Dolar 31,0747
Euro 33,6774
Altın 2.024,41
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 17°C
Az Bulutlu
Kilis
17°C
Az Bulutlu
Cts 19°C
Paz 14°C
Pts 12°C
Sal 16°C

Merhum Teğmen Nevzat Taşkın Mektupları

Merhum Teğmen Nevzat Taşkın Mektupları
A+
A-
19.02.2016
346
ABONE OL

Nejat TAŞKIN

25 Mayıs 1970

Sevgili Belma;

Seni kutlarım. Hoş geldin. Zor, mücadeleli bir ortama geldin. Yoksul bir ülkeye, yokluğu pek olmayan insanların arasında geldin. Sena en güzel mamaları getirecektir baban, üstünde hassasiyetle duracak bir annen, seni sıkı sıkı kucaklayacak bir ağabey ve ablan var.

Ben amcan, yeni doğan her şeyi severim. Hele yeni bir insansa o, bütün sevinçlerimi gizler. Ben yeni olan her şeyi severim. Maddi olanaklarımı müsaade etmediği için, bir ay önce, senden çok küçük bir canlıyı 300 TL’ye doktor masasında bıraktığım zaman doyduğum üzüntüyü, yaşarsam 20 yıl sonra sana anlatabilirim.

Şanslı bir kızsın Belma. İnsanları çok seven, ama insanlar hakkında çok az bilgisi olan bir baban var. Ben babana 20 yıldır yazarım. Yirmi yıldır içimi dökerim. Davranışlarımla, düşüncelerimle, sözlerimle ben buyum derim, derim!… Biz babanla birbirine en yakın iki kardeşiz. Ben bu ilişkiyi kardeşten de daha ileriye götürmek istedim hep. Ama zorlamalarım hep boşuna… Babanın fena bir alışkanlığı var. Ben ikiyi iki görmek isterim. Baban ikiye bazen beş der, bazen sıfır der. Çok gerçek olsun diye matematikten misal veriyorum. İşte amcanla baban arasındaki fark buradadır. Neyse bunları daha iyi anlatırım ileride…

Şanslı bir kızsın Belma. Çünkü seni fazlasıyla anlayacak bir annen var. Annen genç kızlık günlerini uzun döet duvarların arasında kişilik mücadelesi yaparak kazanmaya çalışmıştır. Dört duvarlar arasında ezilmiş, varlık içinde manevi yoklukları yaşamıştır. Onun için seni çok daha iyi anlayacağına inanıyorum.

Şanslı bir kızsın Belma. Seni çok daha iyi anlayacak bir ağabeyin Erdoğan var. O, yaşamı içinde sana önce insan olduğunu, insanlarınsa mücadele etmeleri lazım geldiğini anlatacaktır. Çünkü o biliyor ki, senin yaşayacağın çağ, kadının tutsaklığı yendiği, kendi kişiliğini kazandığı çağdır. Baban, Erdoğan’a; kardeşlerine sahip ol dediği zaman, Erdoğan; Baba kardeşlerim kendi kendilerine sahip olmasını bilirler diyebilecektir.

Şanslı bir kızsın Belma. Utangaçlığı senden önce öğrenmiş, dış görünüşlere fazla bağlı, minimi, maksimi diye ayırımlar yapabilen bir ablan Rana var. Rana ablan, biraz babasının kapalılığını, biraz annesini dört duvar arasındaki bunalımlarını taşıdığı için hırçındır. Ama onun da sana güzel bir yoldaş, bir dost olacağına inanıyorum.

Belmacığım; daha seni çok sevecek bir yığın insanlar var çevrende. Amcaların, dayıların, teyzelerin, halan… Neneler, deden. Ve daha bir yığın insan, insan, insan…

Belki sen bilinçlenmeye başladığın zaman bunların pek çoğunu göremeyeceksin çevrende. Kimi yaşam süreleri dolduğu için, kimi olayların akışı içinde bu hayattan göçtükleri için göremeyeceksin. Ama göremediğin için üzülme ve anlatılanlara da bakma. Sadece gördüklerinle ve duyduklarınla ve de edindiğin bilgilerinle yaşamını değerlendir.

Sevgili Belma; doğduğun için seviniyorum. Bütün üzüntüm, bu bunalımlı, bu yoksul topluma gelmen. Üzüntüm, sadece bu topluma gelmende değil. Güçsüz yetişirsen diye ürküyorum. Yoksa gerçek savaş ve yaşam sizlerin. Yeter ki aldığın bilgilerle yaman bu toplumun savaşına katılabil. Katılacağına inancım var.

Doğumun dolayısıyla bu birkaç satırı yazdım. Çünkü yazılara yemin etmiştim artık. Yazılar insanı boşaltır ve eylemden uzak tutar. Bizim toplumumuz ise boşalım değil, eylem yani hareket istiyor.

Baban hep kızıyor yazmıyorum diye. Ama yazmayışım sevmemek anlamını taşımaz. Kendimi anlatamadığıma göre, gösteri olsun diye yazmanın ne anlamı var?

20 yıldır yazar durumum hep. Ama kendimi anlatamam. Biraz açık olsam, biraz gerçeklere dokunsam o anda sarılacak ne varsa kafama atarlar benim. Bu biraz da küçük olmanın kaderi olsa gerek.

Yaşam çizgim içinde babam çoğu zaman amcaların içinde fikri bakımdan kendime en yakın gördüm. Duyguları güzel, anlayışı gerçek şeydi. Baban bu anlamları, yaşam çizgisi içinde arttıracağı yerde azalttı ve azalttığı için de benden uzak düştü. Bu uzaklığa rağmen yine de en yakındır bana. Öbürleri öyle uzak ki, Mars kadar… Onlar dünyalık savaşı içindeler. Kendi kendilerini yiyorlar farkında değiller.

Sevgili Erdoğan ve Rana; sizlere her gün yazmak istiyorum. Ama inanır mısınız zamanım yok. Kendime yeni zaman yaratmak zorundayım. Gün 24 saat, onu 26 saat yapamam ben. Uğraşılarımın neler olduğunu, yıllar sonra da olsa anlayıp bana hak verirseniz sevinirim.

Okul nasıl? Onun çok iyi olmasını istiyorum. Babanızın tayin işiyle meşgul olamadım. Ama uzaktan da olsa, onun istediği noktada tecelli edeceğini biliyorum. Sizleri Ankara’da bekliyorum. Ben Temmuz sonlarında Diyarbakır’a doğru hareket etmiş olurum.

Yeni bir beldeye doğru gideceğim için sevinçliyim. Özlem ve Elif de sevinçliler. Ama onlar bu sevinci gerçek anlamıyla duymuyorlar, o da başka. Çünkü daha çok ufaklar. Sevinçleri, üzüntüleri hep ufak…

Çocuklar; Belma’yı çok sevin ve onun büyümesine yardımcı olun. O sizin sevginiz ve sezin ona verdiğiniz hayata hazır olacaktır. Siz ona verirseniz, yarın o da size verebilecektir. Hayat, kendi zıtlığını, yine kendi içinde taşır. İnsanlar hap “ben” der. “Ben” diyen insanlar çok az yaşar. “Biz” demeye alışırsanız yaşamınız çok daha uzun olur. İnsanların, “ben” demesi eski ve gülünç bir maziye dayanır. Bugün bile bilisiniz, çocuklar “Ağu” der hep. Doğduklarından, çevrelerindeki konuşmaya kadar sürer bu. “Ağu”; Yunanca “Ego”dan gelir. “Ego” ise “ben” demektir. Ta eskiden beri bilincimize yermeyen bu “Ben” duygusu, bugün hep sürer gider. O halde “ben” kişinin duyuşu değil, kişinin alışageldiği bir kelimledir. Biz ise kelimelere değil, kelimelerin altındaki duyguya bakmalıyız. Ben sizlerden bunu beklerim.

Sevgili yeğenlerim; sizleri her gün Özlem ve Elif’le birlikte yaşıyorum. Geçen gün Ümit geldi onlarla (Ahmet ve Nilgün de vardı) birlikte sizleri yaşadık. O babasının tüm telkinleri ile Fatoş’u, Hürdoğan’ı, Emel’i, Çigdem’i kendinden ayırmadı. Ben ona, onların da kendisi gibi yaşam içinde olduklarını, onlara karşı olmamasını anlattım. Babasına karşı olması demek, kendisinin de karşı olası anlamına gelmez.

Ümit İstanbul’a gitti. Bana yazdı, “Karşı değilim amca” dedi. Anlayışına sevindim.

Sevgili Belma; doğumunu fırsat bilerek sana ve ağabey, ablana uzun yazdım. Seni yeniden kutlarım. Hoş geldin. Amcan seni sevgilerin en yücesi ile kucaklar. Bunu yapamıyorsa uzakta olmasına say.

Babana, annene, ağabey ve ablana en yakın sevgilerimi iletir, Özlem, Elif ve yengeni o ufacık yanaklarından öpmek için sabırsızlandıklarını bildiririm. Lütfiye ninene, İstanbul’da olduğu için ismini öncesini iletemedim. Saygılar.

Hepinize sevgiler.

Bütün insan dostlara selamlar ve saygılar.(Nevzat TAŞKIN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.