Dolar 32,9035
Euro 35,3761
Altın 2.465,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 38°C
Açık
Kilis
38°C
Açık
Sal 38°C
Çar 38°C
Per 36°C
Cum 34°C

Mavi Şemsiye

Mavi Şemsiye
A+
A-
12.12.2018
356
ABONE OL

Mahmut KANMAZ

“Karısı öldüğü sırada, Bill otuz, kızı Minna ise, topu topu dört yaşındaydı.
Bill’in marangoz atölyesi, evinin küçük bahçesine bakıyordu; bu sayede, Minna’yı sabahtan akşama kadar yanından ayırmıyordu. Kendisi atölyede çalışırken, Minna’da bahçede oynuyor, birkaç saat için, bir yere gitmesi gerekse de, Bill onu, komşularından bir kadına emanet ediyordu…”
Evet; selam, sevgi ve saygılarımı sunarak, bir yazıma daha başladım bile değerli arkadaşlarım… Eşi rahmetli olduktan sonra, minik kızıyla kalan bir babanın, günlük yaşamının, bir kesitini yansıtan sözlerin devamına, kaldığımız yerden bir bakalım dilerseniz.

“Bill, yemek pişirmesini birazcık biliyordu; haşlama patates, zeytinyağlı sardalya, kahve, muz ve bisküvi ile şimdilik işini hallediyordu. Ancak komşusu ona, bunun dört yaşındaki bir çocuğa uygun gıdalar olmadığını izah edince, Bill, sebze pişirmesini de öğrendi. Evi de o süpürüyor, köşeler hariç, her tarafı pırıl pırıl parlatıyordu. Ütü yapıyor, cam siliyordu.
Minna’nın giysilerini yıkayan ve tamir eden de oydu. Küçük kızın kendini yalnız hissetmemesi için, ona küçük bir kedi bile bulmuştu. Akşamları ve sabahları, kızının duasını okumasına da göz kulak oluyordu. Kendi de biraz dua etmeye çalışıyordu.
“Allah’ım” diyordu, eğer beni görüyorsan, Minna’ya daha iyi bakmama yardım et!”
Minna, çocuk yuvasına gidecek yaşa gelince, Bill onu her sabah oraya götürür ve akşamları da alır, oldu. Bir gün okulu ziyaret için, pazar gününe mahsus elbiselerini giydi. Tıraşını olup koyuldu yola.
Öğretmene, “Annesi hayatta olsaydı, o da öyle yapardı” dedi. Fakat resimlerle oyunlardan pek bir şey anlamadığından, bu ziyareti tekrarlamadı. “Bazı hususlarda, kızımın işine yaramıyorum!” diye üzülüyordu… Zira okuyamamıştı hiç…

Bill hastalandığı zaman, Minna altı yaşındaydı… Mayıs ayında, bir öğleden sonra, adamcağız doktora muayene olmaya gitti… Evine dönünce, doğru atölyesine girdi ve uzunca bir süre, hiçbir şey yapmadan oturdu. Pencereden içeriye akan güneş, yerde gölgeler çiziyordu
Doktorlar Bill’e, iyi olamayacağını söylemişlerdi… Hepi topu, altı aylık bir ömrü kalmıştı. Dışarıda, Minna’nın bebeğine, ninni söylediğini duyuyordu.
O akşam, küçük kız onu öpmek isteyince, Bill bir bahane ile buna engel oldu. Minna’nın onu artık hiç öpmemesi lazımdı. Onu, kendinden uzak tutarak şöyle dedi: “Minna artık kocaman bir kız oldu; babası, onun öpmesini istemiyor!…”
Küçük kız dudaklarını büzdü; o kadar üzülmüşe benziyordu ki Bill, ertesi gün emin olmak için, bir başka doktora daha danıştı. O da ilkiyle aynı fikirdeydi… Sorun akciğerdeydi. Devamlı öksürüyordu…
Bill’i bir düşüncedir almıştı… Ne yapabilirdi… Gerçi bir ablası vardı ama, o da yorgun ve zayıf bir kadındı… Minna’ya gelince, o, Bill’in bile bilmediği birçok peri masalları ve şarkı sözleri biliyor, kendi halinde gülüp oynuyordu çocuk yaşıyla…
Babasının hastalığının ayırdında değildi tabi ki. Bill, ona hiç hissettirmemişti bunu.

Bill’in, Minna’ya, onu anlayacak birini bulması lazımdı. Ama şunun şurasında altı aylık bir ömrü kalmıştı!… Derken, komşusu bir gün ona, o kadar öksürdüğüne göre, Minna’yı yanında tutmasının doğru olmadığını söyledi… Artık dönüş yoktu.
Bütün bir gece düşündükten sonra, Bill, bir gazeteye şöyle bir ilan verdi: …
“Birkaç aylık ömrü kalan bir baba, altı yaşında, mavi gözlü ve kıvırcık saçlı, küçük kızını evlat edinecek, iyi bir aile arıyor…”
Bill’in dilediği gibi, güzel bir otomobille birkaç kişi geldi. Hepsi çok şık giyinmişlerdi. Aralarında bulunan bir küçük kız, “Yeni kardeşim bu mu?” diye bağırdı… Bunun üzerine, genç bir kadın onu, “Sus, annen sana ne dedi!… Hiçbir şeye burnunu sokma, yoksa seni burada bırakır, yerine bu güzel küçük kızı alıp götürürüz!…” diye azarladı.. Bu sözler üzerine, Bill kadına bakarak, fikrini değiştirdiğini, kızı için başka projeleri olduğunu söyledi. Sonra, gözden kaybolana kadar, mavi otomobilin arkasından baktı. Gözü pek tutmamıştı onları…
Komşusu, olanları öğrenince, “Bu işi nasıl yaptınız? Kızınızı belki de bir servetten mahrum ettiniz!” diye çıkıştı.
Bill, gelen başka otomobilleri ilki gibi savınca, komşu kadın kocasına, Bill’in, polise şikâyet edilmesi gerektiğini söyledi. Zira Minna’ya yanlış yapıldığını düşünüyorlardı.
Bir sabah Bill’in atölyesine gelen bir erkekle kadın, küçük kızlarını kaybetmişlerdi. Minna’ya büyük bir şefkat göstermişlerdi. Kalbi birdenbire ümitle dolan Bill, onlara, “Ben de sizi bekliyordum” dedi. Karı, koca, “Küçük kızı bize ne zaman vereceksiniz?” diye sorunca, Bill, “Bana, onu bir gün daha bırakın!…” diye cevap verdi. O günü atölyesinde geçirdi. Yaz ortalarıydı; Minna yine bahçede oynuyordu. Bill, onun şarkı söylediğini duyuyordu. Yemekleri hazırladı ve Minna’nın, onunla son akşam yemek yemesini seyretti. Onu yatağına yatırdıktan sonra, karanlıkta onun nefes almasını dinledi.
Minna ona, “Ben bu akşam küçücük bir kızım. Daha yeteri kadar büyümedim bile, beni öper misin?” demiş. Fakat Bill de şöyle cevap vermişti: “Hayır, sen kocaman bir kızsın!…” Zira hastalığından dolayı bir endişesi vardı. Bulaştırabilirdi.

Ertesi sabah, marangozla karısı Minna’yı almaya geldiklerinde, küçük kız hazırdı; tek tük giyim eşyası da yıkanmış ve sökükleri dikilmişti. Bill, onun bebeğini bile onarmıştı. Küçük çanta elindeydi.
Ancak, Minna olanları anlamakta zorlanıyordu. Neden babasından ayrılmak gerekiyordu ki… Niçin hiç tanımadığı insanların evlerine gidiyordu. Babası neden bunlara izin veriyordu. Bilmiyordu.
Kızına, kendisinin bir süreliğine, çok uzak bir şehre çalışmak için gideceğini, ama dönüşte, tekrar birlikte olacaklarını söyledi… Minna çaresiz kabullenmişti.
“Minna, şimdiye kadar hiç misafirliğe gitmedin” dedi Bill… Küçük kız ona doğru koşunca, “Sen kocaman bir kızsın! Unutma!…” diye hatırlattı.

Kapının eşiğinde durarak, karı kocanın, aralarında Minna olduğu halde, uzaklaşmalarını seyretti gözyaşlarıyla…
Ayrılığın trajik olma ihtimaline karşı, küçük kıza önceden, mavi bir şemsiye almıştı. Minna şemsiyeyi büyük bir sevinçle açıp, onunla oynamaya ve onu incelemeye öylesine dalmıştı ki, dönüp babasına küçük bir el sallamayı bile akıl edememişti.. Bill’in isteği de zaten buydu. Yoksa dayanamazdı… Uzaklaşan arabayı, gittikçe küçülen sevgili, küçük Minna’sının sarı saçlarını ve elinde, hala oynayıp durduğu, mavi şemsiyesini seyre dalmıştı.
Kendisi ise, Minna’sının emin, rahat ve onu çok sevecek bir aileye gitmesinden dolayı, buruk bir sevinç yaşarken, kalan sayılı günlerinin hüznüyle, gözlerinden iki damla yaş süzülmesine mani olamamıştı.
Yere diz çöküp, sadece. “Küçük kızım Minna’m benim, seni çok çok seviyorum. Allaha emanet ol, mavi şemsiyen sana uğur getirsin” diye söylenip, öylece kalakalmıştı uzun süre, saatlerce.
Gözleri dalıp kalmıştı boşlukta…

Evet, yaşanmış bir aile dramını anlatan, sevgi, güven, bağlılık, sadakat, saygı ve inanç gibi değerleri yücelten, bu kıssamızla birlikte, bugünkü konumuzun da, sonuna gelmiş olduk…
Bir sonraki yazımızda, yeniden birlikte oluncaya kadar, gönlünüzden yaşama sevinci, yüzünüzden gülücük ve yüreğinizden sevgi hiç eksik olmasın diyor, özlemlerinizin vuslatlara ulaşmasını ve ayrılıklardan uzak olmanızı diliyorum.
Hoşça kalın sevgili arkadaşlarım…

——————————————————————
Kaynak: Bütün Dünya/Cilt 4/Sayı 21/62/1 Nebioğlu Yay./Zona Gale, Journal/Amerika.

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.