Kuduz Kınası

10 Şub 2019 Paz 20:14
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Aysel MASMANACI BEŞOĞLU

 

Yıl 1985. Gaziantep’te Düztepe İlköğretim Okulu’nda çalışıyorum. Evim Vali Konağı’nın arkasındaydı. O zamanlar Antep’in kışları çok soğuk ve genelde karlı geçerdi. O dönemlerde her gün okula iki otobüsle gider gelirdik. Rüştü Uzel Meslek Lisesi’nin önünde iner, Karşıyaka’dan gelen Yukarıbayır otobüsüne biner, okula öyle giderdik. Karlı günlerde otobüs Düztepe yokuşuna çıkmazdı. O yokuşu yürüyerek, ayaklarımız su içinde, düşmemek için kaya kaya güç bela tırmanırdık.Bu zor şartlarda çalışmamak için evimizi Düztepe’ye taşıdık. Evim okula çok yakındı. Üstelik o sokakta Kilisli birkaç komşum da vardı. İki Kilisli komşumun iki çocuğun da öğretmenleriydim.

Zeliha Teyze ve ailesi Antep’in Sarılar Köyündendi. İki gelinini de köyden almıştı. İki küçük torunu vardı. İki sokak ilerideki evden her sabah torununa taze sağılmış inek sütü alırdı. Benim de iki yaşındaki kızıma süt alabileceğini söyledi.Allah rahmet eylesin çok iyi niyetli bir teyzemdi. Birbirimizi ana-kız gibi çok severdik.
Hergün sabah bize uğrar, para ile satılı alır torunlarına ve kızıma süt almaya giderdi.
Bir sabah erkenden geldi, benden satılı aldı, yine süt almaya gitti. Dönüşte elinde birer süt satılı ve bir de fırından aldığı bir deste sıcak pide ekmekle eve doğru yürürken, karşısına kocaman bir sokak köpeği çıkmış. Rahmetli köpeklerden çok korkardı. Köpeği görünce tırsıp koşarcasına oradan bir an önce uzaklaşmak isterken, aç olduğunu sandığımız köpek Zeliha Teyze’nin peşine düşmüş. Elindeki ekmeği kokluyormuş. İki eli dolu olduğundan ekmeği köpeğe verememiş. Köpek üstüne sıçramış. O da köpeğe tekme atmak isteyince köpek de kadıncağızın bacağını ısırmış.
Okula gitmek için hazırlanıyordum ki, kapının hem zili çaldı, hem de kapı hızlı hızlı tekmelendi.
- Hocahanım! Hocahanım! Tez aç gapıyı, diye bir ses aldım.

Bu Zeliha Teyze’nin sesiydi! İnliyordu!
Koşarak indim kapıyı açtım ki ne göreyim! Kadın yere düştü düşecek!
Beni ittirerek kapıyı korkuyla, hızlıca kapattı, kapının arkasına soluk soluğa dayandı. Oradan bir köpeğin uzaklaştığını gördüm. Zeliha Teyze perişan haldeydi. Başındaki eşarp omuzlarına düşmüş, saçı başı dağılmış halde, korkudan gözleri yuvasından oynamış, soluk soluğa boş satılları birden yere attı. Bir elini sanki o an duracakmış gibi çarpan kalbinin sütüne bastırıyor, diğer eliyle de kanayan bacağını acı ile tutuyordu.
Kadının bu haline hiçbir anlam veremedim. Aklıma gelen bir tek ihtimal vardı. Kadıncağızı araba çarpmış olmalıydı!
- Aman Zeliha Teyze nedir bu halin? Sana ne oldu böyle? Araba mı çarptı?
- Aman ne biliymgızım, yolda beni bir it kaptı!
- Neeee?! Yani seni köpek mi ısırdı? Hani nereni ısırdı?
Eliyle sol bacağını gösterdi. Eğilip baktım ki kadının ayağındaki pijama altının sol bacağı yırtılmış! Pijamasını yukarıya çektiğimde yırtık yerin altında kanamış diş izleri görünce birden ellerim titremeye başladı.Hemen koştum ecza dolabımdan tentürdiyot ve pamuk paketini kaptım, mutfaktan da bir bardak su getirdim. Suyu içirdim. Bacağına tentürdiyotlu pamuğu hafifçe bastırdım. Bakıcıya çocuğu teslim ederek hemen bir taksi çağırarak kadıncağızı en yakın hastaneye götürdüm, acil girişi yaptırdım. Eşim o gün nöbetçi olduğu için evden benden önce çıkmıştı. Ne eşime, ne okul müdürüne, ne de Zeliha Teyze’nin ailesine haber veremeden alelacele çıkmıştık.
Acilde hemşire olan bir arkadaşım vardı. Koştum onu buldum. Sağ olsun onun yardımlarıyla da nöbetçi doktor hemen geldi. Zeliha Teyze’nin köpeğin ısırdığı yeri pansuman etti, göbeğinden bir kuduz iğnesi yaptı. Emel hemşireden okula telefon etmem için izin aldım. Hemşire odasından müdürü aradım, durumu kısaca anlatarak derse biraz gecikebileceğimi söyledim. O da ben gelinceye kadar sınıfıma gireceğini söyleyince biraz rahatladım. Taksi ile Zeliha Teyze’yi evine bırakıp hemen okula koşmalıydım.

Zeliha Teyze’yi gelinlerinin yardımı ile yatağına yatırdık. Küçük gelini Leyla:
- Ammanıg! Ne’oldubuna? Ana, gızn’oluksanga be’yle?
- Amman! …..han evi haraba galasıca bir it kaptı beni!
Öteki gelini:
- Aboooo!… Ya it guduzsagudurur bu arvat vallahi!
Öteki gelin:
- Gızsussaney! Ne guduzuymuş?
- Guduz mu? Aneeeyyy… Ben gorkiym! Ya biz de guduz olursak!
- Endam lütfen öyle konuşma! Bak zaten anneniz rahatsız! Bırakın  dinlensin? Sonra konuşuruz! Aşısını yaptırdım. İki saat bir şey yememeliymiş. Ben okula geç kaldım zaten! Okul çıkışında ben tekrar gelirim.
Küçük gelin:
- Desenize ahşama şenlik var!
- Ne şenliği Leyla,ne diyorsun?
- Ne şenliği olucu hocam! Kuduz kınası helbet! Kuduz kınası yapıcık kaynanama!
- Ya ne kuduz kınasıymış Allah aşkına? Kadına kuduz aşısı yaptırdım getirdim! Daha ne kınasıymış?
- Olsung hocam adettir biz yaparık!
- Ben okula geç kaldım. İki saat sonra kadıncağıza hafif bir kahvaltı yaptırın. Hadi hoşçakalın…

Okulda yirmi dakikalık uzun teneffüsteyiz. Öğretmenler odasında öğretmen arkadaşlarımızla çay içiyor ve sohbet ediyoruz. Yanımda oturan arkadaşlardan beş-altı tanesi Kilisli… Bayan arkadaşlardan birinin kızı evleniyormuş. Hepimizi kızının kınasına ve düğününe davet etti. Kına mevzusu geçince Zeliha Teyze aklıma geldi.
- Arkadaşlar bir şey soracağım. Kuduz kınası nasıl ve ne zaman oluyor bilen var mı?
Kimseden ses çıkmadı. Sadece bir arkadaşım:
- Köpek ısıran kişilere ya da kendisini rüyasında köpek ısıranlara veya köpek ısırmasından dolayı rüyasında korkan bebek emziren kadınların sütü kesildiğinde sütünün gelmesi için bu kına yapılır. Kırk gün kuduz aşısı yapıldıktan sonra kırkıncı günün gecesinde köpek ısıran kişi ve yakınları sabaha kadar uyumazlar.
- Ben daha önce böyle bir kına olayı duymuştum ama hiç görmedim. Demek kırk gün sonra yapılıyor! Teşekkürler Hocanım.

Okul paydasından sonra eve geldim. Biraz birşeyler atıştırıp kızımın çorbasını içirdikten sonra, Kilis’te oturan anneme telefon açtım. Kuduz kınası hakkında bildiklerini ve gördüklerini anlattı. Anlattığı şeyler, öğretmen arkadaşımın anlattıkları ile bağdaşıyordu. Kızımı kucağıma alarak Zeliha Teyze’ye gittim! Beni görünce yatakta doğruldu. Rahatsız olmamasını söyledim. Gelini Endam:
- Ağşama kınaya geliyg mi hocam?
- Endam, sen yanlış biliyorsun. Annene kırk gün boyunca, ki bu günü sayma, otuz dokuz gün daha her gün hastaneye götürüp, göbeğinden kuduz aşısı yaptıracaksınız. O kına kırkıncı gecede yapılırmış.
- Demek öyle. Desene yattı bizim ağşamki şenlik! Ben de kınada ne geyim deydim! (diyordum)
Öteki gelin de:
- Gız vallahi ben de berbere gedip saçımı başımı yaptırıciydimtaman!
Komşuma ayıp olmasın diye kahkaha atmamak için dudaklarımı ısırıyor, başımı kızımın kıvırcık saçlı başının ardına gizliyor, kendimi zor tutuyordum.
***
Aradan kırk gün geçti… Bu süre içinde bazen oğlanları, bazen gelinleri Zeliha Teyze’yi hastaneye götürüp göbeğinden kuduz aşısını yaptırmışlardı. Kırkıncı gün Cumartesi gününe denk gelmişti. Öğlene doğru Endam geldi, kınayı akşama yapacaklarını, benim de gelmemi, kayınvalidesinin beni davet ettiğini söyledi. Aslında o hafta sonu Kilis’e ailemin yanına gitmek istiyordum.
Fakat bu kuduz kınasının nasıl yapıldığını da merak ediyordum. O hafta Kilis’e gitmekten vazgeçtim.
***
Nihayet kına gecesi geldi çattı. Akşam yemeğinden sonra kızımı uyutup, babasına bıraktıktan sonra, Zeliha teyzelere gittim. Salon kadın, genç kız doluydu. Birkaç da çocuk vardı. Herkes ak pak giyinmişti. Zeliha Teyze yeni, üstü minik çiçek desenli nefti yeşil bir elbise giymiş, başına da bembeyaz bir tülbent bağlamış, elinde bir tespih, yerdeki minderin üzerine bağdaş kurmuş oturuyordu. Yüzü, yanakları pırıl pırıl parlıyordu. Misafirlerin bir kısmı kanepede, bir kısmı yer minderlerinde oturuyorlardı. Kilisli komşularım da gelmişlerdi. Hatır sorma, sohbet faslından sonra İçeriye 28-30 yaşlarında genç bir hanım girdi. Onu da Zeliha Teyze’nin yanındaki yer minderine oturttular.

maske
Küçük gelinin kızkardeşi hemen gelinin yanına gelerek:
- Gınanıng ikinci gelini de sesnsing bacım! Seni de uyhungda it mi ısırdı? Vah vah! Fuharanıgsüdükesilik? Süs gelmeymiş!
Kilisli komşum kızın ettiği bu hamlık karşısında büyük bir olgunlukla:
- Be’ kele kızım beyle şeyler söylenir mi heç? Eybuşşuuummm! (kınama sözcüğü) Kele arvadıng suratına mı söyleng sen de!
- Niye n’oliy ki?
- N’olması var mı! Öllüyüng körü olor!…Tılısımbozulur taman!
- Aboooo… Kilisli misiniz değil misingiz! Valla gorhulur sizden!
- Yeriiii!…Entepli, asıl sizden korkulur! Teheeeg! Ülüüümmm! Yılanı torbaya komuşlar da yılan, “Amannıg! Entepli beni sokor!” demiş!

- Uyyy!…Uydurmaseneg! Asıl yılan deykine: “Yetişing A dostlar beni Kilisli sokiy!”
Ama bunları söylerken, birbirine göz kırpıyor ve gülerek söyleşiyorlardı. Herkes katıla katıla gülüyor, bir Antepli ile bir Kilislinin şakalarına kıkırdıyorlardı. Ben de gülme krizine girmiştim.

Antepli ve Kilisli komşuların şakalarıyla kuduz kınası güzel ve neşeli başladı. Kuzine sobanın üstünde koca bir tencerede kocabaş (şeker pancarı) ve bir tencere de buğday hediği kaynıyordu.
- Getiring anam getiring şu köpeyigetiring bakım! Zeliha Bacım’ın bacağını nasıl ısırırmış cin çalasıca da dert tutasıca! Aha şu teze gelini de düşünde ısırmış! Kırtçalasıca da, han evi haraba kalasıca!
Derken bir baktık ki siyah kartondan yapılmış bir köpek maskesini başına geçirmiş bir kadın içeri girdi. Doğruca Zeliha Teyze’nin üstüne üstüne geldi. Ağzını uzatıp bacağını ısırır gibi bir hareket yaptı. Zeliha Teyze de elinden itelercesine “hoşt!…hoşt!” diye köpeği kendinden uzaklaştırmaya çalıştı. Zeliha Teyze sanki o anı bir daha yaşıyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu.
“GEÇTİ DE GİTTİ MAŞALLAH! GEÇTİ DE GİTTİ MAŞALLAH!..”diyerek zılgıt çaldılar! Zılgıtlar kesilince köpek maskeli kadın bu defa rüyasında kendisini köpek ısıran genç kadının üzerine yürüdü. Ellerini kadının göğsüne üç defa sürdü. Kadınlar bu defa:
“SÜTÜ GELDİ MAŞALLAH! SÜTÜ GELDİ MAŞALLAH!…” diyerek yine zılgıt çaldılar. Genç kadın elini göğsüne koydu. Sanki göğsünden yeniden süt gelmiş gibi yüzünde bir gülümseme ile bakıyordu.
Kendi kendime, “Bu da bir tür terapi! Tamamıyla psikolojik bir durum diye düşündüm.
- Deying bakalım vurungdürbekeyi (darbukayı)!… Kez Emine çal!
Kak bakalım Şaziye sen yeğin güzel oynag! Kalk de! Nazlanma!
- Ben bilmem vallah! Aha Eyyüş’ükaldırıng! Eyyüş:
- Ben oynamayı bilmem vallah!
- De hös hoşşik! Yalan söyleme, şimdi çarpılıngvallah! Nasıl da nazlanor! Kuduz kınası deği hesaba almongzahar! Başka kına olsa kıvırıng amma!

Şaziye ile Eyyüş bir oynadılar, ağzım açık kaldı!
- Kez Entepli gel bakım siz de oynayıng. Neyi oynucuguz?
Sarışın, uzun boylu bir kadın ortaya girdi. Şeyi çalın bee!…
- Neyi çalak bacım söyle!
“Bahçalarda mor beni
Verem ettig sen beni!
Nasıl verem olmayım
Eller sarıyor seni!”
Türkünün ritmine uygun oynuyordu.
Sonra Kilisli komşular oyuna kalktılar.
Kilis türküsünü çalıp söylememeye başladılar.

- ZEYTİNYAĞI YİYEMEM AMAN…
BASMA DA FİSTAN GEYEMEM AMAN…
BASMA DA FİSTAN GEYEMEM AMAN!
SENİNG KİMİ CAHALA
BEN EFENDİM DEYEMEM AMAN!
Şaziye ortaya girdi oynamaya başladı.
Orta boylu esmer bir kadındı. Zeliha Teyzenin gelinleri pek süslenmişlerdi. Kuaföre gidip saçlarını yaptırmışlardı. İkisinde oynamaya başladılar.
Gece bir hayli geç olmuştu. Saat neredeyse 24’ü geçiyordu. Kadınlar da oynamaktan yorulmuşlardı. Sobanın üstünde kaynayan şeker pancarları dilim dilim soyuldu. Tabaklara yerleştirildi yanına da mayanalı (anasonlu) hedik koydular. Hediğin üstüne isteyen tarçın ve toz şeker, isteyen ceviz serperek yediler.
Zeliha Teyze’nin gelinleri ortalıkta dönüyorlardı. Sonra iki gelin oynamaya başladılar. İkisi de birbirine nispet yaparmış gibi birbirini süzerek oynuyorlardı. En son da;

“Antep’in etrafı gül ile diken,
Ayrılıktır belimi büken!
Sinem’i saraydım derken
Felek bizi nazlı yârdan ayırdı” türküsünü söyleyerek oynadılar.
Durun dedi orada oturan bir kadın size bir fıkra angladım.
- Anglat, dediler kadınlar.
Fıkralar, hikâyeler devam etti… Bazı kadınlar esnemeye başladılar.
“Heç boşuna esnemeying bacılar… Böyce(bu gece) gün ağarıncaya gadar uyumak yok! Uykusu gelen getsing yüzünü, gözünü yıhasıng! (yıkasın) kuduz kınasında uyunmaz. Uyursangıztılısım bozulur dedi. “Zeliha teyzenin kızı. Kağın bakım gelinler, micedderening (mercimekli pilav) mercimeğini vurung da anca bişer.
- Ay bir de bu saatten sonra yemek mi pişireksiniz,dedim.
- Adet böyleymiş dedi yanımda oturan bir hanım.

Devlet hastanesinde ebeymiş! Sevimli, hoş sohbet bir hanımdı.
- Ben ilk defa böyle bir kınaya katıldım. Çok tuhafıma gitti, dedi.
- Doğrusunu isterseniz ben de ilk defa görüyor ve yaşıyorum böyle birşey…
…………………………………………..
Saatler nasıl da ilerlemişti. Saat 04.30’u gösteriyordu. Uykusuzluğa dayanamayanlar hepimize iyi geceler dileyerek gittiler. Sofraya miceddere tabakları dizildi. Yanında turşu, ayran, sulu salata… Herkes yemeğini yedi, çayını içti.
- Kız Endam hamam hazır mı?
- Hazır teyze dedi, gelin.
Zeliha Teyze’yi banyoya soktular o sırada sabah ezanı okunuyordu. Tan yeri yavaş yavaş aydınlanıyordu. Banyosunu yaptırdılar. Başına tasla suyu dökerken dualar okudular. Köpeğin ısırdığı yeri ve başını ovdular. Boy abdesti de aldırıp giydirdiler. Daha sonra herkes evine dağıldı.
Zeliha teyzenin yüzündeki huzur ve mutluluk gözden kaçmıyordu. Yüzü gülüyordu. Zaten köpeğin ısırdığı yara çoktan iyileşmişti. Sütü kesilen kadın erken gitmişti bebeği ağlıyormuş.
Kadının iki gün sonra sütü gelmiş! Öyle söylediler.
Düşünüyorum da şimdi… Kuduz kınası da olsa, komşu ve akrabalarla bir araya gelerek sohbet, muhabbet etmek, birlikte yiyip içme, oyunlar, köpek maskesiyle bir tiyatro sayılacak o oyunda hep beraber rol alarak oynamak, eylenmek, hoşça vakit geçirmek! Kaybolmaya yüz turmuş, örf ve adetlerimizi yeniden hatırlamak, hatta bilmediğimiz kültür değerlerimizi öğrenmekkadar güzel bir şey olabilir mi? Burada bana da düşen bir mutluluk payı var.
Memleketimin yaşayan bir kültür değeri olmak!
Hepinize sağlıklı ve mutlu günler dilerim.
Kalın sağlıcakla…

Benzer Haberler

Sabahattin YARAR   Anamdan doğduğumdan beri süregelen bir deyim olan “KABAK TADI VERMEK”...

Yorum 
0

AŞIK   Ahmet ELMALI Bilhassa erkek çocukları arasında 2-3 kişilik gruplar oluşturularak oynanan...

Yorum 
0

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   Torunlarıma bizim hanım bakıyor. Can mektepli olduğundan...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

Kabak Tadı Bile Çok Güzel Olur

Sabahattin YARAR   Anamdan doğduğumdan beri süregelen bir deyim olan “KABAK...

60-70 Yıl Öncesi Çocukların Okulda ...

AŞIK   Ahmet ELMALI Bilhassa erkek çocukları arasında 2-3 kişilik gruplar...

Yalova’da Kaplıca Tatili

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   Torunlarıma bizim hanım bakıyor. Can...

İki Evden Birinde Diş Fırçası Yok...

Metin MERCİMEK “DİŞ AĞRISI ÇEKENLER DİŞLERİ SAĞLAM OLANLARI; YOKSULLUK...

Ruh Sağlığının Önemi

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, hayatta hepimiz kendimizi daha iyi, daha huzurlu...

Okul Kaçkını

Rafet CANPOLAT   Kilis’teki Resul Osman Dağı eteklerinde kıvrıla kıvrıla...

BU BAHAR

Nergislerde aradım gülen yüzünü. Sümbülde kokladım aşkın özünü. Al...

BU GÜN

Telgrafın teline sırrı yükledim. Enginden yüceye akıyor bu gün. Karşı...

Kilis’e mülteciler için hastane!

AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger, İstanbul’da...

Vali Soytürk, brifing aldı

Vali Recep Soytürk İl Milli Eğitim Müdürlüğünü ziyaret ederek çalışmalar...

Çocuk dilenci sayısı arttı

Kilis’te son günlerde sayısı artan çocuk dilenciler gün boyunca Cumhuriyet...

Kartalbey’de kermese ilgi

Kilis Kartalbey İlkokulu’nda okul yararına düzenlenen kermes yoğun ilgi...

Üniversitede Kariyer Günü etkinliği...

  Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu’nda Kilis...

Kalite komisyonu toplantısı geniş k...

Kilis 7 Aralık Üniversitesi eğitim, öğretim, öğrenci ve personele sağlanan...

Bilim Fuarında kan bağışı yapıldı...

Kilis’te, TÜBİTAK 4006 bilim fuarında kan bağışı kampanyası düzenlenirken,...

“El Emeği Koleksiyonu” tanımı yapıl...

Kilis’te, ”El Emeği Koleksiyonu” projesi kapsamında tanıtım...

Kilis’te yoğun sis etkili oldu

Kilis’te önceki gün sabaha karşı etkili olan sis nedeniyle sürücüler...

Yabancı’dan gazetemize ziyaret

31 Mart Mahalli İdareler Yerel seçimlerinde MHP’den Kilis Belediye Başkan...