Önerilere Değer Verme, Vefa ve “Yel” Gibi

21 Tem 2020 Sal 10:11
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İhsan KANMAZ

 

Selam, sevgi ve saygılarımla, işte tekrar birlikteyiz sevgili arkadaşlarım.

Bugün, biraz vefa hakkında, biraz eskilere uzanan, dostluk ve arkadaşlık üzerine, ama çokça da tavsiye ve önerilere kulak verme konusunda, bir şeyler paylaşabilmenin gayretinde olacağım kısmet olursa.

Hani önceki yazılarımdan birinde bir kıssa anlatmıştım da, “Bugün de böyle” demiştik… Hatırladınız mı?

Her gün ev ev dolaşıp, davetsiz misafir modunda, insanları bıktırarak kredisini tüketen bir zatı muhteremin, en sonunda peynir ekmeğe talim etmesine dairdi bu kıssa. Yalancının mumunun yatsıya kadar yanması gibi bir nevi, anlayacağınız…

İşte aynen öyle diyorum ben de… Yani, “Bugün de böyle”… Ama nasıl böyle, anlatalım o zaman… Buyurun lütfen…

“İnsanın yüzü, içinin aynasıdır” derler dostlarım.
Çok doğru bir tespit… İnsan ne yaşar ve hissederse, onu bir tuval gibi yüzüne yansıtır olduğu gibi. Mutludur sözgelimi, gözlerinin içi güler. Anlarsınız hemen ve dersiniz o saat, “Hayrola niye bu kadar mutlusun? Allah hep yüzünü güldürsün.”

Hatta eklersiniz, “Dostum, arkadaşım, sana gülmek çok yakışıyor” diye.
Bellidir, çünkü mutluluk bulaşıcıdır denir ya, işte o hesap, siz de istemsiz olarak gülümsersiniz. Sizin de yüzünüzün şekli şemali değişir, o yüzle birlikte…

Aynı şekilde, ızdırap ve hüzün varsa yüreklerde, bu kez o belirir sıfatlarda.
Kendini ele verir saklanamayan acı ve elem halleri.
Zira gözlerle yürek arasında, gizli ve görünmeyen bir gönül köprüsü vardır.
Yüreğe ne düşerse, gözlerde onu gösterir dış âleme.
Neşeyse neşe, elemse elem…

Bunlar yüzde oluşan duygusal görüntüler. Ama bir de gönüllerde yer eden kadir kıymet bilme halleri vardır ki, onun da adına, vefa demişler…
Yalnız bu vefa dediğimiz şeyle, İstanbul’umuzun Vefa semtinin, uzaktan yakından bir alakası yok…

Bir kişide olması gereken sevgi, saygı ve güven gibi değerlerin belki de en önemlilerinden biri de, vefa olmalıdır sevgili arkadaşlarım. Ben buna, yonca yaprağı misali, dört yapışık kardeş diyorum. Birinin olmaması, dengeyi sarsabilir. Diğerlerini de etkisizleştirebilir.

Vefa, sevgiden doğar, saygıdan beslenir ve güvenden gücünü alır bence…
Yazımın başında da vurguladığım gibi, kadir kıymet düsturunun da olmazsa olmazıdır.
Yapılan iyiliklere kayıtsız kalmamanın ve onu her daim anmanın da bir başka yöntemidir vefa…
Bir saygı şeklidir ayrıca… Sevgiyle bütünleşen saygı ve onlara değer katan güvenin de birleşip, bir olumlu düşünceye ve davranışa evrilme halidir de vefa dediğimiz şey…

Her insanda var mıdır? Tartışılır tabi…
Bu belirttiğim insani değerin ayırdında olanlar için, mutlak vardır vefa duygusu…
Yoksa da, yapacak bir şey kalmaz geriye…

Bir de ahde vefa denilen kavram vardır ki, o da edilen yeminlere, verilen sözlere sadakatli olunması anlamına gelir.
Bu da çok özel bir nitelik ve insani duyum şeklidir.
Dilerim sevgi, saygı ve güvenin yanı sıra, vefa da hak ettiği değeri görür.

Vefa’yı da bu şekilde anlattıktan sonra, geçelim diğer alt başlıklara…

Yazılarımın çok uzun olmasından yakınan birçok dost ve ahbaplarım olmakta zaman zaman… Okumakta zorlandıklarını, bir yerden sonra dikkat dağılması gibi sorunlar yaşadıklarını ifade etmekteler sağ olsunlar. Haklı olabilirler.

Onlarında gönülleri hoş olsun diyerek, sözlerini dinliyor ve oradan buradan keserek, kırparak, özet bir yazıcık haline getiriyorum bugünkü yazımı…

Böylesi, belki de bu tip kısa yazıların ilki olacak, kim bilir.

Yani yalnızca bugün değil, belki de “Hep böyle” olacak. Arada bir klasik tarzda, yine uzunda olabilir yani. O günkü mevzuya binaen. Artık hayırlısı diyelim…

Sizin de, görüş ve önerilerinizi bilmek ve öğrenmek isterim bu arada…
Hangisinin, ne şekilde olmasını arzu ediyorsanız, lütfen yazın bana olur mu?

En son, sevgili arkadaşım, kardeşim ve kadim dostum Mustafa Yel de, böyle arzu ettiler. Fikirlerine değer verdiğim sevgili Mustafa’nın dostluğunun kadim olması, sözde değil, özdedir sevgili arkadaşlarım.

Mustafa’yla benim, Kadirli’deki tarihi ahşap konağımızda, birlikte ders çalışıp, yatılı öğretmen okulları sınavına hazırlanmışlığımız var, yıllar yıllar önce.

Yani birbirimizi iyi biliriz. Rahmetli Hacı Yusuf Yazıcı babamı da o zamanlar tanımıştı, Kifayet annemle birlikte. Hem de annemin çayları ve ikramlıkları eşliğinde. İkimiz de azimli ve hırslıydık.

Aynı yaşlardayız ve Kadirli’de, aynı ilk ve ortaokulda beraber okumuştuk.
Sonunda ikimizde başarıyla ve hatta iyi derecelerle kazanmıştık Öğretmen okulunu… Çok sevinmiştik. Hatırladığım, benim Adana bölgesi dördüncüsü olduğum şeklindeydi. Tahmin ederim ki, Mustafa’nın derecesi benden de iyiydi.

Kadirli’nin sarı sıcağında, günlerce ve haftalarca ter dökmenin semeresini almıştık. Çok şükür.

Aradan geçen elli yılın, yani tamı tamına, yarım asrın ardından, biz yine görüşmekte, güzel ve edebi sohbetler etmekteyiz telefonda uzun uzun.
Bunu da sık sık yapmaktayız…

Maşallah kendisi müspet ilimlerle uğraşmakta ama estetik ve sanatsal faaliyetlere de, hiç te uzak değil aslında.
Şöyle söyleyim, onlarca klasik ve popüler şairin, yine onlarca şiirini ezbere hafızasında tutabilmekte ve sekiz-on kıtalık bu eserleri, usulünce de ezbere okuyabilmekte. Bu da bir meziyet bence…
Kutlarım ve alkışlarım yürekten.

Mustafa, halen Ankara Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümünde, çok başarılı bir Profesör Dr. olarak, bilime olan hizmetini sürdürmekte… Genç bir delikanlı olarak üstelik… Daha önceleri de dediğim gibi, yaş rakamlarda gizli değil. Yüreklerde hissedilmekte ve yaşanmakta… Selam olsun sana sevgili dostum ve arkadaşım Mustafa. Başarıların daim olur inşallah.

Mustafa bilimin Fen yönünde temayüz ederken, bendeniz de bildiğiniz üzere, sosyal alanda ve basın dünyasında bir şeyler yapabilmenin ve genel kültüre bir nebzecikte olsa hizmet edebilmenin derdinde olmuşuz. Ne fark eder ki!…
Yeter ki gönüller bir olsun ve o gönüllerde, bir şeyler yapabilme azmi ve isteği olsun. O kadar yani…

Mustafa’nın, akademik anlamda yol almasına koşut, ben de bunu yıllarca TRT’de, “Radyo programları” şeklinde yapmışım…
Şimdi de emeklilik sonrası, sosyal medyada, yine benzer formatta olmak kaydıyla, eğitim ve kültür yazıları dizisi halinde sürdürmeye gayret etmekteyim üretimlerimi…
Allah’ın izni ve yardımıyla…

Naçizane, bildiklerimizi, yazarken öğrendiklerimizi, yaşadıklarımızı, dağarcığımızda ve heybemizde taşıdıklarımızı, sizlerle paylaşabilmenin telaşındayım… Nasip olursa, bundan böyle de devam etmeye çalışacağım inşallah… Tabi beğeni ve teveccüh gösterirseniz…

Artık sunmak bizden, takdir ve tenkit sizden, demek lazım…
Sürç-ü lisan olursa, affola demeyi de ihmal etmeden hemi de…

Allah, herkese faydalı ve güzel şeyler üretebilmeyi ve sunmayı nasip eylesin diyorum.
Dediklerimize sadık kalarak, bugünkü yazımı burada noktalamak istiyorum.

Başka konularda ve mevzularda yeniden birlikte oluncaya kadar, gönlünüzden güzellikler, bedeninizden sağlık ve afiyet ile, yüreğinizden sevgi, merhamet ve vefa gibi duygular, hiç eksik olmasın sevgili arkadaşlarım.

Hoşça kalın ve Allah’a emanet olun.

——————————————————————

ev

Değerli kardeşim Prof. Dr. Mustafa Yel’e ait bir fotoğraf…
Ayrıca, Öğretmen Okulları sınavına hazırlanırken, sevgili Mustafa’yla birlikte ders çalıştığımız ve bizimde o yıllarda, orada ikamet ettiğimiz, Kadirli Bağ Mahallesindeki tarihi ahşap bina. Yalnız şu an fotoğraftan da anlaşılacağı üzere, boş ve metruk bir halde.

 

Benzer Haberler

KADIN Kadınlar, 80 yaşında bile doğurabilecekmiş. Doğurmasına doğurur da ertesi gün hatırlar...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, pandemi günlerinde; eğitim, işsizlik ve refah paylaşımındaki...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “BÜYÜK DÜŞÜNÜR ARİSTO, BEHRAMKALE (ASSOS) KENTİNDE ÜÇ YIL YAŞAMIŞ...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KADIN Kadınlar, 80 yaşında bile doğurabilecekmiş. Doğurmasına doğurur...

Kimsenin Umurunda Değil

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, pandemi günlerinde; eğitim, işsizlik...

Behramkale (Assos)

Metin MERCİMEK “BÜYÜK DÜŞÜNÜR ARİSTO, BEHRAMKALE (ASSOS) KENTİNDE...

Şire Yapma Zamanıdır

Asım MIHCIOĞLU   Şire üzümü “Dökürgen”dir ama bazen içine ”Kabarcık”...

Atatürk’ün Dini İstismar Edenlerle ...

Uğur KEPEKÇİ   Atatürk, 16 Mart 1923 senesinde Adana’da Türk Ocağı’nda...

SEVDANIN ADI

Elimde kaldı şimdi resimlerin Yalnız bana baksın güzel gözlerin Çınlıyor...

Perker: Eğitimin sorunlarını çözmey...

CHP Kilis İl Başkanı Mehmet Akif Perker, Pazartesi günü pandemi nedeniyle...

“Atatürk’e Mareşal rütbesi ve Gazil...

Gaziler Günü nedeniyle bir mesaj yayınlayan Kilis Valisi Recep Soytürk, “Gurur...

Kilis 6. Bölge Yatırım teşviklerind...

Kilis Belediye Başkanı M. Abdi Bulut, önceki gün yapılan Genişletilmiş...

İlköğretim Haftası başladı

Kilis’te, 2020-2021 Yılı İlköğretim Haftası’nın başlaması nedeniyle...

Unlu mamul üreticileri ve tatlıcıla...

Kilis İl Tarım ve Orman Müdürlüğü denetim ekipleri, pasta, börek ve şerbetli...

Gaziler Günü törenlerle kutlanacak...

Mustafa Kemal Atatürk’e TBMM tarafından 19 Eylül 1921 günü mareşallik...

Kadına yönelik şiddetle mücadele an...

Kilis’in Polateli ilçesinde muhtarlara “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele”...

Sahte sağlıkçılara operasyon: 3 göz...

Kilis’te kendini sağlıkçı olarak tanıtan 3 Suriyeliyi polis ekiplerince...

Bebeği elektrik çarptı [ASAYİŞ TURU...

Kilis’te bir bebek, elektrik çarpması sonucu yaralandı. Mehmet Rıfat Kazancıoğlu...

Ülkü Ocakları, esnafa siftah ve ber...

Kilis Ülkü Ocakları tarafından sabah namazına müteakip Ahilik Haftası nedeniyle...