Mustafa Kemal Atatürk (19 Mayıs 1881-10 Kasım 1938)

18 Kas 2019 Pts 8:21
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Ahmet BARUTÇU
Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1881’de o tarihte Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Selanik’te, Ahmet Subaşı Mahallesi’ndeki üç katlı, pembe boyalı, ahşap bir evde doğdu. Makbule adında bir kız kardeşi olan Mustafa’nın, babasının adı Ali Rıza, annesininki Zübeyde idi.

1886’nın başlarında ilkokula başlayan Mustafa, çalışkanlığı ve zekâsı ile hemen ön plana çıktı. İlkokulu başarıyla bitirdikten sonra 1893 yılında Selanik Askeri Okuluna başladı. Okulda isim benzerliği dolayısıyla öğretmeni Yüzbaşı Mustafa tarafından, Mustafa’ya “Kemal” adı verildi. Hayatının sonuna kadar da Mustafa Kemal olarak anıldı. Mustafa Askeri Okulu, sınıfının dördüncüsü olarak bitirdiği sırada, 15 yaşındaydı. Bundan sonra sırasıyla Manastır Askeri Okulu’nu, İstanbul Harp Okulu’nu ve 11 Ocak 1905’te de İstanbul Harp Akademisini bitirerek Yüzbaşı rütbesi ile orduya katıldı. Daha sonra Şam’da, Selanik’te Trablusgarp’ta, Bingazi’de Arnavutluk’ta ve Derne’de değişik askeri görevlerde bulundu. Bu arada 13 Nisan 1909’da İstanbul’da İkinci Meşrutiyet’e karşı yapılan 31 Mart İsyanı’nı bastıran “Hareket Ordusu”nun Kurmay Başkanı olarak İstanbul’a geldi. Derne’de İtalyan kuvvetlerini bozguna uğrattıtan sonra bir süre için İstanbul’a gelen Mustafa Kemal, 3 Kasım 1913’te Sofya’ya Ateşemiliter olarak atandı.
Mustafa Kemal, özellikle Sofya’da bulunduğu yıllarda, devrin hemen hemen tüm komutanlarına ve bu arada Enver Paşa’ya, vatanın kurtuluşuyla ilgili uyarıcı ve yol gösterici nitelikte pek çok mektup yazdı ve girişimlerde bulundu.
Sofya’dan İstanbul’da dönen Mustafa Kemal, 2 Şubat 1915’te Tekirdağ’daki 18. Tümene komutan olarak atandı.
Çanakkale Boğazında İngiliz ve Fransız donanmalarına komuta eden Amiral Robek’in emrindeki kuvvetlere büyük kayıplar verdirerek, Çanakkale’nin geçilmez olduğunu dosta düşmana anlatan Mustafa Kemal 25 Nisan 1915 günü bu defa karadan şanslarını denemek isteyen düşman birliklerine Arıburnu’nda ve Conkbayırı’nda büyük kayıplar verdirdi.
Daha sonra Anafartalar Grup Komutanlığı’na atanan Mustafa Kemal, 9 Ağustos 1915 sabahı, günün ağarmasıyla birlikte ordusuna hücum emri veriyordu. İşte bu son darbedir ki, düşman arkasında pek çok ölü ve yaralı bırakarak savaş meydanın terk ediyordu.

 

12 Aralık 1916 günü “Anafartalar Kahramanı” olarak İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916 günü Edirne’ye 16. Ordunun Komutanı olarak gidiyordu. Ancak ordusunun kısa bir zaman sonra Diyarbakır’a gönderilmesi dolayısıyla buraya geldi, daha sonra Halep’e geçti ve tekrar Doğu Cephesine emrindeki kuvvetlerle Ruslara karşı büyük başarılar elde etti. Sonunda 16 Mart 1917 tarihinde 2. Ordu Komutanlığı’na, çok kısa bir zaman sonra da 7. Ordu Komutanlığı’na atandı. Yıldırım Orduları Komutanı Mareşal Von Falkenhayn ile ordunun düzeni konusunda anlaşamayınca 7 Ekim 1917 tarihinde izinli olarak İstanbul’a dönmüştü. İzninin sonunda karargâhta görev verilen M. Kemal 15 Aralık 1917 tarihinde Veliaht Şehzade Vahdettin ile birlikte Almanya’ya gidene kadar bu görevde kaldı.

 

4 Ocak 1918 tarihinde Almanya’dan dönen M. Kemal böbreklerinden rahatsızlanınca tedavi olmak üzere Viyana’ya gitti. 2 Ağustos 1918 tarihine kadar Viyana’da kaldı. Bu arada Şehzade Vahdettin padişah olmuştu. Dönüşünde memleket sorunlarını bir kere daha görüşen M. Kemal bu görüşmeden sonra kararını verdi:
“Vatan, Padişah ile değil, Padişah’ın dışında, ona karşı ve ona rağmen kurtarılacaktır.”
28 Ağustos 1918 tarihinde İstanbul’dan ayrılarak Halep’e giden M. Kemal 7. Ordu Komutam olarak birlikleri denetlemiş, 19 Eylül 1918 günü İngilizlerin Araplarla birlikte başlatmış oldukları şiddetli hücumlara kahramanca karşı koymuş, başarılarının sonunda da “Yıldırım Orduları Komutanlığı” görevini, Mareşal Von Falkenhayn’dan alan Mareşal Liman Von Sanders’ten devralmıştı.

Mareşal Liman Von Sanders Yıldırım Orduları Komutanlığından ayrılırken emrindeki birliklere çektiği veda telgrafında şöyle diyordu:

“Yıldırım Orduları Grubu’nun emir ve komutasını bugünden itibaren iftiharla dolu birçok savaşta kendisini göstermiş bulunan Mustafa Kemal Paşa hazretlerine bırakıyorum.”
7 Kasım 1918 tarihinde Yıldırım Orduları Grup Karargâhı’nın, Padişah’ın emri ile kaldırılmasından sonra İstanbul’a gelen Mustafa Kemal, boğazın ortasına demirlemiş düşman donanmasını görünce, yanında bulunan yaveri Cevat Abbas Gürer Bey’e şöyle diyordu: “Geldikten gibi giderler!”

16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan yurdu kurtarmak için Samsun’a hareket etmeden, Padişah Vahdettin’e veda ederek ayrılırken, arkada bıraktığı padişah hakkındaki düşüncesi şuydu; “Saltanat ve Hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, korkak şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini sandığı adi tedbirleri araştırmaktadır.”
16 Mayıs 1919 akşamüzeri Mustafa Kemal, “Bandırma Vapuru” ile Samsun’a çıkmak üzere İstanbul’dan ayrılırken Kızkulesi yakınlarında işgal kuvvetleri tarafından gemisi aranır, ondan sonra geminin Karadeniz’e çıkışına izin verilir. Eski ve yaralı Bandırma Vapuru düşman zırhlıları arasından yavaş yavaş geçip Karadeniz’e doğru yol alırken, M. Kemal o alev alev yanan gözleriyle İstanbul’a son defa bakar ve şöyle der:

“Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde… Bunlar Hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz. Biz ideali ve imanı götürüyoruz.”
Burada bir gerçeğe değinmek istiyoruz. Bazılarının iddia ettikleri gibi Mustafa Kemal vatanı kurtarmak için Padişah Vahdettin tarafından Anadolu’ya gönderilmemiştir. Gerçi Mustafa Kemal, Padişah’ın emri ile Anadolu’ya geçmiştir ama “Vatanı Kurtarmak” emri ile değil, “Türklerin Rumlara yaptığı baskıyı yerinde incelemek ve önlemek” emri ile.
19 MAYIS 1919 SAMSUN

Mustafa Kemal bu günü “NUTUK”ta şöyle anlatıyordu:

“Osmanlı devletinin dâhil bulunduğu grup, harbi umumide mağlup olmuş. Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir anlaşma imzalamış. Büyük harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir halde. Millet ve memleketi harbi umumiye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve Hilafet makamını işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsım ve yalnız tahtım temin edebileceğini düşünerek alçakça tedbirler araştırmada. Damat Ferit Paşa’nın idaresindeki kabine, aciz, hassasiyetsiz, zalim, yalnız padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı. Ordunun elinden silahı ve cephanesi alınmış ve alınmakta.”
Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı zaman, kafasında kuracağı devletin temellerini atmıştı. Bu kuracağı devletini içinde ne Padişah’a ne de Halife’ye yer vardı. Modern, çağdaş bir devlet kuracaktı. KURDU da.

Samsun’a çıktıktan hemen sonra Erzurum’a geçerek, “Erzurum Kongresi”ni topladı, arkasından süratle, Sivas’a gitti, burada da “Sivas Kongresini toplayarak başkan seçildi.
27 Aralık 1919’da gerek Erzurum gerekse Sivas Kongreleri’nin Başkanı olarak Ankara’ya geldi. Büyük emek ve çalışmalardan sonra “23 Nisan 1920” tarihinde Ankara’da “Büyük Millet Meclisi”ni açtı. 24 Nisan 1920 tarihinde de başkanlığa seçildi.
Şimdi Ankara’da bütün Türklerin temsilcisi bir Meclis ve onun başında da vatansever ve eşsiz bir devlet adamı vardı: MUSTAFA KEMAL.
Bu arada Padişah ve İstanbul hükümeti ne yapıyordu?
Padişah Vahdettin’in hükümeti 10 Ağustos 1920’de “Sevr”de memleketin idam fermanını imzalıyordu.
Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarken, kafasında yalnızca kuracağı devletin temellerini atmamış, ülkeyi düşmanlardan nasıl kurtaracağının da planlarını yapmıştı.
İşte bu düşünüşün ve planın sonucudur ki, binbir güçlükle meydana getirilen düzenli ordularla, 9-10 Ocak 192l’de “1. İnönü”, hemen arkasından 31 Mart/1 Nisan 1921’de de “II. İnönü” zaferleri kazanılıyordu. II. İnönü zaferinden hemen sonra İsmet Paşa, Metristepe’den, Mustafa Kemal’e şöyle diyordu:
“Düşman binlerce ölüleriyle doldurduğu muharebe alanını silahlarımıza terk etmiştir.”

Mustafa Kemal’in, İsmet Paşa’ya verdiği cevap ise edebiyat bakımından da bir şaheserdir:
“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz. İstila altındaki bedbaht topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en uzak köşelerine kadar zaferin izi kutluyor. Düşmanın istila hırsı, azim ve hamiyetinizin yalçın kayalarına başını çarparak hurdahaş oldu.”

Ve 23 Ağustos 1921 “Sakarya Meydan Muharebesi”
Mustafa Kemal, savaş alanında ordusunun başında, milletine şöyle diyordu:

“Hattı müdafaa yok, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile sulanmadıkça terk olunamaz.”

Ve 13 Eylül 1921 sabahı, 22 gün, 22 gece süren savaştan sonra, düşman askeri Sakarya nehrine dökülüyor, zafer kazanılıyordu. Bağımsızlık yolundaki bütün engeller, Mustafa Kemal’in eşsiz dehası, silah arkadaşlarının üstün idaresi ve kahraman Mehmetçiğin cesareti sayesinde bir bir kaldırılıyordu. Nihai zafer ufukta görünmeye başlamıştı.

19 Eylül 1921 günü toplanan “Türkiye Büyük Millet Meclisi” kazandığı zaferlerden dolayı Mustafa Kemal’e “MAREŞAL” rütbesi ve “GAZİ”lik unvanı veriyordu.
Nihayet “26 Ağustos 1922” sabahı tanyeri ağarırken, Mareşal Gazi Mustafa Kemal komutasındaki Türk ordusu, tüm cephelerden düşman üzerine saldırıya geçiyordu.
1 Eylül 1922, Mustafa Kemal ordularına hedefi gösteriyordu:
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

Ve bu emri eksiksiz yerine getiren kahraman Türk askeri, düşmanı bu sefer Sakarya nehrine değil, Akdeniz’e döküyordu.
Gazi Mustafa Kemal’e göre savaş alanlarında kazanılan zafer, barış masasında da kazanılmalıydı ye ülke yapacağı reformlarla uygar ülkeler düzeyine çıkmalıydı. Nitekim öyle oldu.
Savaş alanlarından, Dışişleri Bakanlığı’nın başına getirilen İsmet Paşa başkanlığındaki heyet, çok uzun süren mücadelelerden sonra, “Lozan”da 24 Temmuz 1923 günü, Türkiye’nin bağımsızlığını dosta düşmana onaylattıran “Lozan Antlaşması”nı imzalıyordu.
Bu arada Padişah Vahdettin, İstanbul’dan gizlice İngiliz gemisine binerek 17 Kasım 1922 günü kaçıyordu. 1 Kasım 1 922’de zaten saltanat kaldırılmıştı.
29 Ekim 1923 günü büyük şenliklerle birlikte “Cumhuriyet” ilan ediliyor ve Gazi Mustafa Kemal ilk “Cumhurbaşkanı” seçiliyordu.
Kurulan Cumhuriyet hükümeti, devlet idaresinde, hukukta, kültürde, ekonomide ve benzeri her konuda süratle devrimlerini yapmaya başladı.
Saltanatın kaldırılmasından sonra, 3 Mart 1924 tarihinde Hilafet de tarihe karıştı.
2 Eylül 1925’te Tekke, Türbe ve Zaviyeler kapatıldı ve unvan isimleri yasaklandı.
25 Aralık 1925’te Kıyafet Kanunu kabul edildi.
26 Aralık 1925’te uluslararası takvim, saat, rakam ve ölçü birimleri kabul edildi.
4 Nisan 1926’da Türk Medeni Kanunu kabul edildi.
1 Kasım 1928’de Harf Devrimi yapıldı.

3 Nisan 1930’da kadınlara belediye seçimlerinde oy verme hakkı verildi.
12 Temmuz 1932’de Dil Devrimi yapıldı.
26 Haziran 1934’de Soyadı Kanunu kabul edildi.
5 Aralık 1934’de Kadına “seçme ve seçilme hakkı” verildi.
Bunları eğitimde, ekonomide yapılan reformlar izledi.

Ve Mustafa Kemal 53 yaşındayken, 24 Kasım 1934 tarihinde TBMM “Türk milleti adına”, kendisine “ATATÜRK” soyadını verdi.
Kısacık ömrünü zaferlerle süsleyen, ulusunu bağımsızlığına kavuşturarak yepyeni bir devlet kuran, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, 10 Kasım 1938 Perşembe günü, saat 09.05’te İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini kapadı.
Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı ve Başbakanı İsmet İnönü’nün bu büyük insan için; “Devletimizin ban içi ve milletimizin fedakâr, sadık hadimi, insanlık idealinin asil ve mümtaz siması, Eşsiz Kahraman Atatürk, vatan sana minnettardır” dediğinden bu yana yarım yüzyıldan fazla bir zaman geçmiş.
Dünyadaki pek çok olumsuz gelişmelere karşın, Türkiye bugün de birlik ve beraberliğini ilk günkü tazeliğiyle koruyorsa, bunu Büyük Atatürk’e ve kurmuş olduğu devletin temellerinin çok sağlam olmasına borçluyuz.
Ne mutlu Türk milletine ki, her dar zamanında başvuracağı Atatürk gibi bir lideri ve başı sıkıldıkça okuyup tarihten ders alacağı Nutuk gibi bir kitabı var.
Atatürk’ün Reformlarını oturttuğu iki temel; Cumhuriyet ve Laikliktir.

Atatürk’ün 15 yıla sığdırdığı reformları arasında, tüm devrimlerinin özünü oluşturan “Cumhuriyet” ve “Laiklik İlkesi” en önemlileridir. Bütün devrimlerin esası bu iki kavram üzerine oturtulmuştur. Bugün de bu iki ana devrim, “Atatürkçü Düşünce”nin temel niteliğini oluşturmaktadır.

CUMHURİYETÇİLİK
Cumhuriyet, halkın egemenliğini doğrudan doğruya veya seçtiği temsilciler aracılığı ile kullandığı devlet şeklidir. (Meydan Larousse, cilt 3, sayfa 95)
Cumhuriyetçilik ise, Türk Hukuk Sözlüğüne göre: Milli hâkimiyet ülküsünün en iyi ve en emin surette temsil ve tatbikine elverişli hükümet şekli olduğuna inanıştır.
Cumhuriyeti ve Cumhuriyetçiliği böyle kısaca tanımladıktan sonra Atatürk’ün Cumhuriyet anlayışına değinelim.

O, Türk’ ün tarihinde ve gönlünde ebediyen yaşayacaktır.

***

ATATÜRK DİYOR Kİ;
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir. (1906)
Ben askerliğin her şeyden ziyade sanatkârlığını severim. (1912)

Savaş için düşmanı ordugâhımızda beklemektense, onu uzaktan karşılamak yeğdir. (1914)
Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. (1919)
Bütün ümidim gençliktedir. (1919)

Bizim görüşümüz -ki halkçılıktır- kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. (1920)


Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul
olunamaz. (1920)
Büyük Türk Ordusu! Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz ve daha sağlam bir askere rastgelinmemiştir. (1921)
Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. (1921)
Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır. (1921)
Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur. (1921)
Basın milletin müşterek sesidir. Başlı başına bir kuvvet, bir okul, bir öncüdür. (1922)
Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. (1922)
Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle taarruz, hiç taarruz etmemekten daha fenadır. (1922)
Bayrak bir milletin bağımsızlık alametidir. Düşmanın da olsa hürmet etmek lazımdır. (1922)
Eğitim işlerinde behemehâl muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu surette olur. (1922)
Her çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa sahip olması mutlaka lazımdır. Vatanın sağlam temeli ve bayındır hale getirilmesi bu esastadır. (1922)
“Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi inkâr olunamaz” kaidesi adalet sistemimizin temel taşıdır. (1922)

Türkiye’nin gerçek efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak olan köylüdür. (1922)

Okulun vereceği ilim ve irfan sayesindedir ki Türk Milleti, Türk Sanatı, Ekonomisi, Türk Şiir ve Edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir. (1922)

Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. (1922)
Biz barış istiyoruz dediğimiz zaman tam bağımsızlık dediğimizi herkesin anlaması gerekir. (1923)

Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. (1923)
Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner. (1923)
Memleket mutlaka modem medeni ve yeni olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır. (1923)

Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır. (1923)

Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. (1923)
Devrim yasası, eldeki yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır. (1923)

Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir. (923)
Toplumdaki başarısızlığın sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır. (1923)
Kadınlarımız erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha çok bilgili olmak zorundadırlar. (1923)
Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak! (1923)
Bizim dinimiz, ulusumuza, değersiz, miskin ve aşağı olmayı salık vermez. Tersine Allah da, Peygamber de insanların ve ulusların onur ve şereflerini korumalarını buyuruyor. (1923)
Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup oldu. (1923)
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. (1923)
Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgârıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu… Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir. (1924)
Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum. (1924)
Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir. (1924)
Türk milletinin istidadı ve kati kararı medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir. (1924)

Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir. (1924)
Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. (1924)

Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. (1924)
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. (1925)

Zafer “Zafer benimdir” diyebilenindir. Başarı “Başaracağım” diye başlayanın ve “Başardım” diyebilenindir. (1925)
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarım yapmak ve yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz. (1925)
Tüketici yaşamak iyi değildir, üretici olalım. (1925)
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline değiştirmektir. (1925)
Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklale sembol olmuş bir milletiz. (1927)
Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. (1927)

Bombasırtı Olayı (14 Mayıs 1915), çok önemli ve dünya savaş tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir olaydır. Karşılıklı siperler arası 8 metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekilerin hepsi kurtulmamacasına düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerlerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılıkla biliyor musunuz?

Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.

 

 

Benzer Haberler

UMUT Gençlik gelecekten umutsuzmuş. Umut, Kaf Dağı’nın ardında!… *** MEZAR  ...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “KİLİS İNSANI, SADECE FRANSIZLARA KARŞI DİRENİŞ GÖSTERMEKLE KALMAMIŞ,...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Kuvay-i Milliye adının bilinip duyulmadığı kara bir günde,...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

UMUT Gençlik gelecekten umutsuzmuş. Umut, Kaf Dağı’nın ardında!…...

Kilis’in 24 Ay Süren Karanlık...

Metin MERCİMEK “KİLİS İNSANI, SADECE FRANSIZLARA KARŞI DİRENİŞ GÖSTERMEKLE...

7 Aralık Kutlu Olsun!

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Kuvay-i Milliye adının bilinip duyulmadığı...

BUGÜN 7 ARALIK KUTLU OLSUN GÜNÜN…...

Kalkar bir gün sisler boşuna sorma, Güneştir her zaman karanlık boğan Tutsaklık...

Kilis’in Kurtuluş ve Gurur Günü...

Uğur KEPEKÇİ   7 Aralık Kilis’imizin düşman işgalinden kurtuluş...

KİLİS İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ- MERKEZİ ...

12 AY SÜRELİ LİKİT OKSİJEN (TIBBİ GAZ SIVILAŞTIRILMIŞ OKSİJEN %995 SAFLIK)...

BİLGE KİLİS’İM

Gövdeniz yolları summaklı taşlı Zeytin ağaçları zümrüt nakışlı İnciri...

7 ARALIK DESTANI

Seher vakti yine Cengin yolunda, Yurdu kurtarmaya koştu ÇETELER. Müslüman...

Vali Soytürk’ten 7 Aralık Kurtuluş ...

7 Aralık Kilis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıldönümü nedeniyle...

Kilis’in Kurtuluşu ve Ağlayan Anala...

Ahmet BARUTÇU   Kilis ve yöresi işgal kuvvetleri komutanı General Guobot,...

Kilis’te ‘Kurtuluş’ yürüyüşü...

Kilis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıldönümü nedeniyle kortej...

Vali Soytürk Musabeyli’de vatandaşl...

Kilis Valisi Recep Soytürk, Musabeyli ilçesi ile köylerinde ziyaretler yaparak,...

“Terörü Hep Birlikte Durdurabiliriz...

Kilis’te emniyet birimleri, resmi kurumda görevlilere “Terörü Hep Birlikte...

Kilisli şairlerden şiir dinletisi

Kilisli şairler, 7 Aralık Üniversitesinde bir araya gelerek şiir dinletisinde...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

ÇAT Gürültü kirliği mercek altına alınmış. Merceği de çatlatırlar!…...

Kışın Doğa Yatar, İnsan Düşüncesi İ...

Metin MERCİMEK “KIŞ MEVSİMİNDE DOĞA TAMAMEN UYKUYA YATARKEN, DUYGU...

Türkü Şairi

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, yaşarken büyük işler yapmak ve yaşarken...

Engelli Bir Çocuğun Öğretmeni Olmak...

Gülseren FEDAKÂR YALAZA   Empati kurarak başlamak istiyorum sözlerime....