Kilis’e Doğru…

23 May 2017 Sal 9:44
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

M. Faruk DALGIÇ

 

Doğup büyüdüğümüz, çocukluk ve gençlik anılarımızın yaşandığı Kilis’e gelmek, ille de bir neden olmadan olmuyor. Otuz senedir İzmir’deyiz. Zaman ne çabuk geçiyor, İslam Bey sokağındaki Kerim Bekân’ın evinden kamyona yüklenen eşyalarımızın hayali bugünkü gibi.

Kilis’te kimsemizin kalmadığına bakmayın. Beni tanıyan, seven çok arkadaşımın olduğunu biliyorum. Zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle bakalım hepsini görme şansım olacak mı? Bütün akrabalar yıllardan beri Gaziantep’te. Ağabeyim rahmetli Ahmet Dalgıç’ın torunu evleniyor. Davetiye gelince yol göründü bize. Günler öncesinden biletimiz alındı. Aslında eşim de gelecekti, fakat ani bir ameliyat durumu olunca, O’nun yerine Betül ve Aytül kızlarım biz gideriz diye havalandılar. Çabuk geçiyor günler, kızlardan iki gün önce, uçağımız gecikme yapmadan sabahleyin erken saatte Gaziantep’e iniyor.

Nizip’te baldızım var. Oğlu Abdülkadir beni karşılayıp, Nizip’e götürüyor. Çocuklarım Betül ve Aytül iki gün sonra gelecekler. Neden mi? İşlerini zorunlu olmayınca kolay kolay bırakmazlar. Benim ısrarlarım bile kâr etmez. Yıllar önce 1966-71 yılları arasında Nizip Lisesi’nde çalışmıştım. Gezerken beni tanıyanlar oluyor. Unutulmamışım, bakkalın birinde peynir, kaymak görüyorum, biraz ilgilenince birisi, “Sizi tanıyor gibiyim” deyince kendimi tanıtıyorum, hemen kalkıp yanıma geliyor, o yaşında elimi öpmek istiyor. Bir diğeri de “benim hocamdınız” deyince kucaklaşıyoruz. Belki elli yıl olmuş, ikramlarına dayanamıyorum, oturup bir kekik çaylarını içmeden ayrılmıyorum. Dükkân sahibi, “Hocam yarın taze peynir, kaymak gelecek, lütfen uğrayınız” diyor. Bir gün sonra gerçekten buradan alıyorum İzmir’e götüreceklerimi.

Yeğenim Abdülkadir gündüzleri beni hep gezdiriyor. Birecik’e gidiyoruz. Kelaynak kuşlarının devletçe korumaya alındıkları yere gelince, bizim gibi yerli turistlerle karşılaşıyoruz. Orada görevli bir arkadaş bilgiler verince ben durur muyum, aralarına karışarak, defterimi çıkarıp notlar alıyorum. Kelaynak kuşlarını görünce, eskiden beri benim düşündüğümden farklı iri yapılı, kırmızı suratlı, uzun gagalı ve başları tüysüz, siyah tüylü kargadan daha büyük olduklarını görüyorum. Tek eşli oldukları için, diyelim ki, eşi her nedense öldü, başka biriyle eşleşmiyor, intihar ettiği bile oluyormuş. 70-80 cm. boyunda, kanatlarını açınca 120-130 cm. olabiliyormuş. En fazla görüldükleri yer, Türkiye, Suriye, Fas, Ama Türkiye’de sadece Fırat kenarındaki Birecik’te kalenin arkasındaki sarp kayalıkları üreme ve yaşam alanı seçmişler. Burada 1972’den beri Devletimizce koruma altına alınarak, çoğalmaları sağlanmış. Karşıda özel olarak yapılmış yuvalarını görüyorum. Biri iniyor, biri kalkıyor. Temmuz ve ağustos aylarında göç mevsimi gelince, gidecekleri yerlerde avcılardan ve ilaçlamalardan dolayı heder olmamaları için, buradan artık bırakılmıyor, göçlerine mani olunuyormuş. Ben burada öğrendiklerimi sizlerle paylaştım.

Öğretmenevi

Oradan ayrılıyor, Birecik sokaklarına dalıyoruz. Sebze ve meyve pazarı karşımıza çıkıyor. Hemen dalıyorum içeri, fiyatlar her yerde aynı, İzmir’den farkı yok. Ama buradakiler yeni bahçelerden getirilmiş, organik görüntüsü veriyor. Fırat’ın kenarındaki sulu bahçelerde yetişmiş. Arabalarına marul yüklemiş satıcılar görüyorum. Bir zamanlar Kilis’te, sabah pazarında İçeribahçe’de yetişen sebzeler erkenden buluşurdu bizlerle. O günleri anımsıyorum. Uzun boylu bizim komşumuz, işi gücü olmayan Deli İzzet denilen bir akıllı-veli, kendini sevdirmiş olmalı ki, elinde bir naylon poşetle her gün yeni hale gelir, her inen mahradan bir adet domates, bir adet biber, bir adet patlıcan alır, o günkü ev gereksinimini karşılardı. Kimse de O’na seslenmezdi. Sanki göz hakkı kabul edilirdi.

Birecik, dar sokakları, bedestenleri olan, her ne ararsan burada bulabileceğin bir şehir… Öğle vakti olmuş acıkmışız, derli toplu bir lokantaya giriyoruz. Burada her yemek et ve kebap. Önce güzel bir salata konuyor önümüze, kalaylı bakır tasla mis gibi ayran geliyor, siparişimiz gecikmiyor. Kuşbaşı ve kıyma kebabı gelince, İzmir’de tadını alamayacağımız bir ağız tadıyla zırhta çekilmiş kıymanın lezzetini alıyoruz. Porsiyonlar doyurucu, dikkatimi çekiyor, her şişe saplanan etler önce tartılıyor, ben böyle bir olaya, yıllar önce Halep’e gittiğimizde de tanık olmuştum. Hilesiz, doğru iş yapan iş yerleri herkesçe biliniyor. Çıkarken ödediğimiz hesap, inanın İzmir’dekinin yarısı bile değil.

Nizip’e dönüyoruz. Burası da çok değişmiş, nerdeyse Birecik’le birleşecek, yeni caddeler açılmış, sıra sıra apartmanlar dizilmiş. Şehir içindeki nefes alınacak parklara özendim. Gezdiğiniz her yerde vatandaşın rahat edip, dinleneceği oturaklı banklar konulmuş millet bahçelerine.

Akşamüzeri Abdülkadir yine beni Halfeti’den buraya kadar uzanan Fırat üzerine kurulu, Belkıs Harabelerinin bulunduğu baraj gölüne götürüyor. Bugün hava biraz üşütüyor insanı, böyle olmasına karşın insanlar gezmeyi çok seviyorlar, burada da gezginciler çoğunlukta.

Zeugma’nın tam bulunduğu yerdeyiz. Buranın üzerini sıcaktan zarar görmesin diye yüksekçe kapatmışlar, korumaya almışlar. Saray olduğunu sandığımız bu yerde mozaik kalıntıları daha yeni yapılmış gibi gözlerinizin önünde. Fazla hırpalamamışlar. O zamanlarda Roma dönemine ait bu kalıntılar, çok olmamış bulunalı. Elli yıl önce ben Nizip’te çalışırken, buraya piknik yapmaya gelirdik, bir tepeydi sanki. Ama o yıllarda da hırsızlar boş durur mu? Bu Belkıs Harabeleri dediğimiz yerde tepenin bazı yerlerinde oyuklar görürdük, bu oyuklar hırsızların arama yaptıkları buldukları önemsiz kabul edilen buluntuların ne kadar değerli olduğunu şimdi anlamamıza yetiyor. Burayı herkes biletsiz olarak gezebiliyor. Aşağıda göl kenarında ziyaretçileri gezdirmek üzere tekneler sıralanmış. İki günüm Nizip’te geçiyor. Cuma günü sabahleyin Gaziantep havaalanında bizim kızlarla buluşuyoruz.

Doğru doğduğum güzel kentim Kilis’e gidiyoruz. Önce, anne babam ve ağabeyim Ahmet Dalgıç’ın bulunduğu aile mezarlığına varıyoruz. Dualarımızı ediyor, Yasin okuyoruz. Oradan yine Şorahbil Hazretlerine çıkıyoruz. Cuma namazını burada kılmanın huzuruna varıyorum. Çok hoşuma gidiyor, uzun zaman buralara niçin gelemediğimizi sorguluyorum. Çocuklarıma buranın tarihini ve kıymetini anlatıyorum.

Namazdan sonra Odun Pazarı’ndaki övgüsünü duyduğumuz Yaren Lokantasına geliyoruz. Bizi nostaljik şark köşesi şeklinde döşenmiş bir odaya alıyorlar, usul öyleymiş, hiçbir müşteri birbirini görmüyor. Mumbar yapıldığını duymuştum, yemek seçiyoruz. Bir porsiyon mumbar, iki lahmacun, Kilis’e özgü tepsi kebabı ve diğer isteklerimiz biraz gecikse de sabırla bekliyoruz. Nihayet yemekler geliyor, çok güzel yapmışlar, hemşerilerimin ellerine sağlık. Burada da hesap abartılı değil, bize uygun geliyor.

Kandemir-Dalgıç-Ö.Faruk Kandemir-

Şimdi Kilis’in caddelerini dolaşıyor, Şekeroğlu’ndan kargoya verilmek üzere alınacakları alıp, çocukları serbest bırakıyorum. Arabayı kullanan yeğenime Kartal Bey Okulu’na gidiyoruz deyince, Kilis’in ara sokaklarına dalıyoruz. Kilis ben gelmeyeli çok değişmiş. Sanki bildiğim yerleri unutmuşum. Trafiğin felç ettiği Kilis’te Kartal Bey Okulunu dolana dolana buluyoruz. Ben 1954 yılında bu okuldan mezunum. Hatta ilk açıldığında Şıhabdullah Mahallesi doğumlu olduğum için Kemaliye İlkokulu’ndan benim gibi bazı öğrencileri bu okula yollamışlardı. Rahmetli Ahmet Günal benim öğretmenimdi. Bizlere verdiği eğitimle, disipliniyle her zaman kişilikli, değerli bu öğretmenime Allah’tan rahmet diliyor, hayırla yad ediyorum. Okul müdürü Mustafa Hoca’nın geleceğimden haberi var, bizleri odasında karşılıyor. Şiirlerini, yazılarını beğenerek okuduğum Faruk Kandemir de orada. Sarılıyoruz birbirimize, ne güzel bir buluşma. Hoş sohbetten sonra okulumu geziyorum. Çok güzel şeyler yapılmış, Okul Müdürü Mustafa Kandemir’i kutluyorum. Aşağıda kreşteki çocukların seslerini duyuyoruz, anneler günü için hazırlık yapıyorlarmış. Oyunlar, gösteriler yapacaklar. Sonra salondaki duvarlarda, Kilis’in kurtuluşunda emeği geçen kahramanların, büyük boy portrelerini görüyorum. Şehit Sakıp Bey, İslam Bey, Kartal bey ve diğerleri boy boy resimlerle karşımızda. Onları unutmadık, unutmayacağız dercesine çalışılmış. Okuldan vedalaşarak ayrılıyor, Öğretmenler Bahçesi’nde Muhlis Salihoğlu’yla buluşuyorum. Oradaki beni tanıyan arkadaşlarla özlem gideriyoruz. Kilis’te bir günlük gezimiz çabuk sonlanıyor. Ayşecik Parkı’nda tanıdıklarla buluşan kızlarım Rahmetli Avni Keçik Bey’in hanımıyla aynı masada eski Kilis günlerini konuşmuşlar. Kilis’e her geldiğimde ben de Öğretmenler Bahçesi’nde Avni Keçik Bey’le bir masada oturur, edebi sohbetler ederdik. Masamızın etrafı tanıdıklarla dolardı. O’nun ney üflemesini unutur muyum? Hatta ikimiz de İmam-Hatip’te iki sene beraber çalışmadık mı? Dalmışım, kızlar telefona sarılmışlar, beni arıyorlar, ne kadar yakında olduğumu bilseler şaşıracaklar. Gitmem, görmem gereken yerler çok, örneğin Res’ul Osman (Otman) Dağı, Bizim satmadan önce Gavurbağlı’daki bağımızın yanından gidilen bir yer. Şimdi çok mesire yerleri yapılmış, değişmiş olduğunu duyuyordum, çaresizim, ama eşim iyileşince, yine geleceğim. Akşamüstü çok sevdiğim kentimden ayrılmadan Mercimeklerin fırınına uğrayıp, alacağımızı alıyor, Gaziantep yoluna düşüyoruz.

Düğün sahibi yeğenim, Royal Otel’de yerimizi ayırtmış. Bu yorgunluğu gidermemiz lazım. Yarın kızlarımı Gaziantep’te gezdireceğim.

Bugün cumartesi, sabah kahvaltısını otelimizde yapıyor, Kalealtı’na geliyoruz, bugün akşam düğün günü, belki en yoğun günümüz olacak. Kale altında dükkânların önü yoğurt kazanları, beyaz bez torbalarda peynirler, bidonlarda kahvaltılık zeytinler, kiloyla satılan baş sarımsaklar, diğer meyve ve sebzeler gözümüzün önünde, imreniyoruz. Ancak bir kafeye, oyularak yapılmış “Kaleoğlu” mağarasına kahve içmeye giriyoruz. Yer altında insanlar yaşamış, nostaljik eşyalarla burayı donatmışlar. Eski Antep kuyularından biri dikkatimizi çekiyor, yerli giyeceklere kızlarım ve torunum Ece bayılıyor. Kahve gelinceye kadar arzu ettiklerini giyip, çıkarıyorlar, akıllı telefonlarla resimler çekiliyor.

Buradan kalkıp bakırcılar çarşına doğru yürürken İmam Çağdaş’a uğruyorum. Sahibi Burhan 1974 yılında Gaziantep Merkez Ortaokulu’nda çalıştığımda öğrencimdi. Hemen kalkıyor, yanıma gelerek saygıda kusur etmeyecek şekilde, elimi öpüyor, birbirimize sarılıyoruz. İlle de baklava yedirecek, sonra uğrayacağımızı söyleyerek ayrılıyoruz. Elbette burası Gaziantep’in en tanınmış lokantası, burada alinazik yemeden olur mu? Bakırcılar Çarşısı’na geliyoruz. Çocuklar ve torun alışverişe dalıyorlar. Humanızlı’dan zeytinyağı sabunu, Elmacı Pazarından Antepfıstığı almak üzere toptancılara uğruyor, yine iki koli kargoya veriyoruz. Öğle olunca çocuklar, “İmam Çağdaş yarına kalsın, bugün paça yiyelim” deyince eskiden bildiğim bir paçacıya onları götürüyorum. Ama Kilis’teki Acem Baba’nın paçasına uyar mı? Acem Baba beni hiç unutmaz. Daha önceki gelişlerimde içeri girdiğimde; “İzmir’den hocam gelmiş” diyerek, siyah etli sımsıcak paça tabağını, söylemeden önüme koyardı.

Karaoğlu Magarası

Yemekten sonra Büyük pasaja giriyoruz. İthalatçı Eyüp Çeyiz’den kızlarım ihtiyaçları olan malları almaya yöneliyorlar. Bu firma yıllardan beri bu işi yapıyor. Biz mağazalarımızda Özdilek, Karaca, Sarar, Taç, Antik gibi fabrikaların etiketli ürünlerini satıyoruz. Çin’den ithal edilen mallar eski özelliğini kaybetti, bu nedenle pazara dahi düşünce biz bu eşyaları satmaktan uzaklaştık. Gaziantep’ten giyim üzerine bir firmanın ürünlerini alıyoruz, bu firma sahipleri buraya gelince, üretim yerimizi mutlaka görmemizi isteyince, onlara uğruyor, sipariş veriyoruz. Yine yorulmuşuz, otele dönüp, dinleniyor, akşam düğün salonunda Mersin’den, İskenderun’dan, Ankara’dan gelen akrabalarla buluşuyoruz. İskenderun’da çocuklarının yanında kalan büyük ablamı da getirmişler, yanıma alıyorum, düğün bitinceye kadar ayrılmıyoruz. Düğün çok görkemli oluyor, ikisi de avukat olan gelin ve damadın şahitliğine beni de yazdırmışlar. Geldiğimize değiyor, gece boyunca resimler çekiliyor, bu anılar unutulmasın diye albümleri süsleyecek.

Pazar günü yine buradayız. Öğleye doğru caddeye iniyor, İzmir’e tatlı, katmer gibi el çantasında götüreceğimiz yiyecekleri temin ediyoruz. Yalnız Gaziantep ben otuz uzun yıl oldu ayrılalı, çok değişmiş. Eskiye göre tanımak zor. Kazanç yok, sıkıntı var denilse de biz öyle görmüyoruz. Herkesin evinin önünde arabası var. Olmasa bu devran nasıl dönecek? Yeni yapılan milyonluk daireler, fırıl fırıl alıcı buluyor ki, apartmanlar Eyfel Kulesi gibi yükselmiş ve yükseliyor.

Yarın sabah İzmir’e dönüş yolunda olacağız…

Benzer Haberler

OKUMA Bush, “İngilizceyi zor konuşuyorum” demiş. Dünyanın canını iyi okudu ama!…...

Yorum 
0

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca Hocamızın Kilis Sevgisi ve Muhteşem Eserleri: Hocamızın Hüzün...

Yorum 
0

Gurbette Bayram-6   Aysel MASMANACI BEŞOĞLU   AYVALI DÜĞÜNÜ Tekinlerin düğününün 1. günü...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

OKUMA Bush, “İngilizceyi zor konuşuyorum” demiş. Dünyanın canını iyi...

Hocamızın Hüzün Dolu Eseri: Ağlar G...

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca Hocamızın Kilis Sevgisi ve Muhteşem Eserleri:...

Kilisli Emekli Bir Öğretmenin Unutu...

Gurbette Bayram-6   Aysel MASMANACI BEŞOĞLU   AYVALI DÜĞÜNÜ Tekinlerin...

ÇANGALIM OL

Kilis Şirinlemeleri…   ÇANGALIM OL   Sen yağmur ol yağ, Ben çörtenin...

KURARSIN GÖNÜL

Gönül ne gezersin sen yücelerde? Tökezler ayağın düşersin gönül Dünyaya...

Büyüküstün Kilis’te okul açtı...

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Christian Berger ve UNICEF’in...

Balıkçı Aygün kazada hayatını kaybe...

Kilis’in balıkçı esnaflarından Yılmaz Aygün (43) geçirdiği trafik kazasında...

Kilis’te cinayet: 1 ölü

Kilis’te Suriyeli bir şahıs eşine sarkıntılık ettiğini iddia ettiği...

MHP İl Teşkilatı çalışmalarına hızl...

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kilis İl Teşkilatı çalışmalarına hızlı...

Üniversite ile İKA arasında teknik ...

Kilis 7 Aralık Üniversitesi’nin İleri Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi...

Polis suçluların korkulu rüyası hal...

Kilis İl Emniyet Müdürlüğü, şehrin huzur ve güvenini sağlamak için gece...

“Diyabet ciddi bir hastalık”

Kilis İl Sağlık ve Halk Sağlığı Müdürü Dr. Turgay Happani, “Diyabet,...

Vakıflar Bölge Müdürü Güven Karatep...

Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürü İsa Güven, Kilis İl Müftüsü Mahmut...

Aramızdan Ayrılanlar

Meliha ÜZÜMBALI (85) Fatma GÜVEN (61) Emine ÖZDEMİR (74) Mecit ÇOBAN (52)...

Ahmet Özuymaz vefat etti

Nüfus Müdürlüğünden bir süre önce emekli olan Ahmet Özuymaz vefat etti....

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

JETON Siyasiler Amerikalılara, “Bizi AB’ye almayacaklar” demiş. Nihayet...

Kilis’te İlk Musiki Cemiyeti&...

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca Hocamızın Kilis Sevgisi ve Muhteşem Eserleri:...

Kilis’ten Kuvayi Milliye Ruhu İstan...

Nejat TAŞKIN   Birkaç gün önce Kilis İlimizden İstanbul’a gelen ve...