Dolar 32,4199
Euro 34,4363
Altın 2.489,53
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 27°C
Açık
Kilis
27°C
Açık
Sal 27°C
Çar 29°C
Per 24°C
Cum 23°C

Masmavi Berrak Denizler

Masmavi Berrak Denizler
A+
A-
25.05.2021
1.037
ABONE OL

A. Filiz GÖKDEMİR ÖZARSLAN

Merhabalar güzel insanlar, bir yazımla tekrar sizlerle olmak çok güzel. Her birinizi ayrı ayrı sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bugünkü temamız bizlere masmavi güzellikler sunan denizler. Ne çok severim ben denizi ah ah! Şiir kitabımın ismi bile “DENİZ SEVDAM” kim sevmez ki zaten. Anlata anlata bitiremem asla.

Cemal Süreyane güzel demiş büyük üstat:

“Huzur veren insanları seviyorum.

Deniz gibi berrak coşkulu,

Alabildiğine mavi,

Umut dolu…”

Benim denize olan sevdamı yakinen tanıyan dostlarım çok iyi bilirler. Tutku benimki adeta. Özlem, sığındığım liman, huzur, hasret, evlat, yâr…Aynı şekilde dağların da çok özel yeri var benim için. Hele iki manzara bir arada olursa dağ ve deniz değmeyin keyfime. En çok da Ege kıyılarında gözlerime nakşettiğim güzelliklerdir. Fethiye Ölüdeniz’de, Marmaris’te, Datça’da, Bodrum’da, Gökova’da (Akyaka’da) hem deniz hem de dağ manzarasından gözlerinizi alamazsınız. Akdeniz’imize de asla söz söyletmem. Hele çocukluğumun ayak izleri hala Akdeniz sahillerindeyken…Tüm anılarım Karataş sahillerinde ve gözlerimde… Keza Mersin sahillerinde de çok anılarım var tabi ki…

Denize tutkum ailem sayesinde çok küçük yaşta başladı. Babamların iş yerine ait kampları vardı, o dönemlerde tahtadan yapılmış baraka evler bulunmaktaydı kampta. Şimdi birçok orman ve deniz kamplarında bungalov evler aldı onların yerini. İçinde mutfağı ve iki odası vardı baraka evlerin. Karataş sahillerinin kıyısına kurulmuştu. Ayrıca akşamları eğlence yapılan,restoran ve gazinosu vardı. Komşumuz Macit amca Allah rahmet eylesin her gece Akordeonu ile muhteşem eserler çalarak kulaklarımızın pasını giderirdi. Sahilde o müzik sesi öyle güzel gelirdi ki bizlere. Adeta terapi sanki, bir yandan denizin dalga sesleri ve akordeonun büyülü sesi…

Ayrıca çadır kampları da vardı. Benim tercihim hep çadır olmuştu. Babama yalvarırdım ne olur çadır kuralım bu yaz diye. Halbuki düzenli baraka evler vardı babamların kamplarında. Ama çocukluk işte macerayı çok severdim ve hala da aynı ruhtayım. Babam da hiç kırmazdı beni ve kardeşimi. Karataş’ta sezonluk çadır kurardı bize, gelin hadi bol bol doyun denize der gibi. Hakkını asla ödeyemem ailemin. Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin canlarıma inşallah. Çadır deyince sizin aklınıza hemen küçük bir çadır geldi belki de. Hayır!Hayır!Bildiğiniz yazlık ev sanki…Bir ev için hangi eşyalar gerekliyse biz resmen taşınır gibi tatile çıkardık. Bir pikap araba eşya ile çıkardık yola. Biz eşyalar gelmeden önce yetişirdik hemen denize, içimizde de mayolarımız hazır tabi ki…Adana’nın o kavurucu sıcağından kurtulmak için atlardık hemen suya balıklama… Beklerdik aheste aheste gelen pikabı… Çekyatlar, buzdolabı, çamaşır makinesi (merdaneli), televizyon, mutfak için gerekli tüm malzemeler, aklınıza ne gelirse… Birkaç odalı çadır kurardı babam. Önüne de muhteşem bir gölgelik ayrıca. Deniz hemen iki adım ötemizde.Tuzlu kokusu ve güneş yanı başımızda oh mis gibi…Sandalyelerimizi alıp denizin kenarına otururduk…Masamızda ortada…Denizle kardeş gibiydik sanki…Tam teşkilat çıkılırdı tatile, evimizi bize hiç aratmazdı o muhteşem çadır. Ayrıca ailenin büyükleri, anneannem ve dedem de Eskişehir’den gelirlerdi yazları çadır maceramıza.“Biz mi denizin içindeydik o mu bizim içimiz de karışır giderdi işte öyle film gibi dalgaların köpüklerinde…”

Aklıma güler misin, ağlar mısın filminin bir bölümü geldi. Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın başrolde oynadığı muhteşem bir aile filmi. Defalarca izlerim bıkmadan o saldan yaptıkları evi ve denizde geçirdikleri o güzel aile sohbetlerini. Neriman Köksal’ın denizdeki evde açtığı çiğ börek, Metin Akpınar’ın “gözlerim vagonları dolaştı üzgün üzgün” şarkısını söyleyişi kulaklarımızdan hiç gitmeyecek. Kadir Savun’un o baba karakteri unutulmaz bir filmdir Türk sineması adına. Deniz onlara ev ve yuva olmuştu…Hayatta olmayan sanatçılarımızın mekânları cennet olsun…

Öyle çok özlüyorum kiçocukluğumdaki o deniz maceralarımı anlatamam. Deniz demek özgürlüktü benim için. Zaten müstakil bahçeli bir evde yaşıyorduk. Oyun alanımda çok fazlaydı yani hep özgürdüm aslında. Fakat denizde bulduğum huzuru hiçbir yerde asla bulamadım. Şiirlere yazdım, dizelerime nakşettim hatta olmayan kızımın ismi dedim “Deniz” için.

Biliyor musun? Sen içimde dinmeyen ukdem

Olmayan kızımın ismisin…

Ne yakışırdı hâlbuki isimlerimiz

Ayşe Filiz ve Deniz.”

Deniz Sevdam şiirimin bir bölümünden paylaştım yine sizlere. Bu salgın döneminde daha çok anladım doğanın bizlere sağladığı huzuru. O kadar hasret kaldık ki her şeye. Evlerimizde kapalı kaldık resmen. Doğanı tadını hayvanlar çıkarttılar. Bir nebze yasaklar soluklandırıldı fakat yine de çok dikkat etmemiz gerek maske, mesafe ve hijyene. Bana gelmez demeyin sakın öyle bir anda geliyor ki insana hiç farkında olmazsınız bile. Nisan ayının sonlarında 25 yaşındaki küçük oğlum da bu malum virüse yakalandı. Ailecek çok sıkıntılı günler yaşadık. Aynı şehirde olmadığımız için yanında da olamadık. Evladımı anbean kamera ile izledim. Çok şükür o karantina günlerini atlattık. Allah kimseye yaşatmasın, evlatlarının ve sevdiklerinin sağlığı ile sınamasın. Biraz daha sabredelim geçecek bu sıkıntılı günler inşallah. Zaten aşılarda aşama aşama yapılıyor ve devamı geliyor çok şükür ülkemize.

Çok özledik sahilleri biliyorum, beni hiç sormayın zaten. Özlemim çığ gibi. Hemen aklıma Göksel’in söylediği şarkının bir bölümü geldi birlikte mırıldanalım mı sizlerle:

“Denize bıraksam kendimi

Kumlara uzatsam gölgeni

Havada umut ruhum firar

Güneşte kurutsam kalbimi”.

Sayfalarca yazsam yine de denize olan hasretimi sizlere anlata anlata bitiremem. Sakın bir abartı gibi gelmesin ve de yadırgamayın lütfen beni. Ben böyleyim işte sevdiğim şeylerin özelliklerini ve güzelliklerini anlatmalıyım, övmeliyim. İçimde tutamam ki. Sevda bu, aşk bu benim için…Bakınız yine Deniz Sevdam şiirimden bir kıtada bu özlem devam etmiş:

Sana hasretim hiç tükenmeyecek mavişim

Ömrüm yettiğince olacağım seninle

Dizlerim belim bükülse de

Çocuklar gibi şen ayak izlerim sahilde”

Şiirim biraz uzun en can alıcı dizelerimi paylaşmak istedim sizlere hem de çok sıkmamak adına kısa tuttum güzel insanlar. Bugünlerde tek hayalim, sessiz sakin, denize kıyısı olan bahçeli bir köy evinde hayatımı sürdürmek…Ailem ile korona günlerini orada atlatmak çok isterdim. Umarım bir gün gerçekleşir kim bilir? Bu virüs sayesinde bir kez daha anladım ki her şey boş bu dünyada.Bir tatlı huzur ve sağlıktan kıymetlisi yok gerçekten. Maddiyatın bile çözüm bulamadığı bir virüs sardı dünyamızı. Sağlığımızın kıymetini defalarca anladık. Çok canlar kaybettik ve hala kaybediyoruz maalesef.

Denizler insanlara manevi huzur ve güzellik sunarken birçok balıkçının da geçimini sağlıyor aslında. Hem de en sağlıklı yiyeceğimiz beyaz et çeşitlerinden olan balık, sofralarımızı süslüyor. Deniz başlı başına koca bir derya, cevher bizler için. Kimyasal atıklar ile kirletmemeliyiz bu güzelliği. İçinde binlerce çeşit canlı barındırıyor çünkü. Güzel ülkemizi her türlü koruyalım, sahip çıkalım güzelliklerine. Doğayı yok edecek şeylere sebep vermeyelim. Ormanlarımızı, dağlarımızı yangınlara karşı koruyalım daha tedbirli olalım milletçe lütfen. Bu vatan bizim ve sadece bir tane. Ona gözümüz gibi bakalım. Çocuklarımızı da bu bilinçle yetiştirelim.

Bugün de hiç istemeden bir yazımın sonlarına geldim bile. Koca bir deryayı anlatmak kağıtlara sığmaz elbette. Ben bugün sizlere şiirsel ruhumla ve içimden gelen duygularım ile huzur bulduğum masmavi berrak denizleri Filizce anlatmaya çalıştım. Umarım bir nebze ruhlarınıza huzur bırakmışımdır. Yazımı çok sevdiğim bir şarkı ile sonlandırmak istiyorum. Rahmetli Kayahan’dan ne çok dinlemişizdir. Nurlarda uyusun inşallah.  Lütfen yine birlikte mırıldanalım şarkıyı buyurunuz:

“Çok sevmiştim çok

Gitti artık yok

İşte bu halim

Mecburen sarhoş

Aaa…Atın beni denizlere

Yalan dünya size kalsın

Ayrılmam sevgilimden

Bir daha sevemem ben

Kolay mı kolay mı sevda bu kolay mı?

Yaşandı yıllarca roman gibi

Gözlerim yollarda geçti bir gün daha

Ağlamak geliyor içimden

Aaa…Atın beni denizlere…”

Bir başka yazımda tekrar görüşmek üzere hoş kalın, hoşça kalın güzel insanlar. Denizler kadar engin, denizler kadar mavi, huzurlu ve sağlıklı hayatlarınız olsun inşallah.  Selamlar, sevgiler, saygılar.

Köşe yazılarım ve şiirlerim "FİLİZ'İN PENCERESİ " köşemde sizlerle kıymetli okuyucularım. Kilis Kent Gazetesinde, kendi memleketimin yerel gazetesinden sizlere seslenmek çok güzel bir duygu. Yazılarımı e-gazete üzerinden rahatlıkla okuyabilirsiniz. Şiirlerimin tamamı ise "DENİZ SEVDAM" şiir kitabımda yer almaktadır. Gazete yönetimine, tüm emektarlarına, editörümüze ve siz kıymetli okurlarıma en derin sevgi ve saygılarımla...
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.