Dolar 32,9261
Euro 35,3508
Altın 2.468,29
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 37°C
Hafif Yağmurlu
Kilis
37°C
Hafif Yağmurlu
Pts 38°C
Sal 38°C
Çar 37°C
Per 36°C

Kurban Bayramı

Kurban Bayramı
A+
A-
16.08.2019
384
ABONE OL

Mahmut İhsan KANMAZ

Selam, sevgi ve saygılarımı sunarak, mevzuya başlamak isterim.
Çok önemli iki dini bayramımızdan biri olan, “Kurban Bayramı”nı idrak ettik.
Öncelikle herkese kutlu olsun değerli ve sevgili arkadaşlarım…
Hamdolsun ve çok şükür bizleri bu günlere ulaştıran yüce Mevla’mıza…

Bilindiği gibi, kurban kesmek farzdır. Gücü olanların bu farzı yerine getirmeleri hem sevaptır ve hem de Allah’ın emirleri gereğidir.

Aslında, böylesi bayramların özünde yatan ana gaye nedir diye sorulsa, cevap hazırdır genelde…
– Birlik ve beraberliğin sağlanması.
– Akraba, dost, aile ve konu komşunun ziyaret edilmesi.
– Büyüklerin ellerinin öpülüp, hayır dualarının alınması.
– Küçüklere sevgi, şefkat gösterilmesi
– Gelip gidenlere izzet ve ikramda bulunulması.
– Birlikte yiyilip içilmesi.
– İhtiyaç sahiplerinin kollanıp gözetilmesi. Bunu yaparken de sağ elin verdiğini, sol elin bile görmemesi.
– Özellikle bu bayramda, kesilen kurbandan bir miktarının dağıtılması. vs.

Şimdi konunun burası önemlidir. Zira, inancımız gereği, kesilen kurbanın üçte biri ihtiyaç sahiplerine verilecek, üçte biri gelen misafirlerle yenilecek ve geri kalan üçte birlik kısım ise, eve ayrılacak.
Emir ve istenen uygulama böyle…
Peki, yapılabiliyor mu bu derseniz de takdirlerinize bırakırım onu da…
Neyse ben her daim olduğu üzere, yine nostalji trenine binip, oradan yazmak isterim duygularımı, yaşadıklarımı…

Eskinin bayramları şöyleydi böyleydi diye anlatıp durur ya hep büyüklerimiz…
Yanlış da değildir hani bu serzenişler.
Ben, şahsım olarak her iki hali de görmüş ve yaşamış biri olarak derim ki, evet önceleri bayramlar daha bir coşkulu kutlanırdı… Gelenek ve adetler daha bir olması gerektiği gibi uygulanırdı…
Ramazan, oruç, teravih, iftar, sahur, ramazan davulu gibi ilk dini bayramımız olan Ramazan, ya da tam adıyla Fıtır bayramını da, o kapsamda düşünün lütfen… Zaten onu da takriben bundan 70 gün kadar önce, dilimiz döndüğünce anlattık, idrak ettik ve geldik bugünlere.

Peki eskinin bayram ve tören ritüelleri daha mı farklıydı bugünkülerden diye, başlayalım isterseniz mevzuya.

Değil tabi ki, her şeyler aynı… Aynı olmayan tek şey ise, unutulan ve ihmal edilen bazı şeyler… Mesela önceden akraba ve konu komşu ilişkileri daha bir fazlayken, bugün sazı gevşemeler olmakta. Teknoloji geliştikçe, insani ilişkiler azalmakta, her şey çoklaştıkça, azın değer ve önemi unutulmakta…

Şimdi birçok ev doğazgazlı veya merkezi sistem kaloriferli. Sobalı ev yok mu? Vardır illa ki ama azaldı. Önceden kaloriferli ev parmakla gösterilirken, günümüzde ise, tersi yaşanmakta artık.
İnanır mısınız, ben o eskilerin soba keyfini, mangal telaşesini ve tandır sefasını çok özledim. Tamam şimdi her bir taraf ısınıyor ve sıcak ama sormak isterim, gönüller ısınıyor mu acaba?
Çok ta ümitsiz değilim, hatta öyle bir gayret içinde de değilim hiçbir zaman, yanlış anlaşılmasın lütfen.
Benimkisi yalnızca bir sitem ve özlem aslında… Hani bir şarkı vardır ya;

“Ne inkâr ne itiraf, bu yalnızca sitem” diye devam edip giden. Aynen öyle.

Onun içindir ki, gürül gürül yanan sobanın yanında oturup, sıcacık edilen sohbetleri özlüyorum kim bilir. “Akşama evdeyseniz, annem gil oturmaya gelecek” demeleri özledim belki de… Sobanın üstündeki çaydanlık ve mangaldaki kahve cezvesi bile burnumda tütüyordur ne bileyim…
Sobaların altında bir tabla olurdu ya altlık denilen, işte onun altındaki kedinin mırıltısı ve sıcaktan mayışması gözümün önünde durur hep, belki inanmazsınız.
Hele bir de bayramsa o gün. Yanında kurulan sofranın tadı damağımda desem, o kadar da değil diyebilirsiniz.
Ama tam da o kadar işte. Hele ki o sofrada bir de misafir varsa… Hele de yemek yenirken çaydanlıkta sobanın üstünde fokurdamaktaysa… Daha sonra içilecek kahvenin cezvesi, mangal kenarında ve kahve kutusu yanı başımızda sırasını beklemekteyse… Daha ne olsun. Haksız mıyım eskiye özlem duymakla…

Yemek sonrası bayram ziyaretine gelenler varsa, onlara da izzet ve ikramla birlikte, yine aynı mangalda bol köpüklü mis gibi kahve pişirilip ikram ediliyorsa ve tavşan kanı, kehribar renkli çaylar dökülüyorsa süzgeçlerden bardaklara, o bayram adetleri ve hoş sohbetleri özlenmez mi dersiniz?..

Geçenlerde sevgili Mehmet Cemal Çiftçigüzeli abim yazmıştı Kilis Kent Gazetesinde, işte bayramlarda, tatil niyetine oraya buraya gidenlerin hallerini…
Dedim ya sözlerimin başında, şartlar dünün şartları değil artık. Teknoloji almış başını gidiyor. Bu benim özlemle andığım şeyler de, hemen hemen tarihin tozlu raflarında kaldı belki de.
Haksızlık ta etmeyelim, günümüzde de bu ritüellerin aynen uygulandığı evler yok mudur? Vardır mutlaka ve olmalıdır da.
Bu gurur duyulacak bir şeydir şüphesiz. Bayram geleneklerinin yaşatılması ve uygulanması ne güzel bir değerdir bilene…
Yoksa bayram tatilini fırsat bilip, evden ocaktan uzaklaşmak değil marifet.

kurban

Şimdi belki inanmayacaksınız ama aklıma yine durup dururken eskilerden bir kurban bayramı anısı geliverdi… İzninizle paylaşmak isterim sizlerle, hem de biraz gülümsemiş oluruz belki de…

Daha henüz Trabzon günleri başlamazdan evveli, Ankara Abidinpaşa’da oturuyoruz. Tıp Fakültesi Caddesi olarak bilinen çok işlek, cadde üzeri bir evde…
Ertesi gün kurban bayramı ve ben o gün, yani bir gün öncesinden kurbanlık pazarından bir koç aldım ve getirdim onu apartmanın önündeki boş alana bağladım iyicene. Apartmanın çocukları pür neşe oynamaktalar. Kimi top peşinde, kimi yere çizilen çizgilerle, Kilis’te adına “Memleket” denilen sekmece oyununu oynama derdinde. Biz de rahmetli Gönül ve Kifayet annemle, boş alana bakan balkonda çay içmekteyiz. Bir ara çocuk bu ya, bizim Beyza kucağına apartmanın bir batman ağırlığındaki kadrolu kedisi tombik “Tekir”i almış, orada öylece bağlı duran koça doğru gitmekte. Koç da maşallah kolum kalınlığındaki boynuzlarıyla, hırçın ve yerinde duramayan bir mübarek hayvan zaten anlayacağınız. Onu da iki kişi pazardan zor getirip, kan ter içinde ancak bağlayabilmiştik oraya.

Neyse Beyza, kedi sevdalısı ya, işte o amaçla da güya sözüm ona, 10 yaşının verdiği çocuk aklıyla, kediyle koçu birbirleriyle tanıştırmak istiyormuş ve iki huysuz hayvanı da, birbirlerinin burnunun dibine kadar götürmüş zorla…
Ateşle barut yan yana durmaz derler ya hani, o hesap bizim Tekir iyice ürküp, Koç’a bir pati atarak hayvanın burnunu tırmalamaz mı? Bunu gören Koç’ta ürküp, koca kafasını sağa sola hızla çevirerek ipini koparmaz mı? Tabi koparıp koparmaz da, jet gibi kaçıp gitmez mi can havliyle… Yani, kedi bir yana, öbürü diğer yana, bir anda yok oldular…

Şimdi olanları gören beni bir düşünür müsünüz? Artık yalınayak sokağa nasıl fırladıysam, kaçan kurbanlığı inanın 500 metre ilerde, etraftakilerin de gayretleriyle ancak yakalayabildim. Tabi nefes nefeseyim. Emin olun o sırada bir kronometre tutulsa, rahat Türkiye rekoru kırarım falan yani…
Bu olayı da rahmetli Gönül, kahkahalarla ve yıllarca anlattı durdu hep…
Derdi ki, “Yanımda otururken, hangi ara jet gibi uçtun gittin yalınayak, arkandan bakıp gülmekten bir hal olduk annemle…”

İşte böylesi bir kurban bayramı anısı kalmış dağarcığımda… Şimdi yeri gelince birden hatırlayıverdim…
Ne derler, “Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer…”

Evet, laf lafı açıyor derken, zamanın nasıl geçtiğini unutuvermişim.
Sözlerimi bitirmeden önce, ben bir kez daha, mübarek Kurban Bayramınızı gönülden kutlar, sizlere en derin duygularla selam ve sevgilerimi sunarım.

Dilerim her gününüz bayram sevinci ve coşkusu kıvamında geçer inşallah… Hoşça kalın sevgili arkadaşlarım.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.