… Mış Gibi Yaşamak!

15 Oca 2021 Cum 9:27
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İhsan KANMAZ

 

“Sen sustuğuma bakma. Yuttuklarım ve içime attıklarım var benim.

Anlayanı olmayınca, susarmış insan!…”

Selam ve sevgilerimle, bir kez daha sizlerle birlikte olmanın mutluluğunu duyuyorum değerli arkadaşlarım.

Bugün, günlük yaşam ve koşturmaca içinde, çok sık karşılaştığımız bir davranış halinden söz etmek istiyorum.

“Mış gibi davranmak, mış gibi sevmek ve mış gibi yaşamak…” Ama çoğu zaman da böyle yaparken, bunu içselleştirip, normalleştirme gayreti içinde olmak…

Yani bir nevi, buna alışmak ve bu hali olağan kabul etmek kendi dünyasında…

“Mış gibi yaptım hep… Sanki güçlüymüş gibi, canı hiç yanmazmış gibi… Mutlu olarak yaşıyormuş gibi… Oysa!…” demiş birileri ve devamını bizlere bırakmış.

Evet, yoktur bu “oysa”ların bir karşılığı…

Sever mi, sevmez mi belli değildir.

Tıpkı kişinin, mutlu mudur değil midir, onun da ayırdında olmadığı gibi.

Zira o, bir tiyatro sahnesi gibi düşünür yaşamı. Rol yapar çoğu zaman. Ruhuyla bedeni tezat halindedir. Güvenir herkese.

Ama güvendiği dağlara çoktan karlar yağmıştır lapa lapa. O zaman da aklından geçenler şunlardır: “İnsanlar diyorum, sever gibi, önemser gibi, ilgilenir gibi, arkanızda gibi, sanki hep var gibi…

Hep gibi gibi… Ama aslında hiç yoklar gibi….”

Durum budur özetle…

Peki nedir bu mış gibi davranma hali?

Öncelikle, göründüğü gibi olamamadır.

Sevmezken seviyormuş gibi görünmektir.

İçi kan ağlıyorken, sahte gülücükler dağıtmaktır etrafa. Hastayken iyiyim demektir.

Bir nevi sanrılarla, halüsinasyon ve hezeyanlar içinde bulunmanın adıdır o.

Yani, her şeyi sanki gerçekmiş gibi yaşar kişi. Bunu da yaşamının bir parçası haline getirir. Hayatı idare ederek yaşar ne yaşarsa artık. Bu onun doğrusu ve yaşam felsefesi olur zaman içinde.

Daha açığını diyeyim mi size.

Kişi, düşüncelerinin arkasındaki asıl niyetin farkında olarak, ya da olmadan sürdürür yaşamını. Sözü, özü ve davranışı birbirine uymaz. Bu şekildeki yaşamanın ve davranmanın halidir, mış gibi yapmak…

Oysa kişi iyi tanır kendini. İyisiyle ve kötüsüyle, “Ben böyleyim” diye inanır buna.

Öyle de kabul eder her şeyi.

Bedeniyle ruhunu el sıkıştırma ve barıştırma gayretleri içinde olur. İşte bu da “mış gibi” yaşamanın ve öyle davranmanın bir başka versiyonudur.

“Hayatımız ne çok, “neyse” ile “keşkeler” arasında geçiyor farkında mısınız?

Ne çok dünlerimiz ve yarınlarımız oluyor.

Ne çok gülünüyor ve mutlu olunuyor. Ya da öyleymiş gibi davranılıyor.

Sahi, neden “Mış gibi” yapılıyor ki?”

Evet, böyle diyor bir bilge kişi…

Çok doğrudur.

Bob Marley’de der ki: “Bu hayat bana, insanların gülemediği için ağladığını, konuşamadığı için sustuğunu ve ölemediği için yaşadığını öğretti…”

Bu da doğru.

Peki, yanlış olan ne o zaman? Yanlış olan, onun bunun sözüne çok önem verip, kendini ihmal etmektir bence. Nerden estiği belli olmayan deli rüzgâra bırakmaktır kendini. El sözüne takılıp kalıp, yaşamını es geçmektir. Budur yanlış olan.

Yani, şöyledir meselenin özü:

“Çok hızlı yaşarsın, yavaş git derler.

Yavaş yaşarsın, ölü gibisin derler.

Orta halli yaşarsın, monotonsun derler

Gülersin, ne gülüyo bu, deli gibi derler.

Ağlarsın, bunalımda mısın derler.

Susar dinlersin, dilini mi yuttun derler.

Konuşursun, sus bi artık derler.

Çalışırsın, amele derler.

Yatarsın, seni gidi beleşçi derler.

Kısacası, derler de derler…

İnsanı candan ederler.

Sonra anlarsın ki,

Gelmiyor artık geriye, geçen günler.

Ona buna kulak vermeye bir son ver.

Yoksa onun bunun lafına baktı da,

Sonunda da böyle oldu derler…”

Ne güzel demiş söyleyen. Yüreğine sağlık. Yani kimseye yaranamazsınız ki sevgili arkadaşlarım. Ne yapsanız kabul görmez ve eleştirilirsiniz. O yüzden doğru bildiğiniz şeyden vazgeçmeyin bence.

Kimsenin sözüne aldırış etmeyin.

Yalnız bu demek değildir ki, eleştiri ve uyarılara kulak tıkayın. Kimseleri dinlemeyin. Hayır, tabi ki yapıcı anlamda her tavsiye, başınızın tacı olsun.

Ama son sözü siz söyleyin her zaman.

Sizin kararınız, sizin doğrunuz olsun.

Ne olursa olsun zordur yaşamak. Bir günü geride bırakmak… Adı, “mış gibi” de olsa, zordur her şey. Sabahı etmek bile.

“Kan kusup da, kızılcık şerbeti içtim” demek yeri geldiğinde. Yaşamak neyse de, ölmekte kolay değildir hani…

Bakınız, Orhan Veli Kanık üstadımız demiş zaten diyeceğini, “Yaşamak” adlı şiirinde…

Biliyorum, kolay değil yaşamak…

Gönül verip türkü söylemek yar üstüne

Yıldız ışığında dolaşıp geceleri

Gündüzleri gün ışığında ısınmak…

Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,

Yan gelebilmek Çamlıca tepesine

Bin türlü mavi akar Boğaz’dan

Her şeyi unutabilmek maviler içinde.

Biliyorum, kolay değil yaşamak;

Ama işte,

Bir ölünün hala yatağı sıcak

Birinin saati işliyor kolunda

Yaşamak kolay değil ya kardeşler.

Ölmek de değil.

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak…

Yaşamak zordur derken, ölmenin de pek kolay olmadığını söylüyor şairimiz.

Hele bir de yaşarken sevdanın narıyla yanmışsa içi, türlü yalanlara uğramışsa ve de acılara katlanmışsa, o zaman daha bir gam yüklü olur yüreği. Kaderine küser ve oturup bir şeyler yazar kişi.

İşte o kişi, bir şair ve de Kilisli bir güzel insan. Hem arkadaşım ve hem de mesleğine âşık biri. Öğretmen Tülay Sarıcabağlı Şimşek’ten bahsediyorum.

Tülay Öğretmen bir şiirinde, az önceki dediklerimizin aynını, mısra mısra ifade ediyor sevgili arkadaşlarım. Buyurunuz.

Yalanmış her şeyi, sevdası yalan.

Severmiş görünüp, zulümü kattı

Fırtına estirip, eyledi talan

Paçavra edip de, yere fırlattı.

İçerim ağlarken, dışarda güldüm

Yanıp köz oldum da, dertleri buldum

Bir gonca gül iken, sararıp soldum

Götürüp pazarda kul diye sattı.

Halim ahvalimi demem kimseye

Gülüp konuşurum, bakarken aya

Bilmezler yürekte dayalı kaya

Koparıp dalımdan yerlere attı.

Gören gözler, daim güzellik bilir

Bir girse içime, neleri bulur

Dumansız tüterim ahımı alır

Yerimden yurdumdan, anamdan etti.

Yazımı yazan da kömürden yazmış

Bahtımın kapısı, çer çöpten sazmış

Hisseme düşen pay, bu kadar azmış

Felek daim bana kaşların çattı…

Teşekkürler Tülay Öğretmenim…

Mış gibi olmak, sevmek, yaşamak ve yapmak, çoğu zaman insan davranışlarına ve eylemlerine de yansır. Sözlerle değil, bakışlarla ve mimiklerle anlatılır birçok şeyler.

Sözgelimi, bir kelamda bunlar açık ve net bir şekilde ortaya konur. Yani,

“Şart mı, sana sözlerle kal demem.

Gözlerim çığlık çığlığa “gitme” diye haykırırken…” demek istenir, her şeyi yüz üstü bırakıp giden sevgiliye.

Bazen insan duruma adapte olur sevgili arkadaşlarım. Yani, bir kandırmaca içinde olur olanlara karşı, kendini hemen korumaya alır.

Tabir caizse, o da gardını alır anında ve…

“Takma kafana… Bizi seviyormuş gibi yapanlara, biz de inanıyormuş gibi yaparız icabında…” deyiverir..

En zor olan şey, nedir bilir misiniz?

İyi olmadığı halde, iyiyim demektir birilerine. Üzgün ve kırgınken, mutluluk pozları takınmaktır. Ya da, çok ihtiyacı varken birilerine, yalnızlığı sever gibi yapmaktır…

Demiş ya bir kardeşimiz, “İyiymiş gibi görünmek için, yüzüme taktığım maskelerim var benim.”

(Tabi bu maske, bugünlerde yüzümüzden eksik olmayan, corona maskesi gibi değil)

Bu görünmez maskelerin ardında, çoğu zaman hayal kırıklıkları yaşar insan…

Ve onlara yüklenen anlamların ızdırabını duyar zaman zaman…

Pişmanlık halinde olur, birilerine gereğinden çok değer verip, onları başına taç ettiği için… Akabinde de, “Şöyle geçmişe dönüp bir baktım da, daha harf olmayı becerememiş bazı insanları cümle sanıp, ne kadar da derin anlamlar yüklemişim meğer” deyiverir günün birinde…

Oysa çok da iyi bilir ki, değil cümle, bir kelime dahi değildir onlar. Onu üzenler, hayal kırıklığı yaşatanlar, canını acıtanlar…

Büyük ve ölümsüz şairlerimizden Can Yücel, mevzuya daha bir açıklık kazandırır anlamlı ve ironik bir sözünde…

“Cümlemiz cümle değildir. Çoğumuz bir kelime bile etmez. Ümmidirler kendileri, bakmayın aydından saydıklarına.”

Yine bir başka büyük şair Necip Fazıl Kısakürek de, konuya bir başka açıdan yaklaşır ve şöyle ifade eder duygularını.

“İki çeşit insan vardır. Zaman geçtikçe hatalarıyla yüzleşen ve zaman geçtikçe de yüzsüzleşen…”

Mevlana Hazretleri, bu iki çeşit insanı kategorize eder ve buyururlar ki: “Bazı insanlar bize bir armağan, diğerleri de sadece derstir. Sen belirleyeceksin yerini. Diyeceksin ki, sen bana bir ders misin, yoksa ömürlük bir armağan mı?”

Bundan yaklaşık bin sene önce yaşamış olan büyük İranlı şair, filozof ve düşünür Ömer Hayyam, olayı biraz da felsefik boyuta taşır ve dünyanın anlamını, var olup olmamayla bir tutar sanki. Varlık ve yokluk ikileminin gizemini irdeler kendince.

Bütün bu dediklerimizi de, bir şiirle anlatma gayretinde olur… Buyurunuz.

 

“Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.

Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.

Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok.

Ben düşündükçe var dünya. Ben yok, o da yok…

Yaşamanın sırlarını bileydin,

Ölümün sırlarını da çözerdin.

Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok.

Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

Ezeli sırları ne sen bilirsin, ne de ben.

Bu muammayı ne sen okuyabilirsin, ne de ben.

Perde ardında, sen ben dedikodusu var amma…

Perde kalktı mı, ne sen kalırsın, ne de ben…”

 

Evet, bu güzel şiirle geldik bugünkü yazımızın da sonuna. Sözlerimizi, yine derin manalar içeren ve sanki ders niteliği taşıyan bir özlü sözle bitirelim artık…

“Bu hırs, bu doyumsuzluk, bu ego, bu nefret ve bu fütursuzluk niye ki? Anlamak çok zor gerçekten…

Biline ki, dünyaya kazık çaktırmıyorlar.

Sabah bir sela, öğleden sonra dört kollu tahteravalliyle veda.

Hepsi bu kadar…

Sen daha neyin peşindesin ey insanoğlu?”

Söyleyenin yüreğine sağlık…

Bugün, yaşamak, ama anlamını bilerek yaşamak ve bazen de mış gibi yapmak üzerine bildiklerimizi paylaştık sizlerle.

Kendi düşüncelerimi, mevzuya dair edilmiş kelamları ve konuyla ilgili yazılmış şiirleri ele aldık malumlarınız gibi…

Bir başka konuda yeniden birlikte oluncaya kadar, her şey tam da olmasını istediğiniz gibi olsun inşallah…

Güzelliklerle, sevgiyle, sağlıkla, huzurla ve mutlulukla kalın değerli dostlarım ve kıymetli arkadaşlarım.

Allah’a emanet olunuz…

 

Benzer Haberler

BURUN Çok konuşan adamın burnunu kesmişler. Acaba her şeye burnunu sokmasın diye mi?!…...

Yorum 
0

Alaiddin ÖZKAR   Anayasanın 73’üncü maddesinin de vergi adaletini “Herkes, kamu giderlerini...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “BU AKŞAM, BÜTÜN MEYHANELERİ DOLAŞTIM İSTANBULUN SENİ ARADIM KADEHLERDEKİ...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

BURUN Çok konuşan adamın burnunu kesmişler. Acaba her şeye burnunu sokmasın...

Tortum Hidroelektrik Santralinin Öz...

Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı...

Kayseri Havalimanı – Şehir iç...

 Kayseri Havalimanı – Şehir Merkezi – Otogar ve tersi yönde yapılacak...

Türkiye’de Vergi Adaleti Var mı?...

Alaiddin ÖZKAR   Anayasanın 73’üncü maddesinin de vergi adaletini “Herkes,...

İspanyol Meyhanesinde Seni Aradım

Metin MERCİMEK “BU AKŞAM, BÜTÜN MEYHANELERİ DOLAŞTIM İSTANBULUN SENİ...

Hatim Düğünü

Adviye ERTEKİN YÜKSEL   Adıyaman/Besni’den yaz olunca Kilis’e...

Kişiliğin Özü Sevgidir

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım; sevgi, yeryüzündeki tüm canlılara bahşedilmiş...

2021 Yılında Hatırlatma; Türk İstik...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   İstiklal Marşı Yazarı Mehmet Akif Ersoy...

İstanbul’da Milli Emlak Daire...

Mülkiyeti İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Avrupa Yakası...

Hz. Fâtımâ (Aleyhisselam) İyi Bir Ö...

Uğur KEPEKÇİ   Dinimiz İslâm bize gelinceye kadar onu taşıyan Ehl-i...

6 YILDIR ÇÜRÜMEYE BIRAKILDI

Kilis’te 2002 yılında yapılan ve yıllarca otel, restoran, toplantı ve sergi...

“Organik bal üretiminde marka olaca...

Kilis Arı Yetiştiriciler Birliği Başkanı Ali Rıza Açıkel, Kilis’in daha...

Eşini darp ederek altınlarını aldı ...

Kilis’te Suriyeli bir şahıs, eşini darp ettikten sonra altınlarını aldı....

Kilis’te 2 bin 151 daireye yapı ruh...

TÜİK tarafından yapılan açıklamada, yapı izin istatistikleri 2020 yılı...

İlkbahar dönemi şap ve LSD (çiçek) ...

Hayvan Hastalıkları ile Mücadele ve Hayvan Hareketleri Kontrol Genelgesi gereğince...

Sinema salonları 1 ay daha kapalı

Valisi Recep Soytürk başkanlığında toplanan Kilis İl Umumi Hıfzıssıhha...

Katar Kızılayı ile işbirliği

Kızılay Kilis Şube Başkanı Adnan Erdoğan, Katar Kızılayı ile işbirliği...