Dolar 33,0552
Euro 36,1033
Altın 2.565,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 36°C
Açık
Kilis
36°C
Açık
Sal 36°C
Çar 38°C
Per 37°C
Cum 36°C

Merhum Dr. Muhittin Sağlık Hatıralarından Yansıyanlar-15

Merhum Dr. Muhittin Sağlık Hatıralarından Yansıyanlar-15
A+
A-
12.03.2015
378
ABONE OL

Nejat TAŞKIN

 

Rumi sene 1308’i gösteriyordu. Ben on altı yaşında, yepyeni duyuşların taşımak istediği bir gaye içindeydim.

İstanbul; o gün bile her yanıyla bir tarih fışkırıyor, yaşadığı yılların bütün inceliklerini taşıyordu. Boğazı yalayıp geçen, yandan çarklı vapurlar,
bütün ihtişamıyla köprü, yine bütün zaferiyle Osmanlı imparatorluğu. O gün gördüğüm her şey, bir zafer anlamıyla beni sarıyordu. İki yıl önce alışamadan kaçtığım İstanbul, bu gelişimde bana bambaşka gelmişti. Yine Çengelköy vapuruna bindim ve yine okul müdürünün karşısındayım.

Bana anlatıyordu Müdür:

– Kaçmayacaksın artık, bu son olsun.

Başımı önüme eğdim, onun bu tatlı kelimelerini candan ve ilgiyle dinleyerek yarınımın tasavvurunu plânlaştırdım.

Mektebe ilk girdiğim zaman, yeni bir muhitle karşı karşıya kaldım, insanların her biri, başka başka yerlerden gelmiş, bir arada toplanmıştı. İlk anda onlarım hiç birini tanımak imkânını bulamadım.

Mektep müdürü miralaydı. İdare Müdürü Kolağası Sami Bey ve sınıf zabitimiz Kel Ali… İşte bu birkaç isim, ilk anda nazarı dikkatimi çekmişti.

Sınıf zabitimiz Kel Ali, ciddi ve ayni zamanda bir peder kadar bizleri düşünen bir insandı. Onu hiç bir zaman unutamam.

Bir gün, beni müdürün talebi üzerine müdürün yanına götürdü. Müdür sordu:

– Peder ve validenin mektebe geldiğinden malûmatı var mıdır?

– Hayır, dedim. Ben mektebi ve maarifi sevdiğim için, pederimin mevcut bir atını satarak İstanbul’a geldim.

Müdür:

– Olmaz, sana bir veli ister, dedi. Pederine yaz, rızasını bildirsin.

Cevap olarak müdüre şöyle dedim:

– Pederim alaylıdır. İlmi yoktur ve mekteplilere ‘puşttur’ der.

Müdür ve sınıf zabitim mektepli oldukları için, bu samimi itirafım karşısında çok gülmüşlerdi. Çünkü bu kelimeyi onlar da sık sık duymuşlardı.

Müdür tekrar bana döndü;

– Sen yaz, dedi. Eğer sana böyle bir cevap gelirse senin velin ben olacağım.

Sınıf zabitim Ali Bey de:

– Mektubunu ben yazacağım ve cevabı bana gelecek, dedi. Menfi bir cevap gelecek olursa seni mektepten çıkarmayacağım.

Müdürün huzurundan ayrılarak sınıfa geldik.

Yazdığımız mektubun cevabı müspet geldi ve maarifi methediyordu. Hakikatten babamın bu anlayışı karşısında hayran olmuştum. Onun koyu bir alaylı oluşu, her alaylı gibi mekteplilere mahut cümleyi kullanışı karşısında cesaretimi maarif sahasında kendi kendime toplamaya çalışmıştım. Demek ki devir değişiyor, pederim bile, bu değişikliğin ilk adımını atıyordu. Ondan gizli, ondan uzak girdiğim bu tahsil, bana bu mektupla daha çok kuvvet vermiş, insanların pederlerden gelen nasihatlere ne kadar çok ihtiyacı olduğunu anlamıştım.

Bugün ben de, okula başlayan yavruma daima en önde rehber olur, babamın rehber haletinin başardığı manayı daha kuvvetle hissederim. Dostlarıma, okuyucularıma bir baba nasihatim var: Yavrularımıza rehber olunuz, çünkü ben, bu rehberin bana verdiği kudretle yarınımı en geniş
manada kazanmıştım.

O günden sonra bütün sınıfın tanıdığı, iltifat ettiği samimiyet gördüğü Ali Bey’di. Ali Bey’in bakışlarındaki manayı sezmeyen bir arkadaş, sınıfta mevcut değildi. Onu sevişimiz, ona uzun yıllar bağlanışımız, bize ortak oluşu ve bize yakınlık göstermesinden ileri gelirdi.

Mektebin üç yıllık süresi, lise tahsili karşılığıydı. Her türlü disiplin, askeri rüştiyesinden daha fazla daha genişti. Bir asker gibiydik. Okulda çalınan her borunun bir manası vardı. Kalkarken, yatarken, koşarken ve çalışırken, bu borudan çıkan nefes yolumuzu tayin ederdi. Derslerimiz tarih, coğrafya, hendese ve buna benzer ilimlerden ibaretti.

(Devamı var)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.