tartıştık. Bu toplantı gerçekleşseydi belki de Kilis’te daha yararlı işlerin yapılmasının önü açılacaktı. Bu yapılanların az şey olmadığını düşünürsek, yapılacak olanlara yol göstermiş oluruz. Durum bundan ibaret, sağlık olsun.

Gelelim Otman Dağı projesine Belediye olumlu baktıysa neden uygulanmıyor? Bizler buna karşı çıkacak değiliz. Kilis’e yararı olacaksa neden desteklemeyelim. Bu projeyi öne süren arkadaşımızın yazısını okuyunca olur düşüncesindeyim. Ancak bizler bugüne kadar Re’sul Osman Dağı olarak bildiğimiz bu yerin isminin Otman Dağı olduğunu ortaya atan Hasan Şahmaranoğlu’nun, bu adı nereden ve hangi kaynaktan bulduğunu bilmemizde yarar var. Aslında Otman Dağı sözcüğü dil kurallarına daha güzel uyuyor, söylemesi, algılanması hoş, sadece bu ismin benimsenmesi için nereden kaynaklandığının açıklanma inandırıcı olacaktır. Ayrıca ne gibi şeffaf bir proje hazırlanmıştır.    Ne gibi etkinlikler olacaktır, öğrenirsek sevineceğiz. İbrahim    Hakkı Konyalı’nın basımı 1968 yılı olan Kilis Tarihi’nin 195. sayfasında, ‘Re’s-ul Osman’ bu isimle anılan adı, o zaman bir araştırmacının gözünden kaçmış olabilir mi? Hasan Bey, belki Kent Gazetesi’nde bu konuda yazmış, fakat ben okumamış ya da gözümden kaçmış olabilir. Arkadaşımız araştırmacı bir yazardır. Bununla O’nun daha çok ilgilenmesi, yapılan projelerin takip- çisi olması gereklidir. Bu nedenle bize düşen bir hizmet olursa geliriz, katılırız, gündem neyse, bize söz hakkı verilirse, elbette varız. Yine Kilis’te bir “Örnek Köy” projesi başlatılmıştı. İl Özel

İdare Genel Sekreteri Mehmet Ali Yılmaz “Projeyi ilk olarak Polateli İlçesi’ne bağlı Polatbey Köyü’nde uyguluyoruz, kanalizasyon, yol ve su problemini kısa sürede bitireceğiz” demişti. O günden beri çok zaman geçti, biz uzakta olduğumuz için yapılanları doğrusu izleyemedik. Temennimiz güzel şeylerin layıkıyla yapılmasıdır. Bunların bir kitapçık olarak basılarak, Kilislilere nerede olurlarsa olsunlar ulaştırılmasında yarar var. Gurur duyarız.

6) Sayın DALGIÇ, sizin yurtdışı seyahatleriniz var, bu ülkelerde heykel, büst, korunmaya alınan evler gördünüz, Kilis’in yetiştirdiği birçok ilim adamı, din adamı, musikişinas var. Bunlardan Alâeddin Yavaşca hariç, hiç birinin büstü ve heykeli yok. Bu konuda sizin önerileriniz nelerdir?

6) Sayın ELMALI, İzmir’e geldiğim günden beri, yurtdışı gezilerim çok oldu. Biz okullarda “Çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı?” konusunda münazaralar yaptırırdık. Elbette çok okumamız gereklidir, çok gezmenin de ayrıca görsel olduğundan daha yararlı olduğunu bilenlerdenim. Ben gideceğim ülkenin her şeyini gitmeden araştırıyorum, orada rehberin yanından ayrılmıyorum. Neden? Çünkü sizlere bu gezilerimi anlatırken doğru bilgi vereyim, diye. Avrupa ülkelerinde her yerde, her meydanda heykeller, büstler, ünlü heykeltıraşların yaptıklarıyla karşılaşıyorsunuz. Bunları oralara süs için koymuyorlar. Her birinin ayrı bir değeri olduğu gibi, ya tarihlerini, ya da kahramanlıklarını, sanatçılarını bizlerin tanımasını istiyorlar. İnançları da bunları yasaklamıyor. Macaristan’a gittiğimizde, Budapeşte’de gezdirildiğimizde rehberimiz bir GÜLBABA’nın tekkesine götürdü. Gülbaba, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, orduyla buraya gelmiş, İslam dini ve kültürünü yaymak, benimsetmek için burada görevlendirilmiş, bir Bektaşi hoşgörüsüyle, yerli halkın gönlünü, sevgisini kazanmış, aslı Türk olan Macarlar da O’nu sevmiş bağırlarına basmışlar. Buradaki türbesi bir tekke olarak çok güzel yapılmış ve bugüne kadar korunmuş, kapısına da heykeli dikilmiştir. İçerisine girdiğimizdeki bir gül bahçesiyle karşılaşıyorsunuz. Bütün turlar yabancı ülkeden gelen turlar dâhil, turistleri buraya getiriyor. Her dilde yazılmış hayat öyküsü görevliler tarafından size veriliyor. Yüksekçe bir tepe üzerinde hem dualar ediyorsunuz, hem de şehri seyrediyorsunuz. Gülbaba Budin savaşında 70 yaşın üzerinde şehit olunca buraya gömülüyor. Heykel ve büst konusuna dönelim. Bu şehirde her meydanda heykeller var, atının üzerinde şaha kalkmış, kurtuluş kahramanlarını, rehberimiz anlatıyor. Üç yıl önce gittiğimiz Balkanlarda, daha çok gördük. Üsküp, Kosova, Prizren şehirlerinde her adımda heykel ve büst var. Buradaki yaşayanların çoğunluğu Müslüman… Her yerde Türkçe konuşuluyor, camiler, çeşmeler eski antik yapılar Osmanlı döneminden kalma. Korunmuşlar, bu topraklar yabancılar tarafından işgal edildiğinde de, karışılmamış. Kahramanları, sanatçıları, valileri, din adamlarına kadar, unutmamışlar, dikmişler heykellerini, büstlerini. Bizde bunlara put gözüyle bakılıyor. Camilerinde namaz kıldık, Türkçe konuşmalarına hayran kaldık. Atatürk resimleri her evde, her iş yerinde başköşede asılı… Hepimiz isteriz ki kendi dalında Kilisli ünlü sanatçıların heykeli, büstü olsun. Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca’nın eğer Kilis’te bir büstü varsa, O’na bu değeri verenleri kutlarım. Kilisli Muallim Rıfat’ın da bir büstünün olmasını isterim. Kilisli mizah ustası Nejat Uygur da aynı… Ama Atatürk’ün büstlerine, heykellerine bile saldırılar yapılan ülkemizde Kilis’te bunların benimseneceğine ben inanmıyorum. Bizim istememizle olmuyor, toplumun anlayışının değişmesi gerekiyor. Ben eğitimciyim, önce eğitim gerekli. İlim, kültür, edebiyat, tarih ve din eğitimi çıkar gözetmeden öğretilirse bu sorunlar ortadan kalkar.

 

1962 yılında lise son sınıfındaydım, daha yeni yeni yazılar yazmaya başladığımda, “Genç Kuşaklar” başlıklı bir yazı yazmıştım. Biri beni ‘köşker kuşağı’na soktu. Neden, babam köşkerdi ya. Benim yazılarımda okuyorsunuz babamla her zaman öğünmüş, gurur duymuşumdur. O Balkanlar ve Çanakkale savaşçısıdır, gözümde kahramandır. O arkadaş bir mahlasla ismini gizleyerek,

Köşkerlik mesleğini ne kadar küçük görmüş ki, O şimdi bu yazıyı okuyorsa kıs kıs gülüyordur. Oysa bana böyle taş atacağına, yeni yeni yazılar yazıyor gençtir, eksikleri, yanlışlıkları olabilir, önünü kapama yerine, ona yardımcı olalım, yanlışlıklarını düzeltelim, oturup konuşalım denilseydi, daha yapıcı olmaz mıydı? Bu arkadaş eğer öldüyse onu affediyorum, eğer ölmediyse bir özür borcu var.

7) Sayın DALGIÇ, yine gelelim derneklere, yurt sathında birçok Kilisli şair, yazar, romancı, müzik icracısı yaşıyor. Bu dernekler hiç olmazsa yılda bir kere bunları toplayamaz mı?

7) Sayın ELMALI, yurt genelinde elbette ünlü Kilisliler var. Bunlar bizim kardeşlerimizdir, övünç kaynaklarımızdır. Kilis Kültür Dernekleri olanakları ölçüsünde, örneğin Kilis’te bir arada olmak üzere, duyurular yapılarak, çağırabilirler. Memnun olur, istenilen günde bir program dâhilinde, bir arada olunur. Bunun örneğini ben yaşadım. 1966-1971 yılları arasında Nizip    Lisesi’nde çalıştım. Bir öğretmen kadromuz var ki, 100 öğrenci mezun ediyorduk. 95’i yüksek okul kazanıyordu. Dershane de yoktu o yıllarda. İşte o zaman okuttuğumuz muhasebeci olmuş bir öğrencimiz Müslüm Avkan, 1996 yılında kurban bayramıydı.

Nizip Lisesi’nde yıllar önceki öğretmenlerle, öğrencileri buluşturdu. Ben de gittim Kilis’ten bir tepsi kaymaklı künefe götürmüştüm. Gelenler de geldikleri yerlerden hediyeler getirmişlerdi. O zamanki Nizip Kaymakamı, Nizip’te oturan bizleri tanıyan tanınmış kişiler, öğrencilerimiz hep oradaydı. Lise binası önünde konuşmalar yapıldı, şiirler okundu. Pilav günü gibi yenildi, içildi, birlikte yıllar sonra buluşmanın tadına doyum olmadı. Müslüm Avkan’ın, birkaç yıl sonra Gaziantep-Nizip karayolunda geçirdiği trafik kazasında öldüğünü duydum. Mekânı cennet olsun. Ölmeseydi belki daha çok buluştururdu bizleri. Nizip’teki toplantıda tanıştığımız eski öğrencilerimizden bazıları, gerek iş için gerekse yerleşmek için İzmir’e geldiklerinde, beni aradılar buldular. Bu işe gönül vermiş yapıcı insanlar olmalı, söylediklerimizle kalmayalım. Bu işi sadece derneklerden beklemeyelim. Kilis kültürüne gönül vermiş sizler gibi insanlar da yapabilir. İzmir’e yerleşen Kilisliler de konuşmalar arasında Kilis’i özlediklerini, bir türlü gitmenin nasip olmadığını dile getiriyorlar. Örneğin; emekli yıllarca vali yardımcılığı yapmış aynı zamanda sınıf arkadaşım Sayın Mustafa Korkmaz Dinçer, Selçuk’ta oturan emekli veteriner Sayın Yaşar Üzel ve daha birçok    arkadaşım, bu konu açıldığında hasret çektiklerini dile getiriyorlar. Kilis Kültür Derneği olarak onları yıllardır gidemedikleri Kilis’le bir gün kavuşturacağız.

8) Sayın DALGIÇ, Kilis Kültür Dernekleri çok ama genel merkezler dâhil, hiçbirinin yayın organı yok. Kilis’te bir tane var, o da magazin dergisi oldu. Bu konuda ne diyorsunuz?

8) Sayın ELMALI, Kilis Kültür Dernekleri’nin yayın organlarının olmadığını dile getiriyorsunuz. Sadece Kilis’teki Kültür Derneği’nin çıkardığı “Zeytin Dalı”nı ima ediyor, “O’da magazin dergisi oldu” diyorsunuz. Sizin görüşünüz öyle. Okuyucular arasında bir anket yapılsa, yanıldığınızı kabul edersiniz. 20 yıldan beri Kilis’in her türlü kültür tanıtımını yapan arkadaşımız sevgili Muhlis Salihoğlu’nun bu işe nasıl gönül verdiğini görüyor, özveriyle belki de kendi aile yaşamındaki zamandan kısıtlayarak, içerisinde sadece Kilis’e ait resimler, yazılar bulunan dergiyi bizlere ulaştırırken ne gibi zorluklara katlandığını düşünüyor ve bu dergiyi çok seviyoruz. 76. sayısını acaba ben yanılıyor muyum diye şimdi açtım, bir daha inceliyorum. Daha sayfayı çevirmeden bakıyorum 93 yıl önce kurtuluşumuzun önderleri ilk sayfada ne güzel poz vermişler, gururlanıyorum. Hele üçüncü sayfada bir resim var ki, besteci, öğretmen İ. Halil Taşkent’i, lise yıllarında birbirimizin evinde ders çalıştığımız arkadaşımı görüyorum. Yine resimde Sabit Erentürk’ü görüyorum. Kilis’te sevilen kişiliğiyle bir tarihte mezarlıktan çıktığımızda vasıta ararken, bizi arabasına buyur edip, şehre kadar getiren engin gönüllü bir arkadaşımız. Hele 36. sayfada İzzettin ve Mefkûre UZUNCAN her zamanki gibi çağdaş giyinişleriyle, ellerindeki Türk bayraklarıyla görülüyor, bu yaşlı öğretmenlerimize imrenmemek elde mi? Şimdi İzmir’de oturan bu öğretmenlerimizi ben her kutsal gecede ve bayramlarda arar, ellerinden öptüğümü söylerim. Magazin sayılacak hiçbir yazı, resim bulamıyorum. Bizler İzmir’de Kilis Kültür Derneğini kurduğumuzda birkaç sayı dergi çıkarmıştık, İstanbul Vakfı “Dünyada Kilis” dergisini hâlâ çıkarıyor. Bu işin zorluğunu üstlenenleri kutluyorum. Sizler başka bir koldan, onlar başka bir koldan Kilis’e hizmete devam edelim. Herkes kendi üzerine düşeni yapsın. Hatta bir Kilis gönüllüsü kızımız “Tazar” Dergisi çıkarıyordu. Çok okuyanı oluşurken ben de abone olmuştum. Basım ve içeriğindeki Kilis’le ilgili yazı ve resimleriyle beğenilir duruma gelmişti ki, aniden gelmez oldu. Şimdi sizlerden beklediğimiz, Kilis’le ilgili yeni bir dergi çıkarabilme düşünceniz olup olmadığı. Bizler Cumhuriyet dönemi edebiyatına yöneldiğimiz için, bilmediklerimiz olabilir, Sevgili Hasan Şamaranoğlu’nun araştırmalarından çok eski dönemlerdeki hizmet etmiş yazarları, derin bilgi sahibi olan isimleri, kahramanları tanıyalım. Bursa Eğitim’de okurken değerli Ed. Öğretmenimiz Bahattin Arık, bir gün divan edebiyatımızdan söz ederken nasılsa konu Napolyon Bonapart’ın Akka yenilgisine değindi. Sınıfta beni işaret ederek, “Bu arkadaşın memleketi olan Kilisli Kubatoğlu Süleyman’ı sizler bilmezsiniz, Napolyon yenilip Fransa’ya kaçtığında yerine kumandan olarak General Kleber’i bırakmıştı. İşte Kilisli Kubadoğlu Süleyman Kahire’de bu generali hançerleyerek öldüren kahramandır” demişti. Geçmiş tarihimizle ilgili bu bilgileri hangi Kilisli öğrenmek istemez.

9) Sayın DALGIÇ, Kilis 7 Aralık üniversitesi Kilisli Muallim Rıfat Sempozyumu yaptı. Kilis Kültürü ile ilgili birçok bildiri yayınlandı, tahmin ediyorum Kilisli yazarların, şairlerin, ilim adamlarının hiç haberleri yok. Kilis Kültürü ile ilgilenen Kilisli   aydınlar için ayıp değil mi, ne dersiniz?

9) Kilis 7 Aralık Üniversitesi’nin Kilisli Muallim Rıfat Sempozyumu yaptığını biliyorum. Sanıyorum bu konuda yetkili dekan telefon ederek beni davet etmişti. Bu telafi edilir bir konu. Bundan sonra Kilis için böyle toplantılar düzenlendiğinde daha ayrıntılı program bizlere zamanında ulaştırılırsa haberimiz olur, hazırlığımızı ona göre yaparız. Bu işi organize edenler bir kurul oluşturup gelebilecek konukları tespit ederek, zamanında ona göre ayarlar, katılmak için çaba sarf ederiz.

10) Sayın DALGIÇ, Kilis Kültürüne büyük hizmetleri olan, Sayın Kilis Valisinden, Kilis İl Kültür Müdürlüğü’nden ve Kilis Belediyesi’nden, Kilis Kültürü için neler bekliyorsunuz?

10) Sayın ELMALI, bu sorunuza daha önce Kent Gazetesi’nde yayınlanan “2014 KİLİS ENVANTER YAPIT ÜZERİNE” başlıklı yazım, yanıt niteliğindedir. Bu büyüklerimizin devlet hizmetindeki görevlerinde, Kilis için çalışmalarından dolayı, onları yüreklendiriyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.

dalgıç

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.