Mehmet Cemal Çiftçigüzeli’yle, Tut Elimi Killize ve Öp Beni Asitane Üzerine Nehir Söyleşisi

16 Oca 2020 Per 8:49
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

 

KENT (İstanbul ve Girne Özel)-Yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli’nin yeni ve son çalışması İstanbul Akıl Fikir Yayınevi’nce neşredildi. Kendisine önce İstanbul’da, sonra KKTC’nin önemli kıyı kenti Girne Çatalköy’de telefonla ulaştık. Sorular sorduk, cevaplar aldık. Hiç bir sualimiz yanıtsız kalmadı. Her şeyi sorduk.

KENT-Öp Beni Asitane yayınlanan 24. eseriniz. Biraz yayınlanan eserlerinizden bahseder misin?

- Elbette aklıma gelen ve mevcudu olmayan bazı eserlerimin adları şöyle; Milli Bir Eğitime Doğru (1967), Talebenin El Kitabı (1970), Tohum Bankası (1970), Yüzaltmışüç (1974) gazetecilik yaptığım dönemin ilk yayınlanan kitaplarıdır. Sonra Türkiye Kültür ve Sanat Yıllıklarına (TYB), Türk Edebiyat Ansiklopedisine (Dergah) maddeler yazdım. Mehmet Akif Albümü ile TBMM ve İstiklal Marşı’mız adlı çalışmaları Mehmet Çetin hemşerim ve dostumla birlikte hazırladık. Yıldızılar Yeniden Parlıyor (1993). İsterseniz böyle detay vermeyeyim, sadece hatırlayabildiğim isimleriyle iktifa edelim?

- Nasıl arzu ederseniz?

KİTAP ve İNSAN; ÜÇLEMENİN SON AYAĞI

- İlk Senaryom Hisli Bir Yüreğin Kahire Hayatı adlı çalışmam Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan da onay aldı. Öykü sanatçıyı İstanbul ile örtüştürerek Mehmet Akif’in Mısır hayatını anlatıyor. Merhum Yücel Çakmaklı filme alacaktı, ancak hakka yürüdü. Muhterem Başkan(1974), Kavgamız (1975), Kuruluşundan Günümüze MTTB, Tevfik Abi (MEB Ahmet Tevfik İleri’nin romanı), Yürüyüş Yolu, Ey Güzel Kırım, Yalnız Yürüyemezsin, TBMM’nde İstiklal Marşı ve Mehmet Akif 800 sahife kadar. Mehmet Akif Ersoy İle Seyahat  diyeceğim hemen hepsi aklıma gelmiyor. Bunu gelin edebiyat araştırmacılarına bırakalım. Ne dersiniz?

- Olur tabii ki; peki bu ara üzerinde çalıştığınız birkaç kitap daha var galiba?

- Evet Kilisli Hafız Kamil’i yazıyorum. Beş yaşında gözünü kaybediyor. Çok azıyla fark edebiliyor karşısındaki. Onlarca talebe yetiştiren bu görme özürlü alim örnek bir hayat mücadelesi veriyor. Bu çalışmayı bir aydın sorumluluğu içinde hissediyorum.

killize imza

- Üçleme tamamlanacak mı? Yani Tut Elimi Killize ve Öp Beni Asitane’den sonraki yılları içine alan son anı romanınız.

- Evet tamamlanacak. Tut Elimi Killize ve Öp Beni Asitane’den sonra henüz ismini kararlaştırmadığım serinin üçüncü ayağı ve son kitabı var.

-Peki ne düşünüyorsunuz? Az da olsa bilgilendirir misiniz?

-Üçüncü kitapta 1980-2008 Ankara’sını anlatacağım. O dönem sürekli başkentteydim. Yine insan endeksli Kilis ve Kilisliler, yönetim, bürokrasi, devlet elbette olacak. İsim olarak Koş (Süyürt) Bakalım Ankyr olabilir. Kesin değil ama olabilir. Hadi Koşsana Ankyr da bir başka alternatif isim.

- Üçleme kitabınızda bu kentlerin hep eskimez isimlerini hatırlattınız.

- Doğru, tarihimizin ne kadar kadim olduğunu göstermek ve anlatmak istedim. Bugünkü topraklarımızda çok çeşitli medeniyetler yaşamış. Bunların altını çizmem gerek.

YENİ İSİMLER ve RESİMLER

- Gerekçeniz sadece bu mu?

- Evet sadece bu gerekçem. Çünkü Öp Beni Asitane kitabımdaki Asitane’yi bazıları bir kız sanıyormuş. Birkaç kişi aradı bu eserin konusu nedir diye sordu. Anlattım. İstanbul’un daha önce de onca adı vardı. Konstantinapolis ve Dersaadet gibi Asitane de günümüze kadar gelen İstanbul’un isimleridir. Biliyorsunuz Atila İlhan’ın da Dersaadette Sabah Ezanları isimli romanında milli mücadelenin Anadolu’da güç kazandığı İstanbul’un işgal günlerini anlatır. Bu isimleri yaşatmak lazım.

- Koş (Süyürt) Bakalım Ankyr!

- Ankyr gibi Ankara’nın tarihi isimleri var Codycroos, Engürü, Angora hatırlayabildiğim kadarıyla. Serinin üçüncü ayığındaki bu kitabıma bir başka isim de İttihad-ı Müellifin olarak aklımdan geçiyor. Türkiye Yazarları Birliği’nin kurduğumuz günler, TRT’de sorumluluk aldığımız seneler bu dönem. Bu isimleri noterden tasdik ettirdim. Daha zamanımız var. 12 Eylül Askeri Darbesi de olacak kitapta. Hatırlayın o günlerde haklı  haksız tutuklanan insanlarımız.

-Hayırlısı olsun. Sizinle Tut Elimi Killize’yi de yeteri kadar konuşmadık veyahut konuşamadık daha önce. Okundu, okunuyor. Olumlu ve olumsuz eleştiriler yapıldı.

killize cemal

YAZAR ve KİTABIN YAPTIĞI

- Evet birinci baskısı bitti. İkinciye hazırlanıyoruz. Büyük bir alaka gördü. İnanır mısınız bazı illerimiz mesela Rize 40 kitap istedi. İmza günü tertip ettiler. Beni de konuşmacı olarak çağırdılar. Ayrıca Türkiye ile sınırlı kalmadı Tut Elimi Killize’ye Almanya, Avusturya, Macaristan ve Fransa’dan talepler geldi. İstanbul ve İzmir’de kitapsever hemşerilerimizle buluştuk. İmza günleri yapıldı. Onlara minnettarım. Ama Ankara’ya bir türlü kısmet olmadı. Dilerim olur.

- Kilis’ten?

- Yönetimimizi temsil edenlere kitap ulaştı. Tut Elimi Killize’yi okuyanlardan Belediye Başkanımız M. Abdi Bulut sadece geri döndü, kutladı ve “elinize sağlık” dedi. Sonra Eczacı Mennan Korkmaz da öyle. Hem okumuş, hem de kızına okutmuş. Kilis’te bir kitapçı hemşerimiz 10 tane kadar sipariş vererek tüketmiş. Yine de Rize’nin gerisinde.

- Kitapçılar deyince internet ve dijital devrim onlara mani oldu galiba.

- Değil. Amerika’da ve Japonya’da da internet ve dijital yayıncılık var. Hatta bu dijital yayıncılığı onlar bizlerle tanıştır. Ama orada bir kitap 3 milyon basıyor, bir gazete 12-13 milyon satıyor. Okuma özürlü olmak farklı bir şey.

- Kamu kütüphanelerinde var mı Tut Elimi Killize? Çünkü kütüphaneler kalıcıdır kitaplar gibi. Kaybolmazlar.

- Editörümün belirttiğine göre 200 kadar kitap devlet kütüphanelerine gönderilmiş.

- Siparişler artık internetten veriliyor, adrese teslim daha da ucuz gibi doğru mudur?

- Doğrudur. Dijital ortamda, kültür ve eğitimimizin dibe vurduğu bir dönemde kitapçılar tek tek kapanıyor. Dolayısıyla kitaplara internetten ulaşmak mecburiyeti hasıl oluyor. Sayın milletvekilimiz Dülger de okumuş, Şıhlar Camii’nin adı Şıh olarak geçmiş. Eleştirisine hak verdim. Yeni baskıda düzeldi. Kendisine teşekkür ederim. Okuması bile bir ayrıcalık.

BİR DÖNEMİN BİLGİ ve BELGESİ

- Tut Elimi Killize’yi neden yazdınız?

- Bir aydın sorumluluğu hissettim. Bize umutla yatırım yapan kentimde ailemi, mahallemi, hocalarımı, öğretmenlerimi, arkadaşlarımı, okullarımı, sokaklarımı, çarşılarımı, bağımızı, bahçemizi, örflerimizi, mayınlı topraklarımızı, insanlarımızı ve de toplumumuza bir borcum vardı ödedim. Kilis’in benim dönemimde Kemaliye ve Kartalbey İlk Mektepleri, Ortamektep, Akpınar, Hasırcılar Çarşısı, Arasa, Odun Pazarı, Küçük Çarşı, Cumhuriyet Caddesi ve meydanı özeldi. Bütün dünyada yazarlar kentlerini romanlarıyla tanıtırlar. Notre Dame Katedralini bütün dünyaya tanıdan, Paris Hükümeti değil yazar Victor Hugo’dur. Notre Damın Kamburu filme de çekildi, Türkçeye de tercüme edildi.

- Tut Elimi Killize’nin grafik tasarımlarında küçük küçük resimler var.

- Evet her resim özeldir ve özenle seçilmiştir.  Çoğu kimse fark etmedi, Kilis Tarihi’ni ilk defa yazan Avukat Kadri (Timurtaş) Ailesi ve çocuklarıyla(Haluk-Balıkesir Milletvekili, Faruk Kadri-Prof. Dr. ve hayırsever kızı) birlikte olan resim ideal bir Kilisli Aile fotoğrafıdır. Romanımın geçtiği dönemin en ilginç bir düğün fotoğrafı var kitabın sonunda. Hakkı Sarıca (Albay), Şoförler Derneği Başkanı Ethem Beyin kızı Semahat Demircan ile evlenirken, düğünde en yakın akrabaları Hancı Musa ve Bostan Hoca aileleriyle birlikteler. 1948 yılının tarihi bir düğün resmi.

- Öp Beni Asitane’de de böyle resimler var mı?

- Elbette… Hem de ilk defa yayınlanan bir resim mesela.. Kilisli Muallim Rıfat Bilge İstanbul’daki bir düğünde üniversiteli Kilisli gençlerle birlikte yine kitabın sonunda yer aldı. Özel arşivimin bir kısmını burada da kullandım.

- Peki yine Tut Elimi Killize’ye devam edersek? Damadımız Fikret Öğretmene Kilis’i dolaştırıyorsunuz?

- Evet… Fikret Öğretmen Kilis’i dolaşıyor zamanın el verdiği nispette. Çünkü Kilis’te gördüğü her şey ilk defa oluyor. Evlendiğinde düğün akşamı yatsı namazından sonra poposunu batırılan toplu iğneler, sabahına arkadaşlarınca gerçekleştirilen hamam sefası, Sabah Pazarı’nda Enez’in Kuşçu Kahvesi, sonra Arasa Hasırcılar Çarşısında görme özürlülerin maharetleri, Şıh Efendi’nin Tekkesine Ortadoğu ve Anadolu’dan akın akın gelen konuklar, onların ibate ve iaşesi vs. Bütün bunlar sadece Fikret Öğretmen için değil bütün dünya için dikkat çeken hususlardır. Kilis’te inanç turizmi veya tarih yahut mutfak kültürü atılımı yapılsa yabancıların göreceği yerlerin tümüne temas ettim.

DELİ DEYİP GEÇİLMEZ

- Badeli Nahsan’a neden ihtiyaç hissettiniz?

- İhtiyaçtan değil, yaşanmış bir hakikatin altını çizmek istedim. Bir dönemin bilgisi ve belgesi Badeli Nahsen’in hayatı. Bu gerçeği dışlayamaz ve örtemezsiniz! Nasıl Kilis’in alimlerini, şairlerini, delilerini,  mecnunları, kırık çıkıkçılarını, aktarlarını, fırıncılarını unutamadığınız gibi. Cumbulluyu haydi kayda geçirmeyin!. Veya hem kaleci ve hem de düğünlerin akla gelen ismi Kız İnsan’ı, Ayten Cici Remzi falanı, Selli Bebeği vesaire. Çoğu Kaymakamı veya müdürü hatırlamayabilirsiniz ama Kilis’in delilerini çoğumuz kızdırmışızdır.

- Kaçakçılık olayına da yer ayırmışsınız?

- Evet, kaçakçılık çok yeni şey getirdi ve çok özelliğimizi de aldı götürdü. Kilis bir anda bütün Türkiye’de tanındı. Büyük şehirlerden özel araç ve otobüslerle turlar düzenlendi. Ancak Cumhuriyet Caddesi üzerindeki çoğu ev yıkılarak pasaj yapıldı. Ha keza Erkek Sanat Enstitümüz de. Esnaf ve çiftçi dükkânını, bağını, bahçesini satıp sehem yemeye başladı, tuhafiyeci oldu. Çoğu zanaat kaybolmakla karşı karşıya kaldı. Zengin olanlar İstanbul gibi büyük şehirlere göç etti. Bunun altını çizmeye çalıştım. Bu zaman dilimini ıskalayamayız.

- Tut Elimi Killize’deki gençlerin hepsi gerçekten okumayı çok mu istiyor, yoksa siz böyle mi temenni ediyorsunuz?

- Kilisli gençler o dönemde gerçekten doktor, mühendis, avukat olmak için çok çalışıyordu. Nitekim bizim dönemde üniversite girmeyen arkadaşımız kalmamıştı. Özellikle de tıp fakültesinde rekor kırmıştık. Askeriyeye giren arkadaşlarımız bile oldu. Kitapta bunları hatırlamadan edemedim elbette.

- Kitapta 27 Mayıs Askeri Darbesi de geniş bir yer tutuyor?

- Maalesef öyle… Gerektiği kadar yer vermeseydim vicdan azabı çekerdim. Çünkü bütün darbeler gibi 27 Mayıs Kanlı Darbesi de Türkiye’yi en az 20 yıl geri bıraktı. Üç Devlet adamı asıldı. Mağdur ve mazlum ailelerin sayısı bir hayli oldu. Bundan talebeler de nasibini aldı. Sürgünler, tutuklamalar, tacizler, işkenceler biliyorsunuz bunun en dikkat çekici ve çarpıcı örneği Şair Nihat Ferah’tır.

killize kapak

KİLİSGÜCÜ, KARATAŞSPOR, ALEVSPOR

- Tut Elimi Killize’de duygusallık da var mı?

- Aşkı, sevgiyi, romantizmi mi kastediyorsunuz duygusallık derken?

- Evet!

- Olmaz olur mu? O günkü aşkı ve sevgiyi bir bilseniz hayretler içinde kalırsınız. O kadar sıcak ve samimi. Sınıflarda kız öğrenci sayısı çok azdı. Kızın hiç haberi olmadan çok sayıda arkadaşımız aynı kıza âşıktı. Ama kimse kimseye bir şey söylemezdi. En fazla kızın okuldaki paltosunun cebine, yahut sırasındaki çantasının üstüne “seni seviyorum” diye imzasız bir mektup bırakılırdı. O mektubu yazan en büyük çapkın olarak bilinirdi. Buna da öyle kimse kolay kolay cesaret edemezdi.

- Mahalle baskınlarını yazmışsınız?!..

- O şöyle… Kilis’e kamu görevlisi olarak atanan memurların bazen modern kızları olurdu. Yine kızın haberi olmazdı ama peşinden onca  sayıda delikanlı koşardı. Mesela Albay Algan’ın Alev diye esmer bir kızı vardı. Bizim sınıftaydı. Adına Alevspor diye bir futbol kulübü kurulmuştu. Ancak Alev arkadaşımız herkesle bir arkadaş gibi konuşurdu. Ona kim aşıktı bilmezdi. Bizden biri gibiydi.

- Futbol oyunu deyince kitapta Kilis’in diğer futbol kulüpleri ve sporcularından bahsediliyor.

- Sadece onlardan değil deveme, gülle, âşık, tıkma, çinko, muraharal, çelik çomak, şakı bülbülüm şarkıyı da anlatıyorum. Böylesi oyunlar hala Japonya ve ABD’de yaşatılıyor. Amerika’da yaşayan Çinli, Hintli, Koreli kendi yerel çocuk oyunlarını yeni nesle aktarıyor ve uyguluyor. Ben de hiç olmazsa unutulmaması için kayıt düştüm.

MÜNİPOĞLU, BAŞCILLAR, ÖZER, ARGÜDER, ARICI ÖĞRETMENLER

- O günlerde idealizm de canlandı diyebilir miyiz?

- Evet… İdeolojilerin tümüne yakını 1961 Anayasasının verdiği imkânla taban buldu. Türkiye için yeni bir dönem başlamıştı. Fikri gelişmeler sağda ve solda ivme kazanarak yükseliyordu. Kilis de bundan ister istemez etkilendi. Ancak hemşeriliğe ve arkadaşlığa kesinlikle zarar vermedi. Tam tersine hangi ideolojim görüş olursa olsun insanlar tezini savunmak için daha fazla kitap almaya, gazete-dergi okumaya başladı. Bu iyi bir gelişme oldu bizim nesil için. 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin etkisiyle bazı öğretmenler kendisi gibi düşünmeyenleri dışlamadı, yol gösterdi. Buna örnek olarak Biyoloji Öğretmeni Dr. Mehmet Münip Münipoğlu ve Kimya Öğretmeni Seyfettin Başcıllar’ı örnek gösterebilirim. Çitlenbik dediğimiz matematik öğretmeni Sabri Özer ve Fransızca öğretmenlerimiz Hüsnü Arıcı ve Süleyman Argüder böylesi yakıştırmaları önemsemez ve umursamazlardı. İnsani duygular hep öndeydi.

- O dönem öğretmenleri idealist kimseler mi oluyordu?

- Bence öyle…

POLİTİKACILAR EĞİTİME MÜDAHALE EDERSE…

- Peki bazı talebelerin görüşlerinden ve okudukları kitaplardan dolayı sürgüne gönderildiklerinden bahsediyorsunuz?

- Evet… Bu tamamen o zamanın hükümet politikası ve Milli Eğitim Bakanlığı Tamimiyle oluyordu. Bakan İbrahim Öktem bu açıdan iyi bir imtihan vermedi. Yayınladığı tamimler, müfettişleri tarafından takip ediliyor, ihbarlar ciddiye alınıyordu. Dolayısıyla çok sayıda talebeyi mağdur etti bu uygulama. Bizim öğretmenlerimiz ceza vermek yerine yol gösterirdi. O dönem bizim sınıf arkadaşlarımızdan bir kısmı Milli Eğitimimin tamimi çerçevesinde Kilis Lisesinden ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Bir kısmı Gaziantep ve Malatya’ya giderken, bir bölümü de İstanbul’a giderek kayıt yaptırdı.

- Ne oldu o talebeler?

- Hepsi de ülkemizin yönetiminde sorumluluk aldılar. Üniversiteden mezun olup kamuda ve özelde iş hayatına atıldılar. Kilis ile bağlarını hiç ama hiç eksiltmediler.

- Kitaba alaka nasıl oldu?

- Hiç tahmin etmediğimiz merkezlerden Tut Elimi Killize’nin siparişleri oldu. Edebiyat eleştirmenleri eserimi değişik açıdan değerlendirdiler.

- Hatırınızda kalan bir örnek verir misin?

- Tabii ki, kıymetli edebiyat araştırıcısı Mehmet Nuri Yardım Milat’ta,  Recep Aslan Yenisöz’de değerlendirdiler. Ünlü sanatçı, viyolonsel, bestekar, yazar ve şair Fırat Kızıltuğ ise “Standhal lezzetinde bir anı roman Tut Elimi Killize” dedi ve devamını ısrarla beklediğini söyledi. Hatay Noteri Mustafa Everdi’nin değerlendirmesi ise birçok gazete ve dergi tarafından iktibas edildi.

çiftçigüzeli killize (2)

STANDHAL LEZZETİNDEN SONRA, BALZAC KAHRAMANLARI GİBİ Mİ?

- Ne diyor Sayın Noter Mustafa Everdi?

- İstanbul ve Ankara Edebiyat dergilerinin dışında Kilis Havadis Vizyon gazetesindeki değerlendirmesi şöyle Mustafa Everdi’nin “Kitaba Yazarı “Hatıra Roman” demiş. Yeni anlatı üslubu bir tür denemiş. İki düzlemde seyrediyor kitap; Mehmet Cemal Çiftçigüzeli’nin çocukluğundan 1963 yılına kadar hayatı ve Fikret Öğretmenin romanı.

Kilis başlı başına önemli bir şehir. Dörtyol’un kavşağında Anadolu ile Suriye’nin Gaziantep ile Halep’in; Beyrut’a kadar Akdeniz’e uzanan zengin bir kültürün kesişme noktası. Şehir kültürel canlılığı ile yetiştirdiği aydınları ile, kenarda; sınırda kalmayı kabullenmiş bir şehir. Kitap’ta 1950’den yana eğitim, şehir hayatı, meslekler, insan ilişkileri ile Çiftçigüzeli’nin hatıralarından zengin bir isim geçidi ile sürüyor Kilis.

Balzac’ın roman kahramanı gibi çoğaldıkça çoğalıyor insanlar. Sanki bütün bir şehrin sakinleri kitapta bir araya toplanmış. Hayatın her alanında tarladan, kitapçıdan, fırından çıkıp gelen hatıralar heyecanlı bir romana dönüşüyor. Hükümet konağı romanın merkezinde.

Fikret Öğretmenin romanında, yönetim-hak-eğitim kurumları-şehir kulübü- kaçakçılık-ekonomik hayat anlatılıyor. Sanal kahramanların yerine yaşayan nesillerin bugüne uzanan hikâyeleri yer alıyor kitapta. Şehir tarihinin tozlu yollarında her ayrıntısı ile kitabın sayfaları boyunca adım adım ilerliyor.

Bu zengin bilgi, titiz bir arşiv çalışması ile mümkün. Yazar Kilis’in yerel gazeteleri, resmi arşiv ve kayıtları; idari amirlerin okul kayıtlarına ilişkin kişisel destekleri ile gerçeklere sadık bir şehir fotoğrafı çekmiş. Kitaplarda yer alan Kilis, kişisel hatıralarla, yazarın hikaye etme gücü ile ve edebiyatın imkanları ile bütünleşip örnek bir kitap çıkmış ortaya; şehir-birey ilişkisini dile getirmek yönünden.

KENTLER TARİHİNİ ve İNSANINI ANLATAN KİTAPLARI BEKLİYOR

Her bir Kilisli film seyreder gibi canlanıyor gözümüzde. Mehmet Cemal’in aile tarihi ile birlikte şehrin değişim ve dönüşümlerini, uğradığı zulümleri, siyaset ve darbeleri on üç yıllık bir cumhuriyet tarihi, Kilis özelinde belgesel niteliği ile gündeme geliyor. Buna paralel olarak yaşayan; gerçek insanların sıcak-sevimli hikayeleri, umutları, beklentileri!…

Ben kitabı okurken çocukluğuma, Niğde Bor anılarıma ulaştım. Unuttuğum ne çok hatırayı canlandırdı Mehmet Cemal. Onun kitabının penceresinden özel tarihimizi seyreder gibi çocukluğuna, eğitim hayatına, şehirlerin bizimle birlikte büyüyen makus talihine bakıyor insan.

1960 İhtilali sonrası, mağdur edilen, yargılanan insanların hikayesi ile sona eriyor kitap. Bir şehrin tarihi ile bir ülkenin tarihini anlatıyor aynı zamanda. Böylece özel kişisel tarih, şehrin tarihi ve ülkenin tarihi iç içe geçen bir sarmal gibi geçit resmi yapıyor kitapta. Bu nedenle insanı içine çekiyor, merakla gelecek bölüme doğru okuyor, sayfaları değiştiriyoruz.

Her şehir yerel-özel, tarihini-hikayesini anlatacak kitapları bekliyor. Anadolu şehirlerinin ilgi çeken, gün yüzüne çıkmayı bekleyen ne hatıraları, tarihi olayları var? Ancak gayretli, azimli yazarlar bu görevi bihakkın ve yetkin bir anlatımla yapabilir. Mehmet Cemal işte bu vefalı evlatlardan. Kilis’in sadık-vefakar yazar hemşerisi.

Mehmet Cemal gazeteci kimliği ile Kilis ile ilgili her bilgiyi, hatıralarında yer alan her olayı, sürükleyici bir anlatımla dile getirmiş Tut Elimi Killize ile. Kendisini tebrik ediyor, kitabın okuyucuya ulaşması temennisi ile takdim ediyorum.”

Hukukçu Mustafa Everdi Tut Elimi Killize’yi böyle değerlendiriyor.

asitane

DERSAADETTEKİ KİLİSLİ TALEBELER

- İsterseniz biraz da Öp Beni Asitane’ye dönelim.

- Tabii ki… Eeditörüm Öp Beni Asitane’nin ilk ayağı için şöyle diyor: ”İstiklal Harbinde destanlar yazan zengin aile çocuğu Abdullah; fakir, mazlum ve haklının yanında bahtının bir yazgısı olarak hep kötülerle karşılaşmış, idamla yargılanmış, ömrünün önemli bölümünü çok sayıda değişik cezaevlerinde geçirmiş. Ama mücadeleden hiç yılmamış, acıyı tatmış, hayatın anlamının farkına varmış, sessiz zihnini harekete geçirmiş, ezenlere karşı çıkmış, hep ezilenlerin yanında olmuş.”

- Öp Beni Asitane’deki Abdullah’ın böyle biri olduğu anlaşılıyor. Kitaptaki ikinci ayakta peki kimler var?

- Yine editörümün tespitiyle devam edeyim “Müttefik ve dost diye bilinen ülkelerin desteklediği askeri darbelerin bir yansıması ve hükümetlerin uygulaması olarak bazı öğrenciler kentlerindeki okullarından uzaklaştırılmışlardı. Her şeye rağmen başarılı 10 kadar lise öğrencisi zor şart altında da olsa girdikleri imtihanları kazanarak artık İstanbul Üniversitesinin öğrencisi olmuş, taşradan Dersaadet’e gelmişlerdi. İnançları “oku” diyordu. Emperyalizmle mücadeleyi emrediyordu. Akil ve önder adamlar tanımışlardı büyük şehirde. Gerçeğin yollarını görmüşlerdi. İrfansız kültür olmadığını yaşamışlardı. Peki hayat ile nasıl başa çıkacaklardı? Hepsi de işte bundan dolayı topluma faydalı olmak için iki binli yıllara randevu randevu vermişlerdi.”

- İki binli yıllarda buluşacak olan Tut Elimi Killize’den tanıdığımız bir başkası da Fikret Öğretmen! Öyle değil mi?

HAYAT DURAGANLIĞI KABUL ETMİYOR

- Evet çok doğru Fikret Öğretmen. Editörüm Fatma Ersem Yargıcı Fikret Öğretmen için de şunları yansıtıyor “Darbeci, emrivaki, hukuk ve insanlık dışı tasarrufları hep yüreğinde hisseden ancak sessizliğini koruyan Fikret Öğretmen de başarısız evliliğini mazeret göstererek İstanbul’a tayin istemiş, özgürlük, adalet, marifet, hakikat, kudret, bilim ve aklı öne çıkararak yüreğindeki fırtınanın etkisiyle Zeytinburnu Lisesindeki öğretmenliğinin yanında Hukuk Fakültesi’ne talebe olmuş, büyük bir değişim ve dönüşüm ile mağdurların yanında bulunmak ve savunmak için avukat olmaya kararlı idi. O halde muhafazakarlık, milliyetçilik, devrimcilik, taşralılık, bağımlılıktan kurtulmak ve de farkındalık hayat ile bütünleştirebilir miydi? Çünkü hayat durağanlığı kabul etmiyordu.”

- Önemli tespitler. Hayat durağanlığı kesinlikle kabul etmez.

- Gerçekten öyle… Her türlü farkındalığa rağmen hayat durağanlığı kabul etmiyor. Hele söz konusu hukuk dışı dönemi yaşayan bizler için. Editörümün son vurgusu şöyle Öp Beni Asitane için “Üç ayak üzerinde süren Öp Beni Asitane’de aşk ve nefret, iyi ile kötü, kara ile ak yüzleşiyor. Ailelerin akılları; işgal olaylarının başladığı, şiddet eylemlerinin ve korkuların arttığı, değerlerin tahrip olduğu üniversite okuyan çocuklarındaydı. Bunları kim karşı karşıya getiriyor, mitingler, yürüyüşler yaptırıyor, birbirine kırdırıyordu? Yoksa gençler mankurtlaştırılmaya mı çalışılıyordu?”

- Mankurtlaştırmadan kasıt?

- Mankurtlaştırma Kırgız Türklerinden diplomat, devlet adamı ve yazar Cengiz Aytmatov’un bir tespiti, belki de buluşu. Güney Amerika’da bir işkence çeşidi diye iddia ediliyor ama başta Türkiye mankurtlaşmayı Cengiz Aytmatov’un romanından tanıdı. Romanlarında geçer bu işkence şekli. İnsanların başına ıslak hayvan derisi geçirilerek güneşin altında tutulur. Deri kurudukça küçülür ve o insanın kafasını sıkar. Beyin sıkıştıkça küçük kanamalar meydana gelir. Beyin kabuğu hasar gördüğü için de kişinin hafızası silinir ve geçmişi unutturularak köleleştirilir. Böylece her emre itaat eder hale getirilir. Mankurtaştırmadan kasıt bu. Zaten Cengiz Aytmatov’un romanında da mankurtlaştırılan kişi onun için deli divane olan annesini de öldürür.!

TEK TİP İNSAN MODELİNE HAYIR MI?

- Sonra?

- Sonra şöyle noktalıyoruz: “Eğer mankurtlaşma varsa artık uyum, üretim, düşünme, analiz, yorum her şey devre dışı mı kalmıştır? Evrensel kuşatmaya böylece teslim mi olunuyordu? Darbe Türkiye’nin yükselen yıllarını tıkamadı sadece, yönetimlerin vasat zihin sahibi tek tip insan yetiştirmesi modeline katkı verdi. Korku saldı. Bunun neticesinde gelinen noktada dur bakalım kim kazanacak?” Evet, Öp Beni Asitane bu sorulara cevap aradı ve buldu.

- Biraz felsefi bir açıklama olmadı mı?

- Haklısınız oldu. Özetin özeti şu: 1968 kuşağı dediğimiz gençler bir moda haline getirilen evrensel kuşatmanın içine alınmıştı. Çanakkale Savaşımızdaki gibi çok şehit verdik. Üniversitelerde eğitim durdu. Hatta hayat durdu. Hükümetler değişti. Bu uluslararası kuşatmadan yara almadan aklıselim sahibi, sağduyulu kurtulanlar başarılı oldu ve bugün ülkemizin çeşitli yerlerinde memleketseverlik örneği veriyorlar. Öp Beni Asitane böyle bir anı, böyle bir öykü, böyle bir hayat. Dilerim ülkemiz bu imtihandan başarı ile çıksın.

- Üçlemenin ikinci kitabı Öp Beni Asitane’de galiba sadece Badeli Nahsen’in yeri değişmiş, onun yerini Abdullah alıyor.

- Evet… Abdullah Cenginli maruf bir ağa çocuğu… Türkmen Savcılı  Aşiretinden. Aşiret Lideri Ali Ağa Yemen’de de hemşerisi İstiklal Savaşı kahramanı ve şehidi Şahin Bey ile birlikte harbe gitmiş, İsmet Paşa’nın yanında cephede hizmet vermiş, İstiklal Savaşı’na katılmış, başarılı görevler ifa etmiş biri. Abdullah dolayısıyla Ağa çocuğu. Savaş sonrası aşiret mutlu bir hayat sürerken tarlalara bir su dağıtım davasıyla olaylar patlak veriyor, silahlar çekiliyor. Önce kan davası, hasıtlık, husumet, huysuzluk, kışkırtma, haksızlık derken sonra iftira, ispiyon, kıskançlık, haksız kazanç, kumar, uyuşturucu belası içindeki her şeyi kusan insanlar yüzünden gelişen olaylar zincirinde bu gazi oğlu Abdullah sonunda idamla yargılanıyor,48 yıl hapis yatıyor, Türkiye genelinde 38 Cezaevi geziyor.

ADALET ve HUKUK HER YERDE ARANIYOR

- Hayretler içindeyim!

- Ben de öyle… Bu konuda çok kitap okudum, çok gazete ve devlet arşivi karıştırdım, internette bir ansiklopedi olacak kadar konuya ilişkin materyal buldum. Kilis, İstanbul, Ankara, Gaziantep, Konya’da temaslar yaptım. Ama Abdullah doğrucu Davut biri. Hep hukuk, eşitlik ve adalet arıyor. Aradığı gibi de cezaevinde yaşıyor.

- Romanın diğer kahramanına geçelim. Kilisli gençleri İstanbul  öpebiliyor mu?

- Öptüğü de oluyor öpemediği de… Kilisli üniversite gençliğinin söz konusu yıllar içinde ki hayatı başlı başına bir araştırma konusu. O yıllarda talebe yurtları çok az, sıra gelmesi mümkün değil. Ortak ev tutulabiliyor. O vakit de bekara ev verilmiyor, ister istemez aracılar ortaya çıkıyor, ideoloji kendini belli ediyor.

-Romanınızda İstanbul Langa’daki Kilisli talebelerin evinden bahsediyorsunuz?

-Bir zamanların meşhuru Kilisli Bekir Çelenk üç üniversite talebesi gence kefil oluyor ve bir Rum konağını kiralıyorlar. Artık bu konak Kilis’in İstanbul şubesi gibidir. Özeldir. Buraya herkesin bulaşmışlığı vardır. Langa’daki konaktan meşhur  Kilisli hekimler, işadamları, avukatlar, öğretmenler, genel müdürler,  danışmanlar, müteşebbisler çıkmıştır.

- Kitabınızda okumak için İstanbul’a giden talebelere Kilisli annelerin bir hatırlatması var? Okurken ister istemez tebessüm ediliyor.

- O gün için çok ciddi ve zaruretti. Ama şimdi olayı duyunca mütebessim oluyoruz. Birinci husus ;bazı anneler çocuklarının parmağına okunmuş yüzük, boynuna hamaylı muska takıyor, ikincisi de paraları çalınmasın diye donlarının içine fermuarlı veya düğmeli cep yapıyorlar. Ama yine de bazı gençlerimiz hırsızların kurbanı oluyor.

- İstanbul’da bu yıllarda pek yapılmayan Kilis gecelerinden bahsediyorsunuz?

- Bahsetmiyor yaşananı yansıtıyorum.   Taksim Belediye Gazinosunda her 7 Aralıkta kutlamalar gerçekleşiyor. Kilisli Üniversite Talebeleri orada güveyi gezdiriyor, Dr. Alaattin Yavaşça ve Nesrin Sipahiyi dinleyebiliyorlar. Üniversite hocalarıyla tanışıyor öğrenciler, birlikte olabiliyorlar. Öp Beni Asitane’de şık örnekler var.

 

TAŞRALI ARİF KEMSELER

- Gelelim Fikret Öğretmen’e!

- Fikret Öğretmen Zeytinburnu’nda görevli. Kilisli Muhtar Muallim ile Kilis’i yeniden konu ediyorlar; edebiyatını, kültürünü, insanını sil baştan tanımaya çalışıyorlar.

- Taşranın maruf ve arif, feraset sahibi insanları da anlatılıyor kitapta.

- Bir örnek Malatya’dan M. Sait Çekmegil’i anlattım. Kilis’e de çok sık gitti geldi. Kendisi esasında terzi, ama konjonktürü yakından takip eden, fikir üreten, kitaplar yazan bir aydın. Öyle esnaf deyip geçilmeyecek biri. Erzurum’da Naim Hoca da öyle esasında esnaf biri. Fakat esprileri olsun, yakıştırmaları olsun, hedef ve algıları olsun çıtayı çok yükseltmiş. Kilis’te de böyle insanlar var. Üstelik edebiyat konusunda eserler vermiş, kanaat önderleri sayılacak isimler. Sohbet ve şiirleriyle dikkat çekmişler. Bazıları kara mizah yapmış örnek şahsiyetler. Mesela Hafız Kamil, mesela Terzi Korkmaz Kın, mesela Deli Ozan Nihat Ferah hemen aklıma gelen.

 

KAÇAKÇILIK MI DEDİNİZ?

- Taşranın sosyal hayatına da girdiğiniz gözlemleniyor Öp Beni Asitane’de.

- Sosyalleşme hayatın ta kendisi. Olmazsa olmaz. Kilis o yıllarda, kaçakçılık ile adını duyurmuş bir kent. Ama Kilis’te bir yılda olan kaçakçılığın İstanbul’da bir günde yapılan örneklerini de veriyorum bu anı romanda.  Boğaziçi’nde yakalanan kaçakçı gemisi uyuşturucu değil de “çiriş” raporu alınca ve yetkililer de bunu tasdik edince yakalanan mallar sahibine teslim ediliyor. Bu bir.

- İlginç bir örnek!

- Dahası var… NATO uçaklarıyla yapılan kaçakçılık çok daha fena bir örnek. İncirlik üssü o zaman sadece Adana’nın değil ülkemizin önemli bir stratejik noktası. Uyuşturucu kaçakçılığını NATO uçaklarının pilotları vasıtasıyla yapılıyor.

- ……………………………..

- O yıllarda yakalanan bir milletvekili var uyuşturucu kaçakçılığından.. hem de malı Fransa’ya kadar götürmüş, ancak orada yakayı ele veriyor. Bakın bunlar unutuldu ama hala Kilis için beş bin yılı aşkın tarihi zenginliği, ilahi din ve medeniyetlerin merkezlerinden biri olması, Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin en dikkat çeken örneklerini sinesinde barındıran, gerek mutfak ve gerekse tarım ürünleriyle doktor reçetesi gibi sağlık kültürü, tekkeleri, askerleri, devlet adamları, aktarları, hatta kırık çıkıkçıları, edebiyatçıları, şairleri ve bölgenin ilk mantık fakültesi gibi hemen akla gelen özellikleri hala öne çıkartılamadı.

- Böyle bir girişim olacak diye duyumlar alıyoruz. Dilerim gerçekleşir.

- Kalleş tepesinin püfür püfür havası, esen rüzgarı tüberküloz hastaları için bir ilaç mesabesinde olduğunu hekimler anlatıyor.

- Kimin sorumluluğunda olabilir?

Bunda da sorumluluk Kilis’in temsil eden ve yönetenlerindir diye düşünüyorum.

 

- Öp Beni Asitane’de öğretmenler odasındaki tartışmalardan da bahsediyorsunuz?

HAYATIN BAŞINDA DA ve SONUNDA DA ÖĞRETMEN

- Bu tartışmalar öğretmenin kalitesini ortaya çıkarıyor. Hani bir örnek vardır, Cumhuriyet’in ilk yıllarından; Atatürk’e gelen bütçe komisyonundaki üyeler milletvekilleri maaşlarının ne kadar olacağını sorarlar. Mustafa Kemal hiç tereddüt etmeden “Milletvekili maaşları, öğretmen maaşlarını geçmesin” der. O yılların öğretmenleri öğrencilerine kursa gitmesini tavsiye etmez, gerekirse kendisi okulda veya evde gönüllü ders verirdi. Öğretmen el üstündeydi. Kitapta bunun örneklerini veriyorum; kitap okuyan, tiyatro ve sinemaya giden, müze ve tarihi yerleri gezen, halkın içinde, talebelerinin yanında olan idealist öğretmenler.

- Sadece bu değil öğretmenler odasında insan ve sokak isimleri tartışmasını da anlatıyorsunuz.

- Doğru. Öp Beni Asitane’de komik sokak isimleri de söz konusu. Kara mizah isim ve soy isimler, hatta lakaplardan da öğretmenler odasındaki tartışmada yer veriyorum. Yanlış tasarruflara da değiniyorum öğretmenlerimizin ağzından. Tibil’in adı Öncüpınar olarak değişti ne oldu? Halk hala orayı Tibil olarak biliyor, orada doğanlar da hala Tibilliyim diyor. Bu Türkiye genelinde bir uygulamaydı, ama yanlıştı.

-Fikret Öğretmeni neden yeniden Kilis’e bir ziyaret yaptırdınız?

- Boşandığı eşinin vefatı dolayısıyla geliyor daha önce hizmet verdiği kente. Birincisi vefa örneği. İkincisi Fikret Öğretmen Kilis’te görev yaptığı sırada düğün dernek görmüştü ama bir yakını vefat etmemiş, bir cenaze törenine gitmemişti. Kilis’te hakka yürüyen biri kişinin ardından dini törenleri vurgulamaya çalıştım.  Unutulmaması gerek, aynı doğumda yapılan geleneklerimiz gibi.

YERELLİK MARKA GİBİ; ÖZEL

- Fikret Öğretmen Kilis’te eski dostlarını da görmeyi düşünüyor. Evet bir kısmını tesadüfen görüyor, bir kısmını özellikle. Hatıralar değil sadece, nostalji yapmıyor; hayat boşluk kabul etmiyor, boşalan yer hemen doluyor. Ayrıca tanımak isteyip de fırsat olmadığı kişilerle de bu vesileyle beraber oluyor. Bir şey dikkatinizi çekmiştir mutlaka…

- Evet, Fikret Öğretmen İstanbul’a dönerken Kilis’in hediyeliklerini de ihmal etmiyor.

- Doğru sucuk, bastık, kuru üzüm, sadece Kilis’te olan dağlı duzlu kudama ve kavrulmuş fındık da öyle. İstanbul’da öğretmen arkadaşlarına böylece bu ürünleri tanıtıyor ve bir nevi Kilis’in tanıtımına vesile oluyor.

- Fikret Öğretmen Okulunda değil ama fakültesinde hep ideolojik kampların içinde görünüyor.

SAĞ ve SOLDAN NE ANLAMALI?

- Bu o dönemde herkes için mevzubahis.. çünkü bir taraftan olmazsa dışlanıyor, hayat ile alakanı kesebiliyorsun. En azından direnirsen okula gidemiyorsun. Fikret Öğretmen arayışlarını sürdürüyor hangi tarafta olursa olsun. Karşı tarafın da , içinde bulunduğu yanın da hem çelişkilerini, hem de özelliklerini görebiliyor. Mesela solun incir, tütün, zeytin, fındık emekçilerinin sorunlarına eğilmesine, doğuda Zap Köprüsünün yapımına katkı verdiğine seviniyor, ama şiddete karşı çıkıyor. Silahlı müdahaleyi bir türlü kabullenemiyor. Sağ kesimin memleket meseleleri konusunu değil de, örfüne ve devletine sahip çıkma egosuyla görevini  onlara ve bir başkasına devretmesini pek anlamıyor, algılayamıyor!  Onun için arayışını sürdürüyor.

- Abdullah ile bir hapishane hayatını iyiden iyiye anlıyor, yaşıyoruz.

- Hapishane hayatı duyulan ve bilinen şeyler ama hatırlayınca o hayat insanın tüylerini ürpertiyor. Fikir suçundan tutuklu mahkûmların, diğerlerine şefkat ile bakması ayrı ve hoş bir örnek. Sağcı ve solcu öğrencilerin koğuşlarındaki dayanışma da öyle.

- Sizin döneminiz gerçekten hem talebe ve hem de çalışma hayatı bakımından iyi analiz edilmesi gereken bir zaman dilimi! Öp Beni Asitane’de bunu gayet güzel veriyorsunuz.

DİRVAS; SARAY SENİN Mİ, HALIKIN MI, HALKIN MI?

- Bugünün öğrenci ve öğretmenlerini, talebe ve öğretim üyelerini, işçi ve işverenlerini hep birlikte görüyoruz. Nerede bir tıkanıklık var, bilindiği halde bir türlü açılamıyor. Ben bu konuda hep dramalarını önde gördüğüm Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’taki Dirvas adlı şiirini örnek veriyorum hayatımız için.

- ……………………

- Bir zamanlar Ortadoğu’da kuraklık, sefalet ve açlık başlamış. Halk da toplanarak Şam’da oturan Halife Hişam’a şikayete gitmişler. 12 yaşındaki Dirvas da peşlerine takılmış. Sarayın ihtişamı herkesin gözünü kamaştırmış. Hişam’ı görür görmez büyüklerden önce Dirvas hemen söze girmiş; konuşmuş, konuşmuş, azarlansa bile susmak bilmemiş. En sonunda Halifeye, “Nereden buldun bu ihtişamı? / Halkın mı, senin mi, Halıkın mı? / Allah’ın ise eğer bu servet / Bizler de O’nun kuluyken elbet / Bir pay talebinde hakkımız var / İnsaf olmaz bu hakkı inkâr / Yok böyle olmayıp ta kendi / Malın ise ”Çünkü fazla şimdi” diyor.

- ……………………………

- Halife Hişam, Dirvas’ın bu konuşması karşısında buz kesmiştir. Durur ve der ki “Yok bende cevab-ı redde kudret/Hayret, bu civan dehaya hayret!” Galiba toplumumuzun Hişam ve Dirvas gibi gönlü ve ufku açık yönetici ve genç insanlara ihtiyacı var. Bunu Öp Beni Asitane’de vermeye çalıştım. Kimsenin görüşüne müdahale etmedim, kendi dönemi ve şartları içinde anlattım. Takdirini bugünkü nesil ve okuyucu verecek.

MİNNETTAR ve MÜTEŞEKKİR OLMAK

- Kapak tasarımları da değişik. Tut Elimi Killize’de Kilis evinde bir sucuk yapımı, Öp Beni Asitane’de ise ebru üzerine içinde Kız Kulesi, Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet Camileri, Galata Kulesi, Haydarpaşa Garı, Kadıköy İskelesi olan minyatürler çok dikkat çekti.

- Kapaklar gerçekten beklediğimizin üstünde alaka gördü. Her iki minyatür de Isparta Üniversitesi Türk Süsleme Sanatları Hocası eşim Serhan Çiftçigüzeli’ne ait. Hem kendisine, hem de bu iki eseri arşivinde bulunduran ve yayınlanmasına izin veren İstanbul B 12 Creative Branding’a, kitabın kapak ve sayfa düzenlemesini yapan Erzurum’dan grafik tasarım sanatçısı Sezer Erdoğan’a ayrı ayrı minnettarım.

- Efendim verdiğiniz bilgiler için bende size teşekkür ederim.

- Asıl ben size müteşekkirim. Bu çalışmamda sizlerin de katkısını unutamam. Kilis KENT Gazetesi ve Mustafa Sağ’a, Zeytindalı Dergisi Yöneticisi Muhlis Salihoğlu’na, İstanbul’da Koleksiyoncu hemşerimiz Hanefi Can’a, merhum İbrahim Halil Işıklar’a, kitabımızın sonundaki tarihi resmi yayınlamamıza müsaade eden Dr. Alaaddin Demircan’a teşekkür etmem gerek.

- Biz de size Kilis’in ve insanlarımızın tanıtımına katkı verdiğiniz, arşivimize ve kütüphanelerimize böyle güzel eserler kazandırdığınız için teşekkür ederiz.

- Başka müteşekkir olduğum kişiler var. Mesela kitabın son okumasını yapan, bazı olayları birlikte yaşadığımız İstanbul’dan aziz dostum Prof. Dr. Durali Yılmaz’a, Telif Hakları Derneği Başkanı Cafer Vayni’ye, Ankara’da Müellif Mehmet Çetin’e, eski milletvekilimiz Veli Kaya’ya, Paris’te İhsan Sümertürk’e, Gaziantep’te Kültür Müdürü M. Bülent Öztürk ve kültür adamı hemşerimiz İbrahim Alisinanoğlu’na, Kilis’te kültür adamı Mahmut Kaçarlar’a ve Yazar-şair  ağabeyimiz Hasan Şahmaran’a müteşekkirim.

- Demek bir kitap çalışması yapmak aynı zamanda onca kişi ve kuruluşla da temas halinde olmak anlamı taşıyor. Hiç de kolay bir süreç değil. Elinize ve yüreğinize sağlık efendim. Yeni eserinizi de merak ve heyecanla bekleyeceğiz ve okuyacağız.

Benzer Haberler

KRİZ Domates krizi enflasyonu düşürmüş. Durun bakalım “siyasi kriz” neyi düşürecek?!…...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “KİLİS ZEYTİNYAĞI’NIN BİRİNCİ YÖNÜ YÜKSEK KALİTELİ VE İKİNCİ...

Yorum 
0

Sabahattin YARAR   Her yeni yıla girişte, insanların beklenti ve iyi temennilerini içeren...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KRİZ Domates krizi enflasyonu düşürmüş. Durun bakalım “siyasi kriz”...

Kilis Valisi Recep Soytürk’ün...

Metin MERCİMEK “KİLİS ZEYTİNYAĞI’NIN BİRİNCİ YÖNÜ YÜKSEK...

Hoş Gelmedin… Hayırlısı ile G...

Sabahattin YARAR   Her yeni yıla girişte, insanların beklenti ve iyi temennilerini...

Kış Mevsiminde KKTC Notları

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   Üç ay önceden aldık Kuzey Kıbrıs’a...

Bir Tayin Hatırası

Şenel ÖZKÖSELER   Yaş aldıkça, pek çok anı biriktiriyor insan. O...

KAPILAR

Kilis Şirinlemeleri…   KAPILAR   Kapılar hayatı paylaşırlardı,...

OSB Kilis’in vazgeçilmezi

Kilis Belediye Başkanı M. Abdi Bulut ile AK Parti İl Başkanı Murat Karataş,...

Kilis’in nüfusu 142 bin 490 kişi ol...

2019 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) göre Kilis ve ilçelerinin...

Kilis’te 19 bin 195 çalışan sigorta...

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İl Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre,...

Kehribar taşı üretimi yapılan bağ e...

Kilis’te, jandarma ekipleri, izinsiz kehribar taşı üretimi yapılan bağevine...

HEM’den okuma-yazma seferberliği

Kilis Halk Eğitim Merkezi (HEM) Müdürlüğü, okuma-yazma bilmeyen vatandaşları...

Kütüphane açılışından sonra öğrenci...

Kilis’in Elbeyli ilçesi Yenideğirmen Ortaokulu’nun kütüphanesinin açılışına...

Çetin İnşaat altyapı çalışmalarının...

Bursan İnşaat Enerji Madencilik Sanayi, Çetin İnşaat ve Ticaret Anonim Şirketi...

Köylerde “kanser” bilgilendirmesi...

“4 Şubat Dünya Kanser Günü” kapsamında köylerde vatandaşlara...

Öğrencilerden C vitamini etkinliği...

Kilis Karamelik İlkokulunda ana sınıfı öğrencileri, C vitamini anlatan bir...

Musabeyli’den bir başarı daha

13-14 Şubat tarihleri arasında Batman’da düzenlenen Yıldız Kız ve Erkek...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

ÖZEL Özelleştirmenin adını “Güzelleştirme” koymuşlar. İyi de olmuş....

Bilimsel Açıdan İyi İnsan Kimdir?...

Metin MERCİMEK “BİR GÜN DİYOJEN, GÜNDÜZ VAKTİ ELİNDE FENER SOKAKTA...