Dolar 17,9331
Euro 18,4099
Altın 1.039,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 34°C
Açık
Kilis
34°C
Açık
Paz 33°C
Pts 35°C
Sal 36°C
Çar 37°C

KKTC’de “İşsizlik ve Geçim Sıkıntısı” İmrenerek Duymadıklarımdan

KKTC’de “İşsizlik ve Geçim Sıkıntısı” İmrenerek Duymadıklarımdan
A+
A-
09.09.2019
434
ABONE OL

Mehmet Şenay TAŞKENT

 

Türkiye gündemini kemiren sorunların başında gelen işsizlik ve geçim sıkıntısı ile ilgili, KKTC’de bulunduğum sürece halktan hiçbir sızlanma duymadım desem abartmamış olurum.

Ada’da tarımla uğraşanların sayısı da çok az. Görüştüğüm pek çok KKTC’liler, yeterli yağışı topraklarının görmediği ve sulu tarımı gerçekleştiremediklerini, sadece turunçgillerden narenciye türü meyveler, kısmen patates, üzüm ve zeytin yetiştiriciliği, kısmen de seracılıkla uğraşıldığı, bunlarında ada halkının ihtiyacını karşılamadığı bilgisini verdiler. Hal böyle olunca, özellikle Türkiye’den getirilen pek çok sebze, meyveler dâhil her şey oldukça pahalı.

İlk defa vatan parçası olarak gördüğüm böyle bir yerde şaşkınlık ve ilginçliklere tanık oldum. Ekonomisi ve yatırımları bile Türkiye’ye bağımlı. Adanın büyük ölçüde su sorununu bile, Türkiye’den Deniz altından borulara yapılan taşımacılıkla, geçtiğimiz yıllarda hizmete açılan Girne yakınlarındaki Geçitköy adlı bir baraj sayesinde nispi giderilmiş.  Türkiye’den gönderilen bu su, içme, kullanma ve bir kısmı da sulama amaçlı kullanılır olmuş, ancak, “Yeterli olmadığı gün gibi aşikâr” diyenler çoğunlukta. Yetkili bakanlıkça tespit edilen noktalara az da olsa yağacak yağmurları tutacak birer suni göl ve göletler inşa edilse, bir nebze yaşanan susuzluğa katkı verir diye düşünüyorum. Daha ilginci, yeraltı su aranması ile ilgili sondajlarda vurulmuyor olduğu, edindiğim farklı bilgilerden.

kıbrıs4

Anlatmakla bitiremeyeceğim o kadar farklılar var ki KKTC’de. Kent yönetimlerinde mülki idare amirliği görevini Kaymakamlar yürütüyor mesela. Valilik diye bir makam yok. 6 idari bölge ve 6 ilçeye ayrılmış yönetim. Kaymakamlar, ulusal yönetimin temsilcisi statüsündeler. Lefkoşa KKTC’nin başkenti ama diğer illerinden tek farkı Bakanlıkların burada olması… Yerel yönetimler burada da mevcut. KENT’te yaşayanlara çoğu hizmetleri, tıpkı bizdekiler gibi Belediye Başkanlıkları veriyor. Söz Lefkoşa’dan açılmış iken, buradan da kısaca bahsetmede etmekte yarar olacak.

Nüfusu giriş tabelasında 98.739 yazıyor. Ancak, gerçek nüfusun verilen bu rakamdan daha fazla olduğu konusunda çelişkili rakamlar veriliyor. Adadaki Türk kesimi yönetiminin emir ve komutası buradan çıkıyor. Şehir yapılanması daha önce sözünü ettiğim gibi, çok katlı değil. Şehrin orta kesimi eski ve tarihi yapılardan oluşmuş. Daha ilginç olanı, Lefkoşa’da bir mahalle ortadan ikiye bölünüp Rum kesimi ile sınır belirlenmiş. İki sınır kapısı arasında Birleşmiş Milletlerin yönetimindeki küçük bir tampon bölge var. Yaya geçişlere açılmış bu sınır kapısının bir diğeri de var. O da araçla geçişlere açılan sınır kapısı olmuş.

Oldukça tuhaf olan böyle bir sınır kapısını ilk kez gördüm. Mahalle sıradan tel örgü ile çevrili olup, insanlar birbirlerine selam verip, selam bile alabiliyorlar. Kısacası tel örgü olmasa iç içe yaşanılan bir görüntü sergilemiş olacak. Lakin bir detaydan da söz etmeden geçemeyeceğim, bu yakın görüntülerin en belirgin olduğu bir parkta gördüğüm görüntü beni üzdü. Böylesi kritik bir noktadaki parkın atıl vaziyette bırakılmış olması çok çirkin bir görüntü oluşturmuş. Bir Türk vatandaşı olarak bunu kabullenmem mümkün değil.

Lefkoşa’da edindiğim bir başka izlenim de tarihi eserleri korumayı bilmiş olmalarıdır. Surları, Osmanlının hüküm sürdüğü dönemlerde yapılmış camileri ve koruma altına alınmış kimi sokak düzenlemeleri görenlere tarihi yeniden yaşatacak cinsten.

Özellikle Lefkoşa’da mesai bitimi oluşan trafik sorunu, tıpkı İstanbul’un bir başka versiyonu gibi. Lakin İstanbul’dan tek farkı, hiç klakson çalmamaları… Tek tük çalan olsa bile, çalanlara güzel gözle bakılmıyor. Bir de yayalara verdikleri geçiş üstünlüğü. Hangi koşulda olursa olsun, yayalara karşı olağanüstü kibarlar. “Keşke, bizim ülkede de böyle olsa!” demekten kendimi alamıyorum.

(Devam edecek)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.