Dolar 9,6155
Euro 11,2367
Altın 554,31
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 28°C
Az Bulutlu
Kilis
28°C
Az Bulutlu
Paz 27°C
Pts 26°C
Sal 22°C
Çar 23°C

Kilis Seve (Akıncı) Köyüm ve Halam

Kilis Seve (Akıncı) Köyüm ve Halam
A+
A-
28.09.2021
21
ABONE OL

Tülay SARICABAĞLI ŞİMŞEK

Köydeki kerpiç evimizde teneke sobamız ve içinde zeytin dalları ile tezekler çıtır çıtır yanıyor üzerinde su güğümü sürekli kaynıyordu.Hatta yemeklerimiz bile soba üzerinde pişiyordu. Yemeğin kokusu odayı doldururdu çoğu zaman.

Dursun Kâri’nin kedileri bizim sobanın etrafında kıvrılıp sürekli mırıl mırıl uyuyorlardı.

Köylülerin kimisi yumurta, kimisi koyun yoğurdu, süt, kimisi de yufka yapıp bize getiriyorlardı. Ben utanıyor, şaşırıyordum. Daha ağzımı açamadan hızlıca verip nenemle konuşup gidiyorlardı.

Nenem hâlinden memnundu. Bazı haftalarda nenem kendi köyüne gitmesi gerektiğinde gidiyor annem bir kaç günlüğüne Emine bacım ile yanıma geliyordu ama fazla kalamıyordu. O zamanlarda ben halamlarda kalıyordum. Benim için fark etmiyordu. Mutluydum,çalışıyordum, aileme katkıda bulunuyordum ya! Gerisi hiç önemli değildi.

Ben çocukluğumdan beri annemin mektuplarını yazar Suriye’deki dayılarına gönderirdik. Onlar da Türkçe bilen birini bulup okutur bize cevap yazdırırlardı. Gece otururken annemin aklına nereden geldiyse,İstanbul’a taşınmış olan komşumuza mektup yazdırmak geldi.

Emine abla, annemin çok sevdiği kardeşten ileri gördüğü ancak birkaç yıl önce İstanbul’a taşınmış olan bir komşumuzdu. Emine abla üvey baba elinde büyümüştü.Annemle hep dertleşirlerdi.

Annem, mektup yazdıracağı zaman bana sadece konunun özünü söyler “yaz” derdi. Ben o bir cümleden koskoca mektup kâğıdını doldururdum.

Annem dedi ki: “Tülay kızım Emine ablangil duymamıştır. Yaz babañın öldüğünü.”

Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Nasıl anlatabilirdim ki bu kadar acıyı? Anneme itiraz edilir mi hiç!

Aldım kalemi elime başladım yazmaya.

”Emine bacım,

Gittiñiz buralardan siz kendiñizikurtardıñız. Bizler burada çırpınıp duroruk. Haci Mustafa’yı bir kaç ay önce kaybettik.

Dağlar mı yıkıldı biz mi yıkıldık vallahbilmorum bacım.

Elimizde avcumuzda ne varsa yitirdik. Bir de üstelik borç harç ettik. Açığımızı kapatmak için uğraşıp duroruk.

Keşke sağ olaydı da başımızda olaydı hepsi ödenirdi amma velâkin olmadı.Vade dolmuş.Emir böyük yerden gelinçi boynumuzu büktük.Her şey üst üste geldi yükümüz birken bin kat ağırlaştı.

Añlayacağıñ o eski halimizden eser kalmadı. Çoluk çocuğu bir arada tutmak için uğraş verorum. Yoksa çil cücüğü gibi darmadağın ederler bilorum.

Şükür bugünkü hâlımıza.

“Dağlar dağladı beni

Gören ağladı beni

Gitti yârim gelmedi

Derde bağladı beni.”

Halimiz böyle aynen bu şarkıdaki gibi.

Tülay köyde kurs öğretmenliği yapor.Ben de arada yanına gelorum. Herkese selâmlar” diye yazdım.

Altına da not ilave ettim. Biliyordum ki Emine ablanında annem gibi okuma yazması yok. Ya oğullarından biri, ya da Ahmet amca okuyacak.

Dedim ki: “’Ahmet amca ben Tülay, ben üniversite okumak istiyorum. Ama burada hazırlanmam için hiç kitabım yok. Bana İstanbul’dan bir kitap alırsanız çok mutlu olurum dedim.

Bu yazdığımı anneme okumadım. Diğer yazdıklarımı okudum. Zarfa koyduk. Annem Kilis’e giderken PTT’ye vermek üzere yanında götürdü.

Bazen ne nenem, ne de annem yanımda kalamıyordu. O zaman da Maya halam beni alıp evlerine götürüyordu. Ali abi askerdeydi zaten. Onların iki büyük odası vardı. Birinde gelini Şükran kalıyordu. Birinde de kendileri kalıyordu. Ben Şükran’ı sanki ablam imiş gibi seviyordum. Çok olgun bir kişiliği vardı. Koca evin tüm işini Şükran tek başına yapıyordu. Asla gıkı çıkmıyordu. Halamın evde Ali abiden sonra üç oğlu ve iki kızı daha vardı. Diğer iki kız evlenip evden ayrılmışlardı.

Şükran o kadar kişinin çamaşırını bulaşığını yemeğini yapar asla söylenmezdi. Halam Ali abiye kaynının oğlu olan Celâl amcamın kızını belki de bu çalışkanlığını çok iyi bildiği için almıştı. Üstüne üstlük Şükran hamileydi ama asla sızlandığını duymadım. Hayrandım onun temizliğine, titizliğine, çalışkanlığına.

Şükran da beni çok severdi, “Sen kal yanımda yeter bana” derdi.

Halamın kızı Ayşe’nin yaşı bana yakındı. Ama Şükran bambaşka idi…

Fatoş ve Mustafa(ölen oğlunun ismini vermişlerdi) ilkokula gidiyorlardı. Zeki ile Kemalokulu bitirmiş günlük olarak şehre gidip çalışıp geliyorlardı.

Zeki çok yaramaz bir çocuktu. Hani taşı atar başını altına tutar ya.Tam öylesi tiplerdendi.

Gece olunca hepimiz yatasıya halamın odasında toplanır yemeğimizi yerdik.O dönemde sofrada mutlaka yeşil taze sarımsak yerdi halam yemeğinin yanında. Ben de orda alıştım taze sarımsak yemeye.

Sonra kaçak çayı halam kendi elleriyle demler yalnız farklı olarak şekeri demliğin içine katardı. Sobanın etrafında oturup sessiz sessiz çayımızı içerdik. Eniştem biz çocukken ayağının birini mayın tarlasında kaybettiği için gece olunca protez bacağını çıkarır bir köşeye koyardı.Şaşkın şaşkın bakardım o tahta protez bacağa. Hepimiz farklı hayallere dalardık.

Şükran askerdeki eşini ve doğacak çocuğunu düşünüyor mutlaka derdim. Ali abim izine gelince Şükran mutluktan bir kelebeğe dönüşür ama izin bitince hiç yüzü gülmez benimle teselli olurdu.

Halam, düğünde vurulup ölen oğlu Mustafa’yı düşündüğü için hiç gülmezdi. Çok nadir olarak görürdüm güldüğünü.

Zeki ile Mustafa bazen yer yatak kavgasına tutuşurlardı. O anda Mustafa’yı bir kriz tutardı. Halam o zaman mutlaka Zeki’yi Kemal’e pataklattırırdı.

Zeki o gece dayak yediyse ertesi gün mutlaka daha büyük bir yaramazlık yapardı.

Bu arada İstanbul’dan beklediğim kitap gelmişti. Tüm derslerin bir arada bulunduğu kalınca bir kitap idi. Nasıl mutlu olmuştum. İçinde de bir not vardı. ”İlk fırsatta geleceğiz.Çok üzüldük. Başınız sağ olsun”diye yazmışlardı.

Köyde TV yoktu. Bu da benim işime geliyor geceleri dersimi çalışıyordum.

İçimde bir umut ışığı ile kendimi çalışmaya vermiştim.

Bakalım kul kaderini ne kadar değiştirebilecek?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.