Kış Mevsiminde KKTC Notları

16 Şub 2020 Paz 21:24
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

 

Üç ay önceden aldık Kuzey Kıbrıs’a bilet…Kısmen daha ucuz oluyor o zaman…Bir THY yetkilisi arkadaşım anlatmıştı, uçaklar doldukça fiyatları da o nispette artıyor. Ne kadar erken uçak bileti alınırsa daha sonraki günlere göre daha ucuza geliyor. Üniversite yıllarımı hatırlıyorum, tam tersi bir uygulama vardı. Bazı talebe arkadaşlarımız yurtiçi olsun, yurtdışı olsun hazırlıklarını yapınca uçaş saatine kadar alana giderek beklerlerdi. Artık mevzuat süresi içinde yolcuların gelmeyeceğine kanaat getirilince ve boş koltuk da varsa, stantta bekleyenlere uçak bileti aynı fiyattan satılırdı. Bendeniz de yine 1980’li yıllarda böyle bir Kıbrıs yolculuğu yapmıştım. Daha sonra bilindiği gibi özellikle Türk işçilerinin yoğun olduğu başta Almanya olmak üzere Fransa ve Hollanda’ya charter uçak seferleri başlamıştı. Charter uçakları dolunca havalanıyorlardı ve fiyatı tarifeli uçaklara göre çok daha ucuzdu. Artık charter eskisi kadar fazla değil, ama turizm firmaları KKTC’ne uygulanan ambargodan dolayı özellikle Hindistan’dan gelecek konukları için charter seferlerini programlarına almışlar. İyi de yapmışlar.

Yeni yapılan İstanbul Havaalanı oturana kadar Sabiha Gökçen çok daha revaçta olacağa benziyor. Çünkü ulaşımı rahat, ayrıca alanda kontuarlara ulaşım zor değil. Ancak aşırı bir yüklenme var. Zaman zaman uzun kuyruklar oluşabiliyor. Özellikle umre ve hac zamanıyla, bayramlarda…

AKDENİZ’DE PETROL ve DOĞAL GAZ ARAMALARI

Aralık’ın son haftası Ercan’a doğru havalandık. Anadolu Jetle uçuyoruz. Artık sandviçleri, çay dışında kahve ve diğer içecekleri de uygulamadan tamamen kaldırmışlar. Zarar mı ediyor, yoksa karlar başka bir yere mi aktarılıyor, tartışılır. Bu da ekonomimizin çıtasının nerede olduğunun bir işareti olsa gerek! Ercan Havaalanı yoğun bir uçak trafiğine sahne oluyor. 10 gün içinde tarifeli 726 uçak inip kalkacak, bunların yolcuları karşılanacak. Büyük bir başarı… Dilerim KKTC ve Türkiye’nin yasal hakları çerçevesindeki doğal gaz ve petrol aramaları mutlu son ile neticelenir, Fatih, Yavuz ve Barbaros Gemilerimizin Akdeniz’de koruma ve sondaj çalışmaları önemli bir gelir girdisi olarak insanımıza yansır. Aynı araştırma ve çalışmayı Kıbrıs Rum kesimi de yapıyor. Rumların bu çalışmasına başta İsrail, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’nın yanında diğer batılı ülkeler de arka çıkıyor! Dünyayı gerilim ve çatışmalarla dizayn etmeye çalışan gelişmiş emperyalist batılı ülkeler her zaman yeni denge ve alternatiflerin de ortaya çıkabileceğini zaman zaman unutuyorlar. Galiba o günleri yaşıyoruz.

Ercan Havaalanına 75 dakika sonra indik. Sabahın erken saatlerinden gece 24.00’e kadar Ercan Havaalanı yoğun. Üstelik İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya’nın dışında Adana, Hatay ve Trabzon’a da uçak seferleri gerçekleşiyor.

Yazın bu sefer sayısı daha da artıyor. Öylesine bir yoğunluk var. Yolcuların içinde her renk, her din ve her kültürden insanlar mevcut. Bunların bir kısmı üniversite eğitimi yapmak, bir kısmı çalışmak, iş kurmak ve bir bölümü de turist olarak geliyor. Ciddi bir büyüme gözleniyor KKTC’de. Hele o üniversite kampüslerini, turistik tesisleri ve bölgeleri görünce takdir etmemek elde değil.

Kızım ve oğlum karşıladı bizi. Ercan Havaalanı dışında da beklemek için pastane ve cafeler var. Bol sayıda dolmuş taksi. Çoğu da Mercedes marka… Hepsi de taksimetreli. İsterseniz pazarlık da oluyor. Ellerindeki isimleri anons ederek konuklarını arayan otel temsilcileri de koşturup duruyor. Eğer bu cazino müşterisi ise onu karşılamaya daha özel araç ve sürücü geliyor. KKTC’de karayolları Lefkoşe giriş-çıkışı hariç genelde bir geliş-gidişten oluşuyor. Lefkoşa’ya girişler ise duble yol ve aşırı kalabalık. Tümü asflat yollar ve trafik İngilizlerden kalma bir uygulama ile soldan. İktidardaki Ulusal Birlik ve Halkın Partisi ihtiyat sandığında bulunan ve geçen dönemde yerli istihdamın iyileştirilmesi için biriktirilen 200 milyon liralık bütçenin bir kısmının trafik için kullanılacağını açıklamış. Kavşaklarda daire içine girmiş araç her zaman öncelikli. Ülkede araçsızlık her aile için biraz değil pek zor.

KIPIR KIPIR BİR KKTC

O gün TRT Spikeri arkadaşım Salih Uzuner’in romanlarından tanıdığım kız kardeşi yazar Buket Uzuner de adadaydı. İklim Değişimi ve Kadın Konferansına gelmişti. Kazakistan’dan DaurenbekBeknazarov ile Tacikistan’danBahromİsmatov adındaki ressam sanatçılarda Yakındoğu Üniversitesi Sanat Galerisinde sergi açmışlardı. BunuDağıstan Resim Sanatçıları sergisi takip etti. KKTC’de kültür ve sanat programları da bir hayli…Kıbrıs’ın ilk yerli arabası Günsel’in lansmanı için de çalışmalarda sona gelinmiş. Tanıtım için 9 dünya kentine(Helsinki, Strazburg, Kuveyt, Roma, Budapeşte, Bakü, New York, Doha ve BM) temsilci atanması Rum tarafını kızdırsa da iyi bir gelişme. Bu atamalar hazineye bir yük getirse de KKTC ekonomisinin iyi geliştiğini de gösteriyor. Ancak KKTC gazeteleri gerektiğinde hükümeti yanlışlarından dolayısı eleştirmekten de geri kalmıyorlar. Mesela aynı gün Halkın Sesi gazetesi Sağlık hizmetlerinin ilaç ve malzeme eksikliği dolayısıyla 6 ay sonra durabileceğini ileri sürüyordu.

İngiltere ve Avustralya’da da ciddi bir KKTC nüfusu mevcut… Tatillerde onlar da anavatanlarını ihmal etmiyorlar. Henüz gökdelenler yok ama 24 saat canlı ve pahalı şehir Girne’de büyük apartmanlar var. Üzüldüm. KKTC’ye bahçeli birkaç katlı evler yakışıyor. Girne’den sonraÇatalköy’e geldik. Çocuklar bizi Elexus’ta yemeğe götürdüler. Oteller mevsimlere göre programlar yapıyorlar. Çünkü her mevsim ayrı bir keyif adada… Kışın İskele’de denize giren yabancılar da oluyor. Sebebini de o gün yeni yıl kutlamaları ve kanser hastalarına yardım etmek amacıyla olduğunu belirterek yağmura ve soğuk havaya aldırış etmiyorlar. Böyle gösterileri yılbaşında Hristiyan temsilciler Haliç’e haç atarak cemaate mensup gençler tarafından buz gibi Marmara’nın suyuna girip, çıkartıyorlar.

LOKOMOTİF TURİZM VE…

KKTC’de herşey dâhil oteller kahvaltı, öğle ve akşam yemeklerinin dışında gece açık büfe ve gece yarısı çorbası da ikram ediyorlar. Tam pansiyon oteller ise konukların adayı tanamaları açısından bir fırsat sunuyor. Hoş geldiniz partisi veriyorlar. Eğlence ve etkinlikler de çeşitli; lounge müzik, duo-klasik müzik, elektro keman, saksafon ve klasik müzik dinletisi, fasıl, çeşitli ülkelere ait dans gösterisi, dijital oyunlar, sinema, masa tenisi, tavla, bilardo, bowlingve futbol turnuvaları, müzikli oyunlar vs. hepsi mevcut. Turizm sektörü KKTC’de iddialı 4-12 yaş grubu için etkinlik odası var. Çılgın deneyler, sihirbazlık, Hacivat-Karagöz, sürpriz balon ve hediyeler programlarken, 12-17 yaş grubu için de dart, turnuvalar ve oyun parkurları gerçekleşiyor. Her otel ayrıca iddialı konserler programlıyor.

KKTC’de Aralık ayı olmasına rağmen öyle soğuk ve kar yok. Yağmur yağıyor sadece. Mevsim şartlarına göre de havalar öyle seyrediyor. Çoğu evde kalorifer falan da mevcut değil. Kış mevsimi çünkü kısa sürüyor. Genelde şömine yakıyorlar. Zaten soba kuracak biçimde de değil evler. Yeni yeni inşaat sektörünün artması ve öncülük yapması üzerine kaloriferli evler de inşa edilmeye başlamış.

Türkiye ile KKTC arasında bir saat fark var. Bunun sebebi de Türkiye’nin yaz saatini geri çekmemesi. Yazın ortak saati kullanıyoruz.

 

İDDİALI ÜNİVERSİTELER

İkinci gün Lefkoşa’ya geçtik. Yollar öyle tenha da değil. Ciddi bir trafik var. Hele şehirlere giriş ve çıkışlardaışıklar ve aşırı araç yüklenmesi trafiği artırıyor. Lefkoşa Yakın Doğu Üniversitesi Turizm bölümünde kızım Furkan İngilizce-Türkçe ders hocası. Yeni dönemde ön görüşme yapmak oraya gitti. Ben de Maarif Koleji Müdürü arkadaşım Işılay Arkan’ı ziyaret etmek istedim. Ancak İstanbul’a gitmiş çocuklarının yanına. TRT Haber Merkezi’nden arkadaşım Yüksel Aksan’ın ulaştım telefonla. Daha önceki gelişimde birlikte olamamıştık. Bu defa buluşacağız ama daha sonra. Kızı yurtdışında iş bulunca eşi ile birlikte KKTC’den taşınmışlar. Yakındoğu Üniversitesi’ne daha önce de defalarca gelmiştim. Hatta ortak bir projemizde vardı. Uluslararası bir program yapacaktık. Ancak olmadı, zamana yaydık. Bir defasında gençlerle sohbet ettim, YDÜ Akademi Kıbrıs’ta konferans vermiştim. Ancak yıl sonu dolayısıyla herkes tatilde. Üniversite bahçesindeki sıralarda oturduk. Gençlerin biri geliyor, onlarcası gidiyor. Çalışanları da öyle… Bir grup Ortadoğulu öğrenci şarkılarla, yalel ve zılgıtlarla eğlenmeye başladı. Kalabalık iyice arttı. Biraz sonra üniversitenin güvenliği gelerek eğlenceye sonra verdi. Meğer Mühendislik Fakültesinden diploma alan arkadaşları için Ortadoğulu talebeler üniversite bahçesinde bir kutlama yapıyormuş. Aynı saatte de bazı fakültelerde imtihanlar olduğu için şikâyet üzerine eğlence sonlandırıldı. Yakındoğu Üniversitesi’nde de her renk ve kültürden gençler vardı. Her türlü modayı; başta sakal ve diz yeri yırtık blucin olmak üzere buradan takip edebilirsiniz. Afrikalı gençler terlik, çarık veya sandalet benzeri şeyleri giyerek bu kış gününde öyle gezebiliyorlardı. Hele hele bazıları ise kısa pantolon ve şort üzerinde üşümeden dolaşıyordu. Her gencin neredeyse bir arabası var. Değişik marka otomobiller için otopark da mevcut. Pahalı ve ucuz arabalar içiçe.

KİTAPEVİ, CAFE, ANTİKACI, GALERİ HEPSİ BİR ARADA

Lefkoşe’yi dolaştık. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası kaldığım Kıbrıs Vakıflar İdaresinin mülkü Saray Oteli’nde nostalji yaptım. Eski tarihi evlerin ve mekânların bir kısmı restore edilmiş ama hala bakıma muhtaç yerler de bir hayli fazla. Saray Oteli’ndeki Barış Harekâtından kalan kurşun ve bomba izleri silinmiş, yeniden restore edilmiş.

Tarihi bir konakta hizmet veren Girne Caddesi üzerinde ve Saray Oteli’nin tam karşısındaki Rüstem Kitabevi’ne geçtik. İki katlı mekânda tavanlara kadar raflarda kitap var. Çoğu antika. Ayrıca daktilo, haritalar,  resimler de öyle. Bir de sanat galerisi mevcut. Bahçesi kafe olarak kullanılıyor, ikinci katı ise restorant. Fiks mönü 40 TL. O günkü mönü çorba, mantarlı-etli pilav, mini tatlı ve kahve. Ada şartlarında bu fiyat makul. İçerisi kalabalık, personel kibar ve mütebessim… Kitapevi yetkilisine KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın bendenizde mevcut Karkot Deresi dışındaki kitaplarını sordum, kalmamış, ancak mevcut olanları getirebileceklerini belirttiler. Çünkü Mücahit Denktaş’ın yazdığı İngilizce kitapların dışında Türkçe olarak basılan Saadet Sırları(1942), Ateşsiz Cehennem(1944), 12’ye 5 Kala(1964) ve 1980 sonrası Gençlerle Başbaşa, Gençlerle Hasbıhal, Gençlere Öğütler, Kadın ve Dünya, Kur’andan İlhamlar, İmtihan Dünyası, Yarın İçin, Seçenekler ve Kıbrıs Türkleri, Atatürk, Din ve Laiklik, Gençlerle Sohbet, Kıbrıs’ta Bitmeyen Kavga, Kıbrıs Davamız, İlk Altı Ay, İşgal Altında(Senaryo-1992), O Günler, Vizyon, Kapılar, Kıbrıs Meselesinde Son Durum, Rum-Yunan İkilisi; İstenmeyen Cumhuriyetten Nereye?, Kalbimin Sesi, Kıbrıs Girit Olmasın!, Yeniden 12’ye Beş Kala ses getiren çalışmalar oldu. Dilerim her cumhurbaşkanı böyle eserler de bırakır.

KIBRIS TÜRKLERİNİN VAR OLMA SAVAŞININ LİDERİ; DENKTAŞ

TRT Kıbrıs Bürosunda KKTC Temsilcisi olarak görev yaptığım sırada sık sık görüştüğümüz ve çocuklarım Furkan ve Burkan’ınLefkoşa’da resimlerini çeken rahmetli Rauf Denktaş aynı zamanda çok iyi bir fotoğraf sanatçısı ve merhum yazarımız ve fikir adamı ErgutGöze’nin de iyi dostu idi. Ergun Göze Boğaziçi Yayınlarının başına geçince Rauf Denktaş’ın10 ciltlik hatıralarını neşretti.İyi ki de içi bilgi ve belge dolu olan bu hatıratı yayınlamış.

İki defa okuduğum Rauf R. Denktaş’ın Karkot Deresi Anılar kitabında merhumun çocukluk, gençlik ve öğrenim yıllarıyla başlayıp Kıbrıs Türklerinin var olma savaşıyla süren anılarında, serüvenlerle dolu renkli hayat hikâyesinden ilginç kesimler bulmuştum. Mısır’da falcı kadının kehaneti(aynı kadın aynı yerde merhum Dr. Fazıl Küçük için de falına bakmış, acı şeyler söylemiş), Londra’da beş parasız kalışı, Ankara’da umutsuz bekleyişi ve yavru vatan hasreti, Kıbrıs’a gizlice çıkma girişimi ve yakalanışı, ölümle yüz yüze gelişi, Makarios’un akıl almaz oyunları, Grivas’ın Türkleri yok etme planları ve dikkat çeken onca ulusal ve uluslararası anektodlar var bu eserde. İyi ki okumuşum. Bir kere daha okuyabilirim. Eğitimi için her türlü fedakârlığı göze alan ve başaran Hâkim Mehmet Raif Beyin oğlu Rauf Denktaş’ın işte bir anısı;

-Lefkoşa’da Mahmut Paşa Sokağı’ndaki evin geniş bahçesindeki mersin ağacı dallarında sallanarak Tarzan’ı oynayan ve haykıran bir çocuk;

“Tayyareci yapacak çocuğunu babalar,

Düşman! Bu küçük tayyareciyi tanı!

Kanatları altında saklayacak vatanı.

Osmanlı’nın Kıbrıs’tan çıkışını gözyaşlarıyla seyreden dedesi Şeherli Mehmet’in “Gittiler, ama yine gelecekler; ben göremeyeceğim ama sen göreceksin” telkinleriyle büyüdü Rauf Denktaş. Otu çek köküne bak. Dede Denktay da arif bir insan, yarını gören ufuk sahibi bir aksakal.

BİR BAYRAK ADAM DR. FAZIL KÜÇÜK

Lefkoşa Suriçinde Dr. Fazıl Küçük Müzesini dolaştık. Bu iki katlı müzeevi yıllar önce ikametgâh ve gazete yazıhanesi olarak kullanılıyordu. Rahmetli Dr. Fazıl Küçük hayatta iken birkaç defa burada ziyaret etmiş, sohbetine katılmıştım. Müzeevini tuttum çok iyi yapmışlar. KKTC’ye defalarca gidip geldim, konferans verdim, sempozyumlara katıldım, temsilcilik yaptım, araştırma ve incelemede bulundum. Mesela İslam Ülkeleri Gazeteciler Sempozyumunda tebliğ sundum, Libya Lideri Kaddafi’nin Lefkoşa’da yaptırarak hediye ettiği kültür merkezinin açılışına davet edildim, Avrupa Müslümanlar Birliği EMU’nun uluslararası toplantını takip ettim, TRT temsilcisi olarak atandım vs. Her gelişimde de mutlaka rahmetli Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ı ziyaret ederdim.

Nalbant Mehmet Hüseyin’in oğlu Dr. Fazıl Küçük(1906-1984) Kıbrıs Türklerinin lideriydi. Hayatını yavru vatan için adadı, toplumu için özgürlük mücadelesi verdi. Dr. Fazıl Küçük, halkçı, mücadeleci, özgürlükçü, azimli ve ısrarcı, birlik ve beraberlik taraftarı, Atatürkçü, yenilikçi, samimi, içten, sıcak, yardımsever, fedakâr, güvenilir ve vatansever özelliklere sahip bir devlet adamı ve hekimdi.

Ölüm döşeğinde 78 yaşında hastanede yatarken bir ara gözlerini açıyor ve yanında bulunan Eşi Süheyla Hanım ve oğlu Mehmet’e diyor ki:

-Ne oluyor, neden yüzünüz bu kadar asık? Siz üzülmeyin ben hayatta yapmak istediğim her şeyi yaptım. Huzur içindeyim ve vicdanım rahat. Kendim de rahatım. Beni yaradana dönüyorum. Tanrı Kıbrıs Türkünün yanında olsun, onu korusun.

Merhum Dr. Fazıl Küçük’ün bu son sözleri oluyor ve hakka yürüyor. Müze tertemiz ve çağdaş bir donanıma sahip… Bir oda mini bir sinema salonu gibi dizayn edilmiş ve Dr. Fazıl Küçük’ünhayatı, mücadelesi bir filmle izlenebiliyor. Diğer oda ve salonlar da daha önceki kullanılış amacı içinde değerlendirilmiş. Mutfağı da öyle, yatak ve çalışma odası da. Bol bol resimler var ayrıca. Yaptığı ulusal ve uluslararası temas ve toplantıların tümüne burada şahit olabiliyorsunuz. Yöneticisi de sempatik bir hanımefendi. Bahçesinde ise Dr. Fazıl Küçük kahve ve sigarasını içerken ki bir anıtını yerleştirmişler. Yanında da boş bir konuk sandalyesi… İşte oraya da ben oturdum.

BİR MÜCAHİDİN ANILARI

Müzeden ayrılırken bir kitap dikkatimi çekti. “Kendi Anlatımı ile Dr. Fazıl Küçük’ün Anıları”. Akile Ruh ve Nihat Ekizoğlularının hazırladığı kitap kapağında Türk Bayrağı üzerinde şık bir resmi yer almış. Dr. Fazıl Küçük ideolojisini şöyle özetliyor kitabın girişinde “Düşünüyorum ki benden hizmet bekleyen bir vatan, bir Türklük vardır. Ve bu vazifelerin en büyüğü, ek kutsisi olduğunu anlayarak işe koyuldum.” Söz konusu bu kitaptan üstelik iki tane satın aldım. Diğerini de kızıma verdim.

Lefkoşa’da Dr. Fazıl Küçük Müzesini ve kurucusu olduğu(14 Mart 1942) “Halkın Sesi ve Halkın Dilidir” sloganı ile yayın hayatına başlayan 77 yaşındaki Halkın Sesi Gazetesinin bugünkü yöneticilerine “merhaba” dedik. Aynı gün ve saatte müzeden 168 sahifelik hatıralar kitabını aldım ve o gece okudum. Özeti şöyle; Lozan’dan mezun olan Pembe Hanım ve Nalbant Mustafa Efendi’nin oğlu Dr. Fazıl Küçük diplomasını alır almaz İngiliz yönetimindeki anavatanı Kıbrıs’a dönüyor.

Önce hekimlik yaparak bütün köylerini dolaşıyor Kıbrıs adasının. Kahvelerdeki sohbetlerinde halkını daha yakından tanıyor ve mücadele ateşini yakıyor. “İngiliz karşıtı” damgası vurulan Dr. Fazıl Küçük, milli mücadele için talebeler arasında bir gizli teşkilat kuruyor. Çünkü İngilizlerin baskısı artık halkın canına tak etmişti(shf 65). Bir yandan hekimlik yaparken, öte yandan da Türkiye Konsolosu Recep Yazgan’ın ikazıyla Halkın Sesi Gazetesini yayına sokuyor. Amacı Türk toplumunun haklarını korumak, İngiliz sömürge idaresi ve Rum emelleriyle mücadele etmek… Ancak her sayısı İngiliz yönetiminin canını sıkıyor, tehdit ediliyor, tacize uğruyor, mahkemeye veriliyor. Avukatı da Rauf Denktaş…

 

BU HAYAT ÖLMEK İÇİN DE VAR

İlk olarak arkadaşlarıyla birlikte Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu KATAK’ı, sonra Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi’ni, nihayetinde de bu iki kuruluşu birleştirerek KIBRIS MİLLİ TÜRK BİRLİĞİ’ni hayata geçiriyor. EOKA’ya ve Lideri terörist Grivas’a karşı katledilen her Türk’ün intikamını almak için ayrıca VOLKAN adlı yine gizli bir örgüt kuruyor ve başına da Dülger Şakir Özel getiriliyor. Adada Türk-Rum gerginliği had safhada o yıllarda. Uluslararası toplantılarda bile konu ediliyor. Türk Dışişleri Bakanı rahmetli Fatin Rüştü Zorlu temaslarını açıklarken(26 Ocak 1958) İngiltere’nin Türkler ve Rumlar arasında taksim edilmesi fikrine sıcak baktığını belirtiyor. Çünkü iki taraftan da çok sayıda insan hayatını kaybetmişti. Türkiye’nin her yanında “Ya Taksim Ya Ölüm Mitingleri” yapılıyordu. Yıllar sonra bu mitinglere bir üniversite öğrencisi olarak arkadaşlarımla birlikte ben de katılmış “Ayıdan post, Rum’dan dost olmaz/Eli Kanlı Makarisos” diye yürümüştüm(1966). Başbakan Menderes, Kıbrıs’ta Türk halkını Rum saldırılarından korumak üzere silahlı ve gizli bir örgüt olan TÜRK MUKAVEMET TEŞKİLATITMT’yi kurdurdu, başına da Özel Harp Dairesi Başkanı DanişKarabel Paşayı getirdi. Kıbrıslı mücahitler eğitilmeye başlandı. EOKA’nın Türkleri Kıbrıs’ta yok etmek için yürürlüğe koyduğu Akritas Planına karşı TMT önemli bir görevi başarıyla sürdürüyordu. Dr. Fazıl Küçük’ün kod adı da “Ağrı” idi.

 

 

Türkiye’nin diplomatik başarısıyla Zürih Anlaşması imzalandı ve Kıbrıs Türklerine Rumlarla eşit haklar sağlandı. Londra Konferansı da yeni bir dönemin başlangıcı oldu(1959). Tüm dünyanın tanıdığı ve Türklerle Rumların ortak olduğu bir devlet kurulmuştu. 650 kişilik Türk Alayı da Magosa Limanından Adaya girerek konuşlanmıştı. Ancak Makarios bir türlü Kıbrıs Adası’nı Yunanistan’a bağlama sevdasından vazgeçmiyor, tehditler savuruyor, anayasada yer alan ve Türkler için hayati önem taşıyan birçok maddenin değiştirilmesini istiyordu(1962). Adada gerginlik tırmandıkça tırmanmıştı. Türklere karşı, tehditler, tacizler, yaralamalar, kundaklamalar yapılıyordu. Bütün bunlar kopacak bir kasırganın habercisi gibiydi. Bütün bunları bir kere daha düşündüm ve hatırlamaya devam ettim. Neler olmuştu yakın tarihimizde?

TÜRK TALEBELERE YAYLIM ATEŞİ

Rum Polisler ve EOKA’lı teröristler 20 Aralık 1963 sabahı Lefkoşa’da; Kaymaklı, Çağlayan, Ortaköy, Köşklü Çiftlik ve Türk Büyükelçiliği civarında tatbikat yapıldığını ileri sürerek bölgeyi kontrol altına alıyor. Tahtakale’de 5 Türk; sivil polis olduğunu söyleyen Rum EOKA’cılar tarafından şehit ediliyor, bir o kadarı da yaralanıyordu. Küçük Kaymaklı’da 80 yaşındaki İmam İğneci ve eşi, 18 yaşındaki yatalak oğlu, o günlerde kahraman direniş sergileyen Öğretmen Hüseyin Ruso da şehit ediliyor. Lefkoşa Türk Lisesi öğrencilerine Rumlar ateş açarak adayı Atina’ya bağlama emeliyle Akritas Planını uygulamaya başlamışlardı. Kumsal, Küçük Kaymaklı, Türkeli(Ayvasıl) köylerinde acısı unutulmayan olaylar başladı. Tam bir vahşet ve yıkım yaşanıyordu. Türk otobüsleri Rum Polis barikatından geçirilmiyor, yolcuların para ve kıymetli eşyalarına el konuyordu. Yeni kurulan Bayrak Radyosu da her gün şehit, gazi ve esir Türklerin kimliklerini duyuruyor, saldırılar dolayısıyla 103 Türk köyünün boşaltıldığını açıklıyordu!. Çiftçi tarlasından ürününü kaldıramamış, canını kurtarmak için köyünü terk etmek zorunda kalmıştı. Doktor Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet Hanım ile çocukları Murat, Kutsi ve Hakan saklandıkları banyoda katlediliyorlardı.  Buna rağmen Makarios ateşkes tekliflerini geri çevirdi. Mücahitler de halkını ve ailesini korumak için mevzilerini güçlendirdi, daha muhkem hale getirdi.

PAPAZ KAÇTI… KAÇIYOR!

Garantör devlet Türkiye’nin savaş uçakları Kıbrıs üzerinde uçunca Makariosateşkese mecbur kaldı. Kaldı da ne oldu? Terörist Grivas, Geçitkale ve Boğaziçi köylerine tanklar ve binlerce Rum askeriyle saldırıya geçti. Adada can ve mal güvenliği kalmamış, iç savaş tehlikesi baş göstermişti. Ankara, Atina’ya nota verdi. Allah’tan Rum yönetimi Makarios ve Grivas yandaşları olarak ikiye bölünmüştü; EOKA kazandı, Makarios kendisine karşı EOKA’cıNikosSamson tarafından darbe yapılması üzerine Atina’ya kaçtı. Türk Mücahitler ise her şeye hazır vaziyette bekliyordu. Türkiye Garanti ve İttifak Anlaşmalarına bağlı olarak İngiltere’ye müdahale çağrısında bulundu. Londra’da temaslarda bulunan Bülent Ecevit-Necmettin Erbakan Hükumetinde; Hasan Esat Işık askeri, Turan Güneş diplomatik neticeyi değerlendirdi, sonunda “Ayşe Tatile Çıksın” işaretiyle mutlu barış harekâtı gerçekleşti. Bu vesileyle bendeniz de Yunanistan sınırında Vize’de ikinci defa askerliğimi(1974) yaptım.

Adadan kaçan Makarios daha sonra Kıbrıs’a dönüp, darbecileri affettiğini söylese de artık derenin altından çok sular akmış, Türk halkı barış harekâtıyla kuzeyde güvenli bölgede huzurla yaşamaya başlamıştı.

MÜCAHİTLER GÖREVDE

Daha sonra Rumların katlettiği Türklerin toplu mezarları bulundu! Rumların gerçek amaçlarının ise Kıbrıs Türk Halkını, Girit Adasında yaşandığı gibi yok etmek, soykırıma uğratmak, ENOSİS’in gerçekleşmesini sağlamak olduğu meydana çıktı! 21 Aralık 1963  kanlı noel saldırılarıyla  8 saat içerisinde Lefkoşa’yı teslim alacaklarını, 24 saat içinde de tüm adada  Kıbrıs Türk halkını etkisiz hale getirerek hedeflerine ulaşacaklarını programlamışlardı!. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde ve sırasında şehit düşen mücahit ve askerlerimize rahmet diliyorum. Gazilerimize de sağlık. Mücahit önderler Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş gibi örnek devlet adamlarımızın da mekânları cennet olsun. Yeni nesiller bu liderleri tanımalıdır. Bu vesileyle benim de mücahit arkadaşım ve meslektaşım olan ve geçtiğimiz aylarda Lefkoşa’da hakka yürüyen Bayrak Radyo Yayın Kurumu Genel Müdürü Özer Berkem’e de rahmet dilerim.

Bir gün sonra müzenin hemen bitişiğinde Dr. Fazıl Küçük’ün kurucusu ve başyazarı olduğu Halkın Sesi Gazetesine geçtik. Girişte bizi hanım bir çalışan konuk etti. Yayın yönetmeni Ali Fahrioğlu ve Haber Müdürü İbrahim Daloğlu’ne nezaket ziyareti yaptık. Ayrıca bu ziyareti meslektaşlığımız dolayısıyla da yürekten istiyordum.

KIBRIS’TAKİ OSMANLI SOSYAL MESKENLERİ

Suriçini dolaştık ve hemen gazetenin karşısındaki Samanbahçeye girdik. Osmanlılar zamanında kooperatif evleri olarak inşa edilmiş, bir oda bir salondan ibaret olan evler halen kullanılıyor. Bir mahalle kurulmuş bu dikine ve enine sıralanmış sokakların birleştiği yerde ise yine kullanılmayan tarihi bir çeşme var. Ortak bahçe ise evlerin solundaki mekânda bulunuyor. Mahalle boyunca uzanan yeşil çim bir alan ve gür ağaçlar ise bakımlı.

Meydan ve kaldırım kahveleri Lefkoşa’da da başlamış. Bazı sokaklar öyle. Gençlerin sohbet mekânı olmuş. Bazı yollar tek gidiş veya geliş iken, bazı sokaklar araç trafiğine kapatılmış. İyi de olmuş. Genelde otoparklar ücretli. Mahalli yönetimler de parkı önemsiyorlar. Lefkoşa’da üç saate kadar 10 TL, Girne’de daha ucuz. Tümü de dolu üstelik.

KIBRIS ve ANADOLU’DA ÖRTÜŞEN İSİMLER

Hep istiyordum ama bir türlü olmamıştı. Kaldığımız yere de 75 kilometre olan Bafra Turizm merkezi KKTC’nin.Zaten çok sayıda isim de Türkiye’deki ile örtüşüyor; Beylerbeyi gibi. Konuk olarak Limak Otele gittik. Bafra gerçekten bir müddet sonra Antalya Belek’e benzerse sürpriz olmayacak. Muhteşem oteller yapılmış. Hepsi birbirinden lüks ve görkemli… Türk Mutfak Kültürünü de burada yaşatıyorlar. Ancak mimarı tamamen grek veya değişik batılı tarzlarda. Kendimize ve bölgemize has bir mimari geliştirebilseydik keşke. O gün Limak Otel’de deniz ürünleri yedik. Kalabalıktı. Akşam da Bülent Ersoy’un konseri var. 1600 kişilik salon dolu. Bütünüyle 12 kişilik yuvarlak masalar yerleştirilmiş.  Adım atacak yer kalmamış. İyi ki nefes alınabiliyor. Masalarda içeceklerin dışında meyve ve peynir çeşitleri, kuru yemiş ve patates cipsleri vardı. Gece 11.00’de sahne aldı Bülent Ersoy!… İki saat söyledi. Üzerine beyaz dekolte bir elbise giymişti. 14 kişilik dev bir orkestra eşlik etti. Salon çın çın ötüyor. Repertuvar çok sesli müzik örnekleri çoğu zaman. İki de erkek vokalisti katkı veriyor. Yıldırım Gürses’in Gençliğe Veda’sıyla programa girdi Bülent Ersoy. Müthiş bir ses ve gırtlak var. Şarkılarını hep oturarak söyledi. Otoritesi orkestranın üzerinde hemen belli oluyordu. Bir dediği iki olmuyordu. Şef de özel kalem müdürü gibiydi. Program iyi başlamıştı ama daha sonra arabesk dâhil meyhane şarkılarına bile geçildi.

 

MUHSİN BEY’İ HATIRLATTI BÜLENT ERSOY

Bülent Ersoy’un 12 Eylül Askeri darbesi sırasındaki durumu aklıma geldi. Kenan Paşa sahneye çıkmasını yasaklamıştı. O da Almanya’da sahne almış, yasak kalkınca Türkiye’ye dönmüştü. Her yasak amacının dışında muhalifini güçlendirir. Ameliyatla kadın olan Bülent Ersoy da güçlü olarak dönüş yapmıştı. Aradan 40 sene geçmiş bugün Bülent Ersoy düzden daha şöhretli ve daha zengin. Bol bol meyhane esprileri yaptı. Masalara laf attı. “Buranın genel müdürü kim, nerede? Göremiyorum. Ha bu mu? Bu otele ilk defa geliyorum, beni davet etmemişlerdi, şimdi akılları başlarına gelmiş.Sahibi kim bu otelin…Aramızda yok mu? Nerede ise bulun gelsin. Evinde mi, hemen buraya gelsin. Kız bu kocayı nereden buldun?Öyle ebleh ebleh bakıyor. Vah sana!…Şaka şaka…Sıkılmadın mı konsere kareli gömlekle gelmeye. Aabak şu da kareli gömlekli. Kız yoksa senin bu sevgilin mi? Sevgilin ise iyi bir düşün! Nereden buldun bu adamı.Sana söylüyorum sana ne öyle sağa sola bakarak aranıyorsun. Bırakın gelsin kadıncağız beni öpmek istiyormuş. Fotoğrafçılar çekin bakalım bol bol… Senin çocuk hangisi?Ha bu mu?Ayağa kalksana çocuğum!.Sen bekâr mısın? Demek bekârsın. Bakıyorum gözün bende.Annesi sen bu çocuğu evlendir.” Çok avami ve çok ilkel esprilerdi. Ama öyle alkış alıyor ve iltifatlar görüyordu ki alay etmesine rağmen şaşılacak şeydi.

Aklıma Yavuz Tuğrul’un yönettiği, Şener Şen ve Uğur Yücel’in başrol oynadığı Muhsin Bey filmi geldi.  Ayakkabısının altı delik ve her gün karısıyla mutfak kavgası yapan Şener Şen Klasik Türk Musikisi hocası, Uğur Yücel ise sesi ve gırtlağı ilerde iyi bir sanatçı olacağının ipuçlarını veren, ancak İstanbul’a şöhret ve zengin olmaya kararlı, kolunda ve boynunda altın zinciri, gömleğinin düğmeleri göbeğine kadar açık Urfalı bir genci canlandırıyordu. Şener Şen geçim kavgası verirken, Uğur Yücel gazinoların baş solisti oluyordu filmin sonunda. Galiba DivamızBülent Ersoy bu kötü esprileriyle alkış alırken, sanat müziğini öne çıkarsa belki de Şener Şen gibi açlıktan karnı zil çalacaktı. At sahibine göre, sanatçı da dinleyicisine göre kişniyordu. Galiba herkes mutlu idi bu göbek altı esprilerden… Alan da veren de mesut idi. Sanat Güneşimiz Zeki Müren de eleştirilirdi ama hiç bir zaman konserlerinde böylesine sulu espriler yapmazdı, izleyicisine saygılıydı, kullandığı Türkçemiz her zaman takdir edilirdi. Giden galiba geleni aratıyor.

 

YAĞMUR, SELLER ve FIRTINA

Eve dönerken akıllı telefonu kullanacağız ama KKTC tanınmadığı için adres ve komutlar hep Rumca isteniyordu. Allahtan mihmandarımız vardı arabamızda da yolumuzu kaybetmedik.

Pazar günü Türkiye’den yeni gelen dostlarımız vardı. Kahvaltıda onlarla birlikte olduk. Üstelik Süper Ligin son haftası… Maçlar tamamlanıyor. Fenerbahçe Rizespor karşısında 2-1 galip geldi. Zirveden kopmadı. Bir Fenerbahçeli olarak sevindim ama daha fazla Rizeli sporseverlerin stada şerefle dalgalanan dev Türk Bayrağımızın yanına bir de Çin zulmünün ve soykırımının mağduru Uygur soydaşlarımızın gök bayrağını dalgalandırıyorlardı. Maçın spikeri de özellikle vurguladı maç başlamadan. Dilerim siyasiler, Ankara ve Pekin bundan ders çıkarmışlardır.

KKTC’de gökten boşanırcasına yağmur yağıyor zaman zaman. Sağanakların ardı arkası kesilmiyor. Sonra güneş açıyor. Hemen hemen hergün böyle bölgede…Dışarısı evin içinden daha sıcak…Yağmurlar sele dönüşünce gerekli tedbirler alınıyor ve Beşparmak Dağ Yolu trafiğe kapatılıyor. Biraz uzun da olsa çevre yolundan mecburi güzergâh mecburiyeti geliyormuş. Ancak KKTC basını arka planı daha rahat görüyor. Asil Nadir Kıbrıs Gazetesi “Tarım için büyük öneme sahip olan derelerimizdeki suya bir türlü sahip çıkamıyoruz. Cengizköy’deki derivasyonun kapaklarındaki sorun bu kış da derelerden gelen tonlarca suyun denize akmasına neden oldu” diyor.

EN UÇTAKİ TARTIŞMALAR

Aynı gazete Kıbrıs 2020 yeni yıl için de şunları iddia ediyor “Onurlu bir yaşam için siyasi ve ekonomik istikrar şarttır. Üzücü ve onur kırıcı bir şekilde sürekli el açmak kaderimiz olmamalıdır. El açılan ülke iyi ilişkiler içinde olduğumuz Türkiye olsa bile, sürekli bağımlılık doğru değildir. Kendi kendimize yeter olmalıyız. Ülkemizi yönetenler ve yönetmeye talip olanlar, bu durumdan utanç duymalılar. Ülkeyi yönetmek isteyenlerin, bizi bu onursuz ve sürdürülemez durumdan kurtarmak için canla başla çalışmalarında yarar vardır.”

Kıbrıs Gazetesi bununla da yetinmeyerek manşetten verdiği yorumda şunları ekliyor:

“Siyasiler veya bu ülkeyi yönetenler, bu halkı bir çocuğu oyuncaklarla kandırır gibi küçük jestlerle, küçük rüşvetlerle kandırmaya, kişisel çıkarlarla oyalamaya son vermelidir. Boş vaatlere bu toplumun karnı toktur. Halkımız dünyada kabul görünürlüğün en iyisine layıktır.”

Gazetenin yazarlarından Hasan Hastürer Korku, Nefret ve Kıbrıs Sorunu başlıkla yorumunda ise Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerden değil, Türkiye’den korktuğunu öne sürüyor, bunun temelinde de tarihin derinliklerinden geldiğini savunuyor. Batıda Türk ve korkunun hep birlikte düşünüldüğünü iddia eden yazar Kıbrıs sorununun çözümünün de adada yaşayan Kıbrıslı Türk ve Rumların birlik içinde olmasını gösteriyor!… Bu satırların kaleme alındığı günler ise üstelik Kanlı Noel’in yani masum Türklerin Rumlar tarafından katledildiği 56. yıldönümüydü. Yazar bunu unutmuş olsa gerek diye düşünüyorum. Ama böylesi taratışmalar hep gazetelerde, hem siyasi arenada ve hem de halk arasında yapılıyor.

Kuzey Kıbrıs’ta yabancıların hırsızlık, cinsel taciz ve uyuşturucu haberleri yer alıyor. Reklamı çokça olan KKTC medyasında hurdacı ilanları hemen dikkat çekiyor. Buna göre hurda demirin tonu 750, alüminyumun kilosu 6 TL’den alınıyor. Kış gününde, kış oyunları dışında festival olur mu demeyin Pia Bella Prestige Hotel beş saat süren sokak festivali düzenledi. Festivalde sokak lezzetleri, konserler, dans gösterileri ve tahta bacak Berke Onay’ın performansı keyifli anlar yaşattı.

TARKAN’I DİNLEMEK

KKTC’de oteller genelde kış da olsa programlarına göre doluluk oranı etkili oluyor. Yılbaşında bu ivme yükseliyor. Çoğu otel hafta sonu bir şarkıcı sahneye çıkıyor. Elexus Otel’de Tarkan’ı(Tevetoğlu) izledik. Tarkan’ın bir konserini de daha önce de Antalya EXPO etkinliyinde takip etmiştim. Tarkan Almanya doğumlu bir pop sanatçısı(1972). Geçenlerde bir kız babası oldu. Duyumlara göre ikinci çocuğunu bekliyormuş. 1990’lı yıllardan itibaren hem Türkiye’de ve hem de batıda, hatta Rusya’da şöhret oldu. Ancak genelde izleyiciler ya Türkler ya da Türkçe bilenler. Keşke uluslararası bilinen bir pop şarkıcımız, bir markamız olsaydı.1500 kişilik salon labelep doluydu.  İkiyüz kişilik bir grup sahnenin önünden hiç ayrılmadı ve konseri sürekli akıllı telefonuna yükledi. Dolayısıyla korumalar da sürekli tetikte bekledi bir taşkınlığa karşı. ÇünküTarkan şarkıları ile salonu hop oturuyor, hop kalkıyordu. Oysa Tarkan’ın şarkılarının hiç biri yabancımız değildi. Hala nereye gitseniz bir şarkısı çalınıyor. O gece saat 12.00’de sahneye çıktı ve iki saat söyledi. İki de koristi vardı. Onlar da Tarkan elbisesini değiştirirken iki şarkı ile sahnede kaldılar. 12 kişilik muhteşem bir orkestra çaldı. İki gitarist sürekli sanatçının etrafında dolaştı durdu. İki de kocaman bateri salonu çınlattı. Söylediği şarkılar da “Vay Anam Vay, Acayipsin, Adını Kalbime Yaz, Unutmamalı,  Her Şey Fani, Bu Gece, Sen Başkasın, Bir Olurum Yolunda, Dön Bebeğim, Gülümse, Hüp, Gitti Gideli, Çok Ağladım, Sevdanın Son Vuruşu, Öp, İnci Tanem, Kış Güneşi, Şımarık, Dudu, Kuzu Kuzu, Beni Çok Sev, Hepsi Senin Mi?, Ölürüm Sana, Kedi Gibi, Yolla, Çay Simit, Bal Küpü, Affedin Bizi Çocuklar!” Meğer bu şarkıları bütün salon biliyormuş. Özellikle genç nesil… Tarkan istedi onlar da şarkıyı birlikte söyledi. Dans etti. Resim çektirdi. Bülent Ersoy ile resim çektirmek deveyi hendekten atlatmak gibiymiş ama Tarkan öyle değilmiş; kimseyi kırmamış, kıramamış. Tarkan’ın konserinde efekt, ses, görüntü, ışık, renk mükemmeldi. Teknolojinin bütün numaraları denendi. 12 kişilik orkestra da sanki yarışmadaymış gibi disiplinli ve iddialıydı. Üç defa kostüm değiştiren Tarkan’ı daha önce de uluslararası şöhrete sahip İngiliz Elton John ve Porto RicoluRicky Martin ile birlikte Antalya Belek’te EXPO 2016 Uluslararası Fuarında izlemiştim. Tarkan Elexus Konserindeki 2019 yılının son günkü performansıyla geçer not aldı. İzleyiciler bırakmadı Tarkan’ı. O da geri dönerek bir şarkı daha söyledi.

ORHAN GENCEBAY; TELİFYOKSA BESTE DE YOK

İngiltere Kraliçesi özel ödülüne de sahip Elton John ve Ricy Martin hakkında değişik iddialar da olsa bütün dünyada müzik alanında isimleri bilinen sanatçılar ve telifleriyle lüks hayatlarını sürebiliyorlar. Öyle ki batıda bu telif hakları Elvis Presley’in vefatından sonra bile varisleri onun eserlerinin telifleriyle muhteşem bir hayat sürdürmeye devam ediyorlar. Türkiye’de ise tam tersi oluyor, çoğu sanatçıların aileleri zar zor geçiniyorlar. Türkiye’de gerek yönetimin ve gerekse yayıncıların telif konusunda kul hakkına tenezzül etmeleri uluslararası şöhrete sahip sanatçı ve yazarları yetişmemize mani oluyor. Telif Hakları Derneği’nin sempozyumunda konuşan TC Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Orhan Gencebay 2018 yılı içinde başkanı olduğu ve 20 bin üyesi bulunan meslek kuruluşu MESAM’a 60 milyon telif girdisi geldiğini, bunun üyelere paylaştırılmasıyla bir hiç müzik sanatçısının bir yıl bu imkânla geçinemeyeceğini ve dolayısıyla artık bestekârların eser üretmediğini ve üretemeyeceğini söyledi. Doğru bir tespit… Üstelik bunu Külliyenin göz bebeği, halkın ve müzikseverlerin “Orhan Baba”sı söylüyor. Bu bir yandan böyle olurken Ege ve Akdeniz kıyı kentlerindeki şehirlerin turizm tesislerinin çok olduğu iddialı bölgelerde birden fazla telif kuruluşları olması da sıkıntı doğuruyor. Siyasi irade de buna seyirci kalıyor.

EJDER MEYVESİ MODA OLDU

Bir grup arkadaşımızla birlikte akşamüzeri Hotel Cratos’a gittik. Bu hotel KKTC’nin bana göre önde gelen en şık tesislerinden biri. Galiba sahibi de mühendismiş. Fakat görselliği hep önde tutuyor. Tesis hep ışık ışık, ap aydınlık. Işıklandırması bir kere yarışmalara girecek kadar birinci sınıf. Daha önce de özellikle yazın birkaç defa gelmişliğim vardı. Artık Avrupa’da Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin hepsinin turistik tesisleri eskiye yüz tutmuş iken Türkiye’nin ve KKTC’ninkiler birer yıldız gibi parlıyor. Cratos da, Elexus da, MeritRoyal da onlardan bir kaçı. Bölgeyi cazibe merkezi haline getirmiş. Bazı işletmeler değişik kişi ve kurumlara verilmiş. Yiyecek, içecek ve eğlence departmanları öyle. Akşam yemeği için Port Cratos’aOcakbaşına gittik. Çin lokantası ve balık lokantası önünde geçtik içerisi boş gibiydi. Ama Ocakbaşı’na bu mevsimde de randevulu giriliyor. Hiç boş yer yok.  Hep Türk Sanat Müziğinin eskimezleri çalınıyor. Türk mutfağının cazibesi olsa gerek damak lezzeti izler bırakıyor. O kebap kokuları bile tok insanları acıktırıyor. Hepsi birbirinden lezzetli; hele mezeleri yok mu onları yiyince bile karnınız doyuyor. Bıldırcını, lokum eti, pirzolasına midesinde boş yer bırakabilene aşk olsun. O meyve servisi yok mu, dünyanın dört bir yanından tropikalleri dâhil hemen fark ediyorsunuz. Mesela “ejder meyvesi” öyle… Özellikle muhafazakâr hanımların vazgeçilmezi olmuş kokteyli. Bir zamanlar “altın çilek” modası vardı. Sonra Tansu Çiller Başbakan iken moda olan “kuşburnu çayı”nın “altın çilek” önüne geçti. Onun de önünde artık “ejder meyvesi” yerini almış. Hatta külliyede bile mönüye alınmış, konukların da vazgeçilmezi olmuş.

 

Cratos’n önünde ve otoparkında hep lük arabalar. Bunların bir kısmı Cratos’un imiş. Çünkü cazino ve bazı vaz geçilmez müşterileri bu özel araçlarla havaalanından alınarak Cratos’a getiriliyormuş. Limuzin bile vardı. Sordum bu cazino ile dünya çapında şöhret olmuş Monte Carlo veya LasVegas’tan farkı nedir? KKTC’deki bütün cazino makinalarının tümü son modelmiş. Diğerlerinki artık eskimiş, hatta mazide kalmış. Cazino müşterileri zaman zaman bedava da ağırlanıyormuş. Bunu Antalya’da da yaşamıştım. TRT Kampı’nda kalırken, geceleri bazı arkadaşların grup grup kaybolduklarını gördüm. Sonra sordum o senelerde henüz yasaklanmamış olan Sera Hotel’dekicazinoya gidiyor, konuk oluyor ve bedava yiyip içiyorlarmış. Yeter ki cazinoya bir girsin.

Türkiye’de ve bazı ülkelerde cazinolar yasaklanınca çok sayıda müteşebbis bu sektöre KKTC’de yatırım yaptı.  Çünkü özellikle İsrail ve ortadoğu’dan çok sayıda sırtı kalın müşteri geliyormuş. Hatta Kıbrıs Rum kesiminden de öyle. Cazino müşterileri bütçesinden buraya kazansa da kaybetse de bir nakit ayırmış, onu kullandığını belirtiyor. Ne fazla, ne az üstelik. Her yaş grubundan ve her görüşten insan mevcut cazinoda! İnsanların bir kısmı şanslarını denediklerini iddia ederken, bir kısmı ise kazanıp yediklerini öne sürüyorlar. Tek yasak olan resim ve film çekmek… Sigara içmek başta her türlü yemek ve içmek serbest… Üstelik sabahın ilk ışıklarına kadar da açık… Dünyadaki cazinoların ve magazin basınının en ünlü müşterisi de Hollywood’un ünlü sanatçısı Mısırlı aktör Ömer Şerif idi.

İNGİLİZLER RUMLARA KIZABİLİR Mİ?

KKTC’de her gün bölgesel ve ulusal gazeteleri okumaya çalışıyorum. Bir haber dikkatimi çekti, takip etmeye başladım. Olay şöyle gelişmiş; 12 İsrailli turist Kıbrıs Rum kesiminde tatil yapan 19 yaşındaki İngiliz turist kız ile arkadaş oluyorlar. Ancak daha sonra İngiliz kız Rum Polisine giderek 12 İsraillinin kendisini taciz ettiklerini ileri sürerek şikâyetçi oluyor. İfadeler alınıyor, olay mahkemeye intikal ediyor. Duruşmada Rum Mahkeme 12 İsrailliyi serbest bırakıyor. Olay duyulur duyulmaz Londra’da kadın kuruluşlarından tepki başlıyor; yürüyüşler yapılıyor ve mahkemenin verdiği karar protesto ediliyor, kınama eylemelerine dönüşüyor. En sonunda “Kıbrıs Rum Kesiminde adalet yoktur. Kadın Hakları ayaklar altındadır.” Denilerek Kıbrıs Rum kesimine İngilizlerin gitmemesi için bir bildiri dağıtılarak kampanya başlatılıyor. Kıbrıs Adasını Osmanlı’dan kiralayanmüstemlekeci İngiliz yönetimi Rumlara devretmişti! Dolayısıyla Londra, Türk ve Rum cemaatleri için önemli bir merkezdi. Bunun için Adadan Londra’ya çok sık gidiş-gelişler oluyor. Bu önemli olay siyasi ve ekonomik olarak bakalım Kıbrıs Rum kesimini nasıl etkileyecek, bekleyip göreceğiz.

Cuma Günü Girne’ye Göcmenlik Bürosuna gittik. Sebebi de KKTC’de bir aylık vizemizin uzatalması. Sayılı zaman hemen geçiyor. Vizeleri uzatmaya içişleri bakanlığı bakıyormuş. Dolayısıyla Lefkoşa’ya gitmemiz gerekiyor. Ama daha sonra…Bugün günlerden Cuma… Namazı Ağa Cafer Paşa Camii’nde(1590) kıldım. O gün öyle bir yağmur başladı ki, cuma vaazında hoca sürekli dışardaki cemaatin caminin içinde sıkışışık da olsa yerleşmesi için çaba gösterdi.  Cami erkenden dolmuştu zaten. Bu tarihi caminin manevi bir havası vardı ve etkiliyordu insanı. Cemaat daha çok semt esnafı ve değişik ülkelerden gelen müslüman genç öğrencilerdi. Sonra gördüm ki turist olarak gelenleri de baktım kapıda aileleri bekliyordu. Hoca Efendinin konuşmasında ise daha çok ahlak, sevgi ve af konusunda vurgu vardı.

TARİHİ MİMARİ ESERLER TABU SENEDİ GİBİDİR

Yakın Doğu Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Zihni Turkan’ın çalışmasına göre;Kıbrıs’ın çok zengin tarihi geçmişindeki Bizans,Lüzinyan, Venedik, Osmanlı (1571-1878), İngiliz (1878-1960) ve Cumhuriyet (1960-1963) Dönemleri’ne ait farklı tarzlardaki mimari eserler, adanın bir kültürlermozayiği halinde günümüze ulaşmasını sağlıyor.

Adanın yerleşimindeki günümüz tarihi dokularında önemli bir yere sahip olan Osmanlı Dönemi eserleri ise (Dini, Sivil ve Askeri yapılar) Türk Mimarisi’ninörnekleri olarak yaşamalarını sürdürüyor ve özgün işlevleri ile de mekânsal hizmet veriyor. Camiler, Tekkeler ve Türbeler, Hanlar, Hamamlar, Çeşmeler, Su Kemerleri, Kaleler ve Evlerden oluşan Türk Mimari Eserleri, daha çok Kıbrıs’ın Mağusa, Larnaka, Limasol, Girne ve Baf’ta görülüyor. Osmanlı Dönemi’nde de idari merkez olan Lefkoşa’da ise daha fazla eser yer alıyor. Ağa Cafer Paşa Camii’ndeki cuma namazı bana Kıbrıs’taki camileri hatırlattı.

Klasik Osmanlı Mimarisi tarzında kubbeli, enine ve bazen de boyuna uzanan dikdörtgen planlı olmak üzere farklı tip, kesme taşmalzeme ile inşa edilmiş camiler, genellikle tek minarelidirler.
Lefkoşa’da Arabahmet Camii, Lapta’daLapta Aşağı Camisi, Larnaka’da Hala Sultan Tekkesi Camisi ile Zuhuri Tekke Camisi kubbeli camilere az sayıdaki örneklerdir.
Dikdörtgen planlı cami tipi, karşılıklı iki uzun duvarı, belirli aralıklarla üstte kemerlerle bağlanmış ve ahşap strüktürlü eğimli çatı ile örtülmüştür. Bu tarzdaki eserlere, Lefkoşa’da; Bayraktar Camii, Sarayönü Camii, İplik Pazarı Camii (Kıbrıs Muhasalı Hacı Ahmet Ağa Camisi-1826), Turunçlu Cami (1824-25), Tahtakale Camii (1827), Dükkânlarönü Camii (1816), Dali Camisi (Ziya Paşa Camisi-1839), Lefke’de; Lefke Aşağı Cami (Mahkeme Camisi-1814), Piri Paşa Camii (Minareli Cami-1818), Girne’de; Ağa Cafer Paşa Camii (1590), Lapta’da; Seyit Mehmet Ağa Camii (Lapta Yukarı Camisi), Ozanköy’deKazafana Camisi (Hüseyin Bin İsmail Ağa Camii-1680), Mehmetçik’te Galatya Camisi (1860), Larnaka’da; Cami-i Kebir (Ulu Cami-1837), Limasol’da; Cami-i Kebir (Büyük Cami-1830), Cami-i Cedit (Köprülüİbrahim Ağa Camisi-1825), Arnavut Camisi tipik örneklerdir.Bu örnekler, Kıbrıs Adası’nın hala bir Rum adası olduğunda ısrar eden Rum siyasetçilere yeter mi yoksa adadaki Türk eseri çarşı, bedesten, çeşme, türbe, yatır, sivil mimari örnekleriyle devam etmek gerekir mi?

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin mimarlarından, ancak Barış Harekâtı sırasında Kıbrıs’ta görev yapan Orgeneral Nurettin Ersin adına da Girne’de, Korgeneral Osman Fazıl Polatadına Gazimagusa’da yapılmış yeni ve modern camiler de mevcuttur. Her iki camide de daha önce defalarca ibadet ve dua etmişimdir. Esasında KKTC sadece turist olarak tatil geçirmeye değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel değerlerini de görmek ve tanımak açısından bir fırsattır.

ÖRNEK BİR HOLDİNG

Cuma namazı bitiminde Girne çarşısına girdim. Yağmur indirdikçe indiriyor, bereket fazlalaşıyordu. Daha sonra ailemle birlikte buluşarak The HouseRestaurant’ta çay içtik. Burası bir kampüs gibi Arkın Grubu’nun. Hotel, Casino, restorant, café, üniversite, yeşil alanlar, otopark, düğün salonları, sergi alanları hepsi bir arada ve çok iyi dizayn edilmiş. Arkın Grubu’nun merkezi de(Ecevit Caddesi Ram Çarşısı) hemen yanı başında gökdelene yakın bir bina içinde. Grubun veya holdingin kurucusu Erbil Arkın gurbetçi olarak küçük yaşta gittiği Londra’dan işadamı olarak dönen bir Kıbrıs Türkü. İngiltere’de güzel sanatlar eğitimi almış. Endüstriyel tasarımcı olarak çalışma hayatına atılmış. Bu konuda en son mobilya sektöründe dikkat çekiyor. 1976 yılında Kıbrıs’a dönerek bugünün vergi şampiyonu oluyor. TheConony Hotel, ColonySportingClup ve Palm BeachCazino kuruluşlarından bazıları. Sanat ağırlıklı bir de üniversite kuruluşunda imzası var. Dilerim Türk müteşebbisler ve özellikle de muhafazakâr bilinen işadamları, holding sahipleri bu girişimciden örnek alırlar. Mesela son dönem holding sahipleri genelde teoloji eğitimi almış kimseler. O zaman dünyanın en iyi ilahiyat eğitimi veren İslami Bilimler Üniversitesi’ni kursunlar, bütün dünya bu akademinin görüş ve içtihatlarını tartışabilsin, saygı duysun. Ne dersiniz?

Çayımızı içtikten sonra galerideki sergiyi gezdik. “Sanat ve eser barıştır” diyen Kıbrıslı Rum Ressam AndreasCharalambous’unretrospektifsergisi sanatçının 1999-2019 yılları arasındaki çalışmalarından oluşuyor. Rum Sanatçı eserlerinde Kıbrıs Adasından, mitolojik öykülerden, çevresindeki günlük olaylardan esinlenerek, fantastik hikâyeleri tuvale yansıtıyor. Tabloların fiyatı da 800 ile 12 bin euro arasında değişiyor.

FUTBOLDA HOPSAİTİ KALDIRMAK!

Yağmur sonrası Kıbrıs’ta güneş açıyor. Toprak kokusunu içinize çekiyorsunuz. Oh ne ala! Süper bir titreme. Ne güzel. Yüreğinize dolsun istiyorsunuz o toprak kokusunu. Akşamları ise KKTC’de en dikkat çeken otel reklamlarının ışıl ışıl bir güneş gibi parlaması… Otelerin hepsi birbirinden görkemli. Lapta’da Besim Tibuk’un üç otelinden biri olan MeritRoyal onlardan biri. Değişik bir mimari tarzı hemen dikkatinizi çekiyor. Bir o kadar da hizmeti. Besim Tibuk Liberal Parti’nin kurucusu ve ilk genel başkanı. Türkiye’de köşe yazarlığım sırasında Ankara’da sohbetlerimiz oldu. Ayağı yerde bir politikacı ve müteteşebbis bana göre. Bir açıklaması hala aklımdadır sohbetimiz sırasında demişti ki “insanlar futbol karşılaşmasına niçin giderler?” Cevabı da yine kendisi vermişti; “Tabii ki gol görmek için. Bir hafta bakıyorsunuz takım gol atamıyor, ikinci hafta seyirci sayısı düşüyor. Buna mani olmak mümkün mü?”

 

Ben merakla dinliyorum Besim Tibuk’u; “Elbette” diyor ve devam ediyor “Hopsaiti kaldıracaksın… Kaleleri bir metre daha geniş tutacaksın. Böylece sorunu çözebilirsin!” Düşünmeye değmez mi? Bana göre üzerinde tartışmaya değer bir tespit.

Genelde hangi ülkeye gidersem gideyim mutla o ülkenin once pazar yerini, mutfak kültürünü ve mezarlıklarını merak etmişimdir. Bu üç husus size o ülke hakkında bazen öyle bilgiler verir ki yeter de artar bile. Girne’nin Çatalköy’den girişinde şehir içindeki hristiyan mezarlığı hala duruyor, ama özensiz ve sahipsiz. Bu bir ölçü. Peki Baldöken’dekiTürk mezarlığı? O da park olmuş. Çatalköy mezarlığı ise bakımlı ve mezar taşlarının çoğu da resimli ve temiz.

DAMAK TADI

Gönyeli’de Emir Ali Tatlıdil’in yeri değişik bir mekan. Cumartesi akşamı boş yer yoktu. Kadın kadına gelenler de vardı. Yemekleri eşi yapıyormuş. Mütevazi bir yer. Hemen bitişiğinde de Gönyeli Belediyesinin otoparkı var da araçınıziçin sorun yaşamıyoruz. Masanız önce mezelerle, sonra tek tek sıcaklarla, en sonunda ana yemekle donatılıyor. Adını ve tadını ilk defa duyduklarım oldu. Turpa benzeyen ve aynı lezzete yakın cehennem topuzunu,gulumragabbar denilen üç gün suda bekletilerek yapraklı otun dikenleri temizlendikten sonra yapılan reçel ve turşuyu, sıcak zeytini, çiğ enginar kökünü, kereviz sapını (marketlerde kereviz ayrı yaprakları ayrı satılıyor), fırınlanmış bakla içini, kekikli kurutulmuş et semarciyi, kişnişli salatayı, sazlıktaki bitkilere sarılarak yapılan içi delikli makarnayı, bizim kumbiz dediğimiz kavrulmuş haşhaşı ve keçi boynuzu leblebisini ilk defa tattım.Kolakas da Kıbrıs’a özel bir sebze türü. Patates lezzetinde. Parça etle yemeği yapılıyormuş. Evde nihayet dededik.

YAĞMUR ÜSTÜME ÜSTÜME

Gönyeli’denÇatalköy’e Beşparmak Dağındaki yoldan değil de çevre yolundan döndük. Burası çift geliş gidiş bir duble yol. Beşparmak Dağı üzerinden Lefkoşa yolu ise öyle değil. Özellikle de yağmurlarda zaman zaman seller oluyor ve yollar kapanabiliyormuş. Ayrıca yol güzergahında çalışmalar yapılıyor ve inşaat arabaları daha fazla oluyormuş. Böyle bir rizokoya girmedik.

KKTC’de sağanak yağmur çok etkili oluyor. Bugün de öyle. Vize süremizi uzatmak için Lefkoşa’ya indik. Gökten boşanırcasına bir yağmur yağıyor. Lefkoşa şehiriçi yollarından bazıları göl haline dönüşebiliyor. Arabalar etrafa bol bol yağmur suyu dağıtarak gidiyor. Sebebi de bazı yerleşim birimlerinin hala alt yapısınınyeterli olmaması. Bu konu KKTC’de iktidar ile muhafelet partilerini ve yerel yöneticilerini karşı karşıya getirebiliyor. Adam adama, parti partiye markajdalar.

GİRNE

Türkiye’de taşra kasabalarında genelde mutlaka bir Cumhuriyet veya Atatürk Caddesi vardır. Burası halkın ve özellikle gençlerin “mecburiyet caddesi” dediği yerdir. Sebebi de şehrin alış veriş yapılacak yerleri, görülmesi, gezilmesi gereken mekanları hep burada olmasındandır. Girne’de ise kordon boyu böyledir. Özellikle tatil günleri insanlar burada boy gösteriyorlar. Çekirdek çitleyenleri, akordiyon çalarak yardım bekleyenleri, balık lokantalarının çağırtkanlarının itici sesleri, amatör balık tutanları, motoruyla tur atmaya çalışanları, kayaların üzerinde elindeki şişeyi bitirmeye çalışanları görmek mümkün. Pazar tatilinde Girne sahil boyunda gidip geldik. Yağmur yoktu. Keyifli bir gün olmasının işaretleri vardı. Herkes sokaklarda, cafelerdeydi. Liman cafede çay içtik. Girne önemli turistik bir merkez. Büyük İskender zamanında, Romalılar, Bizaslılar, Lüzinyanlar, Venedikliler, Osmanlılar ve İngiliz koloni dönemini kapsayarak bugüne gelinir. 1968 yılında Girne açıklarında bulunan batık bir gemi kentin Milatta Önceki dönemlere kadar uzandığını gösteriyor. Tarih boyunca ticari ve askeri merkez olmuş. Girne Kalesi, limanı, üç kuleden oluşan ST. Hilarion Kalesi, Bellapais Manastırı gibi anıtsal mimarileri ve müzelerien dikkat çeken kültür varlıklarıdır.

Girne’de görülmesi gereken yerler arasında Osmanlı Girne Garnizonundaki komutanlarının birine ait olduğu sanılan Baldöken Osmanlı Mezarlığı, daha sonra kimsesizlerin mezarlığı olmuş. EsseyitEmin Efendi Sarnıcı(1834), St Andrew (İngiliz Angilikan) Kilisesi, Chrysolitissa Kilisesi, Ağa Cafer Paşa Camii, Hasan Kavızade Hüseyin Çeşmesi, Eski Gümrük Binası, Sahil Kulesi, Çocuk Parkındaki Roma Sütunu, Roma Kaya Mezarları, Venediklilerin Giriş çıkışları kontrol eden Zincir Kulesi veHarup Müzesi ile Kıbrıs Evi’nde ahşap, tekstil ve deriden yapılmış geleneksel Kıbrıs El İşlemelerini görmek mümkün.İkon Müzesi’nde ise isminden anlaşıldığı üzere ikonolar sergileniyor. Saklı veya Yıkık Kule ve Halka Kule Lüzinyanlar tarafından savunma ve gözetleme amacının örnekleri taş yapılardır. Bandabulya(1887) bir zamanlar pazar yeri iken, bugün cafe ve geleneksel el sanatları atölyelerine ev sahipliği yapıyor. ManifoldMalikanesi ise 1900’lü yılların İngiliz Tümgeneral SirCourtenayManifold’un özel sarayı olarak dimdik duruyor.

KÜLTÜR HAREKETLERİ

KKTC’de belediyeler kent haritası ve şehir bilgilerini muhtevi kitapçıkları bedava veriyor.  Girne’de bulunduğum süre zarfında Aşka Aşık Olan Kadın Frıda, tek kişilik oyun Veda Değil Merhaba; Aşık Veysel, Neşet Ertaş,  Mahsuni Şerif, Ali Ekber Çiçek ve Nesimi Çimen’in hayatının anlatıldığı Bir Nefes Anadolu ile Stefan Zweign’in Dönüşü sahnelendi. KKTC’ye Ankara, İstanbul’dan tiyatrolar konuk olduğu gibi Mersin ve Adana’dan da konuk tiyatro ve sanatçıları geliyor.

Bir akşam 120 kişilik Girne Oda Tiyatrosunda oynanan Frida’yagdiyoruz. Oyun; 20. Yüzyılın büyük sanatçılarından olan, yaşadığı aşk,devrim ve acı dolu hayat hikayesi bulunan Meksikalı ressam FridaKohlo’nun hayatı sahnelenmiş. EserdeFrıda’da oyunu oynayacak olan oyuncunun rolü ile kurmuş olduğu ilişkinin çatışmaları ele alınıyor. Oyunda Frıda rolünü oynayacak olan oyuncu, Frıda’nın hayatının içine girmeye başladıkça kendi varoluşu ile yüzleşmeye başalıyor. Kendisine sorduğu sorulara hem kendi ağzından, hem de Frıda olarak cevaplar aramaya başlayınca durum karmaşık bir hale geliyor.Beliz Güçbilmez yazmış oyunu. Melike Aslıkılan’nın yönettiği Frıda’nın başrolünde ise Ayşin Yeşim Çapanoğlu var.

HERKESE VİZE ARTIK BİR AY

Girne’de sağanak yağmurda seller gidiyor. Lefkoşa’ya gitmek için yola çıktığımızda ise Girne’den daha fazlasını gördük. Bağ, bahçe ve yollardan seller oluk oluk akıyor, şehir içinde ise göller oluşmuş. Anlatıldğı gibi demek alt yapı kafi değil. Bunu yetkililer de itiraf ediyor. Evet, altyapı kâfi değil. Bütçe var mı peki? İddia o ki Ankara, şehrin hem kaldırımlarını ve hem de alt yapılarının inşası ihalesinin kimlere verileceğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla bu sure uzadıkça uzuyor(muş). Ankara gerçekten KKTC üst yönetimiyle limoni gibi bir durum gözleniyor veya ileri sürülüyor. O gün vizem süremiz bir ay olduğunu fark edince uzatılması için İçişleri Bakanlığı’na gittik. KKTC artık herkes için bir ay vize veriyor. Yeni alınmış bu karar. Eskiden bu sure üç ay kadardı. Dolayısıyla yeniden formlar doldurduk, yeniden işlemler başlattık, güler yüzlü bürokrasi burada işimizi hemen halletti ve 15 gün daha vizemisi uzattık. Başka bir sevindirici haber ise kızımın oturma izninin ardından artık biz de karı koca KKTC’de 65 yaşını geçmemiz dolayısıyla beş seneliğine oturma içni alabilmişiz. Lefkoşa’dan Girne Çatalköy’e dönüşümüzde yine yağmur vardı ve Silecekler yetişmiyordu.

Ama bir gün sonra hava yeniden açılıdı. Girne kordon boyuna yürüyüşe gittik. Burası önemli turistik bir merkez. Bizim gibi onlarca insan kordonda. Kimisi yürüyor, kimi çiftler şakalaşıyor, resim çektiriyor, kayaların üzerinde denize karşı bir şeyler atıştırıyorlar. Bir orta yaşlı akadrion çalarak harçlığını çıkarmaya çalışıyor. Sahil Cafede oturduk yine. Çay içtik. Girne’de teras ve bahçeye evcil hayvanlarla girmek mümkün. Sorun çıkarılmıyor. Girne Çarşısını dolaştık. Yoğun ve temiz bir çarşı.

 

KKTC’NİN BAŞBUĞU

Rauf Raif Denktaş vefatının 8. yıldönümü haberini duyur duymaz araştırdım. Baktım Lefkoşa’da resmi bir tören yapılacak. Kızım Furkan arabasıyla götürdü. Oysa aynı gün ve saatte evinde temizlik yapılıyordu. Cumhuriyet Park Alanı’na tören vaktinden çok önce vardık. Biraz sonra alan dolmaya başladı. Güvenlik tedbiri ve protocol var ama bizdeki kadar rahatsız edici değil. Askerlerimiz daha önceden yerini aldı. Askeri bandoda öyle. Üst rütbeli subaylarımız ve politikacılar, parti temsilcileri, üst bürokrasi ve okullar geldi. Çok sayıda gazeteci meslektaşımız var. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ndan önce eski cumhurbaşkanları Derviş Eroğlu ve Mehmet Ali Talat da gelmişti. Benim anılarımıda Denktaş rahmetlinin çok önemli bir yeri var. Gerçekten bir kahraman, Kıbrıs Türkü için yılmaz bir savaşçı ve diplomattı. Toros kod adı ile Rum çeteciler, ENOSİS yanlıları ve terörist Grivas ile bir mücahit olarak yıllarca savaştı, hatta esir düştü ama yılmadı Türk Dünyasının bu başbuğu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk kurucu cumhurbaşkanı oldu. Daha sonraki üç seçimi de kazandı, toplumunun sevgisinin artırarak haklarını korumayı sürdürdü, uluslararası müzakerelerde yüz akı mücadelelerle örnek diplomat oldu. 88 yaşında da hakka yürüdü. 50 kadar yayınlanmış Türkçe ve İngilizce kitabı vardı. İyi bir fotoğraf sanatçısıydı. Halkın arasındaydı. Hiç bir zaman koruması olmadı. Polis ordusu ile gezmedi. Kahvelerde onu zaman zaman halkıyla tavla oynarken görmüşümdür. Vatandaşının resimlerinin çekerek ya adresine postalar ya da evinde konuk ederek çektiği fotoğrafını verirdi. Böylesine halkın içinden biriydi. TRT KKTC temsilcisi iken sık sık görüşür, demeçlerini yayınlardık. Oğlum ve kızım ile de biraraya gelmiş, çekilmiş resimleri vardı. Benimle de sohbeti.

 

TÖREN BAŞLIYOR

O gün Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı diplomat olarak bir konuşma yaptı, anıta çelenk koydu. Denktaş Ailesinden iki hanım da öyle. Mustafa Akıncı’nın konuşması özetle şöyle:

“Hiç kimsenin bize haklarımızı altın tepside sunmayacağının bilincindeyiz. Meşru haklarımızı yine elbirliğiyle bu kez diplomasi alanında mücadele ederek elde edeceğiz. Eminim ki; Kıbrıs Türk Halkı olarak geçmişin birikimleriyle, bugünün dinamizmini harmanlayarak bu adada hak ettiğimiz koşullarda yaşamayı başaracağız.”

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya göre Rauf Denkteş çok çalkantılı bir dönemde Türk halkına siyasal önderlik yapmış önemli bir kişilikti. Rauf Denktaş’ın kızı Ender Vangöl Denktaş da çok duygusaldı ama vurguları güçlüydü. Dedi ki:

“Babamı anlamak için yaşamak gerek. Rauf Denktaş insana, hayvana ve çocuğa olan sevgisiyle inançları ve hedefleriyle, vatan aşkıyla bütünleşen kişiliği, girdiği her ortamda yaydığı samimi enerjisiyle herkesin babasıydı. 2000 yılında görev süresi dolmadan gururuyla makamını bıraktı. Mücadelesine bir nefer gibi devam etti.”

Bayan Denktaş devamla şunları söyledi:

-Annan Planı döneminde hasta yatağında “Eğer Kıbrıs Türk Halkı yok olacaksa, şu an benim canımı al Allahım, bunu bana gösterme” diye dua ediyordu.Kıbrıs Türk Halkı için çizdiği hedefinden ve ideallerinden hiç vazgeçmedi. Avukatlık yaptığı dönemde bile “ipten alan avukat” olarak anılması o’nun savunma potansiyelini ortaya koyuyordu.

Gerçekten Rauf Denktaş her dönemin adamı değil, her dönem adam gibi adamdı, idealizminden hiç taviz vermedi. Annan Planı döneminde Ankara ile ters düşmüştü. Ancak yıllar onun haklı olduğunu ortaya koydu.

“BENİM İKİ BAYRAĞIM VAR” DİYEN CUMHURBAŞKANI

Sonra Atatürk Kültür Merkezi’ne geçtik. Hemen Türk Büyükelçiliğinin arkasında bir yerdi. Salon dolmuştu. Hayatını anlatanların yanında, Denktaş’ın mücadelesini ve konuşmasını yayınlayan bir film de izledik. Sesini de özlemişiz rahmetlinin. Sonra Maarif Koleji talebeleri Rauf Denktaş’ın hayatını şiirleştiren piyano ve kemanla bir orotoryo sundular. Çok da başarılıydı Maarif Koleji öğrencileri. İzleyicilere ayrıca sarı güller dağıttılar. Mustafa Kayabek imzalı bir de şiir:

“Benim iki bayrağım var/Biri ana birisi kız/Benim iki bayrağım var/İkisinin de bayrağında/ Namusumdur ayla yıldız/ Biri Anamur’da gurup/Biri Girne’de şafaktır/ Benim iki bayrağım var/Biri yurdumun tapusu/ Biri kan bedelim haktır/ Biri damarlarımda kan/ Birisi alanımda aktır/ Benim iki bayrağım var/ Birisi gönül yarası/ Biri tükenmeyen aşktır/ Biri dudaklarımda dua/Biri gözlerde amindir/Benim iki bayrağım var/Biri güneş kadar sıcak/Biri ay gibi serindir/ Biri yüreklerde sabır/ Biri yaştır kirpiklerde/ Benim iki bayarağım var/ Gölgesi üstüme düşer/Pırıl pırıldır göklerde…”

Bu şiiri sesinden de dinlediğimiz KKTC kurucu Cumhurbaşkanı mücahit Rauf Denktaş’a bir anıt mezar yaptırılması konusu da hala tartışılıyor. Anıt mezarın bir türlü tamamlanmamasına kızı Ender Denktaş; “Liderimize yakışır bir anıt mezar olmalı” darken, torunu Aydın Bahri Kaan ısrarcı olmadıklarını, ancak yapılırsa mutlu olacaklarını belirtiyor. Bunlar tartışılırken Lefke Avrupa Üniversitesi’nde “Kıbrıs Türkünün Mücadele Bayrağını açan Liderlere Saygı.Denktaş ve Dr. Küçük Unutulmadı” adlı bir resim sergisi açıldı.

İKİ DOSA YENİ GAZETECİ

Rauf Denktaş için KKTC’nin Lefkoşe Selimiye, Hazreti Ebubekir, Gönyeli,  Göçmenköy Camileriyle; Gazimagusa Lala Mustafa Paşa, Osman Fazıl Polat Paşa, Ulu Camii, İskele Merkez Ümmü Haram ve Dikkarpaz Camileri; Girne Ağa Cafer Paşa, Nurettin Ersin Paşa, Doğanköy Camileri; Güzelyurt Ramazan ve Fatih Camileriyle Lefke Orta Camiinde Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi. Din İşler Başkanı Talip Atalay da bu proğramlarda hazır bulundu.

Tören sırasında ceketinin yakasında gazeteciler cemiyetinin rozeti olup, koşturup duran birini görünce sahip çıktım. Gazeteci olduğunu öğrendim ve sevindim KKTC’den bir fikir emekçisi değil de Türkiye Fethiye’den gelmiş! “Hayırdır. Davet mi edildiniz?” diye sordum. “Hayır” dedi. Meğer kendisi gelmiş. Kıbrıs davasına gönül veren bir gazeteci Erol Dolu. Rahmetli Denktaş’ın vefat yıldönümünü notlarında olduğundan otobüsle önce Antalya’ya gelmiş, sonra Antalya’dan Ercan’a uçmuş. Akşam da döneceğini belirtti. Her şeye ragmen zor ve masraflı bir iş. Tebrik ettim. Sevgi ve fedekarlık böyle bir şey işte. TRT logolu kameradan çekim yapan birini de görünce, işini bitirir bitirmez tanışmak için gittim. Bir zamanlar TRT KKTC temsilciliğinde bulunmuştum. Anlattım. Memnun olduğunu söyledi. Tanıştık. Adı Mustafa Fidan. Benim zamanımda TRT Lefkoşa temsilciliğimizde bir muhabir, bir kameraman ve bir de idari görevli memur vardı. Şimdi sadece bir muhabir ve bir kameraman varmış. Muhabir de ameliyat olduğu için Ankara’da istirahat ediyormuş. Tanışamadık. Ancak ilk fırsatta Osmanpaşa Caddesi, Şerif Arzık Sokak’taki TRT Lefkoşa Bürosuna giderek birlikte bir çay içeceğiz.

BU SENE NİSANDA SEÇİM VAR

Ramazan ay’ı içinde 26 Nisan 2020’de KKTC’de cumhurbaşkanlığı seçimi var. Medya hem muhalefeti ve hem de iktidarı tutan politikası içinde tamamen bağımsız ve saygın. Yeni dönemde bakalım Cumhurbaşkanı bakalım kim olacak? Bildirildiğine göre Mustafa Akıncı yeniden aday. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde bağımsız aday olacağını açıkladı. Seçimi kazanması durumunda da uygulayacağı politikalar hakkında bilgi verdi ve“Cumhurbaşkanının partiler üssü ve halkın tüm kesimlerine eşit mesafede durabilen biri olmalı” diye hatırlattı. Kudret Özersayaçıklamasında; “KKTC’nin, Kıbrıs Adasının ve Doğu Akdeniz Bölgesinin bu denli öneminin arttığı, içerde ise toplumsal barışın sağlanmasına ihtiyaç duyulduğu bir ortamda; gerekse dış politikada Kıbrıs Türk Halkının iradesini ileri taşıyacak ve egemenliğini koruyacak bir liderlik göstermeye adayım” dedi.

Bu gelişme Kıbrıs Manşet gazetesinin ilk sahifesinde ve yine manşettendi. Kıbrıs Postası Yazarı Rasih Reşat’a göre; Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın seçim stratejisinin Türkiye karşıtı bir politika izleyeceği ileri sürülüyor. Bunun gerekçesi de Kuzey Kıbrıs’a Türkiye’den gelecek su için Sayın Akıncı’nın “Anamur Suyuna bağlı kalamayız” demesi. Bu demeçle Sayın Mustafa Akıncı halkı yoruyor. Türkiye ile fikir alış verişinde bulunmuyor. Ancak KKTC Cumhurbaşkanlığı için bir önceki seçimde Mustafa Akıncı’yı destekleyen Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Tufan Erhurman’ın da bu seçimde aday. Ulusal Birlik Partisi’nden Başbakan Ersin Tatar da Parti organlarınca aday ilan edildi. KKTC’de dört aday ortaya çıktı. Dahası da olabilir. Ama bir kişi cumhurbaşkanı seçilecek.

KKTC’de siyasi partiler bir hayli fazla. Hatırlamak istersek; Ulusal Birlik Partisi, Bizim Parti, Milliyetçi Adalet Partisi, Adalet ve Barış Partisi, Özgürlük ve Reform Partisi, Toplumcu Demokrasi Partisi, Atılımcı Halk Partisi, Demokratik Halk Partisi, Demokrat Parti, Yeni Doğuş Partisi, Milliyetçi Türk Partisi.Seçim ittifakı yapan kuruluşları da şöyle sıralayabiliriz;Demokratik Mücadele Partisi, Milli Mücadele Partisi, Milliyetçi Barış Partisi, Barış ve Demokrasi Hareketi, Değişim ve Kurtuluş İttifakı.

KASAP YORGO ve KIZI MARİKA

Pazar günü KKTC’nin bir başka kazası Güzelyurt Koruçam Köyü’ne gittik. Biraz yolu şaşırınca Kalkan ve diğer köylere kadar uzandık. ODTÜ kampüsüne bile vardık. Müthiş bir ova Güzelyurt. KKTC’nin geniş tarım alanları. Bazı çiftlikleri de gördük. Sonra Maviköşk yolundan Koruçam’a yoluna saptık. Köy yolu bildiğiniz gibi. Daracık ve eskimiş evler arasında. Ama araçlar vızır vızır geçiyor. Kıraathanede tavla da oynanıyor, iskambil de. Mimarinin önemli bir bölümü olduğu gibi korunmuş. Burası bir hristiyan ağırlıklı köy. Bir iddiaya gore de Marunilerden oluşuyor. Köyün ortasında kocaman bir kilise var. başçesinde çocuklar oynuyor. Biraz ilerisinde ise bir şapel ve bir başka küçük kilise daha. Biraz da şapele benziyor. Koruçam’ın ilerisinde Sadrazamköy ve deniz var. Sağında ise DSİ gölü var ki görkemli bir baraj. Bazı evlerin bahçesinde balıkçı malzemelerini fark ettik. Bazıları gerçekten köysel dönüşüme muhtaç vaziyette görünüyor; evlerin, bahçelerin. Çok evde iseise kuyu kebabı için küçük fırınlar var. Neredeyse sayacağım ama usandım rakamlar çoğaldıkça. Koruçam’ın meşhur kasabı Yorgo müteveffa olmuş ama kızı Marya onun işletmesini mütevazi yerde devam ettiriyor. Her saat kalabalık burası. En az yarım saat bekliyorsunuz. Sonra sıranız geliyor. Isıtma şömine ile yapılıyor. Odunlar gümbür gümbür yanıyor, ses çıkartıyor sanki. Özlemişim doğrusu. Ama fazla üşüyenler olduğu için mi nedir bir de elektrikli soba yanıyor.

Masanıza önce mezeler geliyor. Bizimkilerden farkı yok. Hatta bizim mezeler daha zengin. Ana mönü ise kuyu kebabı. Kuyu kebabının kemiğini alınca etler löbürlöbür tabağa düşüyor. Müthiş bir lezzet. Bu da bizim mutfak kültürünün yansıması veya örneği. Siirt ve Yozgat kuyu kebaplarımız var. Özellikle İstanbul Fatih’te Siirtlilerin kuyu kebapları için de kuyruklar oluşuyor. Yorgonun yeri sıcak ve samimi bir ortamdı. Müşterilerin çoğu da zaten Türk ve Türkiye’dendi. Köy halkı zaman zaman Rum kesimine rahatlıkla gidip gelebiliyor, Rumlar da öyle. Kuyu kebabı için buyuruyorlarmış. Yorgo’nun orta yaşlı kızı Rum Marya bütün müşterilerle ilgileniyor. Çalışanlarının bir kısmı ise uzakdoğudan gelmiş gibi. Ya Filipinlerden, ya Sri Lanka’dan veya Pakistan yahut Hindistan’dan falan.

ZEYTİNLİK’TE MEHMET EFENDİ Mİ CON KAHVESİ Mİ?

Kuyu kebabını bitiremedik bile. Paket yaptırdık geri kalanını. Baktım herkes bizim gibi paket yaptırıyor. Çünkü mezeler doymanıza kafi. Kış günü saat beşten sonra hava kararıyor ve psikoljik bir farklı akşam çöküyor insanların üzerine. Bu öğle yemeğinden sonra kahvemizi Zeytinlik Asmalı Tezgâh Café’de içtik.

 

KKTC’de iki çeşit Türk Türk Kahvesi içiliyor. Birincisi Türkiye’nin İstanbul Eminönün’deki Kuru Kahveci Mehmet Efendi’nin imalatı, diğeri de Kıbrıs’ta az kavrulmuş kahve çekirdeğinden yapılan con kahvesi. İkisinin de tiryakiliği ayrı ayrı.  Tercihimiz Mehmet Efendi’den yana oldu. Burası da tarihi bir konağı restore ederek hem kafeye vehem derestoranta çevirmişler. Romantik bir yer olmuş. Hava karardığı için önümüzdeki yeşil vadiyi göremiyoruz ama ışıklandırmalar nerede ve nasıl olduğunu gösteriyor. Daha çok cafede genç ve yabancı müşteriler var. Çalışanlar da öyle. Terasta oturduk. Üşümememiz için elektrikli zarif sobalar yakıldı ve küçük battaniler verdiler dizlerimize veya omuzlarımıza örtmek için. Çünkü tütün mamulleri içenler ki bir hayli fazla genelde hepsi teras veya açık havayı tercih ediyorlar. Burası da öyle. Bir müddet sonra hava iyice soğumaya başladı.

Bir tanesi Ankara Esenboğa yolu üzerinde, diğeri Girne’de Büyük Anadolu Oteli bulvar üzerinde ve genel merkezi Ankara’da olan sendikanın aynı zamanda sosyal tesisi olarak hizmet veriyor. Önünden geçtik. Medyanın sendika muhabirleri bu oteli yakından tanır. Eve gitmek üzere yola koyulduk. 15 dakika sonra evdeyiz. Çünkü trafik yok. Esasında benim Şerifali’deki evimden Kadıköy’e gitmek gibi bir şey ama bizde trafik yoğunluğundan zaman zaman iki saatte ancak varabiliyoruz. Meğer trafiksiz hayat ne kadar güzelmiş.

KIBRIS ÜNİVERSİTELER ÜLKESİ

Bir yandan yeni kitap çalışmamı yapıyor, öte yandan da fırsat buldukça dolaşıyorum. Girne’de tiyatroya ugradık. Biletler bir hafta öncesinden satışa çıkıyormuş ve tükenmiş. Ücret 20 TL. Salon da 120 kişilik. Küçük ama tiyatro olması çok önemli. Girne pazaryerini dolaştık. Her hafta çarşamba günleri pazar oluyormuş. Normale göre fiyatlar kısmen daha ucuz. Ancak genelde Kıbrıs ucuz değil. Otopark sorunu yok gibi görünüyor. Çünkü bir hayli fazla otopark var. Bir kısmı ücretli, bir kısmı değil. Mete Adanır Caddesindeki Sülkem Unlu Mamullerinde fırından çıkmış simit(kahke) aldık, çay ile içtik. Simit 3.5, çay 4 TL. İkisi toplam yedi buçuk lira. Biraz ilerisindeki Akpınar Pastanesi daha merkezi bir köşede ve daha lüks. Girne’de pastaneler bir zamanların kıraathaneleri, dünün de kahvehaneleri gibi görev yapıyor.

Girne’den Lefkoşa’yaÜniversiteye geçtik. KKTC artık bir üniversiteler ülkesi olmuş. Bilebildiklerimi sıralamak istesem yine bir tanesi eksik kalabiliyor; Ada Kent Üniversitesi, Akdeniz Karpaz Üniversitesi, Doğu Akdeniz Üniversitesi, Uluslararası Final Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesi, Girne Üniversitesi, Kıbrıs Amerikan Üniversitesi, Kıbrıs İlim Üniversitesi, Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi, Lefke Avrupa Üniversitesi, Yakın Doğu Üniveristesi, Gelişim Üniversitesi ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi.  KKTC’de üniversiteli talebe sayısı 120 bin kadar deniyor. Bunlardan bazılarına çalışma izini de veriliyormuş. Dolayısıyla Turizm eğitimi gören bir talebenin şansı KKTC’de iddialı turizm yatırım ve tesislerinin olması büyük bir imkan. Gastronomi bölümü ise en fazla alaka gören bir bölüm. Yemek ve içmek bütün dünyada hızla yükselen bir dal oldu. Talebelerin tercihi de dolayısıyla bir hayli fazla.

Üniversite hocalarının önemli bir bölümü Türkiye’den geliyor. Uçaklar KKTC Üniversitelerinde ders vermeye gelen hocalarla dolu. Üniversitelerin patronları da genelde müteşebbisler. Yani işadamları. Mesela hipermarket Lemarşirketler grubununsahibi olduğu üniversiteye şimdi Tıp Fakültesi eklemek üzere çalışıyor. Sonuna da geldiği söylendi. Turizm yatırımları artarak devam ediyor. KKTC’de bütün dünya yemeklerini yiyecek lokantalar mevcut. Türk yemekleri dında baştauzakdoğu mutfağı; Çin, Hindistan, Japonya, Tayland vs mutfak kültürlerini burada tanımak mümkün.

BARBARLARA KARŞI HALKININ SESİ OLAN LİDER

Bugün Lefkoşa’ya gidiyorum. Kıbrıs Türk Halkını milli dava etrafından birleştiren, özgürlük mücadelesini başlatan Dr. Fazıl Küçük’ün(1906-1984) vefatının 36. ölüm yıldönümü proğramı var.Resmi bir etkinlikgerçelleşiyor, KKTC’de bütün bayraklar yarıya indiriliyor. Kuruluşlar bildiri üstüne bildiri yayınlıyorlar. Bir tanesi şöyle “Dr. Fazıl Küçük’ün zorlu yıllarda inançla verdiği mücadele sayesinde, Kıbrıs Türk Halkı bugün özğür, egemen, demokratik şartlarda yaşamaya kavuştu. Halkımızın sesi ve nefesiydi.  Onun yaktığı meşale sonsuza kadar şerefle taşınacaktır. Dr. Küçük ve Denktaş’ın verdiği mücadele kulağımızda küpe olarak kalmalıdır.” İlk tören Anıttepe’de Dr. Fazıl Küçük Anıtında. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı yine konuştu. Anıta çelenkler kondu. Atatürk Kültür Merkezi’nde ise ayrı bir toplantı ile anıldı Dr. Fazıl Küçük. Torunu Esen Küçük de konuştu. Haydarpaşa Ticaret Lisesi öğrencileri bir orotoryo sundu. Çok alkış aldılar. Eşim ile birlikte Dr. Fazıl’ın Küçük’ün müze olan evini yeniden ziyaret ettik. Sohbetlerde bulunduk.

Buradan Barbarlık Müzesi’ne geçtik. Dereyolu gibi Lefkoşa’nın en görkemli alış veriş mağazalarının bulunduğu cadde üzerinde yer alan müze 7 odadan oluşuyor. 23 Aralık 1963 tarihinde Rumların Türklerekarşı adanın her tarafında başlattıkları saldırılarda çok sayıda savunmasız insan, kadın ve çocuk vahşice katledilmişti. Türk köyleri içindeki insanlarla birlikte yakılmışlardı. Müze olan bugünkü evde Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Doktoru Binbaşı Nihat İlhan’ın ailesi ikamet ediyordu. O gece Rumlar bu evi basarak eşi Mürüvvet Hanım, çocukları Murat, Kutsi ve Hakan şehit edilmiş, ev sahibi Hasan Yusuf ve karısı Feride Hasan Gudum, mahalle sakinlerinden Moralı Ayşe Cankan, kızı Işıl ve komşu Növberİbrahimoğlu ağır yaralanmıştı. Cesetler banyoda üst üste yığılmış olarak bulunmuştu.

Lefkoşa Barbarlık Müzesi 1966 yılıında açıldı. 1974 Türk Barış Harekâtından sonra Eski Eserler ve Müzeler yönetikmince restore edilerek(1975) yeniden düzenlendi. 2000 yılında ise gözden geçirilen müze törenle yeniden hizmete verildi. Müze sorumlusu Şerife Hanıma uğradım. Yıllardır bu müzede aynı belgelerin bulunduğunu, oysa çok yeni bilgilerin ortaya çıktığını, dünya müzeciliğinde de çok ciddi gelişmeler olduğunu anlattım. Sabırla dinledi ve “Haklısınız… Yakında burayı yeniden restorasyona sokuyoruz, çağdaş müze olarak her türlü teknolojiyi kullanarak yeniden hizmete açacağız” dedi. Sevindim. Sabırsızlıkla ve heyecanla o günü bekleyeceğim.

ZEYTİN AĞACI KESMEK KANUNLA YASAK

TRT kameramanı Mustafa Fidan’ı görünce kendisine konuk olduk. Osmanpaşa Caddesi, Şerif Arçık Sokak’ında geniş bir daire TRT bürosu. Bir de muhabir varmış. Ancak ameliyat olduğundan istihartte imiş. TRT KKTC Bürosu benim zamanımda, daha öncesindeReyman Somer ve Hamit Toprak zamanında da temsilcilikti. Artık büro olarak hizmet veriyor. Mustafa Fidan, Kıbrıs Rum Kesiminde barajlar dolunca açılan kapaklarından boşalan suların bölgeyi basması sonucu balıkların da bu sularla beraber Meserya Ovasındaki tarım alanlarına geldiğini, köylülerin tarlalardan balık topladığını söyledi ve bize konuya ilişkin filmini izlettirdi. Gerçekten öyleydi. Köylüler tarlalardan suların içinden canlı canlı balık topluyorlardı. Çeşit çeşit, renk renk, boy boy balıklardı. Daha önce de Kıbrıs Rum kesiminden kaçan çipuraların Türk kesimine geldiğini, Gazimağusa’da balık bolluğu yaşandığını gazeteler yazdı.

Tarım alanları diyoruz ama biraz sıkıntılı görünüyor. Üretici masrafını karşılamayınca portakal ve mandalina bahçesindeki ağaçlarını keserek üç-beş odalı daire yapıp talebelere kiraya veriyormuş. Üzüldüm. Oysa Başta Lefkoşa olmak üzere çoğu KKTC Kentlerinde bulvarların üzerindeki turunçgillerin üzerinden hala portakallar, mandalinalar falan görünüyor. Şık bir manzara ve güzellik oluşuyor. Kıbrıss’a özel bir güzellik, bir resim. Dilerim Türkiye’deki gibi bu ağaç katliamı yaşanmaz. KKTC’de sadece zeytin ağacı kesmek yasak. İzinsiz kesenler cezalandırılıyor ve tutuklanıyor.

MECLİS BAŞKANI YARDIMCISI ZORLU TÖRE’Yİ ZİYARET

Lefkoşa’da yoğun bir gün geçiriyorum. Bu defa durağımız KKTC Parlamentosu oldu. 40 yıllık bir dostumu ziyaret edeceğim. Mustafa Fidan telefon etti, müsaitmiş ve TRT bürosuna çok yakın olan meclise geçtik. Artık burada da güvenlik tedbirleri alınmış. Hüviyet falan isteniyor. Zorlu Töre milliyetçi ve ülkücü bir Kıbrıs Türkü. Halen milletvekili ve meclis başkan yardımcısı. Ulusal Birlik Partisinden parlamenter. Aynı gün parlamentoda bir konuşma yapmış “Doğu Akdeniz ve ortadoğudaki emperyalizm oyunları” konusunda konuşmuştu. Yıllardır görüşmüyorduk.İkimiz için de sürpriz oldu. Beni görür görmek tanıdı. Sarıldık. Dostlarımızı sorduk. Zorlu Töre bir kalp operasyonu geçirmiş. “Geçmiş olsun” dedim. Odası bir müze gibi ve daha çok da Türk Cumhuriyetlerinden anıları içeren biblolar, bayraklar, simgeler, rozet ve şapkalar var. Zorlu Töre; ortadoğuda, Doğu Akdeniz’de Türkiye üzerinde büyük oyunların oynandığını, bunun için de devletimize güçlü bir şekilde sahip çıkılması gerektiğini söyledi. ABD’nin Rum kesimine silah ambargosunu kaldırmasının yanlış olduğunu, bunun için de Türkiye’nin bölgede gücünü artırması gerektiğini hatırlatan Zorlu Töre Avrupa Birliği’nin Rum kesime destek verdiğini, ancak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rumlar tarafından işgal edildiğini görmediğini, bunun için de Avrupa Birliği’nin kendisini sorğulaması gerektiğini bildirdi. Haklı, bin kere haklı, onbin kere haklı.

Tam bu temasları yaptığım günlerde Rum yönetimi Yeşilhat Tüzüğünün uygulamasında yaptığı değişikliği üyesi olduğu Avrupa Birliği’ne bildirmedi. Görüşünü almadı. Bu değişikliğe göre; KKTC hava ve deniz sahasını kullanan ve geçici ikamet iznine sahip bulunan 3. ülke vatandaşlarının güneye, Kıbrıs Rum kesimene geçişini yasakladı. Denetimlerini artırdı ve cezalar yazmaya başladı. Rum yönetimi bütün adanın kendi tapulu malı olduğunda ısrarlı. Enosis’te ısrarlı.

Zorlu Töre ile makamındaki sohbetimizde özel dostlarımızı sorduk birbirimize. Sık sık Türkiye’ye geldiğini, konferanslar verdiğini anlattı. Kendisine KKTC’de Türk Dünyası Milli Şairleri Uluslararası Sempozyumu yapmak üzere bir hatırlatma yaptım. Seçimlerden sonra detaylarını konuşacağız. Belki yayınlanan 10 kadar şiir kitabıyla dikkat çeken, “Kıbrıs Türkü’nün Kurtuluş Destanı” adlı şiiriyle ünülenenşair dostumuz Oktay Öksüzoğlu ile de bir araya geleceğiz.

 

LAVANTA BAHÇELERİ

Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Görevlilerinden kızım ile buluştuk. KKTC mutfak ürenlerini tatmak üzere Lefkoşa 2. Selim Caddesindeki Hamur’a gittik. Eski bir konağı restorant haline getirmişler. Bahçe ve odalarında hizmet veriyorlar. Otoparkı da mevcut. Artık günümüzde otopark daha da önemli. Adından da anlaşılacağı üzere hep hamur işi ikram ettiler. Ancak bulgur köftesi dedikleri bizim kıymalı köftemiz iddialı bir üründü. Mantı dahil çoğu yemeklerinde hellim peyniri kullanıyorlar. Tatlımızı ve kahvemizi ise Dereboyu Caddesindeki DonutHouse’de yedik, içtik. Daha çok genç üniversitelilerin yeri burası. Değişik lezzetlerde meyveli, çikolatalı, kremalı donut var sadece burada. Bir de kahve çeşitleri. Girne Çatalköy’e döndüğümüzde trafiğe kalmıştık.

Türkiye’de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun kredi kartarıtaksitendirme şartlarının değiştirilmesi ve KKTC için 3 taksit sınırlandırmasının getirilmesi turizmcileri endişelendirdi. KKTC’de Türk Lirası ve kredi kartları geçiyor. Oysa Türkler KKTC dışı yurtdışı seyahaterdesadece döviz kullanılıyor.

KKTC’de belediyeler ve diğer yöneticiler lavanta ekimini de teşvik ediyorlar. Bundan ülkenin bir çok bölgesinde küçük gruplar halinde lavanta bahçeleri oluşturulması hedefleniyor. İlk defa da Kurudere’de törenle lavanta bahçesi oluşturuldu ve daha sonra bütün KKTC’ye yayılacak. Türkiye bu girişimi acaba örnek alabilir mi?

TÜRKEŞ ve DORMEN KIBRISLI MI?

Türk Pop Müziği sanatçısı Nil Burak Kıbrıslı. Bir zamanlar Türkiye’de de çok meşhurdu. Bu defa Mersin Doğumlu(1928) Tiyatro sanatçısı ve yönetmen Haldun Dormen’in Kıbrıs Türkü olduğu konuşuluyor.Haldun Dormen’in açıklamaları yer alıyor medyada “Babam Ömer Sami Kıbrıslı bir işadamı idi. Kıbrıslılığım babamdan dolayıdır. Bir yaşında İstanbul’a gelerek Şişli’ye yerleşmişiz”diyor.

MHP Lideri Başbuğ Alpaslan Türkeş(1917-1997) de Kıbrıslı. Lefkoşa’da doğmuş bir Türk milliyetçisi, subayı, politikacısı ve devlet adamı. Bu defa baktım Ülkü Ocakları’nın sayısı artmış Kuzey Kıbrıs’ta. Her ilçede şubeleri var. Genel Merkezi Lefkoşa’da. Alpaslan Türkeş’in kızı Prof. Dr. Umay Türkeş de KKTC’de yaşıyor.

KKTC VATANDAŞLARI AB’YE DAVA AÇABİLİR Mİ?

Gazimagusa’ya gidiyoruz. Eşim ve beni İpek Kesici arabasına aldığı gibi yola çıktı. İpek’in annesi ve babası benim mesai arkadaşım. Eşi Cengiz Bey de hemşerim, dostum. Birkaç günden beri aralıksız yağan yağmur sanki dindi. Ama yol üzerindeki bazı tarlarda hala birikmiş sular fark ediliyor. Özellikle Gazimagusa ovası öyle. Hem çok yağmur aldı ova, hem de Rum kesiminden barjların kapağı açılınca sele boğuldu. Ama her taraf yemyeşil. Tarlalar ekili, yerden fışkırmış fideler, bir karıştan fazla boy veriyor. Baharın ipuçları sanki. Yol boyunca binek araçları, TIR’lar, inşaat arabaları vızınvızır geçiyor. Sağımız ve solumuz hep köy. Ama bizim kerpiç evleri olan köylerimiz gibi değil, Türkiye’nin yazlık evlerin olduğu mekanlar gibi. Herkesin aracı var. Bafra, Girne, Lefkoşa, Gazimagusa, Lefke’de çalışanlar araçlarıyla ile gidip geliyor. Biraz uzak mesafe gibi görünüyor ama şöyle düşünün İstanbul’daAtaşehir’denBeylikdüzü’ne, Ankara’da Keçiören’den Çayyolu’na, izmir’den de Bostanlı’dan Konak veya Göztepe’ye gider gibiler. Ama trafik yok. Zaman daha kısa sure alıyor. Üstelik benzin Türkiye’ye göre ucuz.

Yol üzerinde görüyorum birkaç otel golf turizmi için inşa edilmiş. Yurtdışından bile buraya golf oynamaya gelenler var. Bir o kadar da seyirci topluyor müşteri olarak golf sporu. Çift şeritli yolda görkemli olmasa da zetinyağı fabrikaları görüyorum. Zaten her taraf yemyeşil ve zeytin ağacı denizi gibi. Birararüzgarçoştu, ağaçlar toprağı öpüp yeniden esas duruşa geçiyordu. Küçük aracımız da sarsıldı, ama etkilenmedi. Kiliseleri birbiri ardından geride bırakıyoruz. Hepsi de tarihi bir konumda ancak bakıma muhtaç halde. Üstelik taş yapı tümüne yakını da. Köylerde minareler işaret fişeği gibi göğe bakıyor. Her köyde artık neredeyse cami var, cemaatini bilmiyorum ama cumaları doluyor. Kıbrıs’ın tarihi bina, cami, çeşme, imaret gibi vakıf Osmanlı eserleri buranın asırlardır Türk yurdu olduğunu tapusu olduğu uluslararası toplantılarda söz konusu yapılıyormuş. Bu vakıf eserlerinden Rum kesiminde de bir hayli var. Satılık evler ve arsa ilanları var. Bunların bir kısmı savaş gazisi Kıbrıs Türklerine ait. Ama satanlar oluyor. İkiyi bölünmüş devlet olmasına ragmen Rum kesimi Avrupa Birliği’ne kabul edildiği için oraya yardımın ve yatırım fazla olduğu anlatılıyor. KKTC vatandaşları da AB vatandaşı. Bir yoruma göre bu insanlar Avrupa Birliği’ne müracaat ederek “Biz KKTC kesiminde oturuyoruz. Madem AB vatandaşıyız, neden bizim tarafımıza yardım etmiyor, katkı vermiyorsunuz?” diyerek dava açabileceği tartışılıyor. Bölgede oturan az olmayacak sayıda yerleşmiş İngiliz vatandaşları da var. Onlar da böyle bir şikayette bulunabilirler. İngiliz etkisi bölgede her yerde kendini belli ediyor.

EN GÜZEL KUMU, DENİZİ VE SAHİLİ OLAN BÖLGE

Gazimagusa yolu duble olmasına ragmen hız tahdidi bazı yerlerde 50 Kilometreye kadar düşüyor. Genelde hız ise 65 ile 75 km arasında değişiyor. Sık sık trafik kontrolleri yapılıyor. Hatayı polis kesinlikle af etmiyor. Es geçme yok. KKTC’nin en büyük alış veriş mağazası City MallGazimagusa’da. Aracımızı buraya park ediyoruz. Sonra AVM’de dolaşmaya başlıyoruz. Türkiye’deki bütün markalar burada yerini almış. Resmen devlet olarak tanınmadığı için bazı uluslararası firmalar mevcut değil. Ama kapitalizm sırf kazanmaya yönelik olduğu için,cocacola gibi KFC de birharfini değiştirerek SFC olarak girmiş. Belki bu sayı artacak dersem bir durum tespiti yapmış olacağım. Fiyatlar ucuz değil. Her kattaki küçük standlarda ayrıca el işi ürünler satılıyor. Bu iyi bir atılım.

City Mall’dan çıkınca karşımızda bizdeki selatin camileri gibi Osman Fazıl Polat Camii yer almış. Korgeneral Polat Paşa aynı zamanda 1974 Kıbrıs Barış Harakatı sırasında görev almış bir Türk Generali. Mekanı cennet olsun. Oğlu Yılmaz ve gelini Hülya Polat TRT’de mesai arkadaşlarımdı. Halen Amerika’da gazetecilik yapıyorlar. Sonra adım adım Gazimagusa’yı dolaştık. Üstelik mihmandarımız İpek Kesici Gazimagusa’da Doğu Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler’de okumuş, 5-6 sene kadar burada kalmış, aynı zamanda KKTC vatandaşı olunca nokta nokta dolaşıyoruz bu tarihi kenti. Önce üniversite yoluna girdik, sağımız solumuz yüksek binalar, cafeler, lokantalar, kiralık araba ofisleri, üzerlerinde salkım salkım sarkan portakal ve mandalina ağaçları hemen dikkatimizi çekiyor. Bu meyveler aşılanmadığı için yenmiyor. Süs gibi kalmış. Ama Gazimagusa’da oturan TRT Muhabiri arkadaşımız Mustafa Fidan bu ağaçların önemli bir gelir girdisi olmasının mümkün olduğunu belirtiyor. Aşılanacak, meyvesi toplanacak ve pazara gidecek. Bizler Gazimagusa’yadefalarca geldiğimiz için bu defa kaleye çıkmadık, adanın en derin sularında hizmet veren limana da gitmedik. Ama arabamızla turladık. Esasında tur için KKTC’de şirketler organize olmuşlar. 450 TL’ye bütün adayı size dolaştırabiliyorlar. Bu da bir gününüzü değil birkaç gününüzü alabiliyor. Vakti olanlar bunu da tercih ediyorlar. Turizm için Gazimagusa’da da çok şık oteller var. Kıbrıs’ın en güzel kumu, sahili, denizi ve otelleri Gazimagusa bölgesinde. Bunların bir kısmı şehir oteli, bir kısmı her şey dahil, bir kısmı ise tam pansiyon. Yani üç öğün yemek ve içmek biçiminde. Bu oteller Türk tarafının tanıtımında pay sahibiler, çünkü müşteriler her şey dahil diye otele takılı kalmıyor, bölgeyi adım adım dolaşıyorlar.

NAMIK KEMAL ZİNDANI DEĞİL EVİ

Daha sonraortaçağ mimarisinin örnek yapısı kilise’den camiye çevrilen Lala Mustafa Paşa Camii’ne gittik. Nakış nakış işlenmiş bir ibadethane. Bahçesinde de dev bir cümbez ağacı var. Yazın gölgesi serinletmek için buzdolabı görevi görüyor. Meydanda kiralık bisikletler bulunuyor ayrıca. Bir grup Alman turist de Rum kesiminden buraya dolaşmaya gelmişler; rehberleri bölgeyi anlatıyor. Biraz ilerde bir kamyonet içinde sebze-meyve satan manav var. Bunlar bölgede çok fazla. Gezimizi Venedik Kalesi, Venedik Sarayı, Kutup Osman Türbesi, St. Francis Kilisesi, ST George Latin Kilisesi, İkizler(Templar ve Hospitaller) Kilisesi, Surlar, Selamis Antik Kenti, Sinan Paşa Müzesini dolaşarak tamamladık. Müzede zaman zaman sergiler de açılıyor, konserler de veriliyordu. Bu defa yoktu. Büyük Türk Şairi Namık Kemal Evi’ni gördük. Burası kesinlikle zindan falan değil, bir saptırma. Vatan Şairi Namık Kemal yönetimle ters düşüpistibdata karşı hürriyeti savunması üzerine sürgüne geliyor. 2. Abdülhamit tarafından emrine verilen o günün şartlarındaki bir villa kalıyor diyebiliriz, zindanda değil. Aracımızla Maraş bölgesini dolaştık.

 

BİR DERİN SOHBET

Sıra dostlarımızı ziyarete geldi. Polonya ve Ukrayna’dan tur arkadaşlarımız küçük sanayi bölgesindeki,  hazır mutfak veya endüstriyel mutfak pazarlayıcısı işkadını ÜlferŞonya’ya telefon ederek kahve içmeye gittik. Çocukları Burak ve Mustafa da oradaydı. İçerde başka dostları da olunca birlikte sohpet ettik. Burak Ukraynalı bir kız ile sözlü. Evlilik hazırlıkları yapıyor. Dolayısıyla kahvelerimizi de o yaptı ve ikram etti. Sonra muhabbete başladık. Ülfer Hanım 4 yaşında iken Kıbrıs Barış Harekatı olmuş. Larnaka’da maile Gazimagusa’ya göç etmişler. Larnaka’ya da sık sık gidip geliyorlarmış. Laf döndü dolaştı 26 Nisan 2020 günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine geldi. Şonya ailesi mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya sıcak bakıyorlar. İkinci defa seçilmesi ihtimalinin fazla olduğunu, çünkü Akıncı’nın makul açıklamalar yaptığını, sağduyulu bir politikacı olduğunu ileri sürüyorlar. Ulusul Birlik Partisi Gnel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar’ın Ankara ile çok sıcak ilişkileri ve desteği olduğunu hatırlatmam üzerine “Tatar iyi konuşamıyor, anlatamıyor. Şansı yok.” Diye cevap verdi. Başbakan Yardımıcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın bağımsız aday olmasını belirtince, en mümkün olmayan adayın bu isim olduğu anlatıldı. Ülfer Hanım’a bu defa çok propaganda yapan, reklamları yayınlanan, her tarafta postereri asılan Prof. Dr. Erhan Arıklı’yı söyledim. Erhan Arıklı’yı yıllar once tanımış, ortak dostlarımızla birlikte saatlerce sohbet ettiğimden iyi tanıyordum. Ülfer Hanım o kadar rahat ve dolu cevap veriyordu ki şaşırdım;

-Mehmet Bey, söylediğiniz doğru Erhan Arıklı parti binasının her yanına, hatta terasına koyduğu reklam filmleriyle bile seçime erken başladı. Basın da ondan bahsediyor. Ama şansı yok.

-Peki neden?

-Çünkü Erhan Arıklı da Barış Harekâtından sonra Türkiye’den gelen göçmenlerden. Ancak buradaki, KKTC vatandaşı olan ve yaşayan göçmenlerden oy alabilir.

Bu sırada içeriye CTPGazimagusa yöneticisi bir hanım girdi ve sohbete iştirak etti.  Genel Başkanları Tufan Erhürman’nıngerçekci ve ayağı yerde bir politikacı olduğunu belirterek cumhurbaşkanlığı şansının yüksek olduğunu savundu. Ben de CTP’den daha önce Mehmet Ali Talat’ın cumhurbaşkanı olduğunu, ancak Kıbrıs sorununu çözemediğini, oysa Rum kesimiyle çok iyi ilişkileri bulunduğu bilinmesine, Annan Planına evet kampanyası yürütüp, öyle sonuç almasına rağmen başarılı olamadığını, Rum kesiminden de uzlaşma konusunda bir adım atılmadığını anlattım. “Olabilir” dedi. Baktım oylar ve taraflar kemikleşmiş ve her kesim kendi görüşünde ve adayında kesin kararlı.

 

AİLE KURMAYI ve ÇOCUK YAPMAYI TEŞVİK

Hele bir ara Rumların Türk nüfusuna oranla fazla olduğu, bugünkü Kıbrıs Türklerinin ise adanın %37’sinde yaşadıkları, bunun ise tartışma konusu yapıldığı, dolayısıyla uzlaşmanın olmadığı ileri sürüldü. Aklıma geleni dilimle ifade ettim. Baktım iki tane Kıbrıs Türkü delikanlı var aramızda “O zaman sizler evleneceksiniz, Rumlar hem çocuk yapmıyor, yapan da bu sayıyı zaten bire indirmiş, o zaman siz evlenir evlenmez fazla çocuk yapacaksınız, yakın bir gelecekte bu ara kapanır!” dedim. Zaten bütün dünyada nüfus önemli bir etkendir. Dur bakalım ne olacak? Rahmetli Rauf Denktaş Annan Planına karşı “hayır” demiş, bu konudaki endişelerini dile getirmişti. Merhum Denkaş  “Allahım bana böyle acılı günler gösterme, canımı daha önce al” diye dua bile ettiği medyaya yansımıştı. KKTC’de Annan Planına evet, Rum kesiminde hayır çıkmış, bütün diplomatik yorumcular yanılmış, Denktaş da rahatlamış ve haklı çıkmıştı. Rumlar siz ne kadar iyi niyet gösterseniz de onlar kesinlikle Türkleri azınlık olarak görüyor ve adanın bütününün kendi malları olduğunu iddia ediyorlar. Mehmet Ali Talat bunu geç fark etmişti. Ama eski partisi CTP hala aynı iddiasını sürdürüyor.

UZLAŞMAZ RUMLAR ADAYI MİRASI GİBİ GÖRÜYOR

Bu arada Yunanistan Parlamentosu Başbakan Miçotakin’in aday göstermesiyle 63 yaşındaki Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı EkateriniSakelaropulu’yu ilk kadın cumhurbaaşkanı olarak seçti. Olmaz olmaz demeyin dahası var, şöyleki; Avrupa Parlamentosu’nun ilk Kıbrıslı Türk asıllı Milletvekili Niyazi Kızılyürek Türkiye’nin, adanın kuzeyine yönelik “nüfus politikası ve ekonomik dayatmaları olduğunu iddia ederek Avrupa Komisyonunu’na bu yönde bir önerge verdi!

Kuzey Kıbrıs’ta Nisan ayı içinde cumhurbaşkanlığı seçimi olunca Birleşmiş Milletler’de hareketlenme durdu. Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Elizabeth Spehar KKTC seçimlerine kadar BM tarafından her hangi bir girişimde bulunulmasının beklenmemesi gerektiğini açıkladı. Zaten girişimlerde de, görüşmelerde de hiç bir gelişme olmuyor, Rum kesimi her zaman uzlaşmaz tavrını sergiliyor. Bir şey olsaydı Rum kesimine daha sıcak mesajlar veren Cumhuriyetci Türk Partisi’nden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat zamanında olurdu. Şimdi de yeni aday CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman “Kapsamlı çözüme kadar ki evrede durmamak, oturmamak gerekiyor. Hem çözüm irademizi, hem de haklı taleplerimizi bıkmadan, usanmadan anlatmamız gerekiyor” dediğine bakılırsa Kıbrıs’ta çözüm beklemek hayal gibi görünüyor. Bundan da taraflar sanki mutlu gibi.

OT FESTİVALİ, KİLİS TAVA ve KARDEŞ ŞEHİRLER

KKTC’de uyuşturucu ciddi bir sorun. Medya’da mutlaka konuya ilişkin bir haber yer alıyor. Uyuşturucu partilerinden aileler huzursuz. Öyleki cezaevine bile sıçradı, tutuklamalar oldu.Hükumet de bir üniversiteler ülkesi olan Kuzey Kıbrıs’da olayı ciddi biçimte takibe aldı. En son bir üniversite yurdunda operasyon yapıldı ve öğrencinin odasında uyuşturucu bulunduğundan Libya uyruklu talebe Gazimagusa’da tutuklandı. KKTC Sağlık Bakanlığı bünyesinde kısa adı AMATEM olan Uyuşturucu Madde Bağımlıları Tedavi ve Araştırma Merkezi kuruluyor. Merkezde gençler psikolojik destek alabilecek, yatması gereken hastalar yatarak tedavi görebilecek.

Bahar her geçen gün yaklaşıyor. Her bölgeye ait değişik otlar da kendini belli etti. İzmir Alaçatı’da yıllardır “ot festivali” düzenlenir. Kentteki otel ve lokantalar yerli yabancı ziyaretçilerin akınına uğrar. Bu rüzgar Kuzey Kıbrıs’a da ikinci defa ugradı. Bu amaçla Gastronomi Etkinliği düzenlendi. Girne BellapaisGardens Hotel AndRestaurant’taki2. Kıbrıs Ot Yemekleri Konsept Gecesi’nde Türk ahçılar hünerlerini sergileyerek otlardan değişik lezzetler sundular. Esasında Kilis de bir ot cennetidir. Hemen aklıma gelen otlar kenger(İstanbul Cağaloğlu’nda bu isimle bir lokanta var ve kenger çorbaları ana mönüsüdür), kuzukulağı(salataların vaz geçilmezi), paryavşanı(kuru olarak çiğnenir veya çayı yapılır. Aktarlarda satılıyor), sumak vs. Kilis neden böyle bir mutfak kültürü atılımı yapmayı hayata geçirmez. Kilis Valiliği, İpekyolu Kalkınma Ajansı, Kilis İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Kilis Belediyesi’nce  “Kilis Gasronomisi(Yemek Sanatı) Dünyaya Açılıyor” sloganıyla yeni bir atılımı hayata geçirdi. Ciddi bir kıpırdanma oldu; ama lokal kaldı, sadece Kilis’teKilislilere veyahut Kilistekilere tanıtıldı mutfak kültürümüz. Yeterli değil. Hızlandırmak, akranlarına ulaşmak gerek. Yurtiçinde ve dışında atılımlar yapmak icabediyor. Oysa dört bir yanımız bu konuda Gaziantep, Antakya ve Şanlıurfa’dan sonra Adıyaman ve Kahramanmaraş’ı da eklersek çepeçevre sarılmış. Kilis’i yönetenler ıstıfıl olsunlar diyemiyorum, çünkü atı alan Üsküdar’a değil, İstanbul’u da geçiyor, Avrupa’ya doğru yol alıyor. Gaziantep örneğini unutmamak gerek. KKTC’de bile Adana, Gaziantep ve Şanlıurfa kebapçıları var, ama Kilis Kebapçısı yok. Oysa Kıbrıs’ta çok Kilisli var. Kilislilerin işletmeleri ve otelleri var ayrıca. Geçen Girne’deki bir otelimizde açık büfe akşam yemeği yerken dikkatimi çekti “sini kebabı”. Baktım bizim kebabımız ama başına Kilis eklenmemiş. Dedim ki “Bu Kilis Kebabı’dır. Adı da Kilis Tavadır. Bazı yerlerde Kilis Sini veya Kilis Tepsi Kebabı da dense Kilis’teki adı Kilis Tavadır.” Tezgah başında dağıtım sorumulusuahçı “Teşekkür ederim. Şefimize söylerim” dedi. Dolayısıyla tanıtımımızı hızlandırmamız gerekiyor kanısındayım. Bir başkası sahip çıkarsa da şaşmamak gerekecek.

KKTC’de Yeni Erenköy ile Trakya’daki Vezirköprü ilçemiz kardeş şehir oldular. Darısı Kilisimizin başına.

“ÇANAKKALE’NİN ÖCÜNÜ MÜ ALMAK İSTİYORSUNUZ?”

KKTC’de 2020 yılının ilk ayının son günlerinde Kıbrıs gazetelerinden Vatan “unutulmayan o günler”i anlatıyor. Yani Kıbrıs Türk halkının İngiliz sömürge yönetimine karşı 27-28 Ocak 1958 Direniş Hareketi’nin Rauf Denkaş’ın hatıralarından yeni nesile duyuruyor. Magusa’da masum 7 Türk, sonra bunu protesto eden iki Türk daha Rumlar tarafından öldürüyor. Halk galeyan halinde. Ancak İngiliz sömürge yönetimi cenaze merasimi bile yaptırmaya müsaade etmiyor. Tepki de giderek çoğalıyor. Bunun üzerine Rauf Denktaş İngiliz Vali Yardımcısı Sir GeorgeSınclaır’e giderek şöyle diyor:

-7 Türk insanımızın şehit edilmesinin hemen akebinde masumane bir şekilde nümayiş yapan iki Türk de Magusa’da öldürüldü. EOKA’nın (Rum terör örğütü)bütün saldırıları ve şiddet dolu nümayişleri karşısında, İngiliz askerleri hiç bir kimseye ateş etmiş değildir. Bize nümayişte öldürülen bir tek EOKA mensubu gösteremezsiniz. Ama biz, masumane, silahsız ve şiddetsiz bir yürüyüş şaptık ve önce yedi sonra bir günde ikiTürk insanımızı daha öldürüp şehit ettiniz.

Eğer İngilizler Çanakkale’nin öcünü almak istiyorlarsa, açık söyleyin biz mert insanlarız; göğsümüzü açalım ve hepimizi kurşuna dizin. Ama böyle bir niyetiniz yoksa bu insanların tazminatlerini ödemelisiniz.

KALİTELİ DEYİNCE NASIL ANLAŞILMALI?

Rauf Denktaş’ın bu hatıraları ve kitapları okullarda ders olarak okutulmalı ki bugünlere nasıl gelindiği unutulmamalı. Mektebin içinde bu hatıralar moral gücü yükler. Okuyan gençler sürekli artıyor. KKTC’de lise mezunlarının %70’i üniversiteye gidiyor. KKTC liselerinden mezun olan 16 bin öğrenci üniversitede. Gençlerin 12 bini KKTC’de, yaklaşık 12.500’ü Türkiye’de, 1.500 kadarı da üçüncü ülkelerdeki üniversitelerde eğitim görüyor.

Konuya ilişkin Türk Ajansı Kıbrıs TAK’a konuşan Yüksek Öğrenim ve Dışilişkiler Dairesi Müdürü Dr. Ziya Öztürkler’in açıklamasına göre; işsizliğin ve ara elaman açığının en büyük nedeni gençlerin üniversiteye gitme arzusu. Gelişmiş ülkelerde üniversiteye gitme oranı ise %50-55 arasında. Biz de ise bu oran %70. Rakam yüksek, bunun dengelenmesi gerekiyor. İş gücü isteyen meslek dallarını küçüksemekten vazgeçilmelidir.

 

NE VAR NE YOK?

26 Nisan 2020 Pazar günü yapılacak KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla da bir dizi tedbir alınıyor. Amerikan RAND Corporition şirketinin yayınladığı rapora göre de Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerinin Kıbrıs konusundaki gelişmelere bağlı olacağı konusunda bir iddia ileri sürüldü. Bu tamamen Amerikan görüşü olsa gerek. Demek ABD böyle istiyor. Rumlardan yana tavır almış gözüküyor.

Buarada Rum kesiminde bilgilerin Türkiye’nin eline geçtiği gerekçesiyle doğu Akdeniz paniği var. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de, Rumların sözde ilan ettiği Munhasır Ekonomik Bölgesi’nde yer alan 8’inci parselde sondaj çalışmalarına başlaması ülkede paniğe ve tartışmaya neden oldu. Yavuz’un bölgeye gitmesi ve çalışmalara başlaması üzerine Rum Hükumeti, Türkiye’nin Ada’daki sondaj bilgilerini elde ettiğini ileri sürdü. Rum tarafı hala alarmda. Yavuz’un seyir durumunu dakika dakika izliyor. Rum basını da gelişmeyi okuyucularına “çevrildik’ diye duyuruyor.

Burası böyle de Elazığ ve çevresindeki deprem dolayısıyla da Rum Dışişleri Bakanı NikosHristoduulidis Türkçe bir geçmiş olsun mesajı yayınladı. Mesaj twitter aracılığıyla duyuruldu. Zaten 40’a yakın yurttaşımızın depremde hayatını kaybetmesi üzerine KKTC’de program değişikliğine gidildi. Bütün oteller konser programlarını iptal ettiler. Ayrıca adada Çin’den yayılan koronavirüsüne karşı çok ciddi tedbirler alınarak uygulamaya geçildi.KKTC yönetimi bu konuda çok duyarlı.İklim değişikliğinin toplum ve bölge üzerindeki felaketlere kadar uzanan gelişmeler de sıkı takip edilen ve tedbir alınan konuların başında geliyor. Ayrıca yeni bir öğrendiğim husus ise doktor reçetelerinde yazılan ilaçların yan etkisi konusunda ise artık “entegratif tıp” devereye girmiş. Alternatif olarak gelişen tıbın bu dalında doktor reçetelerinde yazılı ilaçların yan etkisini azaltmak için bitkiler devreye sokuluyormuş. Bu bitkilerimizin ve otlarımızın kıymetini bakalım ne zaman yeniden fark edeceğiz?

KKTC’de etin kilosu 60-70 TL arasında. Ucuz değil. Ancak Rum kesiminde et daha makul bir seviyede olunca et kaçakçılığını takibe alan yetkililer, Lefke’de 3 ton kaçak et yakalayarak imha ettiler. Kaçak etlerin kontrolsüz olması dolayısıyla endişe veriyor ve sıkı denetim başlıyor. Bu yalnız kaçak et ile sınırlı kalmıyor bütün gıda maddeleri denetleniyor. Sadece kaçak et olayı değil, KKTC Başsavcılığı rüşvet ve yolsuzluk soruşturması da başlattı. Kıbrıs Gazetesi olayı manşetten verdi. Ayrıca aşılı hayvan satılan petshoptan alınan hayvanlar da sokağa atılırsa cezalandırılıyor. Bu tip olaylar daha çok yazlık olarak oturulan evlerdeki sakinlerce gerçekleştirildiği hususunda bir görüş var. Aynısı Türkiye’deki yazlık mekanlarada da oluyor.

DENKTAŞ HEP GÜNDEMDE KALIYOR

Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz sondaj çalışmalarından dolayı bölgede bir fırtına esebilir mi? Rum medyası sürekli bu konuya kaşıyor ama diplomatça. Rum kesimi üyesi olduğu Avrupa Birliği’nden Türkiye aleyhindeki yaptırımlar için sürekli kuliste. Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ın yani Rum kesiminin sözde münhasır ekonomik bölgesinde gerçekleştirdiği ve özellikle 8’inci parselde doğal gaz, petrol arama ve çıkarma faaliyetlerinin engellenmesi konusunda başlatılan Rum girişimlerinin sonuç aşamasına geldiği tehdidini savruyor. Hatta bu konuda Brüksel’den olumlu sinyaller geldiği hususu yazılıp çiziliyor.

Hal böyle olunca KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Mücahit Rauf Denktaş’ın kitap ve görüşleri yeniden gündeme geliyor, alıntılar yapılıyor. Gerek sohbetlerde ve siyasi tartımalarda, gerekse gazete sütünlarında

Yeniden Nacak gazetesi, “Uzlaşma Şanslı” başlıklı yazıda Denktaş’tan bir alıntı yapıyor. Buna göre; Rum tarafının gerçek ve kalıcı bir uzlaşma çizgisine çekilebilmesi için BM Genel Sekreteri, ABD ve İngiltere gibi ülkelerin Rum tarafına 1963-1974 yıllarının sorumluluğunu kabul ettirmeleri, “Kıbrıs meselesi 1974’de başladı” yalanından vazgeçmeleri sağlanmalı, Kıbrıs Türklerine eşit muamele yapmaya başlanmalıdır. Kıbrıs Rum liderliğinin aklını başına alması ve Kıbrıs’ın mutlak sahibiymiş gibi ahkâm kesmesine son verilmelidir.

KKTC aydınları, akademisyen ve yazarları Avrupa Parlamentosu’nda Türk Bayrağını yırtan ırkçı Yunan Milletvekili faşist Loannis Lagos’un eyleminin ardından özellikle bu gelişmeler karşısında “Rumlar iyi bilir ki, Türkiye Kıbrıs’a güle oynaya gelmiş değildir. Buna mecbur edilmiştir. Türk askerini Kıbrıs’a getiren Makarios ve Yunan cuntasıdır. Dolayısıyla 1974’de bütün olanların sorumlusu Makarios ve Yunan cuntasıdır. Bu kavgada masum olan tek taraf varsa o da Türkiye’dir.”

Kıbrıs Adasında tartışmalar artarak sürüyor. Türk tarafında konfederasyon ve iki ayrı devlet görüşü artarken, 26 Nisan’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde Mehmet Ali Talat’ın kapattığı bu kapının halkın oylarıyla yeniden açılabileceğini görüşü de ileri sürülüyor.

İDDİALI CİDDİ BİR AÇIKLAMA

Bu arada cumhurbaşkanlığı seçimini etkileyecek mi bilinmez Türk Mücahitler Derneği Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Kıbrıs Rum kesimiyle müzakere masasında verdiği iddia edilen tavizleri kamuoyuna açıkladı. Buna göre; Rumlara verilen haritada teklif edilen %7’lik taviz adanın yaklaşık %35 dolayında olan KKTC topraklarının beşte birinin iadesi anlamına geliyor. Bu ödün uyarınca 25 yerleşim yerinin iade edilmesi kabul ediliyor. KKTC’ye yerleşecek Rumlar eski mülklerine dönecekleri için yaklaşık 50 bin Türk, göçmen durumuna düşecek. Kuzeye yerleşecek Rumlar, Türkler gibi eşit vatandaşlık ve seçme-seçilme hakkına sahip olacaklar!… Ayrıca serbest dolaşım ilkesi uyarınca hiçbir kısıtlama olmadan Rum, Yunanlı ve AB üyesi ülke insanları Türk bölgesine rahatlıkla yerleşebilecektir. Olası çözümden sonra da en geç 10-12 yıl içinde Türk Askerinin adadan ayrılması kabul edilecek!?…

İşte tepki bu açıklamadan sonra tartışmalar adada daha da büyüdü. EMITT Fuarının açılışında konuşan KKTC Turizm ve Çevre Bakanı Ünal Üstel, “Tek dostumuz Anavatan Türkiye” derken bununla çok şeye dikkat çekiyordu. Şehit yakınlarına ve gazilere verilen madalya törenindeki konuşmasında Başbakan Ersin Tatar da “Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi devam etmeli” dedi.

“KKTC’nin hakları koramaya devam edeceğiz” diyen Ankara ise görüşünü şöyle vurguluyor “Türkiye’nin, Kıbrıs Türklerini kabul etmeyen ve Kıbrıs Cumuriyetiünvanını 1963’ten beri gasbeden bir entite ile sınırlandırma müzakerelerine başlaması söz konusu değildir. Kıbrıs meselesi çözülene kadar Kıbrıslı Rumların muhatabı Kıbrıs Türkleridir.”

Rumların uzlaşmaz, AB üyesi olmanın verdiği şımarıklık yüzünden KKTC’de medya organları “Osmanlıdan Cumhuriyete Kıbrıs Türkleri” gibi dizi yazıları yayınlamaya başladı. Bu yayınlarda 1958 yılı Ocak ayında İngiliz sömürge yönetiminin sivil halkın üzerine açılan ateşle şehit edilen Türklerin, 1963 yılında yakılan Türk köyleri ve kurşulanan Türk halkının öyküsü anlatılıyor. 1974 Türk Barış Harekâtına katılan gazilerin açıklamasına da yer veren gazeteler şehit yakınlarıyla da röportajlar yapıyorlar. KKTC’de duyarlı günler devam ediyor.

 

BİR NEFES ANADOLU

Akşam Girne Oda Tiyatrosunda Bir Nefes Anadolu gösterisini gittik bir grup arkadaşımızla. Bin yıldan fazladır süregelen “Aşıklık Geleneği” ve bu geleneği Cumhuriyet döneminde de sürdüren Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Mahsuni Şerif, Ali Ekber Çiçek ve Nesimi Çimen’in hayat hikayelerini ve dizelerini izledik.  Müzik şöleni ile kurgulanan oyunu Murat Aslan anlattı.  Bağlama Sanatçısı Özgül Peker ve Perküsyon Sanatçısı Ersin Killik eşlik etti. Bana 1968 kuşağının eylem ve söylemlerinde vurguladıkları deyişleri ve sloganları hatırlattı. O günlere sanki yeniden döndüm. Böylesi etkinliklere katkı veren Girne Belediye Başkanı NidaiGüngördü de oyunu sonun kadar izledi. Oyun sonunda izleyicilere dağıtılan Barış Güvercini adlı şiirin “Dostluklar kurulsun, insanlar gülsün/Barış güvercini uçsun dünya da/Yok olsun kötülük, düşmanlık ölsün/Barış Güvercini uçsun dünya da/Dünya cennet olsun yaşasın insan/Gelin barışalım dökülmesin kan/Son bulsun savaşlar kesilsin figan/ Nesimi ey der ki füze yapanlar/ Acımasız cana kıyanlar/ Bırak ey yaşasın insanlar/Barış güvencini uçsun dünya da/ Dostluklar kurulsun insanlar gülsün/ Son bulsun savaşlar kimse ölmesin” bölümlerini sanatçılarla izleyiciler de birlikte söylediler.

Sanatçı ekibi Almanya ve İngiltere başta batıyı dolaşarak bu etkinliklerini sunuyorlar. Gerçekleşti mi bilmiyorum dilerim Kıbrıs Rum Kesiminde de bu program sahnelensin. Ama emperyalist gelişmiş devletler buna müsaade edebilir mi bilmiyorum?  Çünkü onlar silah sektörünü bol bol üretip bölgemizde kan akıtıyor, insan öldürüyor, ülkeleri parçalıyor, iç savaş çıkartıyorlar. Bebeleri de onlara güvenerek bir yandan barışçı gibi kendilerini gösterip, dünyanın mutlak sahipleri ve müktesep haklarıymış gibi onlara çanak tutuyorlar. Mesela Adada Kıbrıs Rumlarının yaptığı gibi…

 

Daha önce dünyamız iki kutuplu idi, bu fark ediliyordu; hangisi ne kadar emperyalist, hangisi diğerinden farklı. Ama günümüzde bu sömürüyü, insan kanı içmeyi, fiili durum ortaya çıkarmayı müttefik olsun olmasın başta ABD ve Rusya dâhil gelişmiş çoğu ülkeler demokrasi, eşitlik, insan hakları, hukuk devleti ve çağdaşlık diye bizzat batılı ülkeler planlıyor ve hayata geçiriyor. İşte bu nedenle de halk ozanları daha fazla özlüyor ve gözlüyoruz. Sadece Kıbrıs değil, Ortadoğu da öyle. Suriye, Irak ve Libya’da masum sivillerin kanı akarken, Çin’de Uygur Türkleri, daha güneyde Nymmar (Arakan) Müslümanları da aynı soykırıma uğratılmak için çalışılıyor. Ah Barış Güvercini seni dünya çok özledi, artık bu topraklara da uçuver. Evren bütün devletlere ve insanlara yeter. Dünya Rauf Raif Denktaş gibi başbuğlara, liderlere, devlet adamlarına ve diplomatlara çok fazla ihtiyaç hissediyor.

KALEDEN İNDİR BENİ

Şubatın başında yazdan kalma bir gün gibiydi.

İki turizmci gencimiz İpek ve Cengiz Kesici bizi Rabinez Gözleme Evi’nde kahvaltıya konuk etti. Çatalköy Hazreti Ömer Caddesi, Girne-Çatalköy yolu üzrinde bir mekân. Dışarden mütevazı bir yer gibi görünüyor ama içeri girdiğinizde yerel güzelliklere göre düzenlendiğini hemen fark ediyorsunuz. Tavanı eski meyve sandıklarıyla süsleyerek değişiklik yapmışlar. Şark usulü köşe de var, modern de. Çalışanların tümü Kıbrıs Türkünün giysisi içinde hizmet veriyor. Herkes tebessüm. Boş yer yok. Hemen mönü getiriliyor, yok yok gözleme evinde. Gözlemenin bile çeşit çeşidini burada gördüm. Üstelik bir tanesi iki kişiyi doyuracak kadar büyük. Tabakta değil de tahtalar üzerinde servis yapılıyor. Eğer ayrıca servis isterseniz tabak, kaşık çatal hemen getiriliyor. Benim tercihim hellim peynirli gözleme. Ancak öyle masalar gözüme çarpıyor ki yok yok gibi bir şey. Çoğu da yiyeceklerin yarısından yakınını tüketmeden bırakıp gidiyorlar. İsraf haramdır desem gülecekler. Belki de zenginlik ölçüsü olsa gerek. Aynısı İstanbul’da da yapılıyor köy kahvaltısı diyerekten. Köyde öyle kahvaltı mı yapılıyor? Hadi canım sen de? Amaç daha fazla para kazanmak… Çünkü servis edilenlerin çoğu sözkonusu Anadolu köylerinde mevcut olsa bile, sofralarına değil, pazara ekmek parası için gönderiyor.

Sabah sohbetinin ve kahvaltısının ardından Girne-Lefkoşe yolu üzerindeki St. Hilarion Kalesine çıkmak üzere “Vira Bismillah” dedik. Duble yoldan ayrılarak kale tarafına geçtik. Keşke bu sapakta trafik ışığı falan olsa… Tehlikeli bir yol kavşağı gibi geldi bana. St. Hilarion’a çıkmak için 1960 yılların Gaziantep-Adana yolu gibi Toros Dağlarına tırmanmamız aklıma geldi. Otobüsler bir gidiş-gelişli yolda öyle bir araç kullanırlardı ki uçuruma yavarlanacağınızı hisseder ama sesinizi çıkarmazdınız.  Yüreğiniz pır pır atardı. Öyle bir yol burası. Allahtan mihmandarlarımız deneyimli, aracımız küçük. Askeri garnizonları geçtik, askerlerimizin ve komando eğitimi gören birliklerimizin yerlerinden geçerek tırmanmaya devam ettik. Belki beş kilometrelik falan bir yol ama iki araç yanyana biraz zorlanıyor. Dolayısıyla biri bekliyor, öteki iniyor veya çıkıyor. Virajlar da öylesine keskin. Yolda turist otobüsleri bir hayli fazla… Bir de Rum kesiminden gelen özel araçlar.

Binlerce kilometre uzaktan gelen yabancı yaşlı turist çiftlerin, hele bir kısmının elindeki değnekle Bizans tarihini hatırlamaya gelen St. Hilarion Kalesini tırmandığını görünce ben de üçüncü çeyreğine giren aksakal bir fikir emekçisi olarak inat ettim; zirveye çıkacağım. Yorulmadım diyemem ama en zirve tepeye kadar tırmandım. Aklıma 1974 Kıbrıs Barış Harekâtındaki askerlerimiz geldi. Üstelik Temmuzun o sıcağında, sırtında yükü, elinde silahı, kulağı verilecek emirde, gözü ileride ENOSİS yanlısı ve Grivasın militanlarında, duduklarında dua, aklında zafer tırmanıyor da tırmanıyor. Üstelik o günler böyle yol da yoktu.

Üç saat üç kuleyi, kral sarayını, kiliseyi, prens odalarını, toplantı salonlarını, asker koğuşlarını, kumandan odasını, gözetleme kulelerini, mutfağı, hatta tuvaletlerine kadar dolaştım. Bunların bir kısmı onarılmış, bir kısmı restore edilmeyi bekliyor. 723 metredeki tepede Türkçe ve İngilizce zirveye çıktığınız yazıyor. Kutluyor. Bir de Bizans askeri posteri bulunuyor. Her çıkan resim çektiriyor. Bir de etrafındaki demir parmaklıklara ip, çabut, bez, poşet, kâğıt yanında ne varsa onu bağlayarak dilek tutuyor. Parmaklıklar bu dileklerin sarmaşıklığı altında. Etraf yem yeşil… O nergizler boy vermiş, patlamış,çiçek açmış. Mis gibi koktu burnuma. İsmini bilmediğim diğer başka renk rek çiçekler. Kırdaki otları yatırarak üstüne çıkan tas gibi mor çiçekte takıldı kaldı aklım. Bakmaya bile kıyılmayacak kadar güzeldi. Kaleye giriş 15 TL. Mütevazı bir cafesi var. Çay, kahve, su, tost susuzluğunuzu ve açlığınızı giderebiliyor. Bir de ihtiyaçlar için tuvalet.

STEVİA’YLA TANIŞIYORUM

St. Hilarion Kalesi gezimiz bitinci kalenin keçi yolu gibi asfaltından aşağı duble yola indik. İlerde Makarios’un yazlık evi denilen şato gözüküyor. İpek Kesici bu şatoya ait internetten bilgiler okudu. Bir kısmına göre burası eski bir Osmanlı Paşasının ikematgahı. Bir kısmına göre de kocası ünlü bir İngiliz tiyatro sanatçısı olan bir başka ünlü bir Rum tiyatro sanatçısının evi. Girne tapu kayıtlarına göre 1950 yılında yapılmış. Makarios burayı yazlık olarak kullanıyor, çapkınlık yapıyormuş papaz! Bugün için ne olduğunu öğrenemedik. Müze diyenler de oldu, restore edilmeyi bekliyor diye söyleyenler de.

Soluğu Girne İngiliz Mezarlığı yakınındaki Avanti Pastanesinde aldık. Çay-kahve içtik, pasta yedik. Ben pasta yememekte ısrarlıydım; çünkü üç beyaza mesafe koydum ya şeker de bunlardan biri. “Yok” dediler “bu pasta ve bu pastanede şeker yok!” Peki, bu pastada ne var, şekerle yapılmıyor mu? Yapılmıyormuş. İlk defa duydum “stevia” denilen bir bitki ile tatlandırılıyormuş. Peki, bu bitki Kıbrıs’ta mı yetişiyor. Hayır! Arjantin, Brezilya ve Japonya’de yetişiyor ve oradan ithal ediliyormuş. İlk defa duydum ve pastanın tadına baktım. Gerçekten şeker tadı yoktu. Araştıracağım bu “stevia”yı.

SEÇİM HAREKETLİLİĞİ

Yoldaki stadyumda KKTC Liginin futbol maçı vardı. Bir de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya destek veren insanların oluşturduğu konvoy ve buradaki konuşmaları. Genelde kadınların oluşturduğu ve ellerinde mini pankrat ve ışıklarla yürüyen konvoy propaganda için bir köyden dönüyorlarmış. “Felekatlerle karşı karşıya kalmadan önce gerekli tedbir alınmalı” diyen ve yeniden aday olan Mustafa Akıncı mal beyanında bulunmuş bir kere daha. Üzerinde hiç bir mal varlığı yok. Eşinin üzerinde ise çok mütevazı bir ev, bir arsa, bankada 124 bin TL kadar para. Toplumcu Kurtuluş Partisi Yeni Güçler TKP-YG ile Bağımsızlık Yolu ve Sol Hareket’in de aday çıkarmayarak desteklediklerini açıkladığı Mustafa Akıncı’dan başka Rumlara sıcak olduğu iddia edilen Cumhuriyetli Parti Genel Başkanı Tufan Erhürman da “Aklın yolu barıştır” diyor. Aynı partiden ve aynı yaklaşımda bulunan daha önceki cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın başarılı olamaması CTP’nin şansını etkiliyor iddiası yayğın. Cumhurbaşkanı adayı Yeniden Doğuş Partisi lideri Prof. Dr. Erhan Arıklı da; “Rumların haklarını aramızda Rumlardan iyi savunan avukatları var. Yıllarımızı masada heba ediyoruz. Türkiye de artık iki devletli bir çözümü ve bunu konuşacak cumhurbaşkanı istiyor” diye internet reklamları veriyor. Başbakan Ersin Tatar ise kendinden emin olarak Türkiye’nin de Kıbrıs sorunu konusundaki tezini savunarak “İki devlete dayalı bir anlaşmadan yanayız” diyor. Rum tarafı ise iki toplumlu federasyonun  Rum halkı için intihar olacağı görüşünde. Ancak iki devlete dayalı görüşün hamisi Ersin Tatar hükümet ise vergiler dolayısıyla eleştiriliyor.  Kıbrıs sorununun en çetrefil sorunu mülkiyet meselesi için de emlak vergilerinde artış öngören tasarıda Kıbrıslı Rumlara ait mülklerin tanzimi için tüm emlak vergilerinden pay alınması tartışmaları artırdı. Uzmanlara göre gerek Kapalı Maraş bölgesi, gerekse Rum kesiminde bulunan çok sayıda emlak Türk vakıflarına ait. Tapuları halen muhufaza ediliyor. Rumların bu konudaki iddilarının hepsi yalan. Yanlış şeylerle kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar. Bir ara Vakıflardan Sorumlu Müdür Yardımcılığı da yapan Işılay Arkan Beye sordum. Doğruladı. Tapuları bizzat gördüğünü ve arşivde titizlikle muhafaza edildiğini söyledi. Rum iddialarını yalanladı.

Hal böyle iken Fransız uçak gemisi Charles De Gaulle’den havalanan “rafale” tipi uçaklar Kıbrıs üzerinde uçmaya başladı. Daha zaman var, bekleyip göreceğiz akla karayı.

Bölgede süprizler de az değil. Bunlardan bir tanesi güneydeki Rum kesiminde mülteci patlaması… Denizden veya KKTC üzerinden Rum kesimine mülteci ve düzensiz göçmen girişlerinin her yıl yeni bir rekor kırdığı, siyasi sığınma başvurularında son dört yılda ikiye katlandığı ve Rum nüfusunun %3.6’sına ulaştığı açıklandı. İşte bir yeni sorun daha Kıbrıs Meselesi çözümlenmeden.

 

YİNE İBADETHANE

Cuma günü hanım “İşte şurada bir minare görünüyor, seni istersen oraya bırakayım” deyince Girne’ye gitmekten vaz geçip Çatalköy’ün sırtlarına doğru tırmandık. Daracık yollardan geçtik. Sağda solda dükkân falan hiç yok. Plansız büyümeleri gördük. Bazen iki araç zor geçiyor. Ama trafik uygulaması yapılıyor. Hata affedilmiyor. Minareleri takip ederek camiye vardık. Önce park yeri aradık aracımız için. Kıbrıs’ta da yanlış parktan ceza alan bir hayli arkadaşımız var. Resmini çekip ekipler gidiyor. Ceza adresinize geliyor. Camiye yakın bir yola park ettik aracımızı.  Çatalköy muhtarlığının, kolluk kuvvetlerinin hemen yanında olan ibadet mekânımız Kilise’den camiye çevrilmiş. Çevrilmiş ama kaynak yetersizliğinden sanırım sadece kıblenin yönü ayarlanmış, ona göre halısı serilmiş. Hepsi bu. Daha çok iş var anlaşılan. Zaten Kilise iken de galiba mütavazi bir yermiş. Öyle sanat harikası ögler yok. Rumlar ise camileri ibadethane olarak değil, bazen sanat galerisi, bazen dükkân, bazen ambar, bazen cafe-bar-reestorant olarak değerlendiriyor. İbadet olarak kullanılan yok.

Cami imamı genç, sakallı biri… İçeri girdiğimde vaaz ediyordu. Çok soğukkanlı biri idi bu din adamımız. Türkiye’den gelen üç beş din adamından biri. Keşke mütebessim, sıcak biri olsaydı daha etkili olurdu. Özellikle vaazları belki Arapça bilen biri için cazip olabilirdi ama ilgilisine değil de umuma vaaz verilmeli. Özellikle de herkesi ilgilendireceğinden mesala “selamı yayınız” olmalı, mesela sevgi, şefkat, yardım, dayanışma içindeki komşuluk ve arkadaşlık gibi yaşadığımız hayatın bir parçasından yansımalar ve hatırlatmalar da olmalı. Duanın önemi vurgulamalı. Yabancılar bile bu dua konusunda duyarlı. Yağmur Yayınevi’nin yayınladığı AleksCarel’in bir minik “dua” kitabı vardı ki hala hatırlayınca okumak ihtiyacı hissediyorum. Konuşmasının etkisi de böylece o nispette oluyor. Yaşlılar için üç sandalye vardı. Genelde cemaat orta yaşa yakın ve gençlerdi. Bazı babalar çocuklarını da getirmişti. Onları görünce ben büyük bir keyif alıyorum. Gidip o çocukların başını okşuyorum. Selamlaşıyorum. Cami doldu, ama dışarı taşmadı. Kış günü de olsa bazıları tişört ve çıplak ayakla gelmişti, bazıları benim gibi plato ile. Güneş var ama rüzgâr esince ve özellikle geceleri soğuk oluyor. Cemaatten biri müezzin oldu, ezan okudu, genç imam hutbeye çıktı ve deprem konusunu anlattı. Türkiye’deki depremzelere “geçmiş olsun” dedi. Bir sonraki Cuma da gerek deprem, gerek çığ düşmesi, gerek uçak kazasında ve Suriye’de şehit olanlara, hakka yürüyenlere de rahmet diledi. Namaza geçildiğinde hoca efendi fatiha süresini bitirince cemaatten a’sı çok uzun bir “amin” çıktı. Anladım ki cuma namazına gelenlerin önemli bir kısmı Pakistan ve Ortadoğulu. Genelde tesbihata çok az kişi kalıyor.

Cuma kutlamasından sonra eşim ile buluşmak üzerde Çatalköy Meydanına gittim. Kaldırımdaki sandalyelerde oturan yerli-yabancı insanlar var. Eşimi çay içerken gördüm. Gittim yanına. Birkaç Alman ve İngiliz yabancı vardı. Eşleri de yanlarındaydı. Ben de konuk oldum. İngiltere’de yaşayan bir Kıbrıs Türkü vardı yanımızda. Annesi Çatalköy’de imiş, hastalanınca onun ziyaretine gelmiş. İyileşince yine Londra’ya işinin başına dönecekmiş. İngiltere’de ve Avustralya’da çok sayıda yaşayan, iş güç sahibi olan Kıbrıs Türkü yaşıyor.  Onlar da adaya dönse nüfus oranı Türkler lehine değişecek. Veyaht bu gidip gelmeler artsa, ikamet yeri Ada olsa, yine bazı şeylerin hesabı kitabı sil baştan yapılacak. Hayırlısı olsun. “Bekleyip göreceğiz” diyorum ama pek yakın gelecekte öyle çözülür gibi de görünmüyor; hep “tura” diğer tarafa geliyor, “yazı” diyenler şimdilik kaybediyor. Sanırım cumhurbaşkanlığı seçimi belki bazı ipuçları verebilecek.

TAVİZ MESELEYİ ÇÖZER Mİ?

Bugün Lefkoşa’ya gidiyorum. Çünkü KKTC’de ezeli ve ebedi dostum Işılay Arkan Bey ile buluşacağız. Adaya gelince ilk aradığım dostumdur kıymetli Maarif Koleji Müdürümüz. Işılay Beyi daha Kıbrıs’a daha ilk geldiğim gün aradım. Ancak Dubai’de imiş… Gelir gelmez de o beni aradı. Işılay Arkan Ankara ODTÜ mezunu… Bütün hizmetini Adadaki Türk toplumuna vermiş, veriyor. Ayrıca Rum mezalimine karşı savaşmış bir mücahit. Keşke hatıralarını yazsa… Damatların üçü de Türkiye’den, Biri İstanbul’da, biri Tokat’ta, bir tanesi de Duabi’de. Tek oğlu ise yanında Lefkoşa’da… Torunlarla vakit geçirmekle kalmıyor zoraki emeklilik sonrası Türk Mücahitler Derneği’nin de yönetiminde görev almış. Lefkoşa’ya eşim götürdü. Trafik sağdan yani İngiliz uygulaması olduğundan ben Adada araç kullanmakta zorluk çekeceğimi sanıyorum. Işılay Arkan ile TRT yanındaki pastanede buluştuk. Cafe sahibi ikramda bulundu. Sohbete başladık. Işılay Arkan Bey Kıbrıs sorununun Türkiye’nin garantörlüğü ve desteği olmadan çözülmeyeceğini, Rumlar taviz vermekle bu meselenin bitmeyeceği inancı içinde… 26 Nisan 2020’deki cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla KKTC’de siyasi gerilim bir hayli fazla. Bazı partiler buna sıcak, Rumlara taviz verilmesinden yanalar. Bu tavizin başında da KKTC’den %7’lik Türk topraklarının Rumlara verilmesi, buna tekabül eden 50 bin kişilik bu yerleşim birimlerinden Kıbrıs Türklerinin çıkartılarak yerlerine Rumların yerleştirilmesi gibi hususlar geliyor. Işılay Bey bu hususa çok duyarlı… Diyor ki “Rahmetli Denktaş Makarios zamanında bile karma nüfus olmaması hususunu Rum yönetimine kabul ettirerek öyle anlaşmıştı. Şimdi ise bazı siyasi partilerin liderleri Rumlara kendileri böyle teklif götürüyor. Ne acı!”

DOSTLARA VEFA

Işılay Bey ile önce Bayrak Radyo Televizyon Kurumunun kurucusu ve ilk genel müdürü benim aziz dostum Mücahit Özer Berkem’in vefatı dolasıyla ailesine taziyeye gittik. Daha önceden merhum Berkem’in eşi Ayla ve kızı Özay Hanıma haber vermiştik. Mütevazı evlerinde görüştük. Ankara’daki genel müdürlerin ve mücahitlerin evinin yanında burası kümes gibi kalır. Aman Allah’ım. İki kızı vardı Berkemlerin. Biri İzmir’de ikamet ediyor, diğeri Lefkoşa’daki evlerinde. Özer Bey hakka yürüyene kadar 26 yaşındaki bedensel özürlü torununu hiç yalnız bırakmamış, bakımını yapmış, birlikte olmuş. Ayla Hanım’ın anlattığına göre; kendisi de hastalığını ve acısını hiç hissettirmek istememiş, son güne kadar belli etmemiş. Ancak habis hastalık vücudunu sardıktan hemen sonra da hakka yürümüş. Kızı son gününü şöyle anlattı: “Yatakata uzanmış oturuyordu. Su istedi, verdim. Bir bardak daha rica etti. Hemen ulaştırdım. Sonra gözlerini yumdu.” Dualar ettik, ruhuna Fatihalar verdik. Eşi Ayla Hanım da hergün Özer Berkem’in mezarına giderek dua ediyor ve hemen bitişiğindeki mezar yerini de satın alarak kendine hazırlamış. Eşine göre Özer Berkem; “Çok fedakâr ve mütevazı idi. Başarılarından hiç bahsetmez, görevini yaptığını söylerdi. Evimize kendi resmini bile astırmadı. Ta ki cenaze günü biz çıkararak tabutunun başına koyduk. Bir daha da kaldırmayarak evdeki komidinin üstüne yerleştirdik. Dost canlısı idi. Milliyetçi bir insandı.”

Araya kızı Özay Hanım girdi “Babam vefat ettikten sonra, odasını düzenledim. Bir de baktım ki o kadar plaketi, sertifika, ödül, başarı belgesi vesairesi varmış ki şaştım kaldım. Bize bile göstermezdi bunları. Ama hepsini ortaya çıkardım.” İşte buna sevindim ben. Mütevizilik bir yere kadar. Rahmetli had safhada mütevazı idi. Yeni nesil bu başarı ödüllerini, fazilet örneklerini görmeli hiç bir çalışma boşa gitmez. Fark edilir. Dolayısıyla bu ödüller sergilenmeli” dedim. Daha sonra vedalaşarak ayrıldık.

 

TÜRK MÜCAHİTLERİ DERNEĞİ

İstanbul’dan Dr. Mustafa Tekçe aradı. “Ağabey madem Kıbrıs’tasınız, mutlaka Dr. Mustafa Arabacıoğlu’nu ara, tanış, benim de selamımı söyle! Gönyeli’de oturuyor. Mücahitlerimizden biri ve telefonu da şöyle…” Tamam da ben soy ismini not alırken Arabacıoğlu olarak değil de Ambarcıoğlu olarak kaydetmişim. Işılay Arkan Beye rica ettim, fakat bu ismi tanımadığını söyledi. Oysa Işılay Bey de mücahit, silah arkadaşı. Ben de ısrarla maruf biri olduğunu, hatta “Mücahitlik sonrası bakanlık falan yaptığını da duydum” dedim. Birlikte Türk Mücahitler Derneği’ne gittik. Kıbrıs Gazisi Kahramanlar güneşin tadını çıkarmak için bahçede oturuyorlardı. Selam verip girdik. Hiç kimse Dr. Mustafa Ambarcıoğlu’nu tanımıyor. Sonra bir mücahit: “Yahu bu bizim Dr. Mustafa Arabacıoğlu olmasın, bakanlık yapan, hekim, mücahit hepsi var tarifinde.” Olabilirdi. Hemen telefon açtık. Dr. Mustafa Arabacıoğlu sevindi ve bizi beklediğini söyledi. Adresini verdi. Ancak benim yaş grubum hala adresleri sorarak yaşıyor, navigasyon kullanma becerimiz yeterli değil. Zaman zaman benim üç yaşındaki torunum bile gelerek “Dede şuraya basacaksın, oraya değil” diye beni uyarıyor. Adresi bu nedenle birkaç defa da yeniden telefon ederek arayarak bulduk ama yorulmadık da değil. Dr. Mustafa Arabacıoğlu kendi adına kurduğu bir hastane var ama bizi ofisinde kabul edecek. Gönyeli’de doğmuş (1953), İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun Dr. Mustafa Arabacıoğlu, kasabasına hizmet ediyor. KKTC’de altı dönem milletvekili olmuş. Demokrat Parti ve Ulusal Birlikte siyaset yapmış, Sağlık ve Milli Eğitim bakanlıklarında bulunmuş, çok şık giyinen biri. Denktaş’ın politikasına yakın bir siyasetçi hekim. Kucaklaştık. Ofisi müstakil bir muayenehane… Kendisi iç hastalıkları mütehassısı. Önce vebal altında kalmayayım diye Dr. Mustafa Tekçe’nin selamı söyledim.

-Aleyküm selam.Mustafa Tekçe benim arkadaşım, meslektaşım. Askerliğini Kıbrıs’ta yaptı. Değerli bir arkadaşımız, meslemtayımız. Güzel ve mücadele dolu günleri birlikte paylaştık.

 

DUAYEN ADAMLAR MECLİSİ

Konu dönüp cumhurbaşkanlığı seçimine geldi. Tabanda artık uzlaşma olsun ve Rumlara taviz verilsin biçimindeki görüşler hızla yayılıyor. Bu tehlikeli gidişe Dr. Mustafa Arabacıoğlu politikacıların makam, mevki, imkân, şöhret ne varsa ellerinin tersiyle iterek “akil adam” olan, siyasetin kanaat önderleri Hakkı Atun’tan Derviş Eroğlu’na, Mehmet Ali Talat’a kadar eski ne kadar politikacı varsa bir araya gelip istişarelerle, uygulanabilir, halkı mutlu edebilecek, hukuku öne alacak, Kıbrıs Türk Halkının sorunlarının halledecek, uluslararası arenada sorun getirmeyecek, garantör ülke Türkiye’yi dışlamayan politikalar üretmekle bu sorunun çözülebileceğini kanaatini anlattı. Doğrusu ben de bu teklifi tuttum. Ne de olsa Sayın Dr. Mustafa Arabacıoğlu hergün halkla hergün beraber olan eski politikacı, siyasetin içinden gelmiş bir aydın, mücahitlik yapmış biri. Hele hatıralarını yazdığını anlatmasını daha da tuttum. Bana daha sonra evine gidince kitabını imzalayacak, bir de Dr. Mustafa Tekçe’ye.

Dr. Mustafa Arabacıoğlu fırından yeni çıkmış buharı tüten kitabı yanında olmadığı için ofisinde imzalayamadı. Ama daha sonra akşamüzeri Girne Çatalköy’de kaldığımız evin önündeki bir araba korna çalıyordu. Önce pencereden baktım, sonra kapıya gittim, Işılay Arkan Beyi gördüm. Türkiyeye döneceğimiz için Dr. Mustafa Arabacıoğlu kitaplarını imzalamış ve Işılay Arkan Beye vermiş. O da sağ olsun, arabasına atladığı gibi Lefkoşa’dan doğru Çatalköy’e. Arada epeyi mesafe var üstelik. Süpriz oldu benim için. Üstelik evi de eliyle koşmuş gibi bulmuştu. Eve girdik. Elinde iki kocaman her biri üç-beş kilogram ağırlığında iki kitap; Dr. Mustafa Arabacıoğlu’nun Yüzleşme “Annan Planı Sürecinde Yaşananlar”. Çok duygulandım. Evde çay içerek sohbete başladık. Böyle iki dostu ve mücahidi tanımaktan dolayı çok mutlu oldum.

DR ARABACIOĞLU ve HATIRALARI

Kıbrıs Türkü bir berberin beş çocuklu ailesinin ikinci çocuğu olan Dr. Mustafa Arabacıoğlu Rumların Türk köylerini yaktığı, insanlarını şehit ettiği yıllarda (1963) Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı, kooperatif ambarı, cami ve samanlık gibi yerlerde geçici olarak yapılan okullarda eğitimine başlamış. İlkokuldan sonra orta mektep için Lefkoşa Bayraktar, Lise için de Lefkoşa Türk Lisesi Fen bölümünde okumuş. Daha Lise ikinci sınıf öğrencisi iken her Kıbrıslı Türk talebe gibi mücahit oluyor, Boğaz Sancağı’nda görev yapıyor. Daha sonraki günlerde İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesini kazanıyor. 1974 Türk Barış Harekâtı başlayınca gönüllü olarak Girne çıkartma birliklerine katılıyor. Gaziantep’te 28. Tümene bağlı Mekanize Piyade Alayı ile birilikte adaya giriyor. Yavuz gemisiyle çıkarma plajı’na çıkan iki Kıbrıslı Türkten bir oluyor. Batı cephesinde; Siskilip ve Ayermola çatışmalarında öncü birliğin içinde görev yapıyor. İkinci Harekât başladığında ise Boğaz’daki 60 yataklı seyyar cerrahi hastanesinde Kilisli hekim arkadaşı Dr. Mustafa Tekçe ile birilikte görev yapıyor. O günden bu güne de dostlukları devam ediyor. Dr. Mustafa Arabacıoğlu son olarak Lefke’de 4. Taburda bu defa er olarak yeniden askere alınıyor. En yakın dostu ve ağabeyi Rauf Denktaş. Bu vesileyle siyasete giriyor ve 39 yaşında milletvekili seçiliyor. Bu hizmeti 6 dönem yerine getiriyor. Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığı görevinde bulunuyor. Annan Planı sürecinde (2002-2004) bu planının iyileştirilmesine önerileriyle büyük katkı vermiş, plandaki olumsuzlukları ve tuzakları ortaya çıkarmış, entelektüel birikimi olan bir politikacı fotoğrafı veriyor. Fakat referandum sürecinde doğru yapılanla yanlış yapanın ayırt edilemediğini düşünerek, sistemin tıkandığına kanaat getirmiş, görev yapamaz durumuna geldiğine inanınca istifa ederek ayrılmış. Böylece siyasetten mutlu olmuyor, ancak politiya girdiği için de her hangi bir pişmanlık duymuyor. Hala ciddi tehlikelerin bulunduğuna dikkat çekiyor. Bundan sonraki hayatı hekim olarak Gönye’de devam ediyor.

ORMA MEKTEP TALEBELERİ SİLAH ALTINDA

Değerli dostum Işılay Arkan Bey de daha ortamektep sıralarında iken mücahit olarak görev yapıyor, nöbetler tutuyor, Rum militanların kurşun yağmuruna hedef oluyor, aç susuz dağlarda vatan topraklarını bekliyor. Rumların sinsi oyun ve planlarına karşı liselilerden oluşan gizli örğütler kuruyor. ODTÜ mezunu olan Işılay Arkan Bey öğretmenlik, Vakıflar Müdür Yardımcılığı, Lefkoşa Maarif ve Yakın Doğu Koleji Müdürlükleri yapıyor. TİKA Işılay Arkan Bey ile bir belgesel yapmış, seyrettim, bu kahraman mehmetciklerimiz ve mücahitlerimizin nasıl fedekarlıklarla Kıbrıs adamızı koruduklarına bir kere daha şehit oldum. Böyle dostlarımın olması da banan gurur verdi.

Lefkoşa’dan dönerken kızım üşütmüş olsa gerek ki Girne Üniversitesi Suat Günsel Hastanesi’ne uğradık. O filmlerde gördüğümüz Amerikan hastaneleri gibi bir tesis. Tek farkı gerek bizdeki gibi kalabalıklar, gerekse Amerika’daki gibi o hızlı koşuşturmalar yok. Rahat, sakin bir şifa yurdu… Ama henüz otellerimiz kadar iddialı değil. KKTC Otelleri gerçekten sadece bölgenin ve Akdeniz’in değil (buna İsyanya ve Fransa dâhil) batıdaki çoğu otelden çok daha fazla iddialı. Öyleki bir yandan Uzakdoğu (Hindistan, Çin ve Japonya) insanlarını buraya çekmek için çalışılırken ve başarılı olurken, diğer yandan da batıdaki tesislerde incelemeler yaparak en son yenilikleri, teknolojileri sunuyorlar.Yeter ki adadaki doğal güzellikler, tarih, medeniyet kalıntıları ve coğrafya örselenmesin, sahiller çimento yığınına dönmesin.

İki aydır adadayım.

Kilis’in önemli aydını, yüz akı şairi, değerli muallim Hafız Kamil ile alakalı çalışmalarımı da tamamladım. İstanbul, İzmir, Ankara, Özbekistan ve Azerbaycan gibi yoğun proğramlar beni bekliyor.

 

KIPIR KIPIR BİR ADA

Giderayak dönüp arkama baktım “KKTC’de ne var ne yok” diye. Çoğu şey 26 Nisandaki Cumhurbaşakanlığı seçimine endekslenmiş. Beş aday harıl harıl çalışıyor, köy köy dolaşıyorlar. Rumlar ise silahlandırmasını sürdürüyor. Kişi başına düşen silah sayısının üç olduğu iddia edildi. Rum kesiminde dev askeri gösteriler düzenleniyor. Milis kuvvetlerine, her Rum evine silahlar mermileriyle teslim ediliyor. Müthiş bir bütçe ile silahlanma sağlanıyor, dış güçlerle ittifaklar yapılıyor. Rumların askeri tatbikatlarına KKTC içindeki bazı siyasi partilerden maalesef hiç ses çıkmıyor. Yunanistan, Amerika, Fransa, Mısır ve Rusya’nın savaş gemileri Kıbrıs adası etrafında dolaşıp duruyor. Fransa’nın ayrıca bir de uçak gemisi var. ABD bölgedeki enerji kaynaklarına alaka duyduğunu Rum yönetimine iletmiş.

Rum yönetimi ise Kıbrıs’ın enerji kaynaklarına tek başına sahip olmak için girişimlerini sürdürüyor.  İtalyan ENİ ve Fransız TOTAL’ın oluşturduğu konsorsuyum yeni sondaj için çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’de öyle. Bütün engellemelere ve tehditlere rağmen uluslararası yasal haklarını koruyarak bölgede çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Avrupa Birliği’nin arka çıktığı Rumlar ise bölgeyi “münasır ekonomik bölge” ilan ettiğinden, iki üst yönetici Türk, AB’nin ilgili çalışma organı “Relex” tarfından kara listeye alındı. Fakat İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasıyla yeni gelişmeler de oluyor. Merkezi Londra’da bulunan Avrupalı Türk Markalar Birliği İngiltere’nin yeni düzenlemelere gideceğini açıkladı. Buna göre; Türkiye ve KKTC ile yeniden müzakereler olabileceği ve İngiltere’den Adaya uçak seferlerinin başlayabileceği iddia edildi. İngiltere’nin Kıbrıs’ta üsleri bulunuyor. KKTC için uçak seferleri çok önemli. Bir ara Azerbaycan da Ercan’a uçak seferleri başlatmıştı, ancak AB’nin baskısıyla bundan vezgeçti.

 

SONA DOĞRU YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Yeniden cumhurbaşkanlığı seçimlerine dönersek; Yunan Ortadoks Kilisesi Rum dünyasına sürekli Enosis idealini hatırlatıp duruyor. Esasında Yunan, Kıbrıs Rumları için de hain bir dost bu politikasıyla. KKTC Partileri içinde ise Rumlarla daha sıcak ilişkilere girilmesine çok olumlu bakan Türk partiler ve adaylar mevcut. Rakip partiler ise bunları Rum davasının avukatı rolüne soyunmuş kimseler olarak görüyor! Türk Milletinin, Kıbrıs Türkünün tüm kazanımlarını pazarlık masasına getirmekten çekinmeyenlere, bağımsızlığın ne demek olduğunu görmezeden gelenlere, daha da önemlisi Kıbrıs Türkünün bağımsızlığını kazanadığı o gün ağlamamış olanlara Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ın mücadelesi, anıları ve yazıları hatırlatılıyor.

KKTC’de kim olursa olsun yeni Cumhurbaşkanı seçildiğinde; ABD, AB, BM ve diğer emperyalist güçlerden destek alan Rum-Yunan ikilisinin hedefi; Guterres belgeseli temel alınarak müzakerelerin kaldığı yerden başlamasıdır. Çünkü burada garantilerin ve müdahale hakkının kaldırılması, Türk askerinin Adadan çekilmesi isteniyor. Nüfusun da 4’te bir orananda olması yeniden teminat altına alınması teklif ediliyor. Oysa 1955/1958-1974 arasındaki köy yakmalarının ve Kıbrıs Türkünün şehit edilmesinin henüz kanı bile kurumadı. Örtülü de olsa “Ayşe Tatile Çıkabilir” yerine “Ayşe Evine Dön” propagandası yapılıyor. Bunlara maalesef AB ve diğer dış fonlar çok cazip gelebiliyor. Belki de Kıbrıs Adasını Girit yapmak istiyorlar. İşte bunlara “dur” diyebilecek bir Cumhurbaşkanı acaba kimdir ve hangisidir?

KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı bu arada yeniden okudum. Diyor ki “AB’ye üye olmak istiyorsak, AB’ye devletlerin üye olabildiğini teslim edelim ve bireyler olarak, toplum olarak bizi Rum’a yamalamak isteyenlerin karşısında KKTC olarak dik duralım. Çek ve Slovak misalini ne unutalım, ne de unutturalım.”

Artık Çekoslovakya yok; Çek ve Slovakya var. Bunlardan ders çıkarmak gerekmez mi?

İlk turda seçimi beş adaydan biri kazanırsa ne ala. Bu Prof. Dr. Erhan Arıklı gibi Türkiye’nin sıcak baktığı Başbakan Ersin Tatar da cumhurbaşkanı olabilir. İttifak edebilselerdi bu şansları mevcut görünüyordu. İlk turda kimse seçilemesze ikinci turda Ankara’nın da pek alıcı gözle bakmadığı, görüşmelerde Rumlara verdiği iddia edilen tavizlerin yazılıp çizildiği mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı daha şanslı gibi.

 

————————–

 

Fotoğraf altları:

1) Denktaş’ın ölüm yıldönümündeki törende Yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli

2) KKTC’de tören

3) Törenler sırasındaki protokol

4) Tören kutlamaları

5) Törenlerde eski Cumhurbaşkanları Derviş Eroğlu ve Mehmet Ali Talat, milletvekilleri, Üst rütbeli askerler

6) KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı

7) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Denktaş Ailesi

8) Ana Okulu öğretmen ve öğrencileri anıta çelenk koyuyor

9) KKTC Maarif Koleji öğrencileri bir oratoryo sunuyorlar

10) Caddelerde Dr. Fazıl Küçük için asılan bir afiş

11) Sahibsiz ve bakımsız bir Rum evi

12) Hem KKTC ve hem de Güney Kıbrıs Rum ile AB vatandaşı olan Marika’nın restoranı

13) Dr. Fazıl Küçük

14) Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcısı mücahit Dr. Fazıl Küçük

15) Dr. Fazıl Küçük’ün Lefkoşa’daki anıtı

16) Barbarlık Müzesi

17) Rauf Denktaş

18) KKTC Millet Meclisi Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Zorlu Töre yazarımız ile birlikte

19) Yazarımız Gazimagusa’da Sanayici ÜlferUluelŞonya Ailesini ziyaret sonrası

20) Lala Mustafa Paşa Camii

21) Gazimagusa’da Venedik Sarayı harabeleri

22)Gazimagosa Venedik Sarayı giriş kapısı

23) Girne Lefkoşe yolu ve Beşparmak Dağının tepesindeki StHilarion Kalesi tuvaleti Kilis’in eski evlerindeki abdesthaneler gibi

24) Beşparmak Dağlarından Akdeniz ve Girne

25) StHilarion kalesinden bazen 90 dereceye varan dik yamaçlı Beşparmak Dağları

26) Türk askerleri 1974 Barış Harekâtında bu dağları tırmanarak Lefkoşa’ya doğru yürüdü

27) Beşparmak Dağından Girne ve Akdeniz

28) StHilarionKalesi külliyesi

29) StHilarion Kalesinde kral odasının yeni yapılan merdivenleri

30) KKTC’de Bizans yapılanmaları

31) Yazarımız ÇiftçigüzeliStHilarion Kalesinin zirvesinde

32) BRT Genel Müdürü Özer Berkem’in ailesine Mücahit Işılay Arkan ile birlikte taziye ziyareti

33) KKTC Mücahitlerinden Berkem Ailesiyle Işılay Arkan ve Yazarımız Çiftçigüzeli evlerinin bahçesinde

34) KKTC Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlarından Dr. Mustafa Arabacıoğlu ile yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli

35) Yazarımız Çiftçigüzeli, KKTC’den Mücahitler Dr. Mustafa Arabacıoğlu ve Işılay Arkan Dr. Mustafa Arabacıoğlu’nun hatıralarını yazdığı kitap

Benzer Haberler

KİR Çevreyi kirletenlere hapis cezası verilecekmiş. Çözüm değil, hapishaneleri de kirletirler!...

Yorum 
0

Sabahattin YARAR   Ülkemiz ve dünya büyük bir belanın giderilmesi çabası içinde bulunuyor....

Yorum 
0

Alaiddin ÖZKAR   Korona virüs dolayısı ile her ülke insanını rahatlatacak, ekonomik istikrarı...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KİR Çevreyi kirletenlere hapis cezası verilecekmiş. Çözüm değil, hapishaneleri...

Hac ve Umre Yolcuları Sizler Ne Der...

Sabahattin YARAR   Ülkemiz ve dünya büyük bir belanın giderilmesi çabası...

“Milletin İstiklalini, Yine Milleti...

Alaiddin ÖZKAR   Korona virüs dolayısı ile her ülke insanını rahatlatacak,...

Duyarsız İnsanlar, Uyanın Artık!...

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, canlıların ve cansız varlıkların...

COVİD-19 Gölgesinde 1 Nisan

Harika ÖREN   1 Nisan şakaları öğrencilikte hep korkulu rüyam olmuştur....

LÜTFEN EVDE KAL

Tuttu bırakmaz yakayı Evde kal lütfen evde kal Bu iş kaldırmaz şakayı Evde...

AKPINAR

Açar yaban gülü, menekşe, yonca Uykudan uyanmış, nazlıdır gonca Tanyeri...

GIDA ÜRÜNLERİ SATIN ALINACAKTIR

CEZAEVİ MÜDÜRLÜĞÜ- L TİPİ KAPALI VE AÇIK ADALET BAKANLIĞI BAKAN YARDIMCILIKLARI...

Karahoca Kimya, temizlik ürünlerini...

Kilis’te Karahoca Kimya’nın üretmeye başladığı temizlik ürünleri...

Ödemeler evde yapılacak

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Ekonomik İstikrar...

Hayırsever işadamı Servet’ten 10 to...

Kilisli hayırsever işadamı ve Nur Zeytinyağı Yönetim Kurulu Başkanı Ali...

Üretilen maskeler Sağlık Müdürlüğün...

Coronavirüs salgını önlemleri kapsamında Kilis Bilim ve Sanat Merkezi, İl...

Bazı fırsatçılar kilosu 20 TL’ye sa...

Kilis’te bazı fırsatçıların kilosu 20 TL’ye satılan sumağın kilosunu...

Birer maaşlarını vererek kampanyaya...

Geçtiğimiz günler içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı...

Başkan Bulut: Devletimiz süreci çok...

Kilis Belediye Başkanı M. Abdi Bulut, yeni tip koronavirüsün pek çok ülkeye...

Mehmet Keçik Ortaokulu yine yıkılıy...

Kilis’te bulunan Mehmet Keçik İlköğretim Okulu ikinci kez çürük çıkınca...

Manavlara eldiven dağıtıp denetim y...

Kilis İl Tarım ve Orman Müdürü Songül Kadıoğlu ile gıda kontrol görevlileri,...