Ne Umdum, Ne Buldum! (4. Bölüm)

12 Eyl 2017 Sal 10:02
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Kilisli Emekli Bir Öğretmenin Unutulmayan Anıları

 

Ne Umdum, Ne Buldum! (4. Bölüm)

Aysel MASMANACI BEŞOĞLU

Rüzgârlı ve puslu bir sonbahar günüydü.
Uykusuz ve sıkıntılı geçen bir gecenin sabahına gözlerimi açmak istemiyordum. Bütün gece “AYVALIK-AYVALI” sözcükleri dans edip durdular gözlerimi diktiğim odamın tavanında.
Başımda müthiş bir ağrı, gözlerim kurşun gibi ağırlaşmış, açılmamakta ısrarcıydılar. Annemim, “Kızım kalk artık, kahvaltını yap, Milli Eğitim’e gidecektin hani?” sözlerini duyuyordum ama bir türlü hiç hareket etmeden başımdan yorganı çekip, kulaklarımı tıkayarak öylece kalmak, bu tayin işinin kötü bir rüyadan ibaret olması için Allah’a yalvarıyordum. Ama ne yazık ki gerçekti!…
Gerçek olduğunun kanıtı da, Figen’le Yıldız’ın sabahın köründe bize gelmiş, haberi biran önce öğrenebilmek için odama dalmış olmalarıydı. Kafamdan aşırdığım yorganı Figen zorla kafamdan çekip, yüzümü açınca kulaklarımı tırmalayan sesi ile güne gözümü açtım.
- Kız hele kalk ne yatıyorsun daha! Tayinin nereye çıktı?
Ardından Yıldız ayağımı çekiyor:
- Nereye çıktı kız!. Çatlatma da söyle.

- Malatya’ya.
- Sahi mi? Ne alaka yaaa!
- Hani Ayvalık’ı, Akdeniz’i yazmıştık? Malatya nerede, Ayvalık nerede? Uykusuzluktan şişmiş gözlerimi ovarak usulca yataktan çıktım.
- Peki sizinki nereye çıktı? Figen asık bir suratla, sinirli sinirli:
- Nereye olacak Kilis’e! Şaşkınlıktan yutkunarak Yıldız’a döndüm:

- Ya seninki?
- Kahretsin! Benimki de Kilis! Duyduklarıma inanamıyordum. Biz nereleri yazmıştık, neresi gelmişti! Teselli etmek için de ne yapalım kısmet, deyip geçiştirmekten başka yapılacak şey yoktu. Yazı Bakanlıktan çıkmıştı artık. Geri dönüşü yoktu.
- Neyse siz bana göre şanslısınız. En azından ailenizin yanında olacaksınız. Ya ben? Üçümüzün de ağzını bıçak açmıyordu. İki gün sonra çalışacağımız köyleri Milli Eğitim Müdürlüğünden öğrenecek ve görevlerimizi kabul ettiğimize dair de imza atıp onaylayacakmışız!
Üçümüz de iki gün sonra çalışacağımız köylerimizi öğrenmek üzere müdürün önümüze koyduğu evrakı isteksiz ve boynumuzu bükerek okuyup imzaladık.
Sahil kasabasında çalışma hayallerimiz suya düşmüştü. İki gün sonra Milli Eğitim Müdürlüğüne gidip çalışacağımız köyleri öğrendik.
- Hocam benim tayinim neden böyle oldu? Ben Balıkesir-Ayvalık’ı istemiştim. Doğuya çıktı.
Müdür, “O yıl çok mezun olduğundan il, ilçe ve köylerde yer olmadığından o yüzden tercihlerin boş olan yerlere yerleştirilmesi gerekti. Hazırlıklarınızı yapın Eylül’ün 2. pazartesi köylerde olmanız gerekiyor” dedi.

1 hafta kızlarla kitapçılardan yıllık, günlük planlarımızı için dosya defteri aldık. Giysi ihtiyaçlarımızı çarşıya giderek temin ettik. Pazar günü de üç arkadaş birbirimizle vedalaşarak, ayrıldık.
İşte o gün gelip çattı. Annem ve eniştem yatak ve yorganımı sarmalamış denk etmişlerdi geceden. Ben de valizimi, kitaplarımı hazırlamıştım. Annem de yanımda çok kalamayacağı için küçük bir çanta hazırlamıştı.
Her zaman giysilerime çok önem vermişimdir. Yazın İstanbul’dan aldığım siyah maksi yağmurluk, altta kırmızı bol paça (İspanyol paça) bir pantolon, gri bir buluz ve boynumda kırmızı, belime kadar sarkan ipek bir fular… Aileme, komşulara veda merasiminden sonra Kilis’ten Gaziantep’e, oradan da Malatya otobüsüne bindik yola koyulduk. Annem oldukça kilolu olduğu için 1.5 koltuklu yere yayılmış, ben de yarım koltukluk yere sıkışıvermiştim. Yol boyunca hep annem konuşuyordu, ben dinliyordum.
Malatya’da Turan Emeksiz Lisesi’nin müdürü kuzeninin eşiydi. “Onlara ineriz” diyordu. Bir gün önce pasajlara gidip birkaç kilo kaçak çay, ev salçası, baklava vb. hediyeleri de özenle yerleştirdiği el bagajını başının üstüne koydu. İlk defa görmediğim bir Doğu iline gidiyordum. Acaba insanları nasıldı? Acaba okulun lojmanı var mıydı? Beni nasıl karşılayacaklardı?

Başımı otobüsün camına dayamış yoldaki ağaçları, dağları, kıvrım kıvrım uzayıp giden yolları seyrederken, günlerdir cevabını bilemediğim bu soruların beynimi bir matkap gibi sürekli delmesinden yorulmuştum.

Malatya’ya geldik sonunda. Enişte bizi otogardan alarak evlerine getirdi.
Üç gün misafir kaldık Halil abi gilde. Depo tayinim Cumhuriyet İlkokulu’na çıktı. Enişte getirdi, götürdü. Sonra bana o dönemin Ayvalı Belediye Başkanı Bekir Demir’in arkadaşı olduğunu, benimle ilgilenmesini, herhangi bir sorunum olduğunda bana yardımcı olması için O’na rica ettiğini söyledi. Bol şanslar dilerken elini öptüğümde, “Sana güveniyorum Aysel, sen her şeyin üstesinden gelebilen iradeli bir kızsın. Kendine dikkat et” diyordu.

Malatya otogarından Darende otobüsüne bindirdi bizi. Ayrılırken de köyde sıkılırsam hafta sonları onlara gelip misafir kalmam için ısrar etmişti.
Depo tayinimde, geçici olarak görevlendirildiğim Cumhuriyet İlkokulu’na gidip gelirken her gün kanalın yanından geçiyordum. Yanındaki parkın sararmış, kızıllaşmış yaprakları başıma, ayaklarımın dibine düşüyordu yürürken. O parkın sonbahar manzarasını seyretmeye doyamıyordum. Cadde ve sokakları temiz, imar planı düzenli bir şehirdi. Doğuda çorak ve kurak bir şehir görebileceğimi düşünürken, tersine yemyeşil, şirin ve modern bir şehirdeydim. Sevmiştim Malatya’yı… Ama en çok kanalın ve parkın olduğu muhitlerini…
Darende, Malatya ile ilgisi olmayan 150 km. uzaklıkta bir ilçeydi. Nihayet Darende’ye geldik. Yemyeşil ağaçları ve Somuncu Baba’nın gürül gürül çağlayan sesi inanılmaz bir huzur vermişti bana. Kilis’ten beri yol boyunca beni tedirginlikten rahatsız eden sorular yavaş yavaş beynimden siliniyordu artık.
Annemle minibüsten indik, Ayvalı’ya kalkan köy otobüsüne bindik ve köye doğru yola koyulduk. Köy yolu çok bozuktu, toprak bir yoldu. Engebeli yerlerde bir zıplıyorduk, bir oturuyorduk. Minibüsteki köylülerin birbirlerine sordukları soruları duyuyordum. Duyuyordum ve içimden de gülüyordum.

- Bu kız kim laaa?
- Oğlum ya ebe ya da hoca…

- Hımm nerede kalacakmış?
- Ne bileyim?
“Eyvah!” dedim içimden… Demek benim kalabileceğim lojman ya da ev yok!
Ayvalı merkezde indik. Caminin etrafında toplanmış insanlar garip garip bakıyorlardı. Belediye başkanı yanımıza geldi.
- Hoş geldiniz köyümüze gelen öğretmen siz misiniz? Halil Bey’in yeğeni oluyormuşsunuz öyle mi?
- Evet, dedim. O arada Ortaokulun paydos zili çaldı.
- Buyurun bize gidelim bu gece bizim misafirimiz olun, dedi.
- Sağolun, yolcu yolunda gerek, biz biran önce köye gidelim, dedim. Ama kasaba halkının bana bakışlarından çok huzursuzdum. Bir acayiplik, onlara ters düşen bir şeyler mi var kıyafetimde diye düşündüm.
Biraz daha küçük bir minibüse binerek köy meydanına geldik. “Önce okulu görmek istiyorum” dedim. Adının Döndü olduğunu öğrendiğim uzun boylu bir kadın karşımıza çıktı. Tuhaf bir bakış attı önce bana, sonra anneme. “Hoşgeldiniz” dedi usulca.
- Hoş buldum. Adım Aysel. Köyünüze öğretmen olarak geldim, dedim. Orada duran kızı Zeliha’ya, “Koş kocaanandan okulun anahtarını getir” dedi. Sarıya kaçan örgülü saçlarıyla, çağla yeşili iri gözleriyle çekici ve güzel bir kız çocuğuydu. Kız gittikten sonra kapının açık olduğunu fark ettim.
Kerpiçten yapılmış, camı, kepenkleri ve kapısı kırık tek odalı ve bitişiğinde de küçük bir harita odası. Yerden tavana kadar içine köylülerin ekmek yapmak içine kurutulmuş yaprak ve tezek dolu okul binası. Yerde yan yatmış birkaç sıra, duvardan duvara boyaları dökülmüş bir kara tahta… Bu manzara karşısında duygularımı siz tasavvur edin!

ayvalı beşoğlu

Bu nasıl okul yaaa… Burada ders verilmiyor mu?
- Yok Hocam. İki yıldan beri öğretmensiz burası… Gelen öğretmen kalmıyor geri gidiyor?
Etrafa bakınıyorum lojmana benzer bir bina da yok!
- Peki ben nerede kalacağım? Lojman da yok! O halde bir köy evi bulmalıyız.

- Valla burada herkesin bir evi var. Başka fazla ev yok!
İşte o zaman bütün öfkem beynime çıktı.

- Böyle bir yere neden öğretmen veriyorlar acaba? Ne diye okulu, evi olmayan böyle bir köye öğretmen veriyorlar bilmem ki?
Annemin koluna girdim, “Yürü gidiyoruz ben böyle bir yerde bir dakika dahi kalamam. Ne yolu, ne suyu, ne de elektriği, düzgün bir okulu, lojmanı olmayan yerde çalışacağıma istifamı veririm daha iyi” dedim ve oradan uzaklaşmak istedim.

Karşıdan bir adam yanımıza geldi. Hüseyin Amca. Allah gani gani rahmet eylesin. Beyaz tenli, nur yüzlü sevimli bir ihtiyardı. Benim bu tedirginliğimi, endişelerimi hoş gören, babacan bakışları ile bana gülümseyerek:
- Hocahanım buyurun misafirimiz olun.

Bu sevimli ihtiyar bana güven duygusu vermişti.

- Belediye başkanı akrabamdır. Her şeyin bir çaresi vardır. Buyurun burası benim evim.
İster istemez ihtiyarın peşinden bir patika yoldan geniş kapılı bir evin önünde durduk. Yolda bizi gören üç beş kadın bize bakıp bakıp fısıldaşıyorlardı.
Yapılacak bir şey yoktu, akşam karanlığında kalıp, geceyi sokakta geçiremezdik! Hüseyin amca önde, biz annemle arkada ürkek ve çekingen yürüyorduk. Geniş kapılı bir avludan geçtik. Bahçede yaşlı bir kadın (Zöhre teyze) Allah ikisine de rahmet etsin, başında bir poşu bağlamış eteklerini beline dolamış tavuklarına yem serpeliyordu. Tanıştık, konuştuk.
Ertesi günü Belediye Başkanının yanına gidip bana ev, okul temin etmedikleri takdirde istifamı verip gideceğimi söyleyecektim.
O gece Hüseyin amcalarda kaldık. Oraya Ayşe teyze, oğlu Bekir, Döndü abla ve oğlu Vahap geldiler.
Ertesi sabah merkez Ayvalı’ya gittim. Belediye başkanına durumu anlattım. Darende Milli Eğitime gitti. Sıra, masa temin etti. Köye tekrar döndüğümde 2-3 kadının okulun içindeki gazelleri torbalara doldurup okulu temizlediklerini gördüm. Köye geleli iki gün olmasına rağmen ne köy kadınları ne de kızları yanıma yaklaşmıyor, gelip bana bir hoş geldin demiyorlardı. Bu durumu hem çok yadırgamış, hem de çok üzülmüştüm. Köy halkı yaşlılar, kadınlar ve çocuklardan ibaretti. Birkaç gencin dışında hiç erkek yoktu. Hepsi Almanya’ya çalışmaya gitmişlerdi. Ertesi sabah, okulun içindeki pislikler dışarı atıldıktan sonra iki gencin okulu badana yaptıklarını gördüm. Ne kadar sevindim bilemezsiniz!
Öğretmen yeter ki istifa edip gitmesin demişler. Öğleden sonra da 12 tane yepyeni pırıl pırıl sıra ve masa geldi. Milli Eğitim ayarlamış. Tekrar merkeze gittim, ilkokul müdürü ve öğretmen arkadaşlarla tanıştık. Ders defteri, planlar konusunda görüş birliğine vardık. Ertesi günü muhtar, beni Eşe bacının evine, Ali amcanın üst katları yapılıncaya kadar geçici olarak yerleştirdi. Artık okulu onarmıştık. Kalacağım ev de belirlenmişti.
Ama bana kadınlar, kızlar hiç yaklaşmıyor bir hoş geldin demiyorlardı. Öğrencilerin okula devamını sağlamak için tarladan dağdan öğrenci topluyordum.
Artık her şey yoluna girmiş, derslere doludizgin devam ediyordum. 1 ay sonra rahmetli dedem ben okuldayken köye yanıma gelmiş. Ayvalı merkezdeki camide namazımı kılayım da öyle torunumun yanına geçeyim demiş.
Günlerden cuma olduğu için cami oldukça kalabalıkmış. Dedem namazını kılmış. Namazdan sonra bir methiye okumuş ki cami sallanmış neredeyse. Dedem Kurtuluş Savaşı’nda Fransızlara karşı Kilis’i savunmuş, seferberlik sırasında da iki yıla yakın askerlik yapmış, Arapça Farsça ve Fransızcayı çok iyi bilen, Kuran-ı Kerim’i ezbere okuyan çok bilgili bir insandır.
Camidekiler birbirlerine soruyorlarmış, “Kim bu ihtiyar? “Aysel Hoca’nın dedesi” demiş birisi. Namazdan sonra dedemle çay içip sohbet etmişler. Sonra arabaları ile köye getirdiler.
- Yaaa biz Aysel Hocayı Alevi zannediyorduk. Kırmızı pantolonla köye geldi. Meğer değilmiş. Dedesini görmediniz mi camide Cuma’ya geldi methiye okudu.
O günden sonra köyde yanıma gelmeyen kadın, kız kalmamıştı.
Okul paydosundan sonra yanıma geliyorlardı elleri, kolları dolu dolu.
Bana evde yemek yaptırmıyorlardı. Erkekleri yurtdışında olduklarından serbestçe birbirimizde kalıyorduk. Beni düğünlerine davet ediyorlardı. İlk defa bir düğünde “cirit” oyununu izlemiştim. Çok ilgimi çekmişti. Aramızda çok samimi ve sıcak dostluklar oluştu. Adeta kızları gibi olmuştum artık.

Köye geldiğimde 17 yaşında bir kızdım. Hiçbir hayat tecrübem yoktu. Okulu bitirir bitirmez gözümü Ayvalı’nın dağlarında açtım.
İyi ki Hukuk okutmamışlar beni… İyi ki öğretmen olmuşum. Sizleri tanımaktan çok mutluyum. İyi ki varsınız. Aranızdan ayrılanların ruhu şad olsun.
Bugün vefat eden Ayşe Demir ablamızın eşi Cuma Demir’e Allah’tan rahmet diliyorum. Demirler ve tüm Ayvalıların başı sağ olsun.
Kalın sağlıcakla.
(Devamı Yarın)

 

Benzer Haberler

SİLAH Öldürmeyen ama süründüren silah yapılmış. Adını “Emekli maaşı” koysunlar!…...

Yorum 
0

Kilis’in Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 96. Yıldönümü Bu Yıl Çeşitli İllerimizde...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “İNSAN KALBİ BİR SANDIKTIR; DUDAKLAR ONUN KİLİDİ, DİL İSE ANAHTARIDIR....

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

SİLAH Öldürmeyen ama süründüren silah yapılmış. Adını “Emekli maaşı”...

Kilis’in Düşman İşgalinden Ku...

Kilis’in Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 96. Yıldönümü Bu Yıl Çeşitli...

İnsan Kültürünün En Önemli Mirası: ...

Metin MERCİMEK “İNSAN KALBİ BİR SANDIKTIR; DUDAKLAR ONUN KİLİDİ,...

Her Şeyin Sahtesi Çoğaldı

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım, günümüzde tahrifçi, düzenbaz, kalpazan ve...

ÜLKÜ’YE KENDİ DİLİNDEN…

Ülkü ümitlerin bitmesin sakın! Zindan gecelere yıldızlar sakla! Gelse de...

CENAZE, DEFİN VE TAZİYE HİZMETİ ALI...

KİLİS BELEDİYESİ MEZARLIKLAR MÜDÜRLÜĞÜ Cenaze, Defin ve Taziye Hizmetleri hizmet...

Suriyeliler ülkelerine dönüyor

Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Kilis’e sığınan Suriyeliler, ülkelerine...

Öğrenciler Yerli Malı Haftası’nı ku...

Mehmet Zeki Taşçı İlkokulu öğrencileri, 12-18 Aralık tarihlerinde yapılan...

Musabeyli’de yapımı süren okul inşa...

Kilis İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alagöz, Musabeyli ilçesinde yapımı...

7 Aralık Mersin’de coşkuyla kutland...

Kilis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 96. Yıldönümü, Mersin’de yine...

Başkan Kara’dan çat kapı ziyaret...

Kilis Belediye Başkanı Hasan Kara, halkın içinde olamaya devam ediyor. Başkan...

İl Eğitim Tarihi Müzesi’ne zi...

Kilis’e açılan İl Eğitim Tarihi Müzesi’ne giden İl Milli Eğitim Müdürü...

Belediye’den yaşlı ve bakıma muhtaç...

Kilis Belediyesi Kadın Meslek Zenginleştirme Merkezi personeli, “Yoksullarla...

“Aile” üzerine söyleşi

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kilis İl Müftülüğü koordinesinde Fen...

Temel UMKE eğitimi başladı

Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi temel eğitimi, Kilis Devlet Hastane Konferans salonunda...

Emniyet Müdürü Şenses’ten ‘ayın pol...

Kilis İl Emniyet Müdürü Günter Şenses tarafından başarılı polis memuru...

Kilis’te hırsızlık olayları arttı [...

Kilis’te işyeri ve evlerde hırsızlık olay yaşandı. Ebulüle Mahallesi’nde...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

YASAK Irak’ta futbola yasak gelmiş. Tabii, top yerine bombayla oynasınlar!…...