Oğuz Türkçesi, Kilis Ağzı ve Avni Keçik Hoca

27 Şub 2020 Per 8:33
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Ecz. İbrahim BEŞE

 

Türklüğün vicdânı bir,

Dîni bir, vatanı bir;

Fakat hepsi ayrılır,

Olmazsa lisânı bir. (Ziya GÖKALP)

 

Dil, İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan en gelişmiş, en işlek ve en etkili araçtır. Dil, iletilmek istediğimiz duygu ve düşüncelerimizi, vermek istediğimiz iletileri (mesajları) beynimiz tarafından yönetilen bir dizi zihnî, anatomik, fizyolojik işlemlerle fiziksel niceliklere dönüştürülerek ses dalgalarına aktarmamızdır.

Dil, insanlar arasında yalnızca anlaşma aracı değil; aynı zamanda geçmişin birikimini geleceğe taşıyan, insanlığın belleğini oluşturan canlı bir varlıktır. Bu sayede geçmişimizi, deneyimlerimizi, kültür varlığımızı öğreniriz ve gelecek kuşaklara aktarırız.

Dilin tarihi gelişim sürecinde kuramsal olarak var olduğu düşünülen en eski şekline ana dil diyoruz. Ana dili ise, İnsanın ve genellikle bebeklik döneminde annesinden ve birlikte olduğu dil topluluğunun üyeleriyle etkileşim aracılığıyla edindiği dildir.

Dilin, tarihi, siyasi, sosyal ve kültürel nedenlerle ses yapısı, şekil yapısı ve kelime hazinesi bakımından farklılıklar göstermesi ile lehçe, şive ya da ağız oluşmuştur. Kilis ağzı da bu şekilde oluşmuştur.

Orta Türkçe döneminde, VIII. Yüzyılda kurulan Harezm Devleti’nin kurucusu Anuş Tigin, Harezm Devleti kurulmadan önce Büyük Selçuklu Devleti görevlisi olup[1], “Deşt-i Dar” yani “Teşt (Leğen) Tutan” lakabıyla anılmaktadır[2]. “Teşt”, leğen anlamında Kilis’te günümüzde kullanılan bir kelimedir. Bu durum Kilislilerin tarihinin VIII. Yüzyıla dayandığını göstermektedir. Zira toplumların tarihlerinin izlenmesinde yazılı belgeler, arkeolojik kazılar, gen haritalarının olduğu gibi, dilde çok önemli bir yöntemdir.

Merhum edebiyat öğretmeni Kilisli Avni Keçik, (1939 – 2007), XIV.-XVI. yüzyılda, Batı Türkçesi olarak da adlandırılan Eski Oğuz Türkçesi döneminde yazılan Dede Korkut Hikâyelerinde geçen Oğuzca sözcüklerin, Kilis ağzında da bulunduğunu, bir anlatım biçimi olan yan serbest koşuk, yan düz anlatıma yansıdığını, Kilis’te okur-yazar olmayanların dahi cinaslı, ayaklı ritimli (bazen tecvid üzere) ahenkli konuştuğunu yazar[3].

Dede Korkut Hikâyelerinde insan ömrü için, “Gelimli gidimli dünya” deyimini kullanır. Kilis ağzında da “geleyim” yerine “gelim” denir. Kilis çocuk tekerlemesinde “Yazılasan, büzülesen./ Bir tahtaya düzülesen” de olduğu gibi. Kilis ağzında çok sayıda Oğuzca deyimler vardır; “muz mahal olmak.” “Kör der; gözlüyek, sağır der; dinliyek, topal der; bekliyek.” de olduğu gibi.

Dîvânü Lügâti’t-Türk’te, Kilis Ağzı’nda kullanılan birçok kelime bulunmaktadır[4]; Eyle (Öyle), Arık (Ark) Oğur (Uğur), Uluk (Yıpranmış, ekşimiş), İteğü (İteği, Değirmen taşı üzerine konan ağaç parçası), Ottuz (Otuz), Eşşik (Eşik), Kömeç, (Küle gömülerek pişirilen çörek), Barak (Çok tüylü köpek), Çıbık, (Yaşlı olan dal), Netek? (Nedek?), Bıldır (Geçen yıl, bir yıldır), Keçik (Sağrı, Köprü), Bekmez (Pekmez), Kırtış (Yüz rengi), Kancık (Dişi Köpek), Pürçek (Perçem), Çepiş (Çebiş, 6 Aylık oğlak), Yazı (Açıklık, Alan), Yunmak (Yıkanmak), Çüvüt (Çivit, Boya), Söbi (Söbe), Neçe? (Kaç?), Soku (Havan), Bağda (Çelme) Bek (Kavi, Pek, Sağlam), Berkit (Sağlamlaştırmak), Böy (Örümcek), Çömçe (Kepçe), Karınça (Karınca), Maraz (Karanlık Gece), Üğür (Darı, Yağ üzeri), Kesek (Bir nesnenin parçası, parça), Neçük? (Niçin?), Nerek? (Nereye?). vb.

Avni Keçik Hoca’ya göre; Kilis halkı yöreye IX. Yüzyılda yerleşmiş kadim Türkmenlerdendir. Batı Türkistan’dan ve Horasan’dan gelip bu yöreyi yurt tutmuşlardır. Bu tez, başta Kilis tarihini yazan İbrahim Hakkı Konyalı[5] olmak üzere birçok tarihçi tarafından kabul görmüştür. Kilis halkı Oğuz Türkçesi ile konuşur ve yöre halkının Türkçe ağzı da kendine özgüdür. Bunun en güzel örneklerini 17. yüzyılda yaşamış Karacaoğlan’ın mısralarında; “Neyleyeyim şu dünyanın ziynetin, Akibeti ölüm olduktan kelli? / İstemem bahçemde bülbüller ötsün, / Benim gonca gülüm solduktan kelli.” Ve “Güzel derler bir dilbere uğradım, / Siyah zülfü mah yüzüne gül gibi. / Boyu kısa ama, kendi münasip, / Uzar gider bir şıvgacık dal gibi.” Yine “Başı pare pare dumanlı dağlar, / Hastanın hâlinden ne bilir sağlar, / Bozulmuş siyeci, virane bağlar, / Bülbülün konduğu güller perişan. /” dizelerinde,

19. yüzyılın başında yaşamış Abdullah Sermest ’in; “Geç köprü başından ne duron altına girme. / Dikkatle gözet gör ne hatar içre hatar bu.”” ile “Çıkmadan kendi evinden ne bilin mert işini? / İnsan mı deyek yoksa melek mi ne alamet? / Bir kuru söz vir bana olsun yalan/ Böyle tesellide gezek bir zaman.” Diye Kilis ağzı ile yazdığı dizelerde,

Kilisli Muallim Rıf’at Bilge’nin; “Kilis Türkmen ildir, dili Oğuz dilidir.” Mısralarında görmekteyiz.

Avni Keçik Hoca Kilis Ağzı’nın bu özgünlüğü, Kilis ağzının, Osmanlı Hanedan ağzı ile konuşmasına ve şimdiki zaman eki “-yor” yerine, “-or” eki kullanmasını Kayı Boyu Ağzı ile ilişkilendirmektedir[6].

Avni Keçik Hoca, Kilis Ağzı’nın Rum ve Ermeni ağızları ile karıştırılmasına, hele Kilis Ağzı’nın oluşmasında bu azınlıkların etkisi olduğu görüşüne şiddetle karşı çıkmaktadır. Söz konusu azınlıkların, Oğuz dili olan Kilis Ağzı’nın, “-or” ekinin daha uzun “-oor” olarak söylenmesiyle ayrıldığını, bu ayrılığında azınlıkların ana dillerinin Türkçe olmamasından kaynaklandığını yazar[7].

Azınlıklar, Oğuz dilini taklit ederken şimdiki zaman ekini uzun “-oor” şeklinde söylemekten ileri gidememişlerdir. Kilis Ağzı’ında, Oğuz Türkçesinde olduğu gibi bazı şimdiki zaman eklerini de kısa söyleyerek, “Ne’don?” (Ne diyorsun?) ve “Ne don?” (Ne yapıyorsun?) örneğinde olduğu gibi aynı şekilde ifade edilen kelimeyi vurgularla, yalın, kısa, özlü ve sade ifadelerleler ile değişik anlamlarda kullanır[8]. Bunu azınlıkların ifadelerinde göremeyiz. Çünkü ana dili Türkçe olmayanlar dilin bu inceliklerini kullanamazlar.

Bu dilin gerçek sahiplerinin dün atalarımızın olduğu gibi bugün de bizleriz.

Son dönemlerde televizyonlardan izlediğimiz Osmanlı hanedanlarının son üyelerinin konuşmalarından, dillerinin, Kilis ağzı ile çok büyük uyum gösterdiği gözlemlenmiştir. Bu durum; genel olarak şehirlerde yaşayan Ermeni ve Rum azınlıkların, ticari becerileri ve çoğunlukla yabancı lisan bilmeleri sebebiyle, pay-ı tahtta (İstanbul’da) Osmanlı hanedanı ile şehirlerde ise kent halkı ile yakın temas kurmaları, Oğuz dilini taklit etmelerinin nedeni olmuştur.

Kilis kent dili ile Gaziantep, Urfa, Antakya vb yakın kentlerin ağızları arasında azda olsa söyleyiş farklılıkları vardır. Bu fark, kent halklarının değişik Türk boylarından gelmesinden kaynaklanmış olmalıdır. Kaldı ki, Kilis kent ağzı ile Kilis kırsal kesimin ağzında da farklılıklar görülür. Mesela Kilis kent ağzında “gelorum” denirken, kırsal ağızda “geliyom” denir. Yine kırsal alanda “-den” eki yerine “-de” eki kullanılır, “köyde geldim” gibi.

Bu farklılıklar Türkçenin zenginliğidir.

Cumhuriyet’in ilan edilmesinin hemen ardından 1924 yılında Türkiyat Enstitüsü kurulmuştur. 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu kurulmuş ve çalışmalara başlamıştır. Bu kurumun ilk faaliyeti olarak 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı’nda büyük bir dil kurultayı toplanmış ve dille ilgili politikalar bu kurultayda belirlenmiştir.

Böylece öztürkçe hareketi başlamış ve Türkçeye yabancı kalmış unsurlar yerine öztürkçe sözler koymak için derleme, tarama ve anket çalışmaları başlatılmıştır. Derleme çalışmalarıyla yazı dilinde olmayan sözler derlenip bunlardan bir kısmı yazı diline dâhil edilmiş ve aynı şey tarama çalışmalarıyla yazma eserlerde yapılmış ve Derleme ve Tarama sözlükleri hazırlanmıştır. 1936 yılına kadar süren özleştirme çalışmalarıyla Türkçeye pek çok yeni kelime kazandırıldığı gibi teklif edilen pek çok kelime de dilde kendine yer bulamayıp unutulmuştur.

Öztürkçe hareketi bağlamında dilin sadeleştirilmesi çabalarına Kilis’ten ilginç bir örnek; dilimize Fransızcadan geçen motorlu araçlarda vites (devir) değiştirmek için kullanılan “debriyaj” kelimesi, Kilis ağzında Türkçeleştirilerek “devirgeç” sözcüğü ile ifade edilmiştir.

Kilis Ağzı’nın sorunu ise; hepimizin yakından takip ettiği gibi, son yıllarda Kilis’te, Suriye’den gelen göç dalgası ile Kilislilerin aleyhine büyük çapta nüfus değişimi yaşanmıştır. Bu değişim sosyal hayatta ve kültür alanında olduğu gibi, dilde de olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Kilis’te, Kilislilerin nüfus olarak üçte bir oranına gerilemesi, ilk okullarda karma eğitimin yapılması dilimiz için büyük sorun teşkil etmektedir.

Büyük Alman filozofu Nietzsche dilin önemini şu sözlerle anlatır: “Dil atalardan bize kalan bir miras, bir emanettir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu emanete karşı, paha biçilmez, kutsal ve dokunulmaz şeylere karşı duyulan saygı gösterilmelidir”.

Bu söz, her dilin konuşucusu için bir kılavuz olmalıdır.


[1] Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, “Karahanlı Türkçesi Grameri”, TDK Yayınları, Ankara, 1996.

[2]Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi” VII. Cilt, Çağ Yayınları Umumi Neşriyat Nü : 1 Temel Eserler Serisi : 1/7 Yayınlayanları, Çağ Yayınları Tic. Ve San. A.Ş. İstanbul. s. 195.

[3] Avni Keçik, “Kilis Ağzı” Kilis Kültür Derneği yayınları, 2. Baskı, 2012, s. 23.

[4] Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lügâti’t-Türk, Çeviri: Besim Atalay, 5. Baskı, I,- II -, III,- IV, -V. cilt. Ankara, TDK, 2006.

[5] İbrahim Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri İle Kilis Tarihi, Kilis Belediyesi yayını 1968.

[6] Avni Keçik, “Kilis Ağzı” Kilis Kültür Derneği yayınları, 2. Baskı, 2012, s. 23.

[7] Avni Keçik, “Kilis Ağzı” Kilis Belediyesi yayınları, 2014, s. 29.

[8] Avni Keçik, “Kilis Ağzı” Kilis Belediyesi yayınları, 2014, s. 30.

Benzer Haberler

KİR Çevreyi kirletenlere hapis cezası verilecekmiş. Çözüm değil, hapishaneleri de kirletirler!...

Yorum 
0

Sabahattin YARAR   Ülkemiz ve dünya büyük bir belanın giderilmesi çabası içinde bulunuyor....

Yorum 
0

Alaiddin ÖZKAR   Korona virüs dolayısı ile her ülke insanını rahatlatacak, ekonomik istikrarı...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KİR Çevreyi kirletenlere hapis cezası verilecekmiş. Çözüm değil, hapishaneleri...

Hac ve Umre Yolcuları Sizler Ne Der...

Sabahattin YARAR   Ülkemiz ve dünya büyük bir belanın giderilmesi çabası...

“Milletin İstiklalini, Yine Milleti...

Alaiddin ÖZKAR   Korona virüs dolayısı ile her ülke insanını rahatlatacak,...

Duyarsız İnsanlar, Uyanın Artık!...

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, canlıların ve cansız varlıkların...

COVİD-19 Gölgesinde 1 Nisan

Harika ÖREN   1 Nisan şakaları öğrencilikte hep korkulu rüyam olmuştur....

LÜTFEN EVDE KAL

Tuttu bırakmaz yakayı Evde kal lütfen evde kal Bu iş kaldırmaz şakayı Evde...

AKPINAR

Açar yaban gülü, menekşe, yonca Uykudan uyanmış, nazlıdır gonca Tanyeri...

GIDA ÜRÜNLERİ SATIN ALINACAKTIR

CEZAEVİ MÜDÜRLÜĞÜ- L TİPİ KAPALI VE AÇIK ADALET BAKANLIĞI BAKAN YARDIMCILIKLARI...

Karahoca Kimya, temizlik ürünlerini...

Kilis’te Karahoca Kimya’nın üretmeye başladığı temizlik ürünleri...

Ödemeler evde yapılacak

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Ekonomik İstikrar...

Hayırsever işadamı Servet’ten 10 to...

Kilisli hayırsever işadamı ve Nur Zeytinyağı Yönetim Kurulu Başkanı Ali...

Üretilen maskeler Sağlık Müdürlüğün...

Coronavirüs salgını önlemleri kapsamında Kilis Bilim ve Sanat Merkezi, İl...

Bazı fırsatçılar kilosu 20 TL’ye sa...

Kilis’te bazı fırsatçıların kilosu 20 TL’ye satılan sumağın kilosunu...

Birer maaşlarını vererek kampanyaya...

Geçtiğimiz günler içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı...

Başkan Bulut: Devletimiz süreci çok...

Kilis Belediye Başkanı M. Abdi Bulut, yeni tip koronavirüsün pek çok ülkeye...

Mehmet Keçik Ortaokulu yine yıkılıy...

Kilis’te bulunan Mehmet Keçik İlköğretim Okulu ikinci kez çürük çıkınca...

Manavlara eldiven dağıtıp denetim y...

Kilis İl Tarım ve Orman Müdürü Songül Kadıoğlu ile gıda kontrol görevlileri,...