KKTC Günlüğü Bir Bayram Üzeri Seyahat

27 Eyl 2018 Per 10:07
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

 

 

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

 

 

 

PERŞEMBE

 

Ramazan ve Kurban Bayramlarında İstanbul gibi büyük şehirlerimizden taşraya, özellikle herkes doğup büyüdüğü memleketine avdet eder. Eskimez tabirle sıla-i rahim yaparlar. Bu gelenek epeyi bir müddet sürdü ve devam ediyor. Ancak insanların memleketlerindeki yakınları hakka yürüyünce, malı mülkü mirasçılarca paylaşılınca ve memlekette akraba, hısım, arkadaşların sayısı azalınca bu görenek çözülmeye başladı. Bugün bunu yaşıyoruz.

 

Bir zamanlar “gurbet” doğduğun kentin, köyün dışındaki her yer gurbetti. İlçeden vilayetine gitsen bile gurbetti. Bu gurbet daha sonra büyükşehirlere kaydı. Pamuk toplamaya gidilen Adana, Fındık devşirmeye ulaşılan Karedeniz kentleri,  üzüm kesilmeye gidilen Ege şehirleri gurbetti. Dağı taşı altın denilen İstanbul, “Ankara Ankara Güzel Ankara / Seni Görmek İster Her Bahtı Kara”lıktan çıkan Başkent de gurbet, İzmir de gurbet, Bursa da gurbet idi.

 

Daha sonra gurbet Almanya oldu. Bunu Hollanda ve Belçika takip etti. Libya ve Suudi Arabistan sıraya girdi. Gurbette bulunanlara “gurbetçi-Almancı” dedik. Üç beş nesil sonra bu insanlarımızdan batıda yaşayan bazıları iş buldukları, karınlarının doydukları ülkelerin vatandaşı oldu. Sadece senelik izinlerini Türkiye’de geçirdiler. Ülkemize özellikle memleketlerinde ev alarak yatırım yaptılar. En sonunda ikinci vatan oldu karınların doydukları yerler. Uçaklar yolu kısalttı. Öyle çoğu gurbetçi kimse günlerce direksiyon sallamıyor, atladığı gibi uçağa birkaç saat içinde ülkesinde. Hatta seçimlerde oy kullanmak için gelenler bile var.

 

NEDEN DAHA FAZLA STAND AÇILMAZ Kİ?

 

Benim Kuzey Kıbrıs’a gitmem yeni ve bahçeli bir eve taşınan kızım ve oğlumun daveti üzerine gerçekleşti. Girne’de bir uluslararası turizm markasını yönetiyorlar. Kuzey Kıbrıs’a defalarca gittim. Uluslararası bazı meslek kuruluşlarının toplantısında ülkemi temsil ettim. Tebliğ sundum. TRT’nin KKTC Temsilcisi oldum bir müddet. Hususi ve turistik ziyaretler yaptım. Çok sayıda dostum, arkadaşım, meslektaşım var.

 

Bu seferki davet Kurban Bayramı haftasına denk geldi. Uçaklar dolu, otellerde yer yok, ek seferler ve kontenjanlar birbiri ardından geliyor.

 

Uçak biletinizi seyahat firmasından almış ve en ucuza uçmak istiyorsanız biliniz ki uçağınız iki ayrı firmadan olabiliyor. Yani THY, Anadolu Jet, Pegasus veya bir başkası Atlas Jet gibi.

 

Hava limanlarında özel güvenliklerin sorumlu olduğu kontrollerden geçerken canınızdan bezdirirler sizi. Uzun kuyrukların aradı arkası kesilmez. Bir tane daha güvenlik standı açmazlar. Az adam çalıştırıp, çok para tasarruf ederek fazladan kazanmak isteyen firmalar böyle yapıyor. Allah gözlerini doyursun. Sabiha Gökçen hep böyle… Burada işiniz bitince biletinizi “çek” ettirmek, bagajınızı vermek için başka bir kuyruğa giriyorsunuz. Burada da banko sayısı yeterli değil. Bazen uçak kaçıranların kavgasına şahit olabiliyorsunuz. Kalabalıklardan hava limanları, kontuarlar adeta miting alanı gibi oluyor.

 

Burada da muameleniz tamamlanınca ve uçağınız sabah erken saatlerde ise bu miting alanına polis-pasaport kontrolünde de yaşıyorsunuz. Hele bir de ufak iki tane çocuğunuz varsa yandı mı keten helva? Freeshop’tan alış veriş şansınızı böylece kaybediyorsunuz. Bir de yurtdışına çıkıyorsanız gazete almaya bile vaktiniz kalmıyor. Bizim bazı açıkgözler sıraya girmemek için en önden araya sıvışabiliyorlar. Bazen bu da kavgaya neden olabiliyor. Genelde yolcular başını belaya sokmamak için çoğu zaman da susuyor. Milletvekilliği işte burada iyi… VİP’ten giriyorlar. Sıra ve kontrol yok. Kahve-çay, gazete bedava… Biletinizi ve yerinizi sekreterya ayarlıyor. VİP Müdürü size iltifatlar ediyor ve uğurluyor.

 

TRAFİK ve DİREKSİYON SOLDA

 

Uçağımız vaktinde havalandı. Pegasus1960’lı yılların şehirlerarası otobüsleri gibi neredeyse koridora da yolcu alacak. Sıralar öyle sıklaşmış gibi kilolu yolcuların vay haline. 70 dakika sonra Ercan Havaalanı için alçalmaya başladık. Deniz masmavi, kara kup kuru. Hiç yeşil oturmuyor gözlerimize. Galiba buraya da bulaştırmışlar ağaç düşmanlığını. Dağlar kelleşmiş, ovalar gri tona bürünmüş.

 

Freeshop’tan pipo tütünü aldım kendime. Çünkü Türkiye’de karaborsa… Hatta bazı arkadaşlarımın da siparişi bile var. Ülkede sigara kaçakçılığı arttı, çoğu tiryaki de içkisini kendisi evinde üretmeye başladı!.

 

Valizlerimizi bekledik. Geldi, hem de sapasağlam. Dışarı çıktık. Her turizm şirketinin temsilcisi kendileri için gelen yolcularını araçlarına bindirerek otellerine uğurluyor. Birkaç kelli felli konuk için ise özel araç gönderilmiş. Zonguldaklı sürücümüz Hasan’ın elinde ismimi görünce hemen sahip çıktık ve aracına bindik. KKTC’de trafik İngiliz usulü ve soldan… Önce garipsiyorsunuz, sonra alışıyorsunuz. Araç plakaları kırmızı ise biliniz ki kiralık araç kullananlardır. Yani sol trafiğe intibak etmeye çalışan sürücülerdir. En çok bunlara dikkat etmek gerekiyor. Kıbrıs Rum kesiminden gelen veya oraya kayıtlı araçların plakası belli üç harf ile başlıyor, KKTC araçları ise başka bir harf ile. Ticari araçların plakalarının hepsi de T ile dikkat çekiyor.

 

Sürücümüz Hasan işinden ve KKTC’den mutlu. Sadece ev kiralarıyla meyve sebze fiyatlarının yüksekliğinden şikâyetçi. Kiralar genelde İngiliz parası sterlin üzerinden hesaplanıyor. “Kıbrıs’ta hırsızlık yoktur. Eğer olursa o kesinlikle dışardan gelen biridir. Trafik kurallarına herkes riayet eder. Kedi bile geçse sürücüler ona yol verir. İnsanlar çok medenidir. Hile hurda bilmezler. Ancak tembel oldukları gözden kaçmaz. Herkes memur olmak istiyor. Belli saatte, belli işler olsun onlara yetiyor da artıyor diye düşünürler.”

 

ÇIKARTMA YAPTIĞIMIZ GİRNE’YE DOĞRU

 

Zonguldaklı Hasan’ın iki kardeşi de Kuzey Kıbrıs’ta, çalışıyor. Annesi de yanında; “Oğlum ben ezan sesi falan duyamıyorum, namaz vakti geldi mi acaba?” dediğinde O’na namaz saatlerini söylüyormuş; “AK Parti iktidara gelince Kıbrıs’ta da cami sayısında artma oldu. Lefkoşe, Girne, Gazimagusa, Güzelyurt, İskele ve Lefke öyle. Çalışmak için gelen çok sayıda Pakistanlı, Afgan ve Iraklı var. Onlar namazında aptesinde.  Müslüman adamlar” diyor. Gerçekten çoğu da geleneklerini belirten kıyafetleriyle hemen belli oluyorlar. Aralarında da güzel bir dayanışma mevcut. Girne’de 400 Pakistanlı genç olduğunu öğrendim.

 

Girne’ye doğru yeşillikleri görmeye başlıyoruz. Beşparmak Dağlarını aşıp deniz ile karşılaşıyoruz. “Deniz Deniz Akdeniz/ Suları Berrak Deniz/” diye başlayan sanırım ilk mektep şarkımız aklıma düşüyor. Artık yolda iki yanımız havuzlu villalarla dolu. Buraları bir zamanlar İngilizler için inşa edilmiş. Yıllık kirası 600-700 Sterlin. 1+1’LER 270-300 Sterlin; 3+1’ler Türk Lirası olarak 2800TL. Birbiri ardından lüks oteller sonra. Tümü dolu. Hepsinin de kumarhanesi (casino) var. Otellerde genelde müşterilerin önemli bölümü Türk, sonra şımarık İsrailliler, zengin Lübnanlılar geliyor. Kıbrıs Rum Kesimiyle bu rakamlar mukayese etmeyecek kadar az. Çünkü Ercan Havaalanına sadece Türk uçakları iniyor ve Kıbrıslı Rumlar ayrıca Avrupa Birliğine üye. En büyük etken de bu. Rumlar hala inatla, gerilimi artırarak KKTC’ye sözde devlet demekten bir türlü vazgeçmiyorlar.

 

Çatalköy’deki ikametimize geldik. Yerleşimimizi gerçekleştirdik. Sonra markete alış verişe gittik. Dolara yükselince buradaki malların da fiyatı artmış. Allahtan KKTC Hükumeti dövizi kontrol altına almış, 24 maddelik bir ekonomik tedbir paketi yayınlamış. Bazı gazeteler ekonomik kriz Kurban Bayramının önüne geçti diye yazmasına rağmen hükümet döviz bazında bütün kiraları sabitlemiş. En ucuz market ola Ya Beleş Market’e gittik. Meyve sebzeye yaklaşılmıyor bile, üstelik birinci kalite de değil; domates, patlıcan, fasulye, yeşil ve kırmızı biber, şeftali, üzüm, incir yaz mevsiminde bile 10-12 TL. Muz 8, salatalık 7.5, soğan 5, patates 4.5. Sadece karpuzun kilosu 4 TL. Supreme Markette ise Peynir, zeytin, hatta süt bile öyle. Et Kıbrıs Rum kesiminde geliyormuş. Yeni yeni hayvancılık ve tarım ürünleri projelerini hükümet hayata geçirmeye başlamış. Bazı büyük otellerin de mandırası varmış.

 

 

 

CESUR GAZETELER ve YİĞİT GAZETECİLER

 

Markette bütün gazeteler satılıyor. Tümüne yakını da binasını ve tesislerini yenilemiş. Merkezler de Lefkoşe genelde. Önce hâlâ eski ve tarihi binasında hizmetini sürdüren; Kıbrıs Türklerinin en eski ve tarihi gazetesi olan 76 yıldır arasız yayınlanan Halkın Sesi Gazetesini aldım.  Küçük boy 24 sahife 3 TL. Kurucusu ise milli kahramanlarımızdan Dr. Fazıl Küçük (14 Mart 1942). Manşeti “cep yakan zamlar”dı. TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın ziyaretine rastlamışız meğer. Binali Yıldırım diyor ki: “Adada tek taraflı kararlarla KKTC’nin hükümranlık haklarını göz ardı ederek yapılacak hiç bir girişimi kabul etmeyiz.”

 

KKTC ziyaretimizde Taşkent şehitleri anılıyordu. Çok eski bir ülkücü arkadaşım KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkan Yardımcısı Zorlu Töre de Serdarlı’nın kurtuluşunun 44. Yıldönümünde konuşarak “Rumlar adada ENOSİS hayalinden hiç bir zaman vazgeçmedi. Anavatan Türkiye olmasaydı Kıbrıs Türk Halkı da var olmayacaktı.” demiş. Halkın Sesi bir itirafı da neşrediyor ; “Derinya’da 1966 yılındaki olayların çıktığı dönemde Rum Motosikletliler Federasyonu Başkanı olan Yorgos Hacıkostas: “Kilisesin de kendilerine çok yardımcı olduğunu ve para verdiğini itiraf etti.”

 

“Her Gün Sabah çıkan Türk Gazetesidir” ikinci alt başlığıyla yayınlanan Gazetede Halkın Sesi’nin 50 yıl önceki manşeti de gündeme taşınmış. Buna göre “İki vatandaşımız Rumlar tarafından vurularak yaralandı. Bir Rum genci Türklere sığınıp yardım istedi.” Magusa Limanını 50 yıl önceki tarihi resmini de yayınlayan gazete Dr. Fazıl Küçük rahmetlinin bir açıklamasına da bu sayısında yer vermiş; “Türk soğukkanlıdır. Munistir, itaatkardır, kanunlara hürmet eder. Yalnız tahammül edemediği izzeti nefis ve milliyetine yapılan haksız hücumlardır.” Magazine ve spor haberlerine de geniş yer veren Halkın Sesi Gazetesini günümüzde Ali Fahrioğlu, İbrahim Daloğlu ve Murat Ağabiğim (halkinsesi@kibrisonline.com-haber@halkinsesikibris.com) yayına hazırlıyor.  KKTC’de çok sayıda yayınlanan günlük gazete bulunuyor.

 

HÜKÜMETİN DE MUHALEFETİN DE MEDYASI

 

Turizm sezonu dışında 250-300 bin nüfusa karşılık KKTC yazılı ve sözlü, görsel basın açısından zengin bir Türk Cumhuriyeti.  9 sinemasına karşılık resmi kanal Bayrak Radyo Televizyonu BRT, sonra Kıbrıs Televizyonu ve ardından Genç TV. Genelde de tümüne yakını Lefkoşe’de yayınlanıyor. Medyanın hükümeti ve uygulamaları eleştiri hakkı demokratça kullanılıyor.

 

“Adanın tarafsız Gazetesi” Yeni Bakış içeriği derin, yazarı çok, muhtevası geniş bir gazete. Muhalefeti etkili görünüyor. Yusuf Kısa, İlksen Yeşilada, Ufuk Çağa, Elif Şen’in ter döktüğü Yeni Bakış magazin ve sporda da önde. Muhalefeti önde tutuyor. Doların yükselişe geçmesiyle ev kiralarının maaşları geçtiğini ileri sürüyor. Küçük boy 48 sahife Yeni Bakış.

 

Bir zamanlar Türkiye’de de gazete çıkaran, yatırımlar yapan, sonra Londra’da tutuklanan işadamı Asil Nadir’in gazetesi Kıbrıs’ı Nur Nadir, Ali Baturay, Emin Akkor, Senem Gök, Ergül Ernur, Uğur Kaptanoğlu, Songüç Kürşat yayına hazırlıyorlar. Duayen gazeteci Akay Cemal de Kıbrıs’ta yazıyor. Muhalefeti önde götüren Kıbrıs, haberleri kadar yazarlarıyla da çıtayı yüksekte tutuyor. Kıbrıs’a gelenler KKTC hakkında her bilgiyi buradan rahatlıkla edinebilirler. Dikkat çektiği “Gazze için güney Kıbrıs anahtar role sahip olacak” başlıkla haberini Ankara da iyi analiz etmeli. Ekleri de önemli gazetecilik örneğini yansıtıyor. Her türlü okuyucuya hatip edebiliyor Kıbrıs Gazetesi.

 

Kuzey Kıbrıs Postası Polat Alper, Rasih Reşat, Onur Evrensel, Canan Onurer ve Vatan Mehmet yönetiminde diğer gazeteler gibi 48 sahife değil, küçük boy ama 32 sahife. Nefis bir baskısı var. İyi gazetecilik örneği sunuyorlar. Doğruya doğru, eğriye eğri bir politikasını gözlemledim. Üstelik resmi gazeteden haber yapacak kadar dikkatli ve titiz.

 

Havadis Gazetesi Başaran Düzgün, Tahir Gazi, Mustafa Özsoy, Duygu Alan ve arkadaşları tarafından yayınlanıyor. Tam sahife ilanları çok olan Havadis hep olumlu gözle değerlendiriyor gelişmeyi. Temiz bir baskısı var. Spor ve magazini de politika yazıları kadar dikkat çekici.

 

Güçlünün değil haklının yanında alt başlığı ile yayınlanan Kıbrıs Star Gazetesi çok renkli, ama diğerlerine göre az sahifeli; 24 küçük boy sahifeyle yayınlanıyor. Yerel haberler geniş yer tutuyor. Ali Özmen Safa, Cemile Yalçındağ, Cüneyt Oruç Star Kıbrıs için ter döküyor. Mihrişah Safa da Londra temsilcisi. 15 Temmuz’un KKTC Ayağına ilişkin yayınları da manşetten veriyor.

 

“BİZ SİZE HEP DOĞRULARI SÖYLEDİK”

 

Demokrat Bakış Rauf Denktaş’ın izinde ve yolunda bir gazete. “Biz size hep doğruları söyledik” diyor. Güvenç Cantaş gazetenin tek ve önemli ismi. Bütün yük omuzlarında. KKTC’de Demokrat Parti’yi hep önde tutuyor. Bayramlaşmaları bile tam sahife olarak yayınlıyor. Kıbrıs Rum basını ve politikacılarını yakından takip ediyor ve açıklamalarını Türk toplumuna yorumlayarak duyuruyor. Seri ilanları yayınlıyor. KKTC Gazetelerinin tümü de 3 TL. Marketlerde satılıyor.

 

Akşam yemeğini Girne’nin meşhur otellerinden Elexus’ta yedik. Otel muhteşem bir turistik tesis. Zaten KKTC turizmde iddialı ülkeler arasında. Öyle ki Kıbrıs Rum kesiminden gelerek tatillerini burada geçiren çok sayıda insan olduğunu öğrendik. Kıbrıslı Rumlar ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesi Kıbrıs nüfusuna dahil bütün Rum ve Türkler BM gözetimindeki Lefkoşe sınır kapısında hüviyetlerini göstererek Kıbrıs adasında rahatlıkla seyahat edebiliyorlar. Bir başka önemli gelir kaynağı ise üniversiteleri. Bu proje rahmetli Turgut Özal tarafından hayata geçirilmiş ve destek olunmuştu. 135 ülkeden genel öğrencilerin hem eğitimini ve hem de iş bulmasını sağlıyor KKTC Üniversiteleri. Bu konuda mevzuatları müsait. Havacılık eğitimi veren fakülteler de çağdaş teknolojiyi kullanıyor. Şair Osman Türkay’ın evrensel bir birikimi mevcut. Kıbrıs’ta bir üniversite belgeselini çekiyor. KKTC’nin sanatçılarının önemli bölümü çağdaş ve modern toplumun niteliklerine sahip ve ürünlerini öyle yansıtıyorlar. Osman Türkay da onlardan biri.

 

Halen KKTC’de uluslararası anlaşmalardan doğan ciddi boyutta askeri birliklerimiz mevcut.

 

Girne bugün çok sıcak.

 

Nem de var.

 

Erken uyudum.

 

 

 

CUMA

 

Sıcak ve nemden dün akşam rahat edemedim galiba.

 

Çok terledim bütün gece.

 

Saat 12.00’ye doğru Zonguldaklı Hasan yine geldi, beni Nurettin Ersin Paşa Camii’ne götürecek. Cuma namazını orada kılacağız. Türkiye ile KKTC arasında saat farkı yok. Tarihi doku her şeye rağmen korunuyor. Bir günlüğüne çıkarılan bir kanunla çok katlı yerleşimlere kapı aralanmış ama sonra tepki üzerine bu yasa geri çekilmiş.

 

12 kilometrelik yolda dolmuşlar da çalışıyor. Yazı 12.00’ye kadar böyle imiş. Turistik otellerin önünden ve yakınından geçiyormuş dolmuşlar. Ama Lefkoşe’ye akşam 21.00’den itibaren araç bulmak pek kolay değilmiş. Ancak özel araç ile gidilebiliyor.

 

 

 

Sağımda deniz, solumda yemyeşil tepeler ve dağlar. Çatalköy Mezarlığından geçerken fatiha vermek için durduk. Bakımlı bir mezarlık. Mezar sahipleri de alakadar oluyor. Ağaçlar, çiçekler, tertemiz yolları var. Girişteki ilk mezar 1980’li yıllara ait. Mezar taşları ve şekli Anadolu usulü. Günümüze doğru görkemli mezarlar, işlemeli kabirler var. Neredeyse hepsinin mezarında “Mekanın Cennet Olsun” yazılı. Latince fatiha suresi de öyle. Çoğunun mezar taşında da vefat eden kişinin resimleri bulunuyor. Böyle mezarlara daha önce Azerbaycan, Özbekistan ve Tataristan’da rastlamıştım. Özlemler belirtiliyor, dualar ediliyor. Aile mezarları da hemen belli oluyor. Çok zengin mezarları da. Mezar başındaki taze ve örselenmemiş çiçeklerden yeni ziyaretçileri olduğunu anlayabiliyorsunuz. Mezarları da belli süre geçmeden yaptırmıyorlarmış.

 

BİR SAHABE ve AB KATKISI

 

Vaktimiz olduğu için Hazreti Ömer Türbesi’ne gittik. Giriş tabelasında “Defin Tarihi 647-649, Türbe Yapımı; 1571” yazılıydı. Burayı daha önce de kısa adı EMU olan Avrupa Müslümanlar Birliği Başkanı Alman Ebubekir Reager, rahmetli Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve diğer arkadaşlarımızla birlikte birkaç yıl önce ziyaret etmiştim. Daha mütevazi bir ziyaretgahtı. Bu defa gördüm ki Çatalköy Belediyesi çok yatırım yapmış. Yeni yollar açılmış, tesisler kurulmuş, oto park hizmete verilmiş, yeni şadırvan ve tuvaletlerde hemen dikkat çekiyor. Ağaçlandırma çalışması yapılıyor. Sonra öğrendim ki KKTC tanınmamasına rağmen bu tür hizmetlerin yapılması AB projelerinde yer alabiliyormuş. Hazreti Ömer Türbesi’ne gittiğimizde hoca evinde namaz önce birkaç ziyaretçiye vaaz ediyordu. Birkaç kadın da türbeyi ziyarete gelmişti. İçerde ayrıca yedi yatır bulunuyordu. Burasının biraz sonra çok kalabalık olacağını söylediler.

 

Şehit Hazreti Ömer’in, Halife Ömer ile bir alakası yok. Fetih Halife Hazreti Osman zamanında gerçekleşiyor. Müslüman Araplar, Anadolu, Suriye ve Mısır için stratejik öneme haiz Kıbrıs Adası için birçok sefer yapıyorlar. İslam’ın yayılması sırasında ilk İslam donanması Hazreti Ömer Komutasında Suriye’de kuruluyor ve ilk büyük çıkartma da Kıbrıs Adası’na gerçekleştiriliyor (647-649). Suriye’deki sahabelerden bazıları Bizanslılarla savaşırken askerleriyle beraber fetih için Kıbrıs Adası’na varmış ve burada şehit olmuşlar. Böylece ilk İslam mührü de buraya vurulmuş oluyor.

 

Burası Osmanlı Hakanı Sultan 2. Selim zamanında ada yeniden fethedildiği sırada duyumlar ve söylentiler değerlendirilerek şehit mezarları ve mağaraları bulunuyor. Cenazeler taşınarak yeni bir defin işlemi ve türbe yapılıyor. İddia o ki cesetlerin hiç biri çürümemiş ve bozulmamış. Bu şekliyle makamlarına nakil ediliyorlar. Osmanlılar daha sonra yeniden burada bir cami yaptırarak türbeyi de içine alan bir külliye inşa ediyorlar. Mevcut hali ise yeni yönetimlerin katkısıyla gerçekleştiriliyor. Ziyaretçilerin de hala ardı arkası kesilmiyor. Görevli bir din adamı ziyaretçileri bilgilendiriyor. Bir sepette ise hanımlar için etek ve başörtüsü bulunuyor. Bölgenin muhteşem bir deniz manzarası var. Tam karşısında ise dev bir otel inşaatı başlamış.

 

DOĞANKÖY’DE ve BEYLERBEYİ’NDE YABANCILAR

 

Hazreti Ömer Türbesinden sonra Nurettin Ersin Paşa Camii’ne gitmek üzere yola çıktık. Öyle bir trafiğe rast geldik ki rotayı hemen yanı başında bulunduğumuz Doğanköy Camii’ne çevirdik. Yeni bir cami burası. Vardığımızda ezan okunuyordu. Sadece dış avluda hasırlar üzerinde yer bulabildik. Otoparkı da var. Tıklım tıklım dolu cami. Üstelik her yaş ve kültür grubundan. Yerli Turistler de kısa pantolonlarıyla camideler. Bazılarının yanında çocukları var. Cemaatin önemli bir bölümü de KKTC’ye çalışmaya gelen Müslüman ülke vatandaşları. Pakistan, Afganistan, Iraklılar hemen belli oluyor.

 

Hoca efendi hutbesinde sadaka konusuna değindi. Vefat edenlerin yaptıkları faydalı eserleri ve hayır hizmetleri yapan çocuklarıyla hasenat defterinin kapanmadığını anlattı.

 

KKTC İslam Coğrafyasıyla da ilgileniyor. Ontarıo Uluslararası Kalkınma Ajansının haberine yer veren gazeteler, Myanmar’da 24 bin Arakanlı Müslümanın öldürüldüğünü yazdı. Toplum alakadar olmazsa batılı medya gibi olsa bu tür haberler görmezden gelinir.

 

Havadaki sıcaklık sanki giderek artıyor bu Ağustos ayında. Bulunduğumuz bölge Beylerbeyi KKTC’nin zengin ve aristokrat bir semti. Havuzlu villalar, gazino ve casinolar, barlar, oteller sıralanmış. Bellapaıs Manastırı Abbey’e çıktık. Turist grupları fazla, ama o lüks lokantalar, turistik eşya satan dükkanlar pek dolu falan değil. Giriş ücreti eski eserleri koruma fonu için 9 TL alınıyor. Ancak sarı basın kartı olanlar ücret ödenmiyor. KKTC Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğüne Bellapaıs Manastırından başka Vuni Sarayı, Antifonitis Kilisesi, Kanatara Kalesi, Ay Trias (Sipahi) Bazilikası ve Derviş Paşa Konağı da dahil.

 

Etrafta ise çok sayıda bar var. Bellapaıs Manastırı Beşparmak dağlarının eteğindeki kayalık bölgede kurulmuş. Halkıyla örtüşmeyen, sevk-ü sefa içinde bir hayat süren Manastır, yakın doğudaki gotik sanatının bir güzel örneği (1198-1284). Selahattin Eyyubi Kudüs’e fethedince Kıbrıs’a göç eden Augustinian mezhebi rahipleri tarafından kurulduğu, Fransa Kralı 3. Hugh’un inşa ettirdiği söylenmektedir. Osmanlıların fethinden sonra burası Yunan Ortodoks Kilisesine veriliyor. Bir köşede üst üste duran Roma döneminden kalma lahit, bir zamanlar rahiplere lavabo vazifesi görmüş. Kapıda Kıbrıs, Kudüs ve Lüzinyan Krallıklarının armaları asılı duruyor. Papazlara yemek yedikleri sırada vaiz vermek için kullanılan kürsü hâlâ korunmakta. Taş işçiliği ustalığının sergilendiği manastırda merdiven taşıyan adam, deniz kızları, kitap okuyan kadın, kedi, maymun ve kalkanlı bir adam ile pelerinli rahip figürleri bulunuyor. Yemekhanede ise bugün konserler veriliyor. Bir İngiliz turist Kiliseyi gezerken bizimle konuşmak ihtiyacı hissetti. Mihail (Mikail) ikonunu göstererek “Bu hem benim, bu hem sensin” dedi. Anlatmak istediği dinlerin insan için olduğu, hepimizin Hazreti İbrahim neslinden geldiğimiz hususuydu. Bu ismi Müslümanlar da kullanıyor.

 

Mahzen’e indiğimde orada bir resim sergisi vardı. KKTC’nin güzelliklerini yansıtan bir sergiydi bu. Keyifle izledim.

 

SU, ELEKTRİK ve SİVRİSİNEK

 

Sonra Çatalköy’e indik. Evde bahçe ilaçlanıyordu. Bir hastalık bulaşmıştı ağaç ve çiçeklere. İster misiniz evde sular kesilsin diye şakalaşıyorduk ki öyle oldu. KKTC’de elektrik sarfiyatı fazla, su da. Üstelik önemli bir geliri bu sıcak, sımsıcak ülkenin önemli gelir girdisi turizmden. Her ikisi de bolca olmalı. Kıbrıs Rum kesimi artık Avrupa Birliği üyesi olduğu için batı böylesi sorun yaşatmıyor.  Ancak Türk kesimi için su ve elektrik önemli. KKTC’nin bazı turistik merkezleri deniz suyunu arıtarak kullanma suyu olarak değerlendiriyor. Ancak hepsi değil. Türkiye’nin su aktarımı önemli oluyor. Yine de kafi değil. KKTC’de üç ayrı şirket su üzerine hizmet veriyor. KKTC Hükumeti de bu şirketleri destekliyor. Dağdaki doğal su kaynakları böylece değerlendiriliyor. İçme suyu olarak Türkiye’den bazı kaynak suları ithal ediliyor.

 

Akşam eve tankerle su geldi. İki depo dolduruldu. Susuz hayat mümkün değil. Oh ne güzel. Ah bir de yerel yönetimler kentleri ilaçlasa da sivri ve kara sineklerden insanlar nefes alsa. Bu mücadeleye “hayvan sevenler örgütü” karşı çıkıyormuş nesli kuramasın diye. Ayrıca bu hayvanlar bazı zararlıları da yok ettiğinden doğa ve insan hayatına faydalı imiş. İlk defa duydum ve şaştım kaldım.

 

 

 

Taşucu’nda Girne’ye her gün feribot seferleri yapılıyor. Bununla ithalat ve ihracat da gerçekleşiyor. KKTC gazetedeki yorumlara göre İngiliz etkisinin çok olduğu adada, Türkiye ekonomisi sıkıntıya girerse bu gelmeden Londra’da ciddi olarak etkilenebilir.

 

Akıl Fikir Yayınlarının neşrettiği Ünal Sakman’ın Kral Kapanı adlı kitabı okuyup bitirdim. Yazar bu eserinde Tercüman Gazetesi patronu Kemal Ilıcak’ın doğuşunu, yükselişini, zirveye ulaşmasını, sonra çözülmesini ve ardından batışını anlatıyor. … yılı aşkın süre birlikte çalıştığımız Ünal Sakman Tercüman’ın hem yazı işleri müdürü, hem de her şeyi olan bir fikir emekçisiydi. Babıali’nin böylece simgelerle de olsa ilk romanı yazılıyor. Dilerim diğer patron ve gazetelere sıra gelir.

 

CUMARTESİ

 

Her taraf turist kaynıyor KKTC’de… Bu iyi bir gelişme… Oteller dolu… Hizmetler çok güzel ve başarı ile veriliyor. Bu da iyi… Yılın ilk denizine girdim. Akdeniz sıcak ama yine de ürperiyor insan. Profesyonel turizmcilerin yanında otel hizmetlerini buraya okumaya gelen talebeler de katkı veriyor. Hem okuyor, hem çalışarak para kazanıyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’a gittiğimde de Filipinlilerin böylesi işler yaptığını görmüştüm. Bu defa KKTC’de Nepalli kız öğrenciye sordum. Çok mutlu. Otelini ve işini seviyor. Türkçe de öğrenmiş. Aylık 400 $ alıyormuş. Hemen hemen hepsini de biriktiriyor ve ailesine gönderiyormuş. Geçen hafta annesi vefat etmiş. Nepal’e uçak bileti 1000 $. Parası yetse de birikimi azalacak diye düşünmüş herkes. Oteldeki yönetim ve arkadaşları kendi aralarında para toplayarak bilet parasını toplamışlar. Fakat Nepalli Kız gitmemekte ısrarlı. Herkes hayretler içinde. İnsan annesinin cenaze törenine gitmez mi? Meğer kazın ayağı öyle değilmiş. Kız Nepal’e vardığında köyüne gitmek için de bir gün gerekiyormuş. Üstelik bir dolmuşu varmış köyün, onu da kaçırırsan ikinci günü beklemek gerekiyormuş. Yaya ise 15 ya da 16 saat sürüyormuş. Geri dönüşü de ayrı bir külfet. Dolayısıyla gidememiş Nepal’a, arkadaşlarına teşekkür etmiş. Nepalli Kız KKTC’de çok mutlu, köyünde değil, ülkesinde bile olmayanları mutlulukla yaşıyor ve kazanıyor.

 

KKTC POLİSİ BAŞARILI

 

Sadece o değil, Pakistanlı çalışanlar da öyle… Bahçe işlerinin aranan personeli olmuşlar. Hintliler başka fasıl. Ne iş versen koşturuyorlar. Çoğu milletten insanlar çalışmak için KKTC’de. Bittabi Türkiye’den de. Bu cazibe nereden kaynaklanıyor diye sordum; “KKTC’de üniversiteler olmasından. Liseyi bitiren gençler internetten bütçelerine ve şartlarına uygun fakülte ararken KKTC imkânı önlerine çıkıyormuş. Bu adayı hemen haritadan buluyor ve ulaşım yollarını araştırmaya başlıyorlarmış. Türkiye üzerinden de Lefkoşe veya Girne’ye ulaşıyorlar. Buradan çok güzel öyküler çıkıyor dinleyebilen biri için. Asya ve Afrikalı gençlerin hikayesi. Avrupa’da yabancı düşmanlığı varken, örgütler hatta siyasi partiler kurulup, yönetimlere gelirken, Türk dünyasında şefkat, merhamet ve sevgi galebe çalıyor. Bunların yanında biraz da insanımız memurluk istiyor esasında. Kolaycılık ve rehavet kene gibi üstüne binmiş insanlarımızın. Geçen bir olay oldu. Asya’dan gelen gençler aylıklarını alınca bankaya yatırmak için gitmişler. 1000 $ kadar para sahte çıkmış. Hemen tahkikat başlamış, polis örtülü bir operasyon ile kamera kayıtlarını incelemiş. Hala otelde konuk olarak kalan Ortadoğu’da hep sorun olan bir devletin vatandaşının bu sahte dolarları bozdurarak karşılığında TL aldığı tespit edilmiş. Örgütlü olup olmadığı araştırılıyor. Dur bakalım altından ne çıkacak? Mafya mı, çete mi, yoksa bireysel suç mu? Henüz hiç kimsenin haberi yok. Sahte dolar, uyuşturucu adada ciddi bir sorun.

 

Akşam Fenerbahçe’nin maçını izleyip, nargile üfleyeceğim. Eğer kara ve sivri sinekler rahat bırakırsa tabi.

 

PAZAR

 

Her tarafta bayram telaşı var. Yerel yönetimler hazırlıkları tamamladı, tedbirler alındı. KKTC Partilerinde de bayramlaşmalar olacak. Kurban dolayısıyla meydana çıkan atıklar için de yoğun tedbirler alındı. Otellere turist akını sürüyor. Özellikle Türkiye’den gelenler Kurban Bayramını KKTC’de geçirecekler.

 

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve eşi Meral Hanım bayramın ilk günü halkla bayramlaşacak ve onları konutunda kabul edecek.

 

KKTC Dinişleri Başkanı Talip Atalay bayram dolayısıyla yaptığı açıklamada bayramların tarihe yolculuk yapma, sevinçleri paylaşma, sadakat ve fedakarlığın güzel örneklerinin yaşandığı bir zaman dilimi olduğunu belirtti. Din Görevlileri Sendikası Başkanı Süleyman Çakır da aynı minvalde açıklamalar yaptı. KKTC’de sendikalar güçlü.

 

 

 

PAKİSTANLI HASAN ALİ

 

Bugün Zeytinli var programımızda. Templo Villaggia Pure Mediterranean’da kol kebabına randevu aldık. Zeytinli tarihi bir yer. Adanın ilk kuruluşundaki mahalleleri hala korumaya çalışıyorlar. Eski evler. Dar sokaklar. Çeşit çeşit çiçekler, yemyeşil ağaçlar, temiz hava ve nezih bir muhit. Yeni yollar da yapılsa artık KKTC büyüyor ve çoğu şey kafi gelmiyor. Çünkü çok araç var. Hem de son model.

 

Fazla aramadan lokantamızı bulduk. Eski evlerin içinde taş yapı, mozaiklerle tabanı renklendirilmiş yine eski bir yapı. Eski resimler asılmış duvarlara. Kalabalık bir Rum ailesi kahkahalarla, derin sohbet ederek yemeklerini yiyorlardı. KKTC’de meze kültürü zengin. Sadece mezelerden karnınız doyabilir. Onun için seçecek ve garsonlara bırakmayacaksınız. Ana yemek masamıza geldi. Daha önceden sipariş ettiğimiz için 40 dakika kadar beklemedik. Damak tadı ustası, turizm sektörünün uzmanı İsmail Tirali maharetli eliyle butu aldı. Hafif silkeledi ve bütün etler tabağa döküldü. Bu kadar hafif ve lezzetli olabilirdi. Bizim kuyu kebaplarına benziyordu ama ayrı bir tat. Yemesi kolay, damak lezzeti fazla. Yanında da arpa şehriyeli ve peynirli pilav. Karışık ama yine peynirli salata. Üzerine kahve. Neden çay değil peki? Çünkü demleme çay yoktu.

 

Garsonumuz milli giysileri içinde değil de günlük sivil kıyafeti, bulicin giyinmiş, üzerine gömlek, ayağında spor ayakkabısı olan Hasan Ali’ye güzel Türkçesini görünce gayri ihtiyari sordum:

 

- Nerelisin?

 

- Pakistanlıyım!

 

Hemen sordum Pakistanlıyım deyince.

 

- Muhammet İkbal’i tanır mısın?

 

Önce düşündü, sonra “Hangi Muhammet İkbal?” diye kendisi sordu.

 

- Şair Muhammet İkbal!

 

- Elbette tanırım, maruf bir şairimizdir, tanırım.

 

- Türkiye’de ve bütün dünyada çok sevilir Muhammet İkbal ve büyük saygı görür.

 

Hasan Ali Girne dahil bütün KKTC’de çok sayıda Pakistanlı arkadaşı olduğunu, çoğunun ailesini de getirdiğini, zaman zaman bir araya gelerek hasret giderdiklerini, dayanışmalarının güçlü olduğunu da hatırlatmayı unutmadı. Sevdim bu Hasan Ali’yi. Bahşişi de yemek parası kadar hak etti. İsmail Tirali her zamanki mükrim haliyle bahşişi sıkıştırdı.

 

 

 

OSMANLI MEZARLIĞI

 

Yine dar, sıcak, yeşili bol olan sokaklardan geçerek Girne’ye indik. Aracımızı Osmanlı Mezarlığı olarak bilinen, ancak birkaç anıt hariç mezarlardan soyutlanmış gibi görünen, bugün için otopark olarak kullanılan yere park ettik. Ücreti bütün gün 5 TL. Hiç savaş görmediği bildirilen Girne Kalesi bize bakıyor. Liman kalabalık. Taşucu’ndan gelen feribot denizi yara yara yaklaşıyor limana. Tarihi evler korunmuş, ama bir günlük serbesti ile 12 katlı birkaç bina da yükselmişti. Sonra yasak yeniden yürürlüğe konmuş. İki camiden akşam ezanı okundu. Serinlikte giyinip sokağa çıkanlar araç trafiğine yasak sahilde soluğu alıyor. Her renk, her kültür ve her boydan insanlar yürüyüş yapıyor, cafelerde, lokantalarda soluklanıyor. Çin lokantası da var, İtalyan pizzacısı da. En bol olan balık ve kebapçılar. Türkiye Süper Ligi her iş yerinde müşteri çekiyor. Beşiktaş Erzurum’dan gol yiyince derin bir sessizlik oldu ama karşı goller gelince alkışlar birbirini takip etti. Sahil neşelendi. Müzik sonuna kadar açılmıyor, fakat genelde hep batı ve moda müzikleri. Balık, kebap gibi yemekler 50 TL ile açılış yapıyor.

 

Eve dönmek üzere KKTC Cumhurbaşkanlığı konutunun önünden geçtik. Öyle koruma falan göremedik. Ancak bir haber verdi radyo; Kıbrıslı Rumlar Brüksel’de Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol aramaları konusunda Exxonmobil yetkilileriyle yeniden görüşmeler yaptıklarını duyurdu.

 

Aracımız klimalı ama yine de terletiyor KKTC’deki hava. Ya denize, ya havuza gireceksiniz, ya da duş olacaksınız. Siz bilirsiniz!.

 

Girne’de ikinci kitabımı da okuyarak bitirdim. Akıl Fikir Yayınları’nın neşrettiği Fırat Kızıltuğ’un Kop Dağından Birinci Orduya adlı muhteşem eserini yetkim olsa Samsun, Sivas, Artvin’e bir hat çizerek bütün bu bölgelerde ders kitabı olarak okuttururum.

 

 

 

PAZARTESİ

 

Bugün bütün gün oteldeyiz.

 

Yoğun bir Kurban Bayramı hazırlığı yapılıyor; özellikle yemekler ve tatlılar.

 

Hala gelen yerli-yabancı konuklar var. Bayramlara artık tatil uygulaması yapılıyor.

 

Peki, boy boy gazetelere ilan verilen konserlerin sanatçılarından ne haber?

 

Eskimez bayramlar gözümün önünden sinema şeridi gibi geçiyor.

 

Daha bir hafta önceden imkanı olan herkes yeni cicilerini terziden, ayakkabılarını kunduracıdan alır. İlla bunlar bayramda giyilmeli. Bayram tıraşı için berberde epeyi bir sıra beklenir. Evin büyükleri kurban eti dağıtılacakları belirler, herkes o gün bir görev almıştır. Yazın kurban etleri buzdolabı çok zengin evlerinde olduğundan etler su kuyularına sarkıtılarak, günlük yiyecekler ise tel dolapta korunmaya çalışılır. Yeter ki etin kokusunu kuyuya düşmek pahasına da olsa evin kedileri almasın. Yoksa kuyu kullanılmaz hale gelir.

 

Bayram namazını herkes evine en yakın olan camide kılar. Hem de yeni giysileriyle. Çocuklar son Cuma minareden “amin alayı” olarak müezzine iştirak ettikleri duygusal an ve heyecan; büyüklere el öpmeye gidilene kadar devam eder. Fakat babaerkil aileler artık tarih oldu. Çocuklarla birlikte torunlar da bir başka kentte, bir değişik ülkede.

 

TRT dahi artık kadrosunda hızlı tenkisata giderken bile Yahya Kemal Beyatlı’nın Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nı hatırlamıyor bile. Mehmet Akif ve  Semiha Ayverdi’yi nasıl anımsasın?! Her ne ise, bayramlar akıllı telefonlarla tatil olarak geçiyor.

 

Beş Parmak Dağları hemen karşımda bana bakıyor.

 

Temmuzun cehennemi sıcağında Türk Silahlı Kuvvetlerimiz nasıl çıkarma yapmış, dağları aşmış, düzlüğe inmişiz. Şehitlerimiz var, şehitliğimiz bunu tescilledi.

 

SALI

 

Bugün Kurban Bayramı.

 

Otel bir otobüs tuttu bayram namazına gidecekler için.

 

İki ayrı aile camiye özel araçlarıyla gitti. Ben ve dördü çocuk diğer 11 kişi direksiyonu soldaki otobüse bindik.

 

Sabahleyin yollarda sadece bayram namazına gitmek üzere bulunan araçlar var. Çatalköy’den Esentepe’ye yola çıktık. Solumuz deniz. Yollar kıvrıla kıvrıla yükseliyor tepelere. Yeşillik de artıyor. İnşaatlar birbiri ardından yükseliyor. Yeni yerleşim yerleri kuruluyor. Çoğu tek katlı bahçeli evler. Neredeyse bazı evler denize kadar iniyor. İnşaatı bitmemiş evler de bir hayli. Sabah serinliği var ortalıkta. Türkçe levhalar kadar ecnebi dildekiler de az değil. Bol bol kooperatif tabelaları görünüyor. KKTC’de sendikalar ve kooperatifler çok güçlü.

 

ESENTEPE’DE BİR BAYRAM NAMAZI

 

Karpazlar Kıbrıslı Rumların çok önem verdiği, tutucu güney Kıbrıslıların özellikle burada ibadet ettiği bir bölge. Hala Kıbrıs Rum Kesiminden gelerek bu bölgede ayin yapıyorlar. Rumların taş evlerinden önemli bir bölümü de ayakta. Anayoldan ayrılarak Belediyenin yaptırdığı Esentepe kapısına girdik. Kapının üstünde “Esentepe Demokrasi Kapısı, Hoş Geldiniz” yazıyordu. Artvin’in varyantları gibi bir yolda ilerliyoruz. Henüz minare falan göremedik. Bazen tek arabalık yoldan karşılıklı yol vererek sıvışıyor araçlar. Sanki sit alanı gibi Esentepe. Atatürk Heykelinin olduğu küçük meydanda bizi indiriyor sürücümüz ve “Cami burası” diyerek bir yer gösteriyor. Etrafta tarihi binalar var. Cami ise Kiliseden dönüştürülmüş bir mescit. Caminin içi yeşil yeni halıyla donatılmış. Sanırım Esentepe Camii Koruma Derneği kaynakları yeterli olmadığından iyi restore edilmemiş, ama ibadethane olarak görevini yapıyor. Dilerim ilerde yeniden ve görsel zenginliğe havi bir restorasyon gerçekleştirilir. Esentepe Camii’nde yerli turistler kadar, Pakistanlılar yine önde. Çoluk çocuk beyaz, gri milli giysileri içinde ki camide yerlerini almışlardı. Genç, sakallı Hoca Efendi hangi hayvanların kurbanlık edileceği konusunda vaaz verdi. Keşke bunu son Cuma anlatsaydı. Bugün sevgiyi, paylaşmayı, öğrenmeyi, iyiliği, üretmeyi, donanımlı olmayı falan konuşsaydı. Namazdan sonra da mihraba çıkarak akıllı telefonundan dualar okudu. Zaman zaman da elindeki kağıda bakarak ezberini yeniledi. Cami içinde bayramlaştık. Sonra otobüsün yolu tuttuk. Tuttuk çünkü geçen defa otelden bayram namazı için konukları camiye getiren sürücü misafirlerini bıraktıktan sonra oteline dönmüş. Nedenini açıklarken de “Siz bekleyip, misafirleri geri buraya getirin demediniz” diye kendini savunmuş. Bu defa hem bize, hem sürücüye iyi tembih edildiği için sorun yaşamadık.

 

Otobüste koltuk arkadaşım Almanya’da yaşayan Kayserili bir işadamıydı. Manhaim’dan aracıyla ülkemize gelmişler. “Türkiye gibisi yok” diyor. “Kayseri de en güzel şehir” diye de ekliyor. Kayseri’den yine araçlarıyla Adana’ya gelmişler. Arabasını oraya park ederek uçakla Kuzey Kıbrıs’a geçmişler. Daha önce Kayseri’den Ercan’a uçak seferleri varmış sonradan kaldırılmış. Kayserili işadamı Beş Parmak Dağlarını sordu, 1974 Kıbrıs Barış Harekatını sordu anlattım. “Almanya’da ne var ne yok?” diye bu defa ben sordum. Bana ilginç şeyler anlattı “Almanya’da Alman işçi çalıştırdığımız çok sayıda işyerimiz mevcut. Çok çalışıyor ve çok üretiyoruz. Bir zamanlar ikinci el mal alırken artık hepimiz sıfır mal sahibiyiz. Araçlarımız evlerimiz, işyerlerimiz yepyeni; sıfır kilometre. Üretiyoruz ve satıyoruz. İnan ki Almanlar bizim çalışkanlığımızı ve ürettiklerimizi kıskanıyorlar!” Bu motivasyon çok iyi, sevindim. 12 kilometrelik yolu sanki birkaç dakikada kat etmiştik.

 

 

 

BAYRAMA AİT DİPNOTLAR

 

Sabahtan itibaren kurban bayramı telefon ve mesajları gelmeye başladı. KKTC yurtdışı sayıldığından akıllı telefonlarla konuşmaların ücreti iki taraf için de tuzlu. Ancak kapatıp telefon konuşmalarınızı whatshapp’tan yaparsanız ücretsiz oluyor(muş). Çoğu kez de öyle yaptık. Yurtiçi ve dışından edilen telefonlar ve çekilen mesajlarla bayramlar böylece yeni bir boyut kazandı. Dur bakalım nasıl olacak? Nostaljilerle teselli mi olacağız, yoksa günümüz toplumu için fakihlerin açıklamasıyla yeni bir bayram kutlama modeli mi ortaya çıkacak? En son ihtimal de mevcut ile idare etmek. Kurban kesmeye gelince çoğu kişi artık yönetimlerin de katkısıyla vekaleten sivil ve resmi kuruluşlara bu görevi yaptırıyor. Siz sadece para veriyorsunuz. Onlar da tercihi size bırakarak yurtdışı ve içinde kurbanınızı kestiriyorlar. Kıyasıya yoğun bir rekabet var nasıl oluyorsa. Her gün mantar gibi böylesi amaçla yeni bir kuruluş fırlayıveriyor. Bir kuruluş kurbanınıza 550 TL alırken, diğeri 950 TL talep ediyor! Dilerim bu konuda sıkı bir denetim yapılıyordur. Amaçları içinde olmayan bazı vakıf ve STK bu tür hizmetler para kazandırınca çoğu bu işe soyunmuş. Bekleyip göreceğiz, ilerde ellerinde patlayacak denetimsizlikten. Sadece Mehmetçik Vakfı kurbanınızın nerede, ne zaman kesildiğini, belirterek size daha sonra bir kutu da kavurma gönderiyor. Tebrik ederim bu duyarlılığı.

 

KİLİS SİNİ KEBABI MI, HATAY MI?

 

Bayram yemeğimizi Elexus Hotelde yedik. Binlerce insana ülkemizin muhtelif bölgelerinden damak tatları sunuldu; çiğ köfte, sini, kuyu, patlıcan kebabı, yuvalama, lahmacun, pideler; kuzu, tavşan, hindi, bıldırcın yahnisi, balık ve deniz ürünleri, mantar, onlarca çeşit köfte ve pilav, sulu yemekler saymaya kalksanız yorulursunuz. Yalnız sini kebabın patentini kim aldı belli olmadı, Kilis değil, Hataylılar sahip çıkıyor. Kuyu kebabını ise Siirtliler sahipleniyor, patentini almışlar. Katmer’in patenti Kilis’te ama sorulduğunda “Antakya” cevabı alınıyor.

 

Tatlı ve meyve çeşitleri de öyle. Üstelik meyvelerden resim tablosu gibi öyle tasarımlar yapmışlar ki, meyveyi adeta dalından koparmak ister bir halde kalıyor ve böyle bir psikolojiye giriyorsunuz. Her bölgenin ve her mutfak kültürünün örneklerini bir arada yaşıyorsunuz. Soğuk içecekler ve dondurma çeşitleri de bir başka tercih sebebi. Siz hiç ceviz dondurması yediniz mi? Hem de katmerin üzerinde?

 

SANATÇILARIN BAYRAMI MI?

 

Akşam geç saatte Ebru Gündeş konseri vardı. Dev salon lebalep doluydu. Pembe tuvalet giyen sanatçı Ebru Gündeş 15 kişilik orkestrası, 4 dansçı, 3 vokalist, arka planda sürekli değişen film ile sahne aldı. Özel uçağıyla gelmiş, aynı gece 1.5 saatlik konserinin hemen ardından da İstanbul’a dönmüş. Ebru Gündeş şarkıları bana hep çağdaş arabesk gibi gelmiştir. En kalın kadın seslerinden biri Ebru Gündeşinki. Ama dev bir orkestra ve teknoloji, sürekli konser sonuna kadar akıtılan film, dikkat çeken üç kız-erkek genç vokalistin güçlü sesi ve dansçılar olunca izleyicilerde dikkat yetmezliği oluyor ister istemez. Ebru Gündeş’in okuduğu eserlere ve sahneye hakimiyeti, izleyicilerle zayıf diyaloğuna rağmen keyifle izlendi. Sevilen birkaç şarkısı fazla alkış aldı. Aynı salonda henüz hastaneden çıkan Selami Şahin de vardı. Ebru Gündeş ustasına iltifatlar etti. Son okuduğu bir kaç hareketli şarkısıyla önde kalan Ebru Gündeş’i, öyle anlaşılıyor ki piyasa tutuyor, gençler tutuyor ve albümünü takip ediyorlar. Diğer Otellerde Candan Erçetin ve İrem Derici sahne almış. Gazeteler “sanatçıların bayram”ı diye manşete taşımış gelişmeyi.

 

Girne akşamları; daha serin ve daha yaşanır bir kent haline geliyor.

 

ÇARŞAMBA

 

KKTC Gazetelerine bakıyorum bu sabah.

 

Özellikle KKTC’deki bütün camilerin; kurban dolayısıyla kılınan Bayram namazında dolu olduğunu yazıyor. Özellikle Lefkoşe’deki tarihi Selimiye Camii’nin her zaman olduğu gibi bu defa da genç, yaşlı çoluk çocuk ile dolu olduğuna dikkat çekiliyor. Cami avlusunda kurulan standında ise halka lokma dağıtılmış. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Eşi Meral Hanım Bayram kutlamaları için KKTC Halkını ilk gün sabahtan itibaren konutunda kabul etti.  Bu arada Londra’daki Enfield Belediye Meclisi’nin KKTC’li Başkanı Nesil Çalışkan hanımefendi de konuttaki ziyaretçiler arasındaydı.

 

Gazetelerde “Akşam yatıp, sabah zamla kalkıyoruz” başlığı dikkat çekiyor. Kurban kesimlerinin genelde yasalara uygun yapıldığını belirten günlük KKTC gazeteleri bir lastik garajında kurban kesimini ise hijyenik olmadığından dolayı şikayet ediyorlar. Diğer başlıklardan bazıları da şöyle; Arasta Çarşısında in cin top oynuyor. Alış veriş yok. Başbakan Tufan Erhürman bunun üzerine çarşılarda denetime çıktı. Eski Başbakan Ferdi Sabit Soyer de “Kriz Cumhuriyetçi Türk Partisi CTP’ye seçim kaybettirebiliyor” diyor. Tatil gibi sağlık turizmi de KKTC’de önde gidiyor. Öte yandan Kıbrıs Rum Kesiminin enerji programında kara bulutlar dolaşıyor. Rum hükumetinin petrol ve doğal gaz şirketleriyle sorunları olduğunu kabul ettiği bildirildi. Bir başka haber de şöyle bu konuda “Rum Enerji Bakanlığı Noble, Dellek ve Shell şirketler grubunun doğal gaz çıkarılmasına Akdeniz’de başlanması için Rum yönetimiyle yapılacak sözleşmenin, kendi lehlerine olacak şekilde revize edilmesini istediklerini açıkladı.

 

 

 

İLK 5 ve İLK 10’A GİRENLER

 

Rum basınındaki bir habere göre de Türkiye’nin 1987’den bu yana Güney Kıbrıs’a ambargo uygulamasına karşın iki taraf arasında ekonomik ve ticari ilişkiler az da olsa devam ediyor. Eurostat verilerine göre; Kıbrıs Rum kesimi Türkiye’den 2017 yılında 92 milyonluk ithalatta bulundu, 3 milyon euroluk da mal satışı gerçekleştirdi.

 

Rumlar KKTC’ne akın akın geldiğini belirten Havadis Gazetesi Metehan Sınır Kapısı’nda yoğunluk yaşandığını yazdı. Rumlar Türk tarafını geziyor, yiyor, içiyor ve alış veriş yapıyor, hatta otellerde kalıyorlar. Rumlar Dillirga inciri ve Halicia peynirini Avrupa Birliğinde tescil ettirmek istiyor.

 

Kıbrıs Gazetesi dünyanın en güzel camileri sıralamasını şöyle yapıyor: 1) KKTC Gazimagusa Lala Mustafa Paşa Camii, 2) İstanbul Sultanahmet Camii, 3) Malezya Kuala Lumpur Wilyah Yersekutuan Camii, 4) İran İsfahan Nasır El Mülk Camii, 5) Rusya St. Petersburg Merkez Camii.

 

Yeni Bakış da dünyanın en eski 10 şehrini şöyle sıraya koymuş; 1) Şam/Suriye, 2) Atina/Yunanistan, 3) Biblos/Lübnan, 4) Kudüs/Filistin, 5) Varanasi/Hindistan, 6) Choluta/Meksika, 7) Eriha/Filistin, 8) Halep/Suriye, 9) Filibe/Bulgaristan, 10) Luoyang/Çin.

 

RUSLAR “KKTC” DEDİ! BU NE ANLAMA GELİYOR?

 

Günlük KKTC Gazetelerinin diğer haber başlıklarından bazıları da şöyle aktarılıyor; ABD Kara Kuvvetleri Komutanı General Mark A. Milley, Rum Milli Muhafız Ordusu Komutanı Korgeneral İlias Leondair ile görüştü. Görüşmede hidrokarbon, Kıbrıs Sorunu ve Türkiye’nin tavrı ele alındı.

 

Gazeteler Rusya Başbakanı Medvedev’in KKTC ifadesini kullanmasını dil sürçmesi olarak değerlendirirken; Rum hükumet Sözcüsü Nikos Anastasiadis da Eylüle kadar Kıbrıs konusunda müdahil tarafların Birleşmiş Milletlere açıklamalarının belirleyici olduğunu belirtti.

 

Girne’de hava sıcak bugün.

 

 

 

SANATÇILAR HER ZAMAN KKTC’DE Mİ?

 

Rüzgâr eserse insanlar daha bir rahat oluyor. Çünkü deniz de hamam suyu gibi sımsıcak. Akşam oldu hava hala sıcaklığını muhafaza ediyor. Altay akşam konserinde kendi bestelerinin dışında neredeyse bütün isteklerini yerine getirdi. Bir zengin masa Altay’ın başına elekle para yağdırdı. Altay orkestrasına “coşku ver” diyerek salonu hop oturtup hop kaldırdı. Hep damardan girdi. “Kaşıdı” durdu kendi tabiriyle. Kapalı açık hiç fark etmedi seyirciler şıkıdım şıkıdım oynarken. Daha yeni bebek sahibi olmuş genç aileler bile Altay için çocuklarının mızmızlanmalarını duymaya yanaşmadılar. Kuzey Kıbrıs’ta özellikle belli gün ve haftalarda otellere sanatçı yağıyor. Bu sanatçılar genelde gündemde olan şarkıcılar oluyor. Oteller hangi gün hangi sanatçının kendi mekânlarında sahne alacağını gerek medyaya verdikleri reklamlar ve gerekse bilbortlara astırdıkları ilanlarla duyuruyorlar.

 

Kurban Bayramı ve 9 günlük tatilde sanatçı yağdı KKTC Otellerine. Magazin basını da bayram içinde bayram ediyor böylece. Funda Arar, Selami Şahin, Serdar Ortaç, Ferhat Göçer, Ajda Pekkan, Volkan Konak, Deniz Seki, Emel Sayın, Sibel Can ve Koray Avcı meşhur olanlar. Melis Bilen, Grup Frekans yeniler. Fatih Ürek ise daha farklı. Hem Zeki Müren, hem Bülent Ersoy gibi, hem değil. Hal ve tavırlar aynı, ancak repertuvarı farklı. Klasik Türk Sanat Musikisi söylemiyor. Böyle bir endişesi de yok. İnsanları oynatan, fıkır fıkır eden parçalar var gündeminde. Erzurumlu 9 çocuklu ailenin en son geleni olan Fatih Ürek kendi parçaları da mevcut, ama İzzet Altınmeşe, İbrahim Tatlıses’ten Diyarbakır ve Şanlıurfa Türklerini kendi has stiliyle yansıtıyor. Gaziantep, Kilis Ankara Türkülerini de. Toplumu, otel, kulüp ve konser müşterilerini iyi analiz etmiş, zaaflarını iyi görmüş biri olarak sahnede. 15 kişilik orkestrası var, üç de vokalisti. Kadın vokalist de müthiş bir gırtlak var ve uzun ve barak havaları için muhteşem bir genç sanatçı. Davulcusu da süper… Özellikle resim çektiren çektirene…

 

KANAL D’DEN ÇIKARILDI ARTIK SAHNEDE

 

Ankara Devlet Konservatuvarında müzik hayatına başlayan Behzat Gerçeker’in yönettiği ve kurucusu olduğu ENBE Orkestrasını pek tuttum. Hepsi de eğitimli sanatçılar. Türkiye’den ve yurt dışından birçok sanatçıyı barındırıyor bünyesinde. ENBE Orkestrası; opera aryalarından Napolitan hafif müziğe, özel solistlerin yorumladığı Fransız şansonlar ve valslerden Latin müziğine, Arjantin Tangolarından, jazz ve country eserlerine, ünlü müzikallerden, yabancı ve Türkçe pop müziğine uzanan bir repertuvar sundu. Müthiş gırtlak var tümünde. Teknolojiyle de örtüşünce konser salonu kalktı oturdu.

 

Yarım saat sonra sahnede Beyazıt Öztürk (Beyaz) göründü. O da şarkı söyledi, söylenenlere iştirak etti. Ortak programlar yapacaklarını öğrendik böylece. Konser sonrasında lobide rastladığım Beyaz’a “Fitneler gizlenmiş mahmur gözüne” şarkısını neden yarım bıraktığını sordum. Çünkü çok enfes bir parçadır.  Dedi ki “Kimse bilmiyordu bu şarkıyı, iştirak olmayınca değiştirdim” Beyaz çok Türk Müziği Makamı bildiğini de söylemeyi ihmal etmedi. Bütün orkestra ile başta “kızılcıklar oldu mu?” adlı parçayı söylediler, sonra bunu diğerleri takip etti. Konseri “İzmir Marşı” ile bitirdiler. KKTC özellikle bayram tatillerinde sanatçı resmi geçidi gibi bir kimlik kazanıyor.

 

Bütün sanatçılar bazen birkaç, bazen 10’a yakın koruma ile geziyor. Vay anam vay… Sanırım bunların sosyal güvencesi de olacak. Onun için bir konser 100 bin ile 300 bin TL arasında değişiyor.

 

İKİNCİ PERŞEMBE

 

Dövizin önlemez yükselmesi KKTC’ye turist ve alışveriş yoğunluğu olarak yansımış yetkililerin ve medyanın açıklamalarına bakılırsa. Türk Lirası karşısında değer kazanan dövizin kullanıcısı yabancılar eskiye göre daha rahat para kazanmaya başlamış. Yaz sezonuna yaklaşırken yeni bir kıpırdanma hissediliyor KKTC piyasasında.

 

Rum kesiminde ise hükümet hala Akdeniz’de petrol ve doğal gaz aramaları konusunda yabancı şirketlerle dirsek temasını artırarak sürdürüyor. Türkiye ise bu konuda uluslararası anlaşmalardan doğan en büyük rahatsız edici ülke olarak karşılarında duruyor ve tedbir arayışları sürüyor. Çok zor ama yine de AB Ülkesi olması dolayısıyla avantajlarını iyi kullanmak istiyor. Nitekim kullanıyor da. Dur bakalım nasıl gelişmeler olacak?

 

Türkçesi ile Gaziler, Rumcasıyla Piroi Rumları; köylerinde bulunan Ay Antipa Kilisesinin durumuna ilişkin bir muhtırayı Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’e sunmuşlar. Gerekçe de Barış Harekâtının 2. aşamasının yıldönümü nedeniyle kiliselerinin restorasyonunun yapılmasını istemeleri. İyi ki gazeteler var. Konuyu gündemde tutuyorlar.

 

Gazeteler olmasa Rum katliamlarını da unutup gideceğiz. Keşke ders kitaplarına girse bu acımasız vahşetler. Kıbrıslı Rumların 1960’lı yallardaki katliamlarından biri daha gün yüzüne çıktı. Türkleri nasıl katlettikleri, boğazlarını kestikleri, çoluk çocuk demeden kurşuna dizdikleri, kör kuyulara attıkları aradan yarım asır geçse de unutmayacak cinsten. Çünkü itiraflar yapılıyor dini, dili, ırkı ne olursa olsun vicdanlı insanlar ve kuruluşlar tarafından.

 

Rum Politis gazetesi üst makamlardan “temizleyin” emri alan Rum Polisinin, Kıbrıslı Türklere yardım eden İngiliz Binbaşı Ted Macey ile şoförü Onbaşı Leonart Platt’ı da öldürüp kör kuyuya attığını yazdı.

 

Büyük bir cesaret örneği göstererek bu cinayetleri yayınlayan Rum Politis Gazetesi “Kıbrıs; cezalandırılmamış suçlar” başlıklı yazı dizisinde kör kuyulara sadece Türklerin değil, Türklere yardım eden yabancıların da atıldığını bildirdi.

 

Gazetenin haberine göre; 1964 BM Barış Gücü’ne atanan İngiliz Binbaşı Ted Macey en son 7 Haziran 1964’te Mehmetçik Köyü’nde görülmüştü. Şoförü Onbaşı Leonard Platt’la köyden ayrılan binbaşıdan bir daha haber alınamadı. Rum yönetimi; İngiliz Binbaşı Macey’i Türklere silah vermekle suçluyordu. Üst makamlarından “öldürün” talimatı alan bir Rum Polis, bir grup EOKA militanıyla Macey ve şoförünü öldürdü ve kör kuyuya attı. 1972’de BM Barış Gücü, Agios Theodoros sahilinde bir kuyuda bulunan iki cesedin İngiliz askerlerine ait olabileceğini rapor etti.

 

İKİNCİ CUMA

 

İki toplumlu Kültürel Miras Teknik Komitesi’nin katkıları, Birleşmiş milletler Kalkınma Programı UNDP ve Avrupa Birliği’nin yardımlarıyla KKTC’de bir çok tarihi eser restore ediliyor. Ama bundan Lefkoşe Tantin Hamamı nasibini almamış. Çevreye de hassas Kuzey Kıbrıs halkı ve medyası bu konularda duyarlı. “Tarihi eserleri korumak, geleceğe aktırmak, geçmişten bir miras olarak değer vermek ve turizme kazandırmak gerekir” diyor.

 

KKTC aksakalları ve medyanın duayenleri de bu defa ki KKTC ziyaretimizde 1964 yılındaki Antalya’dan Kıbrıs’a çıkarma girişimi gerçekleştiren Erenköy sıcağını anlatıyorlardı. Katliamlar yapılıyordu o yıllarda. 21 Aralık 1963 yılında Kıbrıslı Türk Doktor Binbaşı Nihat İlhan ve eşiyle çocuklarının evlerindeki banyoda Rum militanlarca katledilmeleri bardağı taşıran son damla olmuştu.  Çatışmalardan önce 3500 dolayında Kuzey Kaymaklı göçmeni Türk Lefkoşe surlar içine sığınmıştı. Rum saldırısı ve tehdidi nedeniyle göç eden Kıbrıslı Türk Aileler bir odada ikamet ediyorlardı.

 

 

 

AMERİKA’YA RAĞMEN ERENKÖY ÇIKARTMASI

 

Türkiye ise Amerikan Başkanı Johnson’un Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdiği tehditvari mektubunu değerlendirirken, bir yandan İstanbul’da Rasim Cinisli liderliğinde MTTB Başkanlığındaki üniversite öğrencileri “Kıbrıs bizim canımız / Feda olsun kanımız” diyerek miting ve yürüyüş yaparken, İngiltere ve Türkiye’de okuyan öğrenciler savaşmak ve Erenköy bölgesindeki direnişe katılmak üzere girişim başlatmışlardı. Öyle ki İngiliz Ordusunda sözleşmeli bazı askerler bile firar ederek bu girişime dâehil olmuşlardı. Ankara-Londra ve Washington hattında hızlı bir diplomatik trafik yoğunlaşarak artmıştı. Türk Savaş Gemileri Taşucu’nda demir atarak beklemeye başladı. 563 Mücahit ise Erenköy’e çıkmıştı. ABD ise Türkiye’nin NATO silahıyla çıkarma yapamayacağını sert bir dille açıklayınca üniversiteli mücahitler Ankara, Keşan ve Zir Kampında bir aylık eğitimlerini tamamlayarak yeni bir Erenköy çıkarmasını gerçekleştirmek üzere İstanbul ve Ankara’dan gelerek Antalya’da toplanmışlardı. Gençler; “Kıbrıs’a çıkıp ailelerimizin yanında savaşmak istediklerini” belirtiyorlardı.

 

Gazeteler ise Rumların Kumsal’da gerçekleştirdiği bir başka Türk katliamının resimlerini yayınlıyordu. Kıbrıs Türk Cemiyeti’ne başvuran gönüllülerin sayısı da her geçen gün artıyordu. Antalya’da valilik gençleri konuk etti. Birkaç gün beklediler. Görüşmeler netice vermeyince limandan bir gemiyi kaçırarak Erenköy’e gitmek istediler. Ancak liman zincirlenmişti. Bunun üzerine idari ve askeri yetkililer gelerek Kıbrıslı mücahitlere “Sizler görevinizi yaptınız, bundan sonrası bizim işimiz” diyerek onları yeniden memleketlerine gönderdiler.

 

Lefkoşe Havaalanı Rumların kontrolünde idi. Deniz kenarlarında devriyeleri sıklaştırmışlardı. Buna rağmen mücahitler botlarla Erenköy direnişine katılarak kahramanlaşmışlardı. Bugünün aksakalları olan Erdal Onurhan, Zihni Halilhan ve Fuat Efendi bu gençlerin önde gelen isimlerdi. Bu gelişmelerin, isimlerin unutulmaması ve yeni nesle aktarılması gerekir. Bugünlere gerçekten kolay gelinmedi, çok şehit verildi.

 

BİR GENERAL CAMİİ

 

Nurettin Ersin Paşa o günleri ve daha sonrasını yaşayan ve sorumluluk alan bir askerdi. Bu Cuma ibadetini Türkiye Diyanet Vakfı ve KKTC Vakıflar İdaresince yaptırılan Girne Nurettin Ersin Paşa Camii’nde yaptım. Gerçekten çok sanatçının emeği olan bir cami inşa edilmiş. Pırıl pırıl çiçek gibi… Ayrıca yeşillikler içinde ve geniş bir otoparkı da mevcut. Birkaç yıl önce Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve yurtdışından gelen konuklarımızla birlikte ziyaret ettiğimizde caminin etrafı yeşillikti. Şimdi 8-10 katlı binalar yükselmiş. Yazık etmişler Girne’ye.

 

Cuma günü hava çok sıcaktı. Klimaların tümü açılmıştı, vantilatörler çalışıyordu ama yine de hararet yüksekti. Pencereleri karşılıklı açtı gençlerden biri içeride hava sirkülasyonu olsun diye.  Sakallı genç hoca önce vaaz etti, sonra minbere çıktı. İman konusunu işledi. “Vatan sevgisi imandandır”ın altını keşke taklidi imanı anlatmadan daha vurgulayarak çizseydi. Çok okumayı, çalışmayı, üretmeyi, paylaşmayı öne çıkarsaydı. 50 yıl önceki vaazların tekrarında bugünkü akıllı telefon sahibi gençlerin tatmin olduğunu sanmıyorum. Din adamlarımızın da kendilerini yenilemesi gerekir.

 

BİR SPORCUNUN VEFATI

 

Cami ağzına kadar doluydu. Hatta dışarı taşmıştı. Çoğu kişi küçük çocuklarını erkek veya kız demeden camiye getirmişti. Pek ala ve pek güzel. Cemaat genelde gençlerin ağırlığını taşıyordu. Avluda bir cenaze vardı. Türk Ocağı Spor Kulübü bayrağına sarılmıştı. Futbol ve KKTC Ligi sporseverler için önemli. Küçük Kaymaklı, Çetinkaya, Yenicamii, Girne Halk Evi, Güzelyurt, Baf Ülkü Yurdu, Lefke Türk Spor, Merit Alsansak Yeşilova, Dumlupınar, Ozanköy gibi takımların yeni sezon çalışmaları her gün gazetelerde yer buluyordu. Türk Ocağı Spor Kulübünde uzun yıllar futbol oynayan ve kaptanlık yapan 71 yaşındaki Erhan Ethemer’in medyada vefat haberi değil de ilanı vardı. İnsani yönü güçlü, sevecen, vefakâr ve yardımsever olarak tarif edilen, anlatılan Erhan Ethemer Baf’ta doğmuş, Limasol ve Girne Karaoğlanoğlu’nda yaşamıştı.

 

Cami cemaatinin neredeyse tümüne yakını cenaze namazına iştirak etti. Çok sayıda hanım da vardı. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı başta çok sayıda kişi ve kuruluş çiçek göndermişti. Cenaze namazını kıldıran hoca helallik istemedi de “razı mısınız?” diye sordu. Herkes “razıyız” dedi. Cenaze arabasında ise defin aracı yazıyordu. Sporcu Erhan Ethemer Karaoğlanoğlu Mezarlığında defnedildi.

 

ÇALIŞANLARIN MUTLULUĞU

 

Bu defa sürücümüz yine Zonguldaklı idi. Askerliğini Girne’de yapmış. O günlerde kendisine “burada kal” demişler ama, o memleketine dönmüş. Kalmamış. Onca yıl sonra yeniden gelmiş Girne’ye. Bir senedir Girne’de çalışıyor. Hemşerileri Girne’de iş bulunca daha sonra onu da çağırmışlar. Mutlu, kızı liseye gidiyor, oğlu Otelcilik ve Turizm Fakültesinde ön büro öğrencisi, ama aşçılık bölümüne geçecekmiş. Hanımı da çalışıyor;

 

- KKTC’de yeme içmenin dışında her şey ucuz. Ben mobilyalı, dayalı döşeli 3 artı 1 evde oturuyorum. Kirası 1200 TL. Burada asgari ücret 2400 TL. İki kişi çalışınca paşalar gibi geçinip gidiyorsunuz.

 

- Eve zam ne zaman geliyor?

 

- Ev sahibi bir sene oldu diye 1500 TL istiyor. Maaşlara zam ise altı ayda bir oluyor.

 

- Çocuklar da sevdiler mi bu ülkeyi, bu toprakları?

 

- Sevdiler. Yalnız okullara kayıt için ikametgâh gerek. Muhtarlar kira sözleşmesini gösterince ancak ikametgâh veriyorlar. Benimle ev sahibimiz sözleşme yapmamıştı. Muhtar “Senin ev sahibin vergi kaçırıyor. Çok evi var üstelik. Git seninle sözleşme yapsın, 160 TL vergi ödemesi gerekir.” Dedi. Söyledim. Bu vergiyi benim ödememi istedi. Tartıştık. Sonra kendisi ödedi. Burada muhtar ve belediye zabıtalarıyla polisin geniş yetkisi var.

 

Girne’den Çatalköy’e inerken dikkat ettim çok sayıda marka mağaza açılmış.

 

İKİNCİ CUMARTESİ

 

Günlük KKTC Gazetelerinde bugün en fazla dikkat çeken “Rus Mafya Hesaplaşmasının zanlıları Tatlısu’da yakalandı” oldu. Kıbrıs Postası’nın haberine göre kuralları çiğnediği için Rus Mafyası tarafından öldürüldüğü iddia edilen Rum Ernesto Leonides’in katil zanlılarından dördü yakalandı. Adada uyuşturucu ve sahte dolar çetelerinin de mafya ile işbirliği içinde oldukları ileri sürülüyor.

 

Allah’tan Adada Polis güçlü ve otoriter… Yakalananların çoğu da yabancı… Adada Kayıp Şahıslar komitesi de faaliyet gösteriyor. Bu amaçla 1964 yılından beri kayıp olan iki Kıbrıslı Türk’ün Güney Lefkoşe’ye bağlı Strovolo’da kazılar yapılacağı duyuruluyor.

 

Kıbrıs ile alakalı bir başka haber de şöyle: Rus Ekologlar ve Vatandaşlar İşbirliği, Kıbrıslı Türk ve Rumların Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanmalarının özel kütüğe kayıtla değil, nüfusa kayıtlı olma temelinde gerçekleşmesi gerektiği görüşünde.

 

Ulusal Birlik Partisi UBP’de de ekim ayında olacak genel başkan tartışması şimdiden başlamış. Bugüne kadar 20 kurultay geçiren UBP’de 8 isim genel başkanlık yapmış.

 

 

 

9 günlük tatil bitiyor, KKTC Ercan Havaalanı başta Türkiye’de de özellikle İstanbul ve Antalya Hava alanlarından yoğunluk yaşanıyor. Okulların açılmak üzere olması da bunda etkili oluyor.

 

Akşam Elexus Hotel de Mısırlı bir sanatçı var. Adı Kadim El Sahir. Bu genç sanatçının adı hiç duymamışım. 2500 kişilik konser salonu ağzına kadar dolu. Nereden, nasıl duyulmuşsa adadaki bütün Araplar konserde, hem de maile. Yer yerinden oynuyor. Büyük bir alaka var. Tarkan’a benziyor biraz da. Büyük bir alaka olacağını demek tahmin ediyor ki organizatörler konser salonları dopdolu. Bu konseri izlememe Fenerbahçe mani oldu. Aynı saatteydi etkinlik. İzmir Göztepe beni üzdü. Benim takım dilerim ilk dört içinde yer alır sezon sonu. Daha da önemlisi Avrupa Kupalarında sıkıntı yaşamaz.

 

İKİNCİ PAZAR

 

Kızım Furkan bizi bugün Mavili Köşk’e götürecek.

 

Bütün sahil boyu KKTC’nin turistik tesisleriyle dolu… Dik Karpaz’ın tam tersi istikamette gidiyoruz. Erenköy istikametine rotayı kırdık. Girne’yi geçtik. Lefke’ye doğru yola koyulduk. Bütün sahil dolu… İnsanlar piknik yapıyor, serinlemek üzere denize giriyor, spor yapıyor. Önce yine yol üzerindeki Karaoğlan Şehitliği’ne girdik. Şehitlik anıt mezar olarak çok şık inşa edilmiş. Hemen girişte KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın bir açıklaması var. Şöyle diyor;

 

- Bu ülke senindir. O’nun egemen sahibi sensin. Barışçı olmak istiyorsan, barış istiyorsan haklarını bil ve savun. Karşı tarafı bil ve düşün.  Bilinçli ol, sabırlı ol davana ve vatanına sahip ol. Geçmişin ile Şanlı Türk Tarihin ile övün.

 

Karaoğlan şehitliğini defalarca KKTC’ye gelmeme rağmen ilk defa gördüm. Çünkü yeni yapılmış. Burası 1974 Kıbrıs Barış Harekâtında şehit düşen subay, astsubay, erbaş ve erlerin anısına inşa edilmiş. Adına bu harekâtta şehit düşen Alay Komutanı Albay Halil İbrahim Karaoğlu’ndan (Denizli Tavas 1924-1974 KKTC) alıyor. Şehitliğin proje müellifi ise Prof. Dr. Muammer Onat.

 

Şehitlikte 8 subay, 5 astsubay,58 Erbaş ve er yatıyor. Şehit Binbaşı Fehmi Ercan’ın adı ise Lefkoşa-Ercan Havaalanına verilmiştir.

 

KARAOĞLANOĞLU ŞEHİTLİĞİ

 

Şehitlik galerisinde bulunan iki adet sütun anavatana açılan kapıyı simgeliyor. Sağdaki heykel grubu Türkiye’yi, soldaki ise KKTC’yi anlatıyor. İki heykel grubu arasındaki boşluk ise anavatana açılan pencereyi belirtiyor. Heykelin dört ayak üzerinde olması da harekâtın 4 gününü hatırlatıyor. Heykel üzerindeki kartal, gemi burnu ve personel figürleri harekâtın kara, deniz ve hava kuvvetlerince ortaklaşa yapıldığını gösteriyor. Mehmetçik ve arasındaki Türk Bayrağı Barış Harekâtının kendinden emin ve vakur Türk Milleti tarafından gerçekleştirildiğini anımsatıyor. Diğer motifler ise Türk askerlerinin duygusallığını, yardım severliğini, azmini ve kahramanlığını gösteriyor.

 

Şehitlikte grafik ve tablolarda da Kıbrıs Adasında Rumların Türklere yaptığı katliamlar da teker teker sıralanıyor. Megali İdea (Büyük Ülkü) ideolojisi Rumları katliamlara sevk etmiştir. Rumlar megoli idea rüyası içinde Batı Trakya ve Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek amacıyla katliamlarını artırarak sürdürmüşlerdir.

 

RUM KATLİAMLARININ TARİHÇESİ

 

4 Haziran 1878 yılında Kıbrıs bir anlaşmaya İngiltere’ye kiralanmıştır. Kira sözleşmesi bitmesine rağmen İngilizler çıkmamış, Yunanistan ile işbirliği yaparak megoli idea ideolojisini gerçekleştirmek için katkı vermişti. Rumların bu konuda ısrarlı tavırları ve Türklerin karşı duruşu iki ada halkını karşı karşıya getirmiştir. 1955 yılından itibaren Rumların saldırıları artarak devam etmiştir.

 

Enosis’i gerçekleştirmek amacı ile harekete geçen EOKA terör örgütü üç yılda 200 Türk’ü şehit etmiş, yüzlercesini yaralamış, 33 köyü zorla topraklarından ayırmak zorunda bırakmıştır. EOKA tedhiş ve terör örgütü lideri Grivas; 21 Aralık 1963 günü Türklerle her türlü ilişkiyi, alış verişi, yolculuk etmeyi yasaklamış, aksini yapanları ölümle tehdit etmiştir. Kıbrıs Türkleri böylece yoğun saldırılara, katliamlara, insanlık dışı kuşatma altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır. Devlet yönetiminde de ekonomiden ve üretimden de soyutlanan Kıbrıs Türkleri sadece Türkiye’den gelen yardımlarla hayatını idame ettirmeye çalışmıştır.

 

21 Aralık 1963 Kanlı Noel gerçekleştirilmiş, 5 Kıbrıslı Türk, Rum doktorlar tarafından kanları şırıngalarla çekilerek öldürülmüştür. 25 Türk hasta hastaneden kaybolmuştur. Bu Türklerin cesetleri daha sonra boğazları kesilmiş bir şekilde bulunmuştur.

 

24 Aralık 1963’te Ayvasıl Türkeli köyünde 21 Türk şehit edilmiştir.

 

Sonrasında Mart 1964’de 211 Türk katledildi.

 

24 Aralık 1964’te Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı, Doktoru Binbaşı Nihat İlhan, eşi Mürüvvet, çocukları Murat, Kutsi, Hakan evlerindeki banyo küvetinde makinalı tüfek ateşi ile şehit edilmişlerdir. Bu ev artık KKTC tarafından Barbarlık Müzesi olarak kullanılıyor. Mutlaka izlemek gerek.

 

2 Ağustos 1964’te ise Erenköy’de 18 Türk katledildi. 1964 yıl sonuna kadar 500 Türk öldürüldü,198 Türk kayboldu, 103 köyde 527 Türk evi tahrip edilerek oturulamaz hale getirildi. Birleşmiş Milletler ve batı seyirci kaldı katliamlara.

 

15 Kasım 1967’de Geçitkale ve Boğaziçi Köylerinde 23 Kıbrıslı Türk yakılarak şehit edilmiştir. Türklere yasaklar ve baskılar artarak devam etmiş, ekonomik ambargo uygulanmıştır.

 

GARANTÖR BATILI DEVLETLER KATLİAMI SEYREDİYOR

 

15 Temmuz 1974 tarihinde ise Yunan subaylarının yönetimindeki RMMO ve EOKA-B terör örgütleri Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak üzere Atina cunta hükümetinin desteği ile Nikos Sampson liderliğinde darbe gerçekleştirmişlerdir.

 

Başta İngiltere garantör devletlerin ortak müdahaleye yanaşmaması üzerine Türkiye 1960 Kıbrıs Anayasa’sının Ek-1, madde 4 uyarınca 20 Temmuz 1974 tarihinde adaya asker çıkarmıştır.

 

Taşkent’te (Dohni) 82, Atlılar’da 37, Muratağa-Sandallar Köyü’nde 89 Kıbrıslı Türk kadın, erkek, çocuk ayırt etmeksizin Rum Yunan ikilisi tarafından önce bağlanmış, sonra kurşuna dizilerek vahşice katledilmiş ve yakılarak buldozerlerin açtığı derin çukurlara gömülmüştür. Bu katliamlarda 16 günlük bebekten 95 yaşındaki ihtiyarlara kadar insan cesetleri bu çukurlardan çıkarılmıştır.

 

1974 Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştiren günün koalisyon hükümeti başkanları Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan’ı rahmet ve minnetle anıyorum.

 

AÇIK HAVA MÜZESİ AÇIK, ÖZGÜRLÜK MÜZESİ AÇIK DEĞİL!

 

Arabamızı park ederek Karaoğlanoğlu Şehitliğini dolaştık. Bir er gelerek bizlere Rum-Yunan işbirliği ile gerçekleştirilen, garantör devletler, Birleşmiş Milletler ve ABD’nin seyirci kaldığı katliamları ve şehitliği anlattı. O kadar güzel anlattı ki tebrik ettim. Türkçesi ve vurguları da süperdi. Kutladım bu Trabzonlu askerimizi, teşekkürünü Karadeniz lehçesiyle ifade etti. Gülüştük. “Bu şehitliğin bir broşürü, bir kitapçığı falan yok mu?” diye sordum. Yokmuş. Üzüldüm ki ne üzüldüm. Ayrıca bu bilgilerin birkaç dilde olması gerekir. Filmi, CD ve DVD’si olması icap eder.

 

 

 

Askerimiz dileğimizi komutanlarına ileteceğini bildirdi. Vedalaştık. Açık hava müzesine geçtik. Müzede, 1974 harekâtı sırasında kullanılan ve Türk Askerinin eline geçen donanımlı modern Rum silahlarını gördük. Hepsini sergiliyorlar. Tanklar, taretler, toplar, jeepler, kamyonlar, taşıyıcılar vs. hepsi bir arada. Barış ve Özgürlük müzemiz ise Pazar günü kapalıydı. Olamaz ki ne olmaz. Hiç bir müze Pazar günün kapanmaz. Hafta için kapanır illa kapanması, çalışanların tatil yapması gerekiyorsa. Ki böyle bir milli konuda daha fazla duyarlı ve fedakâr olmak gerekir kanaatindeyim.

 

Müzenin giriş kapısında ise “Yare nişandır tanine erlerin / Mevt ise son rütbesidir askerin / Altı da bir, üstü de birdir yerin / Arş yiğitler vatan imdadına” diye bir beyit yazılıydı. Keşke şairi Namık Kemal’in ismini de lütfetselerdi ne olurdu? Buradan manzara muhteşem… Aşağıda berrak deniz ve havalı oteller görünüyor. Askerlerimiz çıkarmayı da hemen buradan yapmışlar. Orası da şimdi park artık… Bir de şehitler anıtı yaptırılmış. İyi de etmişler.

 

TERÖR MERKEZİNİN ANA KUMANDA YERİ

 

Mavi Köşk’e buradan yola çıktık. Epeyi bir yol aldık. Sanırım 30 dakika falan. Lapta’yı geçtik. Güzelyurt’a girdik. Çamlıbel’e gelince hedefimize yaklaştık. Dağları varyantlarına rağmen tırmandık. Askeri bölge burası… Girişte kimlik soruyorlar. Yine biraz daha çıkıyorsunuz, dağın başında bir Mavi Köşk ile karşılaşıyorsunuz.

 

Mavi Köşk terörist başı ve terör merkezinin ana kumanda yeri. Girişinde bakın neler yazılı;

 

- Mavi Köşk; 1957 yılında İtalyan asıllı Rum Paulo Paolides tarafından yaptırılmıştır. İki kat üzerine 16 bölümden oluşan köşk 20. Yüzyıl modern döneme ait betonarme teknikle yapılmış bir binadır.

 

Doğu ve batı mimari üsluplarının karışımıyla yapılan Mavi Köşk, Kıbrıs’ta dönemin Türk ve Rum mimari özelliklerinin dışında İtalyan ve Akdeniz Bölgesi mimari özelliklerini taşımaktadır. Cephelerdeki kapı ve pencerelerinin basık kemerli alınlıkları ise İslam mimarisinin bir örneğini sunmaktadır.

 

Köşkün asıl sahibi Paulo Paolides o dönemde Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskopozu olan ve daha sonra Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı da yapan Makarios’un da avukatıdır. Kendisi aynı zamanda bir esnaf görünmesine rağmen masum insanların kanları karşılığında servet sahibi olan o dönemin en büyük silah kaçakçısıdır. O dönemde Kıbrıs Türkleri Rum baskısı altında sefalet içinde yaşarken kendisi sefa ve lüks içinde bir hayat sürmüştür.

 

PEDOFİLİ, SİLAH KAÇAKÇISI, TÜRK DÜŞMANI BİR TERÖRİST

 

Hemen sordum yazılı veya görsel bu konuda bir broşür, risale, kitap veya kitapçık var mı? Maalesef burada da yok. Üstelik bir batı ve bir de doğu dilinde var mı diye sordum askerlerimize. Burası da askeri bölge olduğu için Mehmetçiklerimiz burada hizmet veriyor. Arzumu kumandanlarına iletmelerini rica ettim. İnşallah çekinmez iletirler.

 

Sonra köşkü gezdik.

 

Avukat, mimar Paulo Paolides’in sadece bir resmi varmış, o da duvarda asılı. Diğer resimlerini bundan yola çıkarak teknolojiyle geliştirmişler. Bekâr, hiç evlenmemiş, kısa boylu 1.50 cm dediler. Sadece terlik ve pembe bornozu duruyor. Konuklarının kız ve erkek çocuklar için ayrı ayrı özel odalar yaptırmış, giysiler hatırlatmış. Anlatılanlardan algıladığıma göre çocuk sevicisi bir cinsi sapık, pedofili Paolides. Odasındaki bu resminde başında bir fötr şapka, ağzında sigara, paltosunu giymiş, kaşkolü içinde, kravatlı ve mütebessim bir çehre ile bakıyor.

 

Azılı bir Türk düşmanı…

 

Analizimi bize verilen bilgilerden çıkarıyorum. Bu köşke gelen misafirlerinin kız ve erkek çocukları için özel oda ve yatak yaptırmış. Kendisi de pembe bornoz ve ramptışambır kullanıyor. Daha ne olsun kendini ele vermek için. Hayatı hakkında öyle detaylı bilgi yok fotoğrafı olmadığı gibi. İddiaya göre İtalya’da mafya tarafından öldürülmüş(1988). Su testisi su yolunda kırılmış. Öldürüldüğünde henüz 50 yaşında falan imiş.

 

ÖLÜMDEN KORKAN BİRİ

 

Deniz yoluyla gelen silahlar Paolides’in adamları tarafından hayvan sırtında yukarı çıkarılıyor ve saklanıyor. Bir başka iddia da bir tünelle Mavi Köşke ulaşılıyor. Belli olmasın diye kaçarken burayı kundaklamış. Köşkte her türlü ihtiyacı giderecek imkânlar mevcut. Çok sayıda, çok amaçlı oda ve salonlar, yataklar, giyecekler, tablolar, kab kacaklar, buzdolabı, aynalı dolaplar, heykeller, piyano, şarap mahzeni, havuzlar, dua ve istavroz çıkarma yerleri, gezi alanları, geniş bahçe ve meyve ağaçları vs.

 

Paulo Paolides ölümden çok korkuyor. Odasındaki özel aynadan arkasındaki her şeyi rahatlıkla görebiliyor. Depremi haber veren bir de heykeli var. Sarsıntıda hangi haliyle durursa dursun gürültüyle yere yıkılan bir heykel.

 

Mavi köşk de konumu itibariyle Mehmetçiklerin eline zor geçen mekânlardan biriymiş. Hemen yanı başına Devlet Su İşlerimiz DSİ bir baraj yaptırmış. Güzel de olmuş.

 

Mavi Köşkü ziyaretçiler ancak gruplar halinde gezebiliyorlar. Bir Mehmetçik hem Mavi Köşkü dolaştırıyor, hem anlatıyor, hem sorulara cevap veriyor. Resim çektirmek ve yasak yerlere girmek yasak… Bahçede ise serbest bir ziyaretçi memnu mekân olan terasa çıkınca Mehmetçik grubu terk etmesini istedi ve o da öyle yaptı.

 

Mavi Köşk’te bir askeri kantin var. Basit yiyecekler ve su ihtiyacınızı karşılayabiliyor. Bir de zaruri ihtiyaçlar için tuvaleti temiz.

 

ŞEFTALİ KEBABI OLUR MU?

 

Lefke’yi gitmek geçiyor aklımızdan, hafta sonu trafiğine yakalanırız endişesiyle Girne’ye gitmeyi kararlaştırdık. Önce Lapta’yı bir dolaştık; villalar, bahçeli evler, siteler, çeşit çeşit çiçekleri olan yollar, sessizliğin had safhada olduğu sokaklar, hafif bir rüzgâr, bir kuş sesi, dağlara doğru tırmanan evlerin arasında iki çift minare gürültülü şehir hayatından, kargaşasından sizi uzaklaştırabiliyor. Trafiğe yakalanmadan Girne’ye girdik. Beylerbeyi’ne doğru çıktık. Kızım mini Couper’ını aşağıdaki otoparka bıraktı. Biraz yürüdük Bellapais Manastırı’na doğru. Eşim burayı görmediğinden manastırı dolaştı, ama resim sergisi sona erdiğinden görememiş. Bellapais Manastırı KKTC Tarihi bazı yazarlara göre halk ile bağı olmayan, iletişim kuramayan bir dini merkez. Üstelik öyle bir dini merkez ki zevk-ü sefa içinde bir manastır burası. Dolayısıyla müntesipleri arasında öyle diğer manastırlar gibi itibarı fazla değil.

 

Hemen bitişiğinde Kybele Holiday Village adında bir lokanta var. Oğlumuz İsmail ile de burada bulaşarak akşam yemek yiyeceğiz. Biz erken geldiğimizden manzarası çok güzel olan bu yerde bir şeyler atıştıralım dedik ama personelin kılı kıpırdamıyor. Türkiye’de olsa “tok esnaf” derler. Galiba bunlar da KKTC’nin tok çalışanları, işletmecileri. Tuvaleti de 50 cent ayrıca. Bir patates tava istedik epeyi süre sonra getirdiler. Sos istedik, biber istedik epeyi bir süre sonra hatırlattığımızda getirdiler. Baktık olmayacak kalktık.

 

 

 

Kıbrıs şeftali kebabı yememiştik bu gelişimizde. İsmail Tirali bizi Niazi’s diye Girne merkezdeki bir lokantaya götürdü. Bir zincir lokanta… Klasik bir dizaynı var. Temiz. Şeftali kebap istedik mönülerinde yok, ancak karışık istersek iki tane içine koyuveriyorlarmış. Bir porsiyon 70 TL.

 

Öyle yaptık. Şeftali kebabı şöyle yapılıyormuş; dana kıymasını parmak köfte biçiminde yapıp, karın yağına sararak ateşte pişiriyorlarmış. Tavası ve şişi de oluyormuş. Girne’de akşamüzeri bir başka güzel… Hele bir de serinlik var, rüzgâr püfür püfür esiyorsa. Keyiflenmemek için hiçbir sebep yok. KKTC’nin en canlı, kıpır kıpır şehri Girne… Zaten marka mağazaların da çoğu burada… Hakeza otellerin de.  Sahilde yürüyüş yaptık.  Birkaç mağaza dolaştık. Aracımızı park ettiğimiz Osmanlı Baltutan Mezarlığına, yokuş tırmanarak vardık. Sonra ver elini Çatalköy. Ama önce bir marketten haftalık alış verişimizi yaptık.

 

İKİNCİ PAZARTESİ

 

Bugün Gazimagusa’ya yolculuk var. Esentepe ve Tatlısu dağ yolunu tercih ettik. Yol çatına kadar hep inşaatlar gözümüze çarptı. Çoğu de kooperatif evleri gibi müstakil veya bitişik villalar, evler. Yine oteller var yol üzerinde. Bir de benzin istasyonu. Yol araç trafiği açısından yoğun. Hepsi de lüks araçlar. KKTC’de araba vergisi hiç yok denecek kadar az olduğundan Türkiye’deki fiyatın yarısından da aşağıya araba sahibi olabiliyorsunuz. Sadece tek sıkıntı direksiyonun ve trafiğin soldan olması… Benzin de 4 TL idi o gün.

 

Bir müddet sonra sıradağları bırakıp düz ovaya girdik. Belli ki tarım toprakları. Tahıl ekilmiş. Hasat toplanmış. Toplanan ürünler makinalarla bobin haline getirilmiş, yüklenmeyi bekliyordu. Biraz sonra yol kavşağında dikkatimi çeken şey samandan heykeller oldu. Hani tarlalarda kargalara kovmak için yapılan artı biçimindeki, uzun birbirine çivilenmiş sopalar, saman ve eski bir elbise ve şapka ile yapılan korkuluklar vardı ya bunun daha şişmanını düşünün işte öyle saman heykeller. Boya ile saç, bıyık, ağız, yüz ve göz ile kulak ta eklemişler.  Bir iki kavşakta böyle yapmışlar.

 

İFTİHAR LİSTESİ

 

Bazı üniversitelerin, otellerin bilbortlarda asılı yolun iki kenarındaki reklamları vardı. Lefkoşe sapağından döndük ver elini Gazimagusa. Salamis Bay otelini gördük uzaktan. 1980’li yıllarda Lefkoşe Saray Otelinden sonra kaldığım ikinci yer. Rumlardan kalan en lüks oteldi bir zamanlar. Yine dolu. Salamis Harabeleri turistik yer olarak hala gözde. Her taraf inşaat… Müstakil evler ve çok katlı apartmanlar. Sanayi şehri gibi karşıladı bizi Gazimagusa. Limanı var, eski gümrük burada, ticaret yapılan bir eski merkez. Ancak KKTC tanınmadığı için muamele yetimvari. Daha önce de birkaç defa gelmiştim buraya büyük bir gelişme gözledim. Hem inşaat, hem sanayi, hem turistik çarşılar, cafeler, pastaneler, lokantalar bir hayli artmış. Nüfusu 50 bine yaklaşmış. Eski şehir kale içinde toplanmış. Tarihi dokusu önemli olarak korunuyor. Önce burayı dolaştık. Otopark Gazimagosa’da ücretsiz. Hemen köşedeki Petek Pastanesi’nde soluklandık. Girişindeki levha bizi etkiledi. Dev reklamda, “Müşterilerimizin yorumları olmadan bu başarıyı kazanamazdık. 2014, 2015, 2016, 2017 İftihar Listesi; 2018 mükemmellik sertifikası. Gel de alkışlama ve etkilenme.  İçerde zor yer bulduk. Birer kahve içtik. Mihmandarımız İpek Kesici Üniversiteyi Gazimagosa’da bitirmiş. Kızımın da arkadaşı ve turizm sektöründen… Çok sayıda turist var Gazimagusa’da da. Turistlerin bir kısmı Rum kesiminden ve İngiliz üssünden…

 

KALE İÇİNDE BİR GEZİ

 

Önce Gazimagosa’nın dar sokaklarında dolaştık. Arabamızla yasak bölgeye gittik. Tel örgünün bir tarafı yasak, kapalı Maraş bölgesi, bir tarafı KKTC… Hemen girişte Türk askerleri nöbet tutuyor. Kapalı alan perişan… Neredeyse aradan Kıbrıs Barış Harekâtı yapılalı yarım asır (44 sene) oldu. Onca seneden beri buraya kimse girmeyince antikalaşmış. Hatta kaktüsler bile öyle. Otlar kupkuru. Binalar kurşun ve top mermisiyle yarı yıkık vaziyette. Sanki depremden çıkmış bir şehir görüntüsü var kapalı Maraş bölgesinde. Türk askerlerinin kaldığı mekân da burada… Burası esasında önemli turizm merkezlerinden… Çoğu da uluslararası şirketlerin otelleri… Önceleri batılı olmanın avantajlarını kullanmak istemişler ama becerememiş; Türk politikacıların stratejisinin önüne geçememişler. Bir sevindiğim yenilik Dergâh kafe ile Türk Garnizonunun biraz ilerisindeki nefis sahil halka açılmış. Yanında da bir market, bir kafe, serinlemek için denize girmek isteyenlerin ihtiyacını karşılayabilecek birkaç basit tesis. Ne şık olmuş. Otoparkı da mevcut… Zaten araçsız gitmek zor…

 

 

 

Plaj kalabalıktı. Çünkü havalar aşırı sıcak.

 

Bu harareti yüksek havada bir sıcak gelişme de Gazimagusa Suriçi bölgesinde oldu. Askeri birliklerimizin fotoğraflarını çekerken suç üstü yakalanan Mehmet Besimoğlu adlı KKTC vatandaşı ajanlık suçlamasıyla tutuklandı. Ajan itirafında 16 gün içinde 201 askeri fotoğrafı irtibatta olduğu Lefkoşe’deki Rum ajana gönderdiğini açıkladı. Vay benim köse sakalım vay ki ne vay!

 

VENEDİK VALİSİ İLE LALA MUSTAFA PAŞA

 

Biraz ilerde Dr. Fazıl Küçük Stadyumu vardı. İçeri girdik. Tribünlerden etrafı izledik. Yıkılmış, viraneye dönmüş binaların arasında restore edilmiş pırıl pırıl bir kilise!… BM gözetiminde tarihi doku statüsünden AB kredisiyle restore edilmiş. Tek bina burası… Diğer binalar ise çürümekten yavaş yavaş yıkılmaya yüz tutmuş, çökmüş, taşı toprağı tel örgüden artık yollara taşmaya başlamış.

 

Turistik çarşıyı da dolaştık. Torunuma sırt çantası aldı eşim. Kumaştan renk renk dokunmuştu.

 

Yürüyerek nakış nakış işlenmiş, gelin gibi süslenmiş Lala Mustafa Paşa Camii’ne geldik. Kiliseden (Nicholes Kadetrali) camiye dönüştürülmüş muhteşem bir mabet. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtında Magusa en zor alınan kent ve bölge oldu. Osmanlı fethinde de öyle gerçekleşmiş. Fetih sonrası Venedik Valisi ile Lala Mustafa Paşa bir anlaşma yapmış, esirler takas edilecek. Hristiyan esirler iade edilmiş, ama Müslüman esirler teslim edilmemiş. Lala Mustafa Paşa bunun üzerine Osmanlı esirlerini teslim etmeyip, öldüren ayrıca yalan söyleyen, anlaşmaya uymayan Venedik Valisini yakalatarak, şehrin meydanında derisini yüzdürerek şehit edilen askerlerinin intikamını almış. Bu olay Venedikliler tarafından yıllarca Osmanlılar aleyhinde kullanılmış.

 

Lala Mustafa Camii’ne turistler rahatlıkla istedikleri gibi girebiliyorlar. Girişteki bir masa üzerinde bulunan etek ve başörtüsünü kullanmıyorlar. Sadece ayakkabılarını çıkarıyorlar.

 

VALİ KONAĞINDA BİR ŞAİR

 

Cami önü beyaz taş ile döşenmiş. Önde tropikal bir bitki olan ve sadece Kuzey Kıbrıs’ta yetişen dev cümbez ağacı var. İsmini de yetkililer üzerine asmış. Cümbez ağacının yanında iki yatır; Şam Müftüsü Mehmet Ömer Efendi ve Mustafa Zühtü Efendi Türbeleri.

 

Yol üzerinde bir seyyar dondurmacı minibüsten satış yapıyor. Onu geçerek Venedik Sarayı kalıntılarını gezdik. Namık Kemal Zindanı’nı sonra… Adı böyle burasının… Yoksa önemli maruf şairimiz, Vatan yahut Silistre’nin yazarı Namık Kemal zindanda sürgün hayatı yaşamış anlamına gelmiyor. Burası yani bu iki katlı minik bina eski valilerin makamı, oturduğu yer. Öyle ki Namık Kemal sürgün olarak buraya gönderildiğinden İstanbul’un emriyle bütün rahatı temin edilmiş, valilik konutu kendine tahsis edilmiş. Yazılarından anlaşıldığı kadarıyla Namık Kemal’in tek şikâyeti ise kara ve sivrisineklerle sıcaklar olmuş. Daha lise yıllarımda bir Namık Kemal tiryakisiydim. Bütün eserlerini okumuştum. Öyle ki Kilis’te ilk bastırdığım kart adresime de Namık Kemal’in “Felek her türlü esbabı cefasın toplasın gelsin/Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten” adlı dizelerini Hürriyet kasidesinden olarak yazdırmıştım.

 

 

 

BUĞDAY CAMİİNDE MALAKUT GECESİ

 

Bu bölge gerçekten hala Gazimagosa’nin ayakta kalan ve dokusunu yitirmeyen önemli tarihi yerlerinden birisidir. Hemen yanı başında yine kiliseden çevrilen Buğday Camii var. Restorasyonu yapılmış ama sanat merkezi olarak kullanılıyor. Girişte iki memuru görevlendirmişler.  Öğleden sonra saat 14.00 kapıları kapattılar. Sordum; etkinlik olduğu günler program bitene kadar açıkmış. Haftada üç gün tiyatro konser, opera etkinliği gerçekleştiriliyormuş. Kışın Mevlevi ayinleri de programa alınıyormuş. Bir gün önce burada Malakut Gecesi yapılmış. Merak ettim bu nedir falan diye. Anlattılar “Bir saat boyunca dış dünya ile iletişim tamamen kesilerek yapılan bir etkinliktir. Burası yaşayan bir sanat müzesi. Kesintisiz olarak dans, canlı müzik, drama, görsel sanatlar, moda tasarımı gibi değişik sanat dalları izleyicilere sunuluyor. Malakut etkinliğinde 25’ten fazla sanatçı yer aldı. Koreografisini Hollanda’da konservatuvar ve dans eğitimi alan Gazimagosalı Muhammet Adem yaptı.” Peki öyle olsun.

 

Buğday Camii içindeki sıra sıra dizili sandalyeler hiç kaldırılmıyor ve bir etkinlikte kolaylık sağlanıyor. İçeri girdiğimizde ise Buğday Camii’nde Venedik, Bizans, Osmanlı askerleri fotoğraf sergisi vardı. Mihrap tarafında ise bu devletlerin bayrakları asılmıştı.

 

Rahmetli KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a TC Hükumetleri ve özellikle Süleyman Demirel ve Necmettin Erbakan Kuzey Kıbrıs’ta bir imam hatip okulu açılması için ısrar etmelerine rağmen duymazdan gelmişti. Demek bir bilgi varmış.

 

KALEDEN KUŞ BAKIŞI

 

Bölgede gezdiğimiz bir başka tarihi yapı ise Sinan Paşa Müzesi oldu. Biraz ilerde harabe haldeki Cafer Paşa Hamamı var. Bu tarihi mekân yıkılan kilise taşlarından Cafer Paşa tarafından inşa ettirilmiş. Hala Hatun Külliyesi ise Rum tarafında kalmış. KKTC vatandaşları Hala Hatun Külliyesi’ne, Kuzey Kıbrıs Rumları da Dik Karpaz’daki kilise ve şapellerde ibadet edebiliyorlar.

 

Yine bir başka tarihi mekân ise Akdeniz şövalyelerinin kaldığı han ve şarap ürettikleri mahzen de Gazimagosa’da. Turistik üs olarak kullanılıyor. Gazimagusa Kalesi’ne geçtik en son. Kale tepesine kadar olan dik merdivenlerden çıkıp kuşbakışı Gazimagosa’yı izledik. Geniş bir alana yayılmış. Yavaş yavaş da yüksek binalar çıkmaya başlamış. Belediye ise neden çevre ve şehir temizliğini öne çıkarmaz anlamadım. Hele tarihi sokaklardaki tarihi evler, yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya. Türkiye’de bu sorunu yerel yönetimler ve Kültür Bakanlığı çözdü. Ülkeye tarihi sokaklar ve ever kazandırdı. Dilerim KKTC de bundan nasibini alır.

 

KKTC’de yol işaret ve levhaları yeterli olsa da bir bilen ile seyahat daha sağlıklı oluyor.

 

MERHABA LEFKOŞE

 

Dağ yolundan yani geldiğimiz yoldan değil de düz ovada otobandan Lefkoşe’ye geçtik. Lefkoşe de her geçen gün büyüyor. Nüfus 65 bin olmuş. Her taraf sağlı sollu yüksek binalar, şirketler, ofisler, atölyeler, galeriler. İpek Kesici olmaza ilk şehir merkezi levhasından sapacağız ama öyle yapmadık. Dördüncü kavşaktan, Girne Kapısı’ndan içeri girdik. Az olsa şehir içinde tur attık. Cumhurbaşkanlığı konutu, gazete binaları, üniversiteler ve otelleri geride bıraktık. Sonra Dr. Fazıl Küçük’ün evinin önünden, Saray Otelinden sonra ver elini Eski Lefkoşe ve Selimiye Camii. Asmaaltı’nda hasar, hırsızlık, kaza, sabotaj ve doğal afetlerden sorumlu olmadığını bildiren Recai Ergün’ün otoparkına girdik. Ücreti 10 TL.  Yanında bir antika bahçesi var. Sokak sokak dolaştık. Tarihi evler perişan bu sokaklarda. Çoğu evde de KKTC’ye gelmiş işçiler oturuyor. Değil tamir ettirmek, boyatmak bile zor. Arcak evini geçindiren bu insanlardan böyle bir şey beklenemez. Çoğu da çocuklu aileler. Herkes kapı önünde oturuyor, çünkü evler de aşırı sıcak.  Hayırlısı olsun. Yeniçeri başı Kurt (Kutup) Baba Türbesi bir köşe başında idi. Bazı evlerin önünde yatırlar var. Abdi Çavuş Mezarı gibi…  Sokağa taşmıştı. Magosa’da da Ağlayan Dede Tekkesi, Eski Türk Folklorünü İhya Cemiyetiyle birlikte lokal gibi çalışıyordu.

 

 

 

 

 

Bazı kelimeleri biz yitirdik. Amma KKTC hala bu Türkçeyi kullanıyor. Dönüm, evlek, ayakkare gibi. Bir fırın “Emek Evi” olarak levha asmıştı. Bir resmi kuruluşun adında “KKTC Muhaceret Mukayıthanesi” yazıyordu. Selimiye Camii’ne(1208-1326) geçtik. Gerçekten muhteşem bir mabet eski Saint Sophia Kadetrali. Şadırvanda su israfından kaçınılması için ikazlar yazılıydı. İçerde bir kişi namaz kılıyordu. Onun yanında duaya durdum. Başbakan iken Recep Tayyip Erdoğan’ın hediye ettiği büyük boy bir Kur’an-ı Kerim vitrin içinde muhafaza ediliyor. Görevimi eda edip hemen bitişiğindeki Selimiye Meydanındaki Sabor İtalyan lokantasında açlığımızı giderdik. Bir makarna 42 TL. Su ise 6 TL. Selimiye’nin karşısındaki bütün lokantalar turistik ve alkollü. TC Yunus Emre Enstitüsü de, Türk El Sanatları Merkezi de burada. Lefkoşe’de Kilisli de var, Antepli de. Gaziantep Kültür ve Dayanışma Derneği kurulmuş. İranlının Yeri dolayısıyla epeyi İranlı olduğu da ortaya çıkıyor.

 

Anılarım tazelendi. Defalarca Rauf Denktaş ile görüşmüş, konutunda misafir olmuştum. Oğlum Burkan ile de resim çektirmişti merhum Denktaş. 35-40 yıldır Kuzey Kıbrıs’a gider gelirim. Her seferinde daha ciddi bir gelişme olduğunu gözlemliyorum. Girne otobanını çıktık. Artık dağ yolu gibi olmayan üç gidiş gelişli bu yoldan evimize döndük. Bir saat falan sürdü Çatalköy. Çünkü trafik vardı.

 

 

 

İKİNCİ SALI

 

KKTC’deki otellerde saray tatili yapılıyor adeta. Mesela kendinizi Versailles Sarayında farz edebilirsiniz bu otellerde. Mimarların ilhamı genelde saraylar olmuş. Sadece denize sıfır değil bu tesisler, bir çok uluslararası hizmetin yanında lüks ve ferah odalar, büyükler ve çocuklar için keyifli aktiviteler, SPA ve değişik spor imkanları da mevcut. Sonra her yaş grubu için havuzlar. Peki lokantalarının durumu nedir diyebilirsiniz? Anlatayım; ulusal ve uluslararası mönü çeşitleri, Premium yerli yabancı içecekler, dünyanın çeşitli yörelerinden zengin mutfak ürünleri bir tablo gibi sergileniyor. Bakarken bile doyabiliyorsunuz. Türk müteşebbisler ve yöneticiler turizm sektöründe evrensel boyutta, uluslararası markalar ortaya çıkarmışlar. Hepsi birbirinden iddialı bu tesislerin…

 

Bugün sabah kahvaltımızı aslan logolu Girne Cratos Premium’da yapacağız. Bu biraz da Peugeut amblemine benziyor. Büyük bir alana inşa edilmiş otel. İçerisinde çok sayıda lokanta var, çarşı var. Casino var demiyorum KKTC’de neredeyse bütün otellerde kumarhane mevcut. Türkiye’de aileleri yıktığı gerekçesiyle yasaklandığı için bölge insanları KKTC’ye geliyor. Oteller yatma, yeme-içmeden değil de daha fazla kumarhaneden kazanıyorlarmış. En hatırlı müşteri de en çok kumar oynayan müşteri deniyor. Bu müşteriler limuzin arabalarla havaalanından alınıyor, mihmandarlar işliğinde otele yerleştiriliyor ve sonra kumarhaneye götürülüyor. Kumarhanede yeme–içme bedava, sigara, tütün mamulü her şeyi içmek serbest. Resim çekmek, filme almak yasak… Çünkü buraya maruf çok sayıda insan ve ailesi geliyor. Deşifre olunmasını istemiyorlar.

 

 

 

KKTC Otelleri Antalya otellerinden bir konuda ayrılıyor. Antalya genelde “her şey dâhil” politikası uyguluyor. Antalya’da dışardan birinin otele günü birlik gelip yemek yemesi, konseri izlemesi mümkün değil, Ama KKTC otellerinde mümkün. Çünkü burada genelde “her şey dâhil” değil üç öğün yemek var. Bittabi yatmak. Diğer birimlerdeki yemek içmek dâhil her şey ücretli…

 

 

 

MEYVE, SEBZE ve DENİZ ÜRÜNLERİ HEP İTHAL

 

Bugünü Girne Cratos’ta geçireceğiz maile. Önceden randevu alındı. Yer ayarlandı. Vardığımızda iki mihmandar odamızı gösterdi. Deniz üzerinde kazıklar çakılarak yer kazanılmış. Yani denizin üstünde oturuyor, yiyip içiyorsunuz. Merdivenlerle denize inerek yüzüyorsunuz. Duşu merdivenlerde de mevcut, odanızda da. Yataklar kara ve sivrisineklere karşı cibinlikli. Tam dayalı döşeli bir lüks oda… Bizim gibi onlarca insan bu odalarda günü birlik kalabiliyor. Özellikle üniversite öğrencilerinden gruplar dikkat çekiyor. Kahvaltımızı burada gerçekleştirdik. Önümüzde uçsuz bucaksız Akdeniz… Ön kısmı açık denizin, arkalara doğru giderek koyulaşır mavisi. Mevsim ne olursa olsun her şey var sofrada, Hele meyveler. Tropikal olanların tümü Hindistan ve Pakistan ile Afrika ülkelerinden ithal ediliyor. Balıklar ve deniz ürünleri de öyle. Kanada ve Japonya’nın en iyi müşterisi Türkiye ve Türkler… Üç yanımız deniz olmasına siz bakmayın. Önceliğimiz inşaat sektörü. Varsa yoksa inşaatçılar, müteahhitler. İçimiz dışımız siyaset olduğundan böylesi şeylerin ithalatını önemsemiyoruz!… Bol bol döviz harcıyoruz. Yuh olsun!… Breh berh berh!…

 

Denizin dubalarla işaretli yerlerine kadar yüzebiliyorsunuz. Cankurtaran sizi izliyor. Dubaların daha ilerisi tehlike arz ediyor. Otelin sorumluluğundan çıkıyor. Pırıl pırıl bir deniz… Ancak KKTC resmen tanınmadığı için Akdeniz’den geçen gemileri görmeniz mümkün değil. Tek tük o da bizim gemilerimiz. Deniz motorları son sürat geçiyor. Bazı şımarık zengin çocuklarının kullandığı motorlar yasak olan yüzme alanına da giriyorlar. Dolayısıyla kazalar da kaçınılmaz oluyor.

 

Deniz ve su sporları da yapmak mümkün… İşletmecileri değişik olsa da mümkün böyle sporlar.

 

Akşam yemeğimizi kapalı deniz üzerindeki lokantada yedik. Balık elbette deniz kenarında yiyecek olarak ilk akla gelen. Denizin içinde bir karışan fazla boyuttaki balıklara yem atıyor bazı müşteriler. Onlar da alışmış ki bekliyorlar. Lokantada balık yiyecekseniz meze almayacaksınız. Yoksa mezelerle doyuyor, balıklar tabakta kalıyor. Ben barbun yedim, diğerlerimiz genelde levreği tercih ettiler. Meyve tabağında sadece kavun, karpuz, şeftali, üzüm yoktu ithal meyveler Türkçemize giren ismiyle ananas, franbuaz, frenk üzümü, yaban mersini, altın çilek, yıldız meyve vs.

 

KUŞ BURNU ve ALTIN ÇİLEK HİKÂYELERİ

 

Kuşburnu’nu Başbakan Tansu Çiller meşhur etmişti. Bir anda bütün Türkiye’de kuşburnu çayı içilmeye, aktarlarda özellikle satılmaya, kahvelerde yapılmaya başlandı. Gazeteler kuşburnunun özelliğinden bahseden yazılar neşrettiler.

 

Altın Çilek’i de Başbakan iken Recep Tayyip Erdoğan meşhur etti. Başbakan Erdoğan altın çileğin faydalarını ve sağlığımızla nasıl örtüştüğünü anlatınca manavlarda ithal altın çilek bulunmaya, özel misafirlere evlerde ikram edilmeye başlandı. Bu ikram hala büyük otellerde sürüyor.

 

Cratos’da sürekli müzik çalıyor. Günümüz Türk musikişinasları da keşke bizim enstrümanlarımızın ağırlık olduğu yemek, otel, hatta dinlenme musikileri besteleseler ve eserlerine evrensel boyut kazandırabilseler. Ama nerde?! Kimse zora el atmak istemiyor.

 

Akşam yemekten sonra TRT’den arkadaşlarım Merkez Haberler Müdürü Mehmet Bican ve eşi spiker Gülen Bican’ın kızı İpek’in yaş gününü kutladık. İpek annesinin kopyası…

 

Çatalköy’e eve döndüğümüzde saat bire geliyordu. Trafik hafta içi akşamı olmasına rağmen yine yoğundu.

 

 

 

İKİNCİ ÇARŞAMBA

 

Sanırım KKTC’deki yer hizmetlerindeki grev bugün-yarın biter. Hava kontrol kulesi çalışanları da greve gidince uçuşlarda sorun ve rötar yaşandı. Biz daha sonra döneceğimiz için grevin biteceğini sanıyorum.

 

Lefkoşe’nin Tarihi Çarşısı Bandabuliya’da çoğu ürün marketler daha ucuza satılıyor. Ancak Bandabuliya’da da fiyatlar dövizlerin yükselmesinden etkilenmiş görünüyor. Özellikle mevsiminde olmasına rağmen domates, salatalık, soğan ve patatesin fiyatı yeniden artmış. Buna gerekçe olarak da Türkiye’deki fabrikaların taban gübre üretimini durdurduğu gerekçe gösteriliyor. Buna göre KKTC çiftçileri gübre bulamadığı için ekim ayına yaklaşılmasına rağmen patates ekimi yapamıyor.

 

Cezaevine uyuşturucu sokulduğu iddiaları KKTC’de tartışılıyor. Boğazköy’de ise bonzai türü uyuşturucu madde ele geçirildi. Uyuşturucuların Gazimagusa’dan tedarik edildiği iddia ediliyor. Girne Limanında narkotik köpeği Lili ise uyuşturucu kaçakçılarına aman vermiyor(muş).

 

ÖNCE GELİŞMELERDEN ÖZETLER

 

KKTC’de Erenköy, Mansura, Ayyorgi, Selçuklu, Bozdağ ve Alevkaya halkı Dillirga Türk köylerinin imara açılmasını protesto ediyor. Düzce ve Güvercinlik Kökenli Rumlar ise antiişgal eylemi adı altında köylerine yeniden dönmek istediklerini ileri sürerek Birleşmiş Milletler’e Rum politikacılar tarafından muhtıra verildiğini ileri sürüyorlar!… Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis’in bu eylemde hazır bulunduğu bildiriliyor. Rum kesimi sorun çözmeye değil, kendilerini mağdur göstermek için dünya toplumunu şartlandırmaya çalışıyor. Vay benim köse sakalım. Yüzsüzlüğün bu kadarını ancak bunlar yapabilir. Kıbrıs İş İnsanları, Yatırımcılar ve Ekonomi Derneği KİYED de Moronitlara KKTC Topraklarındaki mülklerinin iadesi ve eski yaşadıkları dört köye geri dönmeleriyle alakalı kararı savunuyor!… Sivil toplum da güçlü KKTC’de… Sadece beslendikleri damar değişiyor. Rumlar sorunu çözmek için hiç ama hiç çaba sarf etmiyorlar. AB Üyeliği olmanın rehaveti içindeler. Bu KKTC seyahatimde gördüm ki Kıbrıs Türk kesiminde ekonomik açıdan ciddi bir gelişme var. Herkes araba sahibi, ev sahibi. Köylerin kentlere olan yolları asfalt… Galiba Kuzey Kıbrıs’ı biraz da kıskanıyorlar AB Üyesi olmasına rağmen Kıbrıslı Rumlar.

 

KKTC’de kooperatifler ve sendikalar hep güçlü. Kamuda örgütlü 5 sendika ortak toplantı yaptı ve ülkedeki ekonomik sorunların aşılabilmesi için herkesin elini taşın altına elini koyması gerektiğini belirterek çözüm önerilerini Başbakanlığa ilettiklerini açıkladılar.

 

100 BİNİN ÜZERİNDE ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ

 

Bugün KKTC’de hava çok sıcak… Bir de sıcak haber geldi gün içinde. KKTC’de 55 bini Türkiye’den olmak üzere 100 binden fazla üniversite öğrencisi eğitim alıyor. Nijerya, Zimbabve gibi Afrika ülkelerinden de 20 bini aşkın öğrenci bulunuyor. Üniversite öğrencileri KKTC’ye pasaportla giriş yapıyor ve okula kayıtlarının ardından talebe statüsünde oturma izni alıyor. Hükümet özellikle öğrencilerin kayıt dışı işgücü olarak kullanılmasını engellemek için bir dizi tedbirler almış. Artık öğrenciler takip sistemine kaydedilecek. Sağlık kontrolünden geçecek. Bakanlıktan öğrenci izni alınacak. Daha sonra yarı zamanlı işlerde çalışma dairesine kaydolmak şartı ile çalışabilecek.

 

Havalar sıcaktı, harareti fazlaydı, yeniden daha fazla ısınmaya başlayacakmış.

 

Ben de evden hiç çıkmadım. Havuza girdim. Kitap okudum. Fırat Kızıltuğ’un Kop Dağından Birinci Orduya adlı eserini tamamladım. Hemen ardından Ahmet Ümit’in Kırlangıç Çığlığı’nı bitirdim.

 

SAYILI GÜNLER TEZ GEÇİYOR

 

Kıbrıs’ın değil, bölgenin en büyük mekânlarından Girne Elexus Otel’de 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları var. Kırmızılara bürünmüş bir orkestra çalıyor, başta “İzmir Marşı” dâhil bütün marşlara herkes alkışlarla iştirak ediyor. Bittabi önce şehitlere saygı duruşu yapıldı ve İstiklal Marşı’mızı söyledik. Yerli turistler programının sebebini biliyor, ama çok sayıda İsrail, Rusya, İngiltere ve diğer ülkelerden gelenler müziğe tempo tutuyorlar. Çünkü hep marşlar çalınıyor, savaş türküleri söyleniyor. Herkese Türk Bayraklı tişörtler ve balonlar dağıtıldı. Zafer Pastası kesildi. Çocuklar yerinde duramıyor, veliler onları zapt etmekte zorlanıyor. Daha sonra balonlar havaya bırakıldı, alkışlarla. Zafer yürüyüşü yapıldı. Gururlandım böyle bir günde zaferi bizimle paylaşanlarla, kadirşinaslık gösterip hatırlatanlara.  Muhteşem bir şey oldu. Başarılı anchorvoman-sunucu da zaman zaman akıllı telefonundan okuduğu şiir, destan ve deyişlere heyecanı yukarılara taşıdı. En sonunda yürüyüşle Zafer Bayramı kutlamalarını noktaladık.

 

MARKETLER FREESHOP’TA DAHA UCUZ

 

Otelin marketi gelen giden müşterilerle dolup taşıyor. Nedenini aradım sonra; buradaki fiyatlar Türkiye’den yarı yarıya, havalimanlarındaki gümrüksüz freeshop mağazalardan % 25 daha ucuz. Girne içinde bazı mağazalar da öyle. Özellikle alkollü içecekler ve tütün nevileri(sigara, puro vs) en çok alış veriş yapılan çeşitlerin başında geliyor. Ama valizinize yerleştirdikten sonra da şişelerin kırılma riski olduğu da hatırdan çıkarılmıyor. Bir hanım 8 şişeyi valizine yerleştirince birisi kırılmış, yayılan anason kokusu kendini ele vermiş, eşyaları da zarar görmüştü. Hellim peyniri aldım kilosu 35 TL, havaalanında ise bu fiyat 55’e, keçi sütünden hellim ise 68’e fırladı.

 

KKTC’ye bir uçak kalkış için izin isterken, bir başkası iniş için aynı uyarı yapıyor. THY, Anadolu Jet, Pegasus, Atlas Jet birbiri ardından inip kalkıyor. Şehirlerarası KKTC trafiği de yoğun. Çünkü yabancı turistlerle beraber, Kıbrıs Rum Kesimi vatandaşları da KKTC’ye daha ucuz ve daha konforlu olduğu için her hafta geliyor, kalıyor, dinleniyor ve dönüyor. İkili anlaşmalar Kuzey ve Güney Kıbrıs vatandaşlarına böyle bir hak tanıyor. Rum kesimine gelen yabancılar da böyle bir hakkı kullanabiliyorlar. Ancak direkt Kuzey Kıbrıs’a gelen diğer ülke vatandaşları böyle bir haktan mahrumlar. Buna rağmen KKTC mutlu, umutlu ve yarına daha sağlam bakabiliyor.

 

KKTC’YE TÜRKİYE’DEN DENİZ ÜSSÜ MÜ?

 

Çünkü Mısır ve İsrail’in de Kuzey Kıbrıs ile flört ederek Akdeniz’deki uluslararası sularda petrol ve doğalgaz aramaları dolayısıyla; dalaşma ihtimali artıyor. Türkiye’nin bu nedenle KKTC’de bir deniz üssü kurma çalışmalarına başladığı bildirildi. Türkiye’de aynı bölgede karşılık vererek doğalgaz ve petrol aramalarını sürdürüyor. Haberi Kıbrıs Rum basını da abartarak yayınladı. Nereden bakarsanız bakınız bu haliyle Kıbrıs Sorunu Rumların aleyhine işliyor. Çünkü AB üyeliği onları rahatlatmış gibi görünse de AB ülkelerinde ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Zaten Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis “Kıbrıs sorunu unutulmuş gibi görünse de, ön plana geri dönecek. Çünkü mevcut durum durağan değil” diyor.

 

Türkiye’nin AB üyeliği konusunda Ankara’nın önüne hep Kıbrıs Sorunu çıkarılıyor. Bu şöyle bir ikiyüzlülük… AB Mevzuatına göre; bölünmüş ülke ve başkentler aralarında anlaşma sağlanmazsa Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilemezler. Ama Kıbrıs Rum Kesimi AB üyesi yapıldı. Tam bir hukuk tanımazlık… Dünyada artık Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi, Berlin’in yeniden başkent olmasıyla tek bölünmüş ülke ve başkent Kıbrıs kaldı. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Atina’nın darbeye kalkışan FETO’cu subaylara kanat germesini eleştirdi Yunan Medyasına demeç verirken. Petrol ve doğalgaz gerilimi için de “Kıbrıslı Rumlarla iş yapan şirketler kar zarar analizini iyi değerlendirmeli. Yakında Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de  Türkiye kendi hidrokarbon çıkarma faaliyetlerine başlayacak” dedi. Ankara ve Türk halkı Avrupa Birliği üyeliği ve standardından vazgeçmedi.  Girişimini artırarak sürdürüyor.

 

HÜR BASIN ÖZGÜR KALEMLER

 

9 Günlük Kurban Bayramı Tatili dolayısıyla Türk Hava Yolları 40 bin uçuş gerçekleştirmiş ve 6.5 milyon yolcu taşımış.

 

KKTC elbette Türkiye’deki gelişmelerden etkileniyor. Mesela dövizin zapt edilemeyen yükselişi üzerine Lefkoşe’de Kuzey Kıbrıs Hükumeti dövizi sabitledi. Ama pahalılığa karşı henüz bir tedbiri yok, dolayısıyla çok da tartışmalar olabiliyor. Eğitim ise henüz nasibini almamış, kalitesini sürdürüyor. Değerli dostum Işılay Arkan’ın bir zamanlar müdürlüğünü üslendiği Türk Maarif Koleji kalitesinden taviz vermiyor. Yeni Bakış gazetesi ise aynı fikirde değil krizin eğitimi de vurduğunu manşetine taşıyor. KKTC’de yayınlanan gazetelerde tartışma ve analizler dikkat çekici boyutta. Gazete yazarları KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın bayram süresince sesi soluğu çıkmadığını ileri sürerek nere olduklarını sorabiliyorlar! Çok ciddi eleştiriler medyada yer alabiliyor. Meslektaşlarımı kutluyorum.

 

MÜZİK ÖNDE, SANATÇILAR EN ÖNDE

 

KKTC Din İşleri Başkanı Prof. Dr. Talip Atalay, Kurban Bayramı vesilesiyle Rum kesiminde kalan Hala Sultan Tekkesi’ni Lefkoşa, Gazimagusa, Girne, Güzelyurt, Lefke ve İskele’den gelen ziyaretçiler için otobüslerle Metehan Sınır Kapısından Güney’e geçirerek ziyaret ve dua etmelerini sağladı.

 

Öte yandan KKTC’de Eylül ayı festivaller ile geçiyor. 16. Uluslararası KKTC Müzik Festivali bu ay içinde. Gazimagusa’da birbiri ardından değişik etkinlikler sıralanıyor. Işık Kitapevi’nin kitap fuarı ise imza günleriyle 15 gün devam edecek. Her bir bölgede ayrı ayrı etkinlikler. Ama tümünde de müzik ilk sıralarda. Çünkü Beşparmak Dağların tepesinde bile gece kulübü var, lokantalar var, diskolar vs. var.

 

SON GÜN

 

Artık Girne’ye, Çatalköy’e veda zamanı. Furkan-İsmail Tirali arabalarıyla beni ve eşimi Ercan’a bırakmak üzere dağlardan yola çıktık. KKTC’de bazı yollar yenileniyor, bazıları tamir ediliyor, bazıları duble yapılıyor. Ama yolların tümünde reklamlar, ilanlar var. Bazıları ışıklı. Mısırlı sanatçı Kadim El Sahir de bu dev reklam panolarından birinde size tebessüm ediyor. Daha çok reklamlar turizme yönelik ve casino ilanları. Dikkatli bir sürücü çünkü trafik soldan; hem reklamları izleyebilir, hem de yolu şaşırmaz, kaza yapmaz.

 

 

 

HAVAALANINDA GREV

 

Trafik rahattı, yolun iki yanında inşaatlar devam ediyordu. Taş ocağı ve çimento fabrikası çevreyi kirletiyordu. Ağaçlar toz içindeydi. Üzüldüm. Askeri bölgeden geçerken herkes hızını düşürüyor. Biz de öyle yaptık. Zaten trafik levha ve işaretleri var yol boyunca. Çatalköy’den Ercan Havaalanına 20 dakikada geldik. Daha iki saatten fazla zamanımız var. Vedalaştık. Sonra işkenceler başladı her hava alanında olduğu gibi. Pantolon kemerine, kol saatine kadar çıkartıyorsunuz. Polis isterse ayakkabılarınızı da çıkartarak galoş ile bırakabiliyor. Her ne ise geçtik bu uzun kuyruktan. Biletimizi çocuklar çek ettirmiş, koltuk numaramıza kadar almışlardı. Fakat yine ikinci bu kuyruğa da girmek zorundayız valizlerinizi veriyor, bilet koçanınızı alıyorsunuz. Zaman geçmek bilmiyor. Allah’tan güya bayram tatili çoktan bitmişti, fakat yine kuyruklar uzayıp gidiyor. Tek sevindiğim Ercan Havaalanı Hava Kontrolörlerinin grevinin sona ermesi. Bizde bir önceki akşam uçağının yolcuları grev yüzünden uçamamış ve otellerine geri dönmüşler. Düşünebilir misiniz ne büyük işkence?!. Yıllar önce Endonezya’dan dönerken Roma’dan İstanbul uçağına bineceğimiz sırada böyle bir grev yaşamıştım, nasıl yapıldığını çok iyi biliyordum. Şükür bu defa öyle olmadı, grev yaşamadık. Ama emekçilerin hakkı varsa da verilmeli, kul hakkına tenezzül etmemeli özellikle de önce devlet, sonra işverenler.

 

 

 

SİZ NASIL GİRDİNİZ KKTC’YE?

 

İkinci defa polis kontrolünden önce hanım geçti, ben kaldım. Genç polis yüzüme bakıyor, şaşırmış vaziyette, evraklarımı inceledi ve sonra dayanamadı sordu “Siz KKTC’ye nasıl girdiniz?” Şimdi şaşırma sırası bende. KKTC’ye nasıl girmişim acaba? Elbette 15 gün kadar önce uçakla geldim, öyle girdim içeri. Kimlik kartı ile seyahat edenler için hudut kapılarında verilen giriş-çıkış formunu imzaladım, mühürlettim ve girdim. Hep böylesi yaramazlıklar beni bulur zaman zaman. Kazakistan Almatı’da da öyle olmuştu. Girdiğimiz pasaportla çıkmama polis müsaade etmiyordu. Ailem geçti, ben orada kala kaldım. Koşarak THY yetkililerini gitmiştim. Görevli tebessüm etti, bir sorun olmadığını anlayınca da “Polis sizden en az 50 $ istiyor, bunun manası bu.” Hayatımda hiç rüşvet vermedim ve almadım. İlk defa orada yaşadım. Pasaportun içine 50 $ koyduk ve geçtik. Bunlar olurken polis kameranın yönünü de değiştirmişti. İçeri geçtim, bu defa bir başka polis beni odaya aldı. Üzerimiz yeniden teknik araçlarla arandı. Sonra serbest bırakıldım ve İstanbul’a uçtum.

 

- Mehmet Bey bilgisayarda girişinizi bulamadım, üzgünüm!

 

Bunu KKTC Pasaport Polisi söylüyordu. Öylesine de soğukkanlıydı. Ercan’da da yeni bir skandal mı yaşayacağım diye düşünürken polis evraklarımı imzaladı, mühürledi ve geçişime izin vererek “İyi yolculuklar” diledi. Oh be! Hanım da bana kıkır kır gülüyor, “Böylesi şeyler hep sana rastlıyor” diye Almatı olayını hatırlayıp gülüştük.

 

KONUKLARI BİLGİLENDİRME GEREĞİ

 

Ercan Havaalanındaki freshop çok büyük. Alışverişler Euro üzerinden TL olarak yapılabiliyor. En fazla reyonlarda alkollü içecekler, tütün mamulleri ve çikolata sergilenmiş. Buradan alış verişleriniz gümrükten muaf ve uçağa rahatlıkla alabiliyorsunuz. Fakat öyle hızlı bir alış veriş yoktu. Çünkü fiyatlar şehirde daha ucuzdu. Sadece valizlere yerleştirme riski vardı.

 

Genelde bütün uçaklarda ve hava limanlarında giden ve gelen yolcuların bilgilenmesi için bedava dergiler verilir, dağıtılır, belli yerlere konularak yolcuların almaları sağlanır. KKTC’de hem müzelerde ve hem de havalimanında bu eksik. Havaalanında yatırım partnerlerinin, bankaların, bazı otellerin birkaç sahifelik broşürleri vardı. Müzelerde, şehitlikte olduğu gibi havalimanında da böyle bir kitapçık, risale, dergi yoktu. Bir yatırım bankası 15.000$’a kadar ödül vaat ettiği broşüründe forex anlatıyor, ücretsiz denenmesini istiyor, neden klas fx sorusunu cevaplıyor, kripto para piyasalarına (Bitcoin, Litecoin ve Ethereum) nasıl girileceğini anlatıyordu. Teknolojik gelişmeler, robotlar yeni bir insan tipi ve ticaret şekli ortaya çıkarıyor ki, yeni neslin bunları çok iyi bilmesi gerekiyor.

 

YALANCILIK TEHLİKELİ BOYUTTA

 

Uçağımız tam zamanında hareket edecek diye içeri girip oturduk. Beklemeye başladık. 3, derken 5 dakika geçti kalkmadı. 10 dakika sonra da değişen bir şey olmadı. 15. Dakikada yolcular tepki göstermeye başladı. Ancak yarım saat sonra uçabildik. Nedeni de geç kalan bir hanım yolcu koşarak uçağa girmiş, yerine oturmuş, uçak hareket edecekken Anadolu Jet Pilotuna “Çocuklarım gelmedi, onları almadan uçamazsınız” demiş. Oysa herkesin en az iki saat önceden havalimanında olması gerekiyor. Peki, çocuklar nerede? Yalan söylemiş, kuyruk uzun olduğu için pasaport sırasında bekliyorlar falan demiş. Oysa otellerinden çıkmamışlar bile. Bunun üzerine telsiz konuşmaları başlamış, genel müdürlük haberdar edilmiş. Bir de baktık ki yarım saat kadar rötar yapmışız.

 

Başka ülkelerde olsa mevzuata uymayan yolcular (akıllı telefonunu kapatmayan, başkalarını rahatsız eden, sarhoş olan, sarkıntılık yapan, tacizde bulunan, sürekli tartışarak huzuru bozan vs.) belli süreler içinde söz konusu firmanın ve anlaşma yaptığı diğer şirket uçaklarıyla kesinlikle seyahat edemez. Bunu bir İstanbul-Bakü seyahatimde yaşadım. Bir işadamı bir sene kadar uçakla seyahat edemedi cep telefonunun uçak kalktıktan sonra kullandığı için.

 

MERHABA İSTANBUL

 

Kalkıştan hemen sonra gecikme için özür dilenmedi, ancak hosteslerden sandviç ve içecek dağıtımı sırasında durumu öğrendik. 75 dakika sonra dakika sonra Sabiha Gökçen’de idik.  Pasaport polislerinin kontrol yaptıkları stantlarda sayısı artırınca birden bire biriken yolcu trafiğine rağmen fazla zaman kaybetmedik. “Mehmet Abi hoş geldin” dedi pasaport polisi. Yazar olmanın, gazetecilik yapmanın böyle avantajları var işte. Merhaba İstanbul.

 

 

 

 

Benzer Haberler

ALTIN Vatandaş yastık altındaki tonlarca altınını çıkarıp satmış. “Kim aldı”ya gitmiştir!…...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “YİYECEĞİNİ KÖTÜLEYEN KİŞİNİN SOFRASINDA YEMEK YEME.” (Çerkez...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Konuşma; insanın, hemcinslerine meramını anlatabilme özelliğidir....

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

ALTIN Vatandaş yastık altındaki tonlarca altınını çıkarıp satmış. “Kim...

Kilis’in Bilinmeyen Yemek Çeş...

Metin MERCİMEK “YİYECEĞİNİ KÖTÜLEYEN KİŞİNİN SOFRASINDA YEMEK...

Dile Hâkimiyet, Sahibini Yüceltir

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Konuşma; insanın, hemcinslerine meramını...

Zeynep…

Mahmut KANMAZ Günleriniz mutlu ve umutlarınız bereketli olsun derken, tekrar...

HAZAN MEVSİMİ

Buğulu gözlerin oldum esiri Dil söylemez oldu bakışıyoruz Gençlik kâsesinden...

YAĞMUR

En güzel sesi sorsalar? Yağmur sesi, derim. Uzun zamandır, O sese hasretim....

Kilis nüfusu 5 bin kişi arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi...

“Haksız rekabet yapanlara para ceza...

Kilis Valisi Dr. Mehmet Tekinarslan, “Kamu hizmetleri ile piyasa koşullarında...

Kilis Adliyesi’ne tercüman al...

Kilis Adliyesi’ne ihtiyaç duyulacak dillerde tercüman bilirkişiler görevlendirilecek....

DEAŞ sanığı 6 yabancı uyrukluya hap...

Kilis’te terör örgütü DEAŞ üyesi oldukları iddiasıyla yargılanan,...

Köy temsilcileriyle tanışma ve isti...

Kilis AK Parti İl Başkanı Av. Murat Karataş, köy temsilcileriyle tanışma...

Minikler kütüphaneyle tanıştı

Kilis’te minik öğrenciler, İl Halk Kütüphanesi’ni ziyaret etti....

El yıkamanın önemi uygulamalı anlat...

Kilis’te 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü nedeniyle düzenlenen programda, TOKİ...

Çadırda eğitim gören öğrencileri zi...

Kilis İl Milli Eğitim Müdürü Muhammet Şahinkaya. Fırat Kalkanı Operasyonu...

Kadına karşı şiddet arttı [ASAYİŞ T...

Kilis’te iki ayrı olayda kadınlara karşı şiddet uygulandı. Ekrem Çetin...

Kilis’te evde çıkan yangın korkuttu...

Kilis’te bir evin damında çıkan yangın kısa sürede söndürüldü. Edinilen...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

BALIK Balık, kalbin dostuymuş. Tabi yerken, alırken değil!… *** RAPOR...

Kilis’in Bilinmeyen Yemek Çeş...

Metin MERCİMEK “YEMEK YAPMAK, SANATLARIN EN GÜZELİ VE KUSURSUZUDUR. BEŞ...