Dolar 31,0391
Euro 33,6226
Altın 2.032,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 16°C
Az Bulutlu
Kilis
16°C
Az Bulutlu
Cts 19°C
Paz 14°C
Pts 12°C
Sal 15°C

Kurt Yeniği Kesitler-2

Kurt Yeniği Kesitler-2
A+
A-
29.11.2023
50
ABONE OL

Tülay SARICABAĞLI ŞİMŞEK

Siz hiç doktor yüzü görmeden büyümek nedir bilir misiniz?

Ben çok iyi bilirim! Doktor deyince korkardık, ürkerdik.

Çünkü babam çok genç yaşta servetini kaybetmiş ve verem illetine yakalanmıştı.

Doktora gitmesi gereken kişi sadece babam idi. Onun iyileşmesi için doktorlara para ödenir, ilaçlar alınır ve babamın beslenmesine ayrı bir önem verilirdi.

Baba kelimesi bizim için apayrı bir kutsaldı.

O yeter ki iyi olsun, biz onun için her şeye katlanırdık.

Babam tatlı sert, otoriter biriydi.

Aslında bizlere kızmaz, bağırmaz, kötü söz söylemezdi.

Ama annem bizi öyle bir tembihlemişti ki babam gelince hiç ses çıkarmaz, konuşmaz onun rahat etmesi için elimizden geleni yapardık.

O evin içinde asla altı çocuk var diyemezdiniz!

Annem, babama fazlası ile özen gösterirdi.

Aslında ona hasta muamelesi bile yapılmaz, hasta olduğu hissettirilmezdi.

Bizim babamız sadece titiz diye biz sessizleşirdik.

Bir gün anormal bir diş ağrısı çekiyor, yerimde duramıyordum.

Ama babam da duysun istemiyordum. Çünkü biliyordum ki doktora sadece ağır hasta olanlar gider.

Meryem nenem, hemen her gün bizim evimize uğrardı. Anneme, babama hal hatır sorardı.

Beni öyle ağrı çekerken görünce, anneme yavaşça “ben bunu Kartalbey mektebinin yanında bir dişçi var ona götürüp göster’im!

“Yazık mahsim kıvranmasın !” dedi.

Elimden tuttu beni ilkokulumun sağ çapraz köşesindeki bir eve götürdü.

Bende gerçekten beni doktora götürecek sanıyor, hem korkuyorum, hem de paramız çok gidecek diye üzülüyordum.

Nenem kapının tokmağına bir iki kez vurdu.

İçerden bir adam çıkıp geldi.

Üzerinde ne beyaz bir önlük var, ne de doktora benziyor.

Nenem adama, “ bu mahsimin dişi ağr’or, hele bir bak kardaş heyringe !“ dedi.

Adam havuşa bir sandalye çıkardı.

“Otur buraya, aha ben hemen gel’orum” dedi

Birazdan elinde bir kerpeten ile çıkıp geldi.

Ben dokuz on yaşlarında var ya da yokum!

Korkudan tir tir titremeye başladım.

“Aç ağzını bes bakıc’ım” dedi.

Ben alı al moru mor açtım. Bakacak sanıyorum.

Kerpeteni ağzımın içine sokması ile azı dişime dayanması bir oldu.

Ayaklarım havada çırpınıyorum ama nafile!

Adam “Ya Allah Bismillah!” demesi ile birlikte ağzımın içinde bir çatırtı koptu.

Ağzımın içi kan gölüne dönmüştü.

Gözlerim korkudan nasıl açılmış, yüzümü nasıl alev basmışsa bu kez Meryem nenem panik yapmaya başladı.

Adam “korkma, kalk ağzını şu tuzlu suyla çalkala aha şu pambığı da bas yeri get!”dedi.

Ben, adam beni bir daha yakalayıp dişimi çekmesin diye kendimi dışarı nasıl attım bilemedim.

Nenemin, adamın eline birkaç lira para verdiğini gördüm.

Eve geldik ama benim psikolojim epey bozulmuştu.

Ben o adamı doktor sanarak gitmiştim.

Doktorlar insana böyle nasıl acı çektirirlerdi ki?

Sonradan öğrendim ki o adamın doktorluk ilke alakası yokmuş.

Mahalle arasında kimin dişi ağrırsa kerpetenle çekip atıyormuş.

Hani derler ya” güzelden yar, çirkinden çor eksik olmazmış” diye.

Bu söz adeta benim için söylenmişti sanki!

Aradan bir yıl geçti geçmedi bu kez kasığımda yumurta büyüklüğünde bir şişkinlik oluştu.

Annem ile babam duymasın diye ilk haftalar söylemedim.

Hele babam hiç duysun istemiyordum.

Ama gitgide ağrılarım artmaya ateş basmaya başladı.

On yaş nedir ki?

Nasıl bu kadar büyük ağrılar gelip beni buluyordu bilmiyorum.

Utanıyordum.

Bizler evin içinde bile elbisenin altına pantolon giyiyorduk. Bacağımızı açıp anamıza dahi gösteremezdik!

Her şey ayıptı!

Kızlar konuşmaz ayıp!

Kızlar kapı önüne çıkmaz ayıp!

Kızların sesi çıkmaz ayıp!

Ayıplarla büyütülmüştük.

Ben anama nasıl” bacağımın kasık yerinde bir ağrı var şişti” diyebilirdim ki?

Ama bir gün dayanma boyutunu aştı. Adım atamıyordum. Topallayarak yürüyordum.

Annem “Bee/ kele kızzım! N’oldu seye bele?

Niye topall’ong?” dedi.

“ Aney öl’orum aney!

Yeriye’morum. Ağrıdan duram’orum” der demez bağıra bağıra ağlamaya başladım. Anam “ Bismillah, Bismillah” deyip elini alnıma bir koydu ama koymasıyla birlikte”abovv ataş ataş” dediç

“Dur aney kurban!

Hemen gel’orum’ deyip evden çıkması ile komşu Hamide Kâriyi alıp gelmesi bir oldu.

Onların sesine diğer komşular da başıma toplanmışlardı.

Hamide deyza, açıp bacağıma bakması ile birlikte anama fısıltı halinde bir şeyler söyledi.

Annemin sesi çatallaşmıştı.

Boğuk boğuk konuşuyordu. Gözleri yaşla dolmuştu.

Bana döndü dedi ki” Bak kızım doktora gidersek bıçakla keserler. Hem de kaç kişi bacağını açar bakar.

Hamide deyza şişle delerse kimse görmez hem de evimizin içinde daha çabuk eyyi olursung!

Sen biling aney kurban!” dedi.

Başımdan daha önce doktor vakası geçtiği için ben” evde siz yapın” dedim.

Eller acımadan canımı yakıyorlardı. Ama bunlar anam ve komşularım “bana acırlar canımı yakmazlar” diyordum.

Tamam mı tamam!

Hemen küçük tüpü, küçük leğeni, bezleri, pamuk paketini, ispirtoyu ve şişi getirdiler.

Aklıma hayalime gelmeyecek bir uygulama yapacaklarını nereden bilebilirdim ki?

Tüpün üstünde şişi ısıtmaya başladılar. Meryem nenem, üç komşu kadın, annem hepsi başıma üşüştüler.

Kimi dizlerime bastırıyor, kimi başımı tutuyor, kimisi de kollarımı tutuyordu.

“Ne gerek var bırakın beni” diyordum.

Ben iğnenin ucuyla hafif bir delik açıp sivilce gibi içindeki iltihabı akıtacaklar sanıyorum.

Sadece şişin kıpkırmızı olduğunu gördüm.

Üzerime çullanmaları ile şişin tenimi yakması bir oldu.

Cazzzt! diye bir ses çıkmıştı.

Ben inanılmaz bir çığlık koparmıştım ama şiş tenimi delememiş sadece yakmıştı.

Bırakın beni diyordum ama nafile!

Bu kez daha kalın bir şişi ısıtmaya koyuldular.

Sadece bağırıyordum “Aney kurtar! Babey kurtarr!”

“Aha bu sefer tamam bitti tamam deyip” kızgın şişi bir daha bacağıma cozttt diye bağırmaları ile benim çığlığım bir kez daha ayyuka çıktı.

Ben artık kendimi kaybediyordum.

Üzerime çullanan kadınların ağırlığı mı dersiniz, hayvanlara vurulan damga gibi bacağımın dağlanarak delinmesi dersiniz.

O çocuk bedenim nasıl o işkenceye dayandı bilmiyorum!

Ah bu yokluk yoksulluk!

Hem varlıklı idik, hem değildik.

Ölüp ölüp dirilmiştim!

Bu hayat bana daha ne sürprizler hazırlayıp, ne acılar çektirecekti kim bilir?

Çok erken başlamıştık acılarla yoğrulmaya!

Ama ne olursa olsun bu kaderi gücümün yettiğince değiştirecektim!

Mutlaka bir gün!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.