Öğretmenlik Mesleğinin Önemi

29 Kas 2018 Per 22:50
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Öğretmenlik Mesleğinin Önemi

Mehmet YALVAÇ

 

Öğretmen: Bir ilim veya sanat dalında öğretmeyi kendisine meslek edinmiş kimse. Başkalarına bir ders konusunu öğretmeyi iş edinmiş kimse, eski anlamıyla “Muallim’ denilmektedir.
Milli Eğitim toplumun ve ferdin sosyal gelişmesini ve ekonomik kalkınmasını destekleyen, hızlandıran, milli kültür değerlerini geliştiren, milli birlik ve bütünlüğü sağlayan en etkili araçtır.
Eğitim sisteminin fert ve toplum ihtiyaçlarına uygun olarak sürekli bir şekilde değerlendirilmesi ve geliştirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Eğitim, kişiler ve toplumlar için olduğu kadar, ekonomik ve sosyal kalkınma için de, dille ifade edilemeyecek kadar önemlidir.
Bir sistem ancak bu ihtiyaçlara cevap verdiği sürece yaşama gücüne sahiptir. Nitekim gerek imparatorluk devrinde, gerek Cumhuriyet döneminde toplumun eğitimden beklentileri değiştikçe, eğitim sistemi de yeniden biçimlendirilmiş ve çeşitlendirilmiştir.
Eğitim göreviyle yükümlü Bakanlık, adının da açıkça belirtildiği gibi, her bakımdan milli bir karakter taşımalıdır. Daha açık bir ifade ile gerek eğitim kuruluşlarımız ve gerek eğitim politikamız, her türlü kişisel çıkarların, politik görüş ayrılıklarının ve siyasal partilerin üstünde tutulmalıdır. Eğitim sorunları, tamamıyla milli yararlar göz önünde bulundurulmak suretiyle gerçek bir milli politika çerçevesinde çözümlenmelidir.
Eğitimin hayati önemi; kişilerin mutlu olmalarının, en çok toplum halinde mutlu olmalarına bağlı bulunduğu çağımızda, insanları ve milletleri mutlu yaşatmak için ne yapmak gerekir diye bir soru ile karşılaşmış olsaydık, hiç düşünmeden, her şeyden önce, herkesin yeteneklerini en iyi bir şekilde geliştirebilecek öğretim ve eğitim imkânlarını sağlayınız ve sonra da herkesi bilgi ve görgüsüne en uygun olan işte çalıştırınız derdik.
Bir ülkenin insan kaynağı, yani erkeği, kadını, çocukları ve yaşlıları ile birlikte bütün insanları o ülkenin en değerli varlığını teşkil etmektedir. Kalkınmada insan unsurunun etkisi, hem toplumsal yapı ve hem de ferdi yaradılış bakımındandeğişmektedir. Bir sorunun nasıl çözümleneceğini bilmek, onu çözümlemek kadar önemlidir.

 

Kişilerin özgürlükleri ve bağımsızlıkları için olduğu kadar milletlerin bağımsızlık ve özgürlükleri için de her şeyden önce, ekonomik bağımsızlık şarttır. Bu nedenledir ki, kalkınma sorunu, bir yandan ekonomik düşünce ve görüşlerin merkezi haline gelirken, öte yandan, yalnız az gelişmiş ülkelerin bir numaralı sorunu olmakla kalmayıp, milletlerarası sorunların da başında gelmektedir.
Çok defa, kalkınma sorunu, tamamıyla ekonomik bir sorun olarak düşünülmektedir. Biz kalkınmayı, bir ülkenin sosyal, politik, kültürel ve ekonomik yönlerden gelişmesi olarak anlamakta ve o biçimde incelemekteyiz. Böyle bir kalkınmanın amacı ise, her şeyden önce, herkesin maddi ihtiyaçlarını giderecek, kişisel yeteneklerini ve mutluluğu için gerekli gördüğü manevi değerlerini geliştirecek şartlar yaratmak olacaktır.
Bir ülkenin ekonomik bakımdan kalkınması, sosyal, kültürel ve politik alanlarda kalkınması ile ancak mümkün olabilmektedir. Hatta kalkınmanın sağlanmasında, siyasal ve sosyal unsurlar, ekonomik unsurlardan daha önce gelmekte ve daha büyük rol oynamaktadır.
Bu konuda Atatürk de eğitime büyük önem vermiştir. “Eğitim bir milleti, hür, egemen, yüce, şanlı bir toplum halinde yaşatır. Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenim sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi yurduna ve milli geleneklerine düşman olanlarla savaşmak gereği öğretilmelidir.” Bu nedenle Atatürk halka giden yolların üstünde öğretmeni görüyordu. Kurduğu ilk devletin öğretmeni de kendisi idi. Yarınki Türkiye’nin okullarda kurulacağına, çağdaş uygarlık düzeyine onlarla ulaşılacağına inanmıştı. Gerçekte O’na yetiştirici, Türk toplumunun geleceğini elinde bir ışık gözüyle bakılıyor ve toplum içinde de öyle değerlendiriliyordu. Bütün tarih boyunca “hocaya” karşı toplum içinde bulunan saygının Cumhuriyet öğretmenliğinin kişiliğinde yaygınlaşmasına dikkat ediliyordu.
Biz de bugün toplumumuzda ortaya çıkan çeşitli problemlerin ancak eğitim yolu ile çözüme kavuşturulacağı inancındayız.

Bu konuda Anayasamızın sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde, eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi başlığı altındakimadde:42’de “Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz”
denilmektedir.
Okulların kuru birer öğrenme ve öğretme kurumundan ziyade, birer terbiye yuvası olduğunu düşünmek, yalnız kafayı değil, kalbi, iradeyi ve beden sağlığını da bir arada düşünerek bütün kuvvetler arasında denge sağlamaya çalışılmalıdır.

Amerikan psikologlarından A. Gesell’in “5-11 Yaşları Arasındaki Çocuk” adli
eserinde:
- Birinci sınıfta çocuk öğretmenine ailesi gibi saygı duyguları gösterir.
- İkinci sınıfta çocuk öğretmeni ile şahsi ilişki kurmaya çalışır.
- Üçüncü sınıfta çocuğun öğretmene karşı duygu yönü daha azdır.
- Dördüncü ve beşinci sınıflarda öğretmenle ilişkisi okul çalışmalarına aittir. Öğretmenlik sosyal bir meslektir. Öğretmen eğitim-öğretim de öğrenci ile birlikte temel unsundur. Her ikisi birbirleriyle var olur. Okul-öğrenci-öğretmen varlığı…
Öğretmenlerimizin iyi yetiştirilmesi, eğitim etkinliklerinin verimli ve yararlı olması, eğitimde amaçlara ulaşılabilmesi ile eğitim politikalarının hedeflerine varabilmesi her şeyden önce iyi yetişmiş ehliyetli öğretmenlerin varlığı ile mümkün olur.
Eğitim işinin asırlar boyunca her toplumda devletin resmi işleri arasında görülmemesi, öğrencileri yetiştirenlerin de bir meslek mensubu olarak ortaya çıkmamalarının ve öğretmenliğin meslekleşmesini engellemiştir. Eğitim kurumlarında, okumuş ve kendini yetiştirmiş her meslekten kişiler ders okutmuşlardır. Öğretmenin devletin denetiminde bulunmaması bu düzenin asırlarca sürmesini sağlamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Batılılaşma çabalarının bir sonucu olarak, eğitim işlerine de çeki düzen verilmek istenmesi eğitim sistemimizde:
- Okul kuruluş sistemleri,
- Öğretim programları,
- Eğitim kurumlarının toplumla etkileşimi,
- Öğretmen yetiştirme politikaları,
- Öğretmenlere kazandırılan meslek şuuru ve toplumsal statü gibi meseleleri gündeme getirmiştir.
Öğretmen, öğrencilere günlük yaşamı için gerekli olan pratik bilgileri vermek; Kitaplık ve laboratuvarlardan tek başına yararlanmayı öğretmek, ayrıca sorumluluk duygusunun geliştirilmesine de özen göstermelidir.
Sosyologlar “Akıl ve zekâ, eğitimin bir meyvesidir” tanımlaması ile eğitimin kişinin bütün hayatı boyunca taşıdığı önemi, sanırım ki en iyi bir şekilde belirtmek imkânını bulabilmişlerdir. Uygarlık, eğitim ile büyük bir felaket arasındaki yarıştır.

İlkokul, çocuğu kişilik ve ahlaki karakter sahibi iyi bir yurttaş olarak yetiştirmeyi amaç bilir. Yurt sevgisi, yurdunu tanıma ve tanıtma arzusu, yurda hizmet duygusu geliştirilir. Toplum hayatı bakımından ilkokul, çocuğa Türkiye Cumhuriyetinin insan haklarına dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir devlet olduğunu, Türkiye Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün teşkil ettiğini ve dünya milletleri ailesinin şerefli ve yapıcı bir üyesi olduğunu kavratmayı amaç bilir.
İlkokul milli bir eğitim kurumudur. Çocukların milli varlığın birer uzvu olduğu, ileride hangi mesleğe girerlerse girsinler, milli ödevlerini başararak, milli ülkülerini gerçekleştirecek birer Türk yurttaşı olarak yetiştirmeleri gerektiği hatırdan çıkarılmamalıdır. Bunun için; ilkokul, çocuklara maddi kültürü aşılamak mecburiyetindedir. Millet hayati ve geleceği için gerekli gördüğü bütün değerleri ve ülküleri yurttaşlara aşılamayı herşeyden önce ilkokuldan bekler.
Bütün bu açıklamalar gösteriyor ki Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bugünedek Devletimiz geleceğin teminatı çocukların iyi bir eğitim görmeleri için ne kadar çaba gösterdiğini açık olarak görmekteyiz.
Aynı çaba ve özenin çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirecek öğretmenlerin seçiminde de gösterilmesi gerekir. Cumhuriyet Döneminde öğretmen yetiştirme politikalarının daha bilimsel temellere kavuşturulmasının beklendiği Milli Eğitim Şuralarında meseleye ilköğretim dışında köklü çözümlemeler getirilmemiştir. Özelikle son yıllarda ilköğretim de dâhil her meslekten insan öğretmen olarak atanmış ve atanmaktadır. Bu yanlış bir uygulamadır.
Öğretmen yetiştirme tek elden yürütülememiş, bu konuda en önemli iki merci olan Milli Eğitim Bakanlığı ile Üniversiteler arasındaki kopukluk hâlâ devam etmektedir. Örnek 1968 yılında Milli Eğitim Bakanlığının aldığı karar ile Fen-Edebiyat Fakültesi mezunlarının sınıf öğretmenliğine atanmaları açıklanacak. Kendi gayretleri ile mesleki problemlerini belirli ölçülerde göğüsleyip çözümleyen öğretmenlerin en önemli meselesi çalıştıkları çevre ile uyum halinde olmamaları ve bütünleşmemeleridir. Bu, geleneksel toplum yapısı kadar onların yetiştirilme tarzından da kaynaklanmaktadır. Zira öğretmene verilenler ile ondan istenenler arasında büyük değişiklikler mevcuttur.
Öğretmen yetiştiren kurumların devletle diyaloğa girerek bilhassa öğretmen adaylarının iyi yetişmelerinin temininin sağlanması gerekir. Psikolojik ve ahlaki yönden sağlam bir karakterde yetişme, mesleğe iyi hazırlama yolları, mesleki otorite ve prestij, sağlam bir toplumsal statü ile beslendiği müddetçe anlam kazanır. Öğretmenin kültürel çözülme ve toplumsal krizlerden etkilenmemesi veya buhranlı dönemlerde ayakta durması garanti edilir.

Öğretmen yetiştirme politikalarındaki hatalar ve tutarsızlıklar, öğretmenliğin meslekler sıralamasında hak ettiği yeri almasını, öğretmenlerin toplumdaki statülerinin yükselmesini engellemiştir. Çünkü öğretmen yetiştirilirken sadece ihtiyaca göre yeterli sayıda eleman yetiştirilmesi düşünülmüş, mesleğin gerektirdiği öteki imkân ve şartlar gözden kaçırılmıştır.

Ülkemizde öğretmen ihtiyacı her kesimden karşılanmaktadır. Nitelikli ve gerçek öğretmen yetiştirmek amacının çoğu kez unutulup hükümetlerin zaman zaman politik nedenlerle öğretmen yetiştirmeye itibar etmemeleridir. Ayrıca öğretmenlerin karşılaştıkları sorunların yıllarca çözümlenmeden sürüp gitmesidir.

Öğretmenliğin bir kadın mesleği olarak görülmesi, “hiçbir şey olamazsan öğretmen ol” düşüncesi, öğretmenlere ödenen ücretin düşüldüğü ve çoğunlukla öğretmenlerin orta sınıf ailelerden gelmelerini gösterebiliriz. 1990 yılında Malatya Merkez İlçede yaptığımız alan çalışması “Malatya Merkez İlçe Öğretmenlerinin Sosyal ve Mesleki Sorunları” konulu çalışma da bunu doğrulamaktadır.
Ülkemizde orta öğretimini tamamlayan öğrenciler başka alternatifleri yoksa öğretmen yetiştiren fakültelere gitmektedirler. Bütün bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması ya da daha aza indirilmesi ile öğretmenler mesleklerinde daha verimli olacaklardır.
Öğretmenlik mesleğine başlamadan önce diploma alınırken yapılan yemine sadık kalma ve idareci atamalarında belirtilen niteliklere uyma, eğitim sistemimizi ve öğretmenlik mesleğini daha ileri götürecektir.
Öğretmenlerimizin sosyal alanda yararlanabilecekleri olumlu çalışmalar son 15- 20 yıl içinde başlatılmış ve günümüzde de devam etmektedir. Ülkemizin hemen hemen her il ve ilçe merkezinde açılan öğretmen evleri olumlu çalışmalar olarak görülmektedir. Temennimiz, bu ve benzeri olumlu çalışmaların günün şartlarına göre daha da artırılmasıdır.

 

Sonuç olarak diyebiliriz ki öğretmenlerin başarılı olabilmeleri için makul sorunlarının çözümlenmesi gerekir. Bu sorunlar; Sosyal, ekonomik ve mesleki sorunlardır. Bunlar çözümlendiği oranda öğretmen okulda, çevrede, ailede huzurlu ve başarılı olur.
Her dönemde eğitimden ve eğitim sistemimizin eksikliklerinden söz edilir. Eğitim denince aklımıza ilk gelen okul, öğretmen ve öğrencidir. Bunlar eğitimin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bunlardan birinin yokluğunda sağlıklı bir eğitimden söz edilemez. Amaç eğitimin çağın gereklerine uygun bir şekilde yapılmasıdır. Bunun için program kadar nitelikli öğretmene ihtiyaç vardır.
Bize göre öncelikle öğretmen yetiştiren kurumların nitelikli olması gerekir. Bu kurumda yetiştirilecek öğretmen adayı seçiminde de aynı titizliğin gösterilmesi gerekir. Bu şartlar altnıda yetiştirilecek öğretmen elbette öğrencisini yetiştirmekten başka bir şey düşünmeyecektir.

Günümüzde okul yöneticilerinin bir kısmı siyasi iktidarın değişmesi ile birlikte değişmektedir. Bu durum okulda genellikle istikrarsız bir yönetime neden olmaktadır. Huzurlu bir okul huzursuz hale gelmektedir. Eğitime politika karıştığında çözülmesi güç durumlar arz eder. Nitekim geçmiş dönemlerde bu tür olaylara tanık olduk.
Milli Eğitim, adından da anlaşılacağıgibi bir devletin en önde gelen milli sistemlerinden biridir. Bu sistemin millilikten bir nebze olsun ayrılmaması gerekir. Bu yapıldığı takdirde ülkenin insanları daha huzurlu ve mutlu olur. Bu durum öğretmenlerimiz için de geçerlidir.
Kıymetli öğretmen adayları, bizler geleceğin Türkiye’sini daha aydınlık görmekteyiz. Ülkemizin çocuklarına sizler yön vereceksiniz. Onları sizler yetiştireceksiniz. Geleceğin Türkiye’si sizlerin elinde daha da yükselecektir.

 

OKULLAR ve YURTLARDAKİ ÇOCUK İSTİSMARLARI

Yukarıdaki açıklamalarımızda öğretmenlik mesleğinin önemini ve sorunlarını kısaca açıkladık. Çocukların öğretmenlerini ne kadar sevdiklerin de kısaca belirttik. Özellikle ilköğretimdeki çocuklar için öğretmen sevgisi ve öğretmeninin söylediklerini yapması anne baba kadar önemlidir. Çocuk,
anne-babadan çok öğretmeninin dediklerini yapar. Her şeyi öğretmeni bilir. Hatta zorunlu okul değişikliğinde öğretmeni ve sınıfındaki arkadaşlarından ayrılmak istemez. Ağlar. Ne güzel tertemiz duygular.
Bizleri ilkokullarda okutan öğretmenlerimiz hayatta olsalardı gördüğümüzde hemen ellerini öperdik.Onları rahmetle, saygıyla anıyoruz.Ruhları şad olsun.Bizlere Cumhuriyet ve Atatürk sevgisini onlar verdiler. İlkokul yıllarımızda üçüncü sınıftan itibaren hemen hemen her gün öğleden sonraki derslerinizin bir kısmında: İstiklal Marşımız, İzmir Marşı,Onuncu Yıl Marşı, Tuna Nehri vb.gibi marşları büyük bir coşkuyla söyleyerek yetiştirildik. Hâlâ bu ve benzeri marşlarımızı büyük bir coşkuyla duygulanarak söylemekteyiz.Bizler yaşamımız boyunca bu öğretmenlerimizi unutamayız.
Ancak günümüz toplumunda bu tertemiz çocukları istismar eden öğretmenlerle karşılaşıyoruz.Bilecik Milli Eğitim Müdürlüğünde görev yaptığımız yıllar (1975-1977).Ramazan ve Kurban Bayramlarında Valimiz, Milli Eğitim Müdürümüzle birlikte yetiştirme yurdunda kalan çocuk ve gençlerin bayramlarını kutlamaya giderdik.Orada görev yapan öğretmenlerin bir kısmı şehir merkezine gelemedikleri için yurtta öğretmenlik yapmayı kabul etmişlerdir.Diğer kısmı ise meslekte başarılı olamayan öğretmenleri yurtta görevlendirmişler.Bu görevlendirmelerin ikiside yanlıştır.
İstanbul Üniversitesinde görev yaptığımız yıllar (1977-1984) hanımın çalıştığı okul müdürü kız çocuklarını taciz etmiş. Bayan öğretmen durumu kız çocukların velilerine anlatınca velilerin topluolarak okula gelip toplanmaları üzerine okul müdürü görevden alınarak başka bir okula öğretmen olarak atandı.Kısa süre sonra yeniden başka bir okula müdür olarak atandı.

Benzer olaylar gerek okullarda ve gerekse yurtlarda erkek çocuklara karşı fazlasıyla yapılmaktadır.Olaylar yetkililer tarafından devamlı ört bas edilmeye çalışılmaktadır.Veya siyasiler devreye girerek her türlü örtbas hareketleri yapılmaktadır.Günümüz toplumunda bu olayları örtbas etmek için yasaklar konduğunuda biliyoruz.Bu tür ahlaksızca masum çocuklara saldırıda bulunan kişileri korumak ve kollamak siyasilerin görevi değildir.Siyasilerin bir kısmı ahlaksızları koruyacağına memleket sorunları ile ilgilensinler. Ahlaksızlara sahip çıkma yerine onların adalete teslimi ve mağdur ailelere yardımcı olsunlar.Her türlü mevki ve makam geçicidir.Bu dünyanın bir de öldükten sonra insanların yaşam süreleriiçinde yaptıkları olumsuzluklardan d olayı yargılanacağı Mahkeme-i Kübra vardır. Orada hiçbir makam ve mevki yoktur. Ne yazık ki günümüz toplumunda böyle siyasileri arar olduk.Bu tür olaylar kendi çocuklarına yapılmış olsaydı aynı duyarlılığı mı gösterecekler? Siyasilerin görevi bu tür suç işleyenlerle ilgili TBMM’ye kanun teklifi sunmak veya bu ve benzeri olayların önlenebilmesi için alınabilecek tedbirlerle ilgili gündem dışı konuşma yapmaktır.

Yine geçmişten bir örnek vereceğim: Pavyonda 16 yaşında çalıştırılan bir bayan için görevini yapan bir polis memuru ocak ayı içerisinde tayini Kilis’ten Gaziantep İli’nin başka bir ilçesine tayini çıkarılıyor.Emniyet amiri,“O memurun yerine benim tayinimi çıkartaydınız!”diye sitem ediyor.Tayin edilen polis için bu bir şereftir.Görevini yapmıştır.Tayini yaptıran milletvekili için ise ne olduğunu sizlerin takdirine sunuyorum.Siyaset bu demek değildir.İnsan her zaman haklının ve doğrunun yanında olması gerekir. Vatan için, millet için dürüst bir şekilde çalışmak demektir.

Temmuz ayı ortalarında haberleri izlerken 14 yaşındaki bir kıza elle tacizde bulunulması üzerine kızın babası tacizciyi bacağından yaralayarak yerde yatıyordu.Aynı gün Adana’da taciz edilen bayanın yardım istemesi üzerine halk tacizciyi linç etme girişiminde bulunuyordu.Polis kurtardı.

İlkel toplumlarda suçlunun karşı tarafa teslimi kuralı vardı.Zaman içerisinde suç işleyenler için değişik yöntemler uygulanarak bugünkü aşamaya gelinmiştir.Devlet vatandaşının,canını,malını ve namusuna korumakla mükelleftir.Hiçbir kimsenin kendini devlet yerine koymaması gerekir.

Öğretmenlerin içinden olduğu gibi toplumun her kesiminden bu tür ahlaksızların temizlenerek bir an önce çıkarılacak yeni kanunlarla bu tür eylemde bulunanların toplumdan tecrit edilerek hak ettikleri cezalar cezalandırmaları gerekir. Yalnız cezalar yeterli değildir.

Özellikle okullarda ve yurtlarda kamera sistemleri ve diğer tedbirler alınarak caydırıcılığın yapılması gerekir.
Üzülerek söylüyorum; anne ve babalar çocuklarını bu tür konularda bilgilendirmeliler.Çocukları korku ve şüpheye düşürmenin doğru olmadığını bilenlerdenim.
Sözlerime son verirken tüm öğretmenlerimizin bu gününü içtenlikle kutlar,sağlıklı, mutlu ve başarılı günler dilerim. Saygılarımla…

 

 

Benzer Haberler

KANSER İçme suyunda bulunan arsenik ve katmium kanser riski taşıyormuş. Kanserden korunmak için,...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “EĞER HÂLÂ KIZIYORSAN, KENDİN İLE KAVGAN BİTMEMİŞ DEMEKTİR. EĞER HALA...

Yorum 
0

Hasan ŞAHMARANOĞLU   Kilis ağzı, Anadolu’ya gelen Türkmenlerin ağzıdır. Cengiz’in...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KANSER İçme suyunda bulunan arsenik ve katmium kanser riski taşıyormuş. Kanserden...

Mutluluğa Atılan İlk Adım

Metin MERCİMEK “EĞER HÂLÂ KIZIYORSAN, KENDİN İLE KAVGAN BİTMEMİŞ...

İlgisiz ve Bilgisizlere

Hasan ŞAHMARANOĞLU   Kilis ağzı, Anadolu’ya gelen Türkmenlerin ağzıdır....

“Yoksullarla Dayanışma Haftası”...

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, “Yoksullarla Dayanışma Haftası”...

Takvimden Yapraklar

Mahmut İhsan KANMAZ 1) 11.12.1957 2) 11.04.1977 3) 06.05.1978 4) 09.04.2017 5)...

YOLLARIN GERİSİNDEN

Gülleri kıskandırır giysilerin rengârenk Aheste adımların bülbüle sunar...

Kilis’e yeni bir çevre yolu

AK Parti Kilis Belediye Başkan Adayı M. Abdi Bulut, AK Parti Kilis İl Başkanı...

Baraj ve göletler doldu

Kilis ve ilçelerinde son günlerde yağan yağmur sonrası baraj ve göletlersu...

Hastanenin ihale süreci inceleme aş...

Kilis Milletvekili M. Hilmi Dülger, yeni yapılacak hastanenin ihale süreci...

Çiftçi zor durumda

Kilis İYİ Parti İl Başkanı Ağa Gündoğmuş, çiftçinin zor durumda olduğunu...

“950 bin zeytin ağacını koruyoruz”...

Kilis Çiftçi Mallarını Koruma Meclisi Başkanı Mehmet Kara, bünyelerinde...

KİTSO, Topçuoğlu’nu ziyaret etti...

Kilis Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hacı Mustafa Celkanlı, Kilis Ticaret...

“Daha iyi hizmet yapmanın yollarını...

Kilis İl Millî Eğitim Müdürü Mehmet Emin Akkurt Başkanlığında İl Milli...

Hastane önünde araç patlatıldı: 1 ö...

Suriye’nin Azez ilçesinde bir hastane önünde bomba yüklü araç infilak...

“Belgesiz kömür almayın”...

Kilis’te vatandaşlara “Uygunluk belgesi olmayan kömürü almayın”...

Sosyal Uyum Projesi kaynaştırma etk...

Kilis Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Gençlik...

Zeytinyağı hırsızlıkları başladı [A...

Kilis’te bir eve giren hırsızlar, 7 teneke zeytinyağı çaldı. Kazım Karabekir...

Hemşire adayı öğrenciler engelleri ...

Yusuf Şerefoğlu Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğrencileri...