Dolar 32,1626
Euro 34,9327
Altın 2.462,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 31°C
Az Bulutlu
Kilis
31°C
Az Bulutlu
Per 23°C
Cum 24°C
Cts 26°C
Paz 28°C

Pandeminin Şakası Yok!

Pandeminin Şakası Yok!
A+
A-
08.09.2020
353
ABONE OL

Harika ÖREN

Pandeminin yani Covid-19’un şakası yok! Aklı olan bu virüsü ciddiye alır. “Şehir Efsanesi”, “İnsanları eve kapamak için uydurulmuş”, “Aman canım, acı patlıcanın kırağı çalmaz” diyenlerin ailelerine ya da yakınlarına Covid-19 tanısı konup-karantinaya alındıklarında nasıl çaresiz kaldıklarını üzüntüyle izlemekteyim.

Tedbir almalarına rağmen, evden çıkmamalarına rağmen hastalığa yakalananlar var.

* Koruyucu maske takmak, yedek maske bulundurmak,

* Maskeyi doğru kullanmayı öğrenmek,

* Ortak kullanım alanlarına temas edildikten sonra ellerin yüze, maskeye, burna, gözlere değdirilmeden yıkanması,

* Aile fertleriyle bile mesafeli olmak,

* İnsanların birbiriyle temastan kaçınması,

* Sarılmadan, el sıkışmadan, öpüşmeden merhabalaşmak,

* Sahil beldelerinde tatil yaparken tedbiri elden (Maske-mesafe)bırakmamak,

* Elleri devamlı olarak dezenfekte etmek

* Bol su içmek (Virüs bir müddet boğaza yerleşiyor. Su ile mideye inerse çözülüp, etkisizleşiyor.)

Bütün bu uyarılara rağmen, Koronavirüs bulaşanların sayısı gitgide artıyor. Market alışverişi sırasında, restoranda yemek yerken, plajlarda, AVMler de, kuaförlerde, halka açık kapalı mekânlarda, uçak, otobüs, metrobüs gibi toplu taşıma araçlarında, futbol, basketbol oyunlarında, kapalı salon egzersizlerinde, bar, sinema, konser, tiyatro, cami, kilise ziyaretlerinde; kısaca topluca bir arada olunan kapalı alanlarda risk çok yüksek.

İnsanımızda yaz rehaveti hâkim, Yaz sıcakları Pandemiyi Dünya’nın hiçbir yerinde durduramadığı gibi bulaşın artmasına sebep oldu. Uzmanlar, tatlı tatlı esen Meltem’in Covid-19 partiküllerini 6 metre uzağa taşıdığını, topluca bulunulan klimalı ortamlarda virüsün havaya yayıldığını, sıcak dolayısıyla maske kullanımının azaldığını, bayram kutlamaları, ertelenen düğünlerin yaz aylarına yığılmasının, sahillerde, eğlence mekânlarında fütursuzca bir araya gelmenin, cenaze taziyelerinin bulaş riskini 3 kat arttırdığını bildiriyorlar.

Hızlı bir market alışverişinde risk 1 iken, eğlence yerlerinde 3, karşılıklı uzun konuşmalarda bulaş riskinin 5 misli arttığın belirtiliyor. Buna rağmen evde oturmak zorumuza gidiyor. Sıcakkanlı Türkler bir türlü samimiyetten vazgeçemiyoruz.

Sonuçta her gün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın görüntüsüyle yayınlanan yeşil tabloya trene bakar gibi bakar olduk. Oysa bir maden göçüğünde 49 kişi ölse-1642 kişi yaralansa(3 Eylül 2020 tablosu) ya da askerlerimizin bir mücadelede 45’i ölse-1596’sı yaralansa (2 Eylül 2020 tablosu); müthiş bir kedere kapılırız değil mi? Sosyal medya yıkılır. Başsağlığı, elim mesajlar birbiri ardına sıralanır. Peki, bize ne oldu da Covid-19 felaketi sonrası oluşan ölümlere ve hastanelerde can çekişen insanlara bu kadar kayıtsız kalabiliyoruz?

Virüs Dünya çapında insanların önünde ardında dolanıp, koluna taktıdığını önce karantinaya, sonra hastaneye, bağışıklığı düşük olanı mezara kadar sürüklerken; bize ne oldu? İnsana verilen değere ne oldu? Biz ne zaman bu kadar değersizleştirdik insanlığımızı?

pandemi

Okuyoruz, dinliyoruz ve anlıyoruz. Mart ayında 15 günlük bir karantina ile başımızdan def edeceğimiz virüse, yenik düştük. Kamu süreci yönetemiyor, topu halka ve sağlıkçılara atmış durumda.

Covid-19 ile ön saflarda can siperane savaşan, gece gündüz demeden bulaşanlara şifa vermeye çalışan sağlık çalışanlarımız; ne yazık ki yaşamlarını kaybetmekteler. Son 15 günde 10 değerli doktorumuzu kaybettik. Hekimler ve sağlık çalışanları uzun süreli ve kötü çalışma şartları yüzünden yorgun ve bezgin düştüler. Hekimlerimiz ağır çalışma koşulları sonucu istifa etmekte ya da emekli olmaktalar.

Covid-19 Bilim Kurulu’nda Türk Tabibler Birliği yer almıyor. Türk doktorlarından yeri doldurulamaz değerli 32’si bu uğurda can verdi ama onların görüşlerine başvurulmuyor. Neden acaba? Bilim kurulunun istifa eden bir üyesinin ‘’Bizim alınan kararlarda dahlimiz yoktur. Pandemiyle ilgili kararlar bizim dışımızda alınmaktadır’’ sözleri, yeterince açık sanırım.

Kararlar, ekonomiyle bağımlı olarak yukarıdan deklare ediliyor. İnsanlık paraya tercih edildi. Ölen ölsün kalan sağlar bizimdir, deniyor. Maske dağıtımında bocalayan, ülkenin ihtiyacı varken, dış ülkelere maske yardımı yapanlardan, Pandemiye akılcı önlem beklemek…

Ne yazıktır ki kayıplar artmaya devam ediyor. Türk Tabipleri Birliği’nin bugüne kadar yaptığı uyarıları, önerileri dikkate almamanın sonucu; Dünya’da en çok hastalanan ve ölen sağlık emekçisi bizde… Her gün açıklanan Pandemi raporlarının altında T.T. Birliğinin de imzasının olmaması kabul edilemez.

Yazıyı hazırladığım sırada, nihayet Fahrettin Koca’nın, Türk Tabipler Birliği’nin görüşme talebine cevap verdiğini öğrendim.

“Mart ayı nere, Eylül ayı nere?” diye sormazlar mı?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.