Dolar 8,1772
Euro 9,8359
Altın 468,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 28°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
28°C
Parçalı Bulutlu
Per 28°C
Cum 30°C
Cts 33°C
Paz 33°C

RÖPORTAJ: Safahat Şairi Mehmet Akif ve İstiklal Marşı Yılı Programları Üzerine

A+
A-
09.03.2021
31
ABONE OL

Mehmet Nuri YARDIM – Yazar ve Gazeteci Mehmet Cemal Çiftçigüzeli 1984 yılında kurulan Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’nın M.Atıf Boyacıoğlu ve Yavuz Bülent Bakiler’den sonraki 3.Mütevelli Heyet Başkanı. Röportaj talebimi kabul eden Mehmet Cemal Beye soruyorum; Mehmet Âkif Ersoy ve şiiri ile ilk defa ne zaman ve nerede karşılaştınız. Sizde bıraktığı ilk intiba ne oldu?

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ – 1952 yılında Kilis Kemaliye İlkokulu’nda İstiklal Marşı’nı söylemeye başlayınca yazarının Mehmet Akif Ersoy olduğunu da öğrendim. Ayrıca sınıflarımızda bir bankanın hediye ettiği çerçevelenmiş İstiklal Marşı asılıydı. Yerel kültürümüz sebebiyle İstiklal Marşı’nın kelimeleri de bana hiç yabancı gelmemişti. Her Pazartesi günü okulumuz eğitime girdiği yeni hafta başında “Türküm Doğruyum Çalışkanım”ı söylerdik. Her hafta bir yeni arkadaşımız bahçede toplanan sıralardaki talebelerin önüne geçer, ezberden okurdu. Bizler de tekrar ederdik. Sırası gelen öğrenci yi bu uygulama heyecanlandırırdı. Biran evvel bizlere de sıranın gelmesini hasretle beklerdik. Sonra da İstiklal Marşımızı hep birlikte söyler sınıflara girerdik. Öyle etkilenmişim ki, başöğretmenimize “İstiklal Marşımızın 10 kıtasının her birini de tek tek arkadaşlarımız söylesin, bizler de tekrar edelim. Böylece hepimize daha sık sıra gelir. Sonra da ders görmek üzere sınıflarımıza girelim” demiştim. Demek ki öylesine beni etkilemişti. Olmadı tabii. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan tamim gelmesi gerekirmiş. Öğretmenlerimiz öyle hatırattı. Demek her şeyin içine girebiliyor siyaset. Politikacılar bunu neden düşünmezlerdi ki? Daha sonra böyle bir uygulamanın batılı ülkelerde olduğunu öğrendiğimde, bizde olmamasına çok üzülmüştüm. Garbın devlet adamları bunu düşünüyor da bizimkiler neden ıska geçiyor anlamamıştım. 10 kıta da ezberimde idi. Bana görev verseler hemen söyleyecektim.

O günlerde bir arkadaşımızın babası Hafız Kamil şairdi. Aruz vezniyle şiirler yazardı. Divanı vardı. Eşref Edip’in yayınladığı Sebilürreşat ve Serdengeçti Dergisi’ne de aboneydi. Arkadaşımız İsmail İlmi Kıdeyş’i çağırmak için evlerine gittiğimizde Hafız Kamil bize bu dergilerden şiir ve yazı okuturdu. Ayrıca yazdığı dizelerini de bize kendisi okurdu. Kamil Amca Hafız olduğundan şiir okuması da o nispette güzeldi. Çirkin 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi olduğunda okullarımızda bir müddet sonra kavgalar başladı. Darbeyi destekleyenler kendilerine “devrimci” diyor, bizim gibi Demokrat Partili Ailelere ise “kuyruk” ve “mürteci” diyorlardı. Henüz bu kelimelerin manalarını bilmiyordum. Gazeteler de bu kavgaya körükle gidiyordu. Hafız Kamil bize “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem” adlı şiiri ezberinden okurdu. Şiirin sonunda da “İrtica Bu mu?” diye dikkat çekiliyordu. Muhteşem dizelerdi. Üstelik Mehmet Akif’inmiş. Haksızlığa, adaletsizliği, hukuksuzluğa bir isyan şiiriydi bu, bir başkaldırıydı. Hele Safahat’ın bir yerinde “İşte ben mürteciyim, gelsin işitsin dünya/ Hem de baş mürteciyim / Haydi assın beni kanununuz yahut yasanız” demesi yok mu etkileniyordum. Demek ki politikacıların ortaya attığı bu yaftalar toplumu ötekileştirme ve dışlamak için kullanılıyordu. Akif’e mürteci dediklerine göre artık kime denirse densin bir beis yoktu mürtecilikte. Tartışmalarda bu şiiri okuyunca karşı taraf panik oluyordu. Şiirler benim kelime hazinemi de artırıyordu. Bilmediğim kelimeler için İnkılap Kitapevi’nden Mustafa Nihat Özon’un Osmanlıca lügatını, bir de Safahat’ı İstanbul’a sipariş ederek ödemeli getirttim. Her ikisi de benim için ayrıcalıklı olarak antika kıymetinde. Evimde hala başucu kitaplarımdan oldular. Konumlarını da koruyorlar. Çünkü Safahat’ın her satırında kendimi, ülkemi ve toplumumu buluyorum. Sanki coğrafyamızın dünü ve bugünü içeren günlüklerini havi. Ayrıca ufuk da gösteriyordu bana, zihnimi açıyordu.

M.N. YARDIM- Peki 37 yaşındaki Mehmet Âkif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’mızın Başkanısınız. Bu vakıf ne zaman ve nasıl kuruldu? Kimlerle birlikte yola çıktınız? Kuruluş amacı neydi? Vakfın şimdiki merkezi ve faaliyetlerinden ana hatlarıyla bahseder misiniz?

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ- Elbette bahsederim. 1976 yılında TRT’nin imtihanlarını kazandım. Ankara TRT Haber Merkezine girdim. Böylece Başkente taşınmış oldum. İstanbul’da olduğu gibi Başkent’te de edebiyat, sanat ve kültür mahvillerinin müdavimiydim. Çok duyarlı bir dönemden geçiyorduk. Sürekli yazar, gazeteci ve fikir adamlarının tutuklandığı, mağdur edildiği bir dönem başlamıştı. Üstelik terör de almış başını gidiyordu. Fikir emekçilerimiz arasında dayanışmayı sağlamak için bir meslek kuruluşu olarak Yazarlar Birliği’ni 14 arkadaşımla birlikte kurduk. İlk etkinliğimiz Yahya Kemal, ikincisi Mehmet Akif Ersoy olmuştu. Akif’i, İstiklal Marşı’nın yazıldığı mekanda anmaya gittik. Tacettin Dergahı perişan bir haldeydi. Kapıları sökülmüş, camları kırılmıştı. İçerde sarhoş kusmuklarından geçilmiyordu. Üstelik pis bir koku vardı. Kendi, köpek gibi hayvan barınağı haline gelmişti. Kanada’da ata dedelerini öğrenmek için yöneticiler totem topluyorken, biz böyle yerleri kaderine tek etmiş, sefil ve perişan halde bırakmıştık! Tabii bu durumu kınadık, protesto ettik, yetkililerin dikkatini çekmeye çalıştık ve suç duyurusunda bulunduk. Bir vesileyle bizi yakından takip eden Başbakan Turgut Özal ile görüştüğümüzde durumu arz ettik. Kendisi daha da ileri götürdü konuyu. Yetkililere Hacettepe Üniversitesi Samanpazarı Kampüsü içinde ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan Dergahın restore edilmesini emretti. Bize de bir husus hatırattı “Çocuklar dünya hızla değişiyor ve bir dönüşüm içinde. Hükümetler gidince ülkelerin politikaları da değişiyor. Ama sanat, kültür ve medeniyet hareketi hükümetler gitse de değişmiyor. Siz yazarlar olarak bunu daha ileri götürün. Akif’in vefatının 50. Yılını önemseyin ve biz de size katkı verelim.” Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek de aynı görüşteydi. Çok doğru yaklaşıyorlardı. Turgut Özal, kurulacak Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’na Balıkesir Milletvekili İsmail Dayı ve Devlet Bakanı Prof. Dr. Ercüment Konukman’ı da kurucu olarak görevlendirdi. “Siyasiler kanalından bize ulaşmak daha kolay” diyordu. Vakıf nasıl kurulacaktı? Genç yazar gurubumuzun tümüne yakını sabit gelirliydi. Hatta işsiz olan arkadaşlarımız bile vardı. Konuyu müzakere için şair ve eski milletvekili İsmail Hakkı Yılanlıoğlu’nun Çankaya’daki evinde toplandık. Bize sürekli moral veriyordu. “Her şeyin bir çaresi vardır” diyerek yüreklendiriyordu. Damadı şair ağabeyimiz Yavuz Bülent Bakiler de bu toplantılara katılıyordu ve aynı zamanda Kültür Bakanlığında müsteşar yardımcısı idi. Sonunda sorun çözüldü. Kastamonulu işadamı Yüksek İnşaat Mühendisi Mustafa Atıf Boyacıoğlu vakfın masrafları üsleniyordu. Adresimiz de kendi yazıhanesi olan Kavaklıdere Atatürk Bulvarı Sefaretler Apartmanı 199/9 noda idi. Daha sonra Hatay sokak 6/16 Yenişehir Kızılay’daki TYB adresinde faaliyete başlandı.

03 Ocak 1984 günü Kavaklıdere 24. Noteri Rasim Eyüpoğlu’na Mehmet Akif Ersoy fikir ve Sanat Vakfı’nın kurucuları olarak Mustafa Atıf Boyacıoğlu,  Balıkesir Milletvekili İsmail Dayı, Prof. Dr. Ercüment Konukman, Tarım Bakanlığı Hukuk Müşaviri Avukat Sabri Aytemiz, Diş Hekimi Fikret Çulhaoğlu, Manisa eski Milletvekili ve inşaat Mühendisi Gündüz Sevilgen, Doç. Dr. Süleyman Hayri Bolay, TRT’den Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Yahya Akengin, Recep Vidin, Mehmet Doğan, Muhsin Mete, Yavuz Bülent Bakiler ve Necmettin Turinay isimlerini tescil ettirdik. Kurucu Başkan İsmail Hakkı Yılanlıoğlu iken, ilk resmi başkanımız bir trafik kazasında hakka yürüyen M. Atıf Boyacıoğlu oldu. İkincisi ise Yavuz Bülent Bakiler. Sonra da ben. Gayemiz vakıf mütevelli senedine göre; Milletimize fikirleri, eserleri ve şahsiyetiyle mal olmuş bulunan Mehmet Akif Ersoy’un hatırasını yaşatmak, eserleri ve örnek şahsiyetiyle yurt içinde-dışında bilhassa genç nesillere tanıtmak, Mehmet Akif Ersoy Enstitüsü kurmak, fikri, san’atı ve şahsiyeti üzerinde çalışmalar yapmak, merhumun şahsi eşyalarını toplayarak adıyla anılan mekânlarda müzeler kurmak, kurulmuş olanları asli hüviyetine uygun ve faal halde tutmak” biçiminde özetlenebilir. Vakfın müdürü de geçenlerde kaybettiğimiz yazar ve şair Mehmet Çetin oldu. İlk olarak Mehmet Akif Ersoy Araştırmalar dergisi yayınladık.

Ankara’da her yıl 20-27 Aralık Mehmet Akif Haftasında ve 12 Mart İstiklal Marşı’nın TBMM’nde kabul edilişinin yıldönümünde adı Mehmet Akif Ersoy olan okulların öğrenci ve öğretmenlerini Birinci Meclise, Tacettin Dergahı’na ve son olarak TBMM’ne götürdük. Akif’in hatıralarının olduğu ve hizmet ettiği mekanları gösterip, gençleri Akif gibi birer batı ve doğu dilini bilen, Türkçeyi çok iyi kullanan, edip, akademisyen, bir meslek sahibi, öğretmen, iyi bir aile babası, iyi ve güvenilir bir arkadaş olmaya davet ettik.

Vakfın Merkezi hala resmi olarak Ankara. İstanbul’a taşınması konusunda yıllardır mahkeme kararını bekliyoruz. Henüz çıkmadı. Faaliyetlerimiz ise konferans, ulusal ve uluslararası seminer, sempozyum, kitap ve dergi yayınlamak, sanatçının eserlerini sahneye koymak, filme aktarmak, tercüme ettirmek şeklinde sürüyor. Türk Cumhuriyetleri ve Balkan ülkeleri hedefinde olmak üzere 13 tane uluslararası etkinlik yaptık, Safahat’ın şiirlerini 26 dile tercüme ettirdik, 75 kadar kitap, 20 tane film çektik. Mehmet Akif Ersoy ve eserleri konusunda ilmi çalışmalar yapanlara imkan tanıdık.

 

M.N. YARDIM – Teşekkürler. Evet Mehmet Âkif hakkında bazı neşriyatlarda bulundunuz. Son olarak Mehmet Âkif ve Yakın Çevresine Dair Etütler Araştırmalar olarak Akif Salnamesi’nin 1’nci cildini yayınladınız. Bu eserin mahiyetinden ve muhtevasından söz eder misiniz?

 

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – Akif Salnamesi’nden ikincisini de yayınladık. Üçüncüsünün çalışmaları devam ediyor. Artık Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’yle ortak çalışmalar yapıyoruz. İkinci baskısı yapılan Birincisi Salnamede Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, vakfımızın tarihçesini anlattı, Mehmet Rüyan Soydan Abbas Halim Paşa’dan İsmail Canbolat’a Mektuplar’ı konu etti, Ömer Hakan Özalp 1925 -1936 yıllarında Matbuatta Mehmet Akif’i, Editörümüz İbrahim Öztürkçü, Akif’in bilinmeyen bir hasbihalini, Tahsin Yıldırım Akif’in Darüşşafaka’ya katkılarını, Bahtiyar Aslan Mehmet Akif’in ithaf şiirlerine bir örnek yazılarının yanında , Doçent Dr. Turgay Anar ve Dr.Vahdettin Işık hocaların yazıları var. Takriz ise Rektör Prof. Dr. Adem Korkmaz’ın. Salname 1’de çok sayıda yeni bilgi, belge, resim bulunuyor.

İkinci Salname’de ise Vakfımızın yönetiminden Yazar Mehmet Çetin’in hakka yürümesi dolayısıyla birkaç bu konuda yazılar bulunuyor. Birinci Salnamedeki yazarlarımızın  yanında bu sayıda yeni imza olarak Prof. M. Uğur Derman, Alim Kahraman, Beşir Ayvazoğlu, Güllü Yıldız, Prof. Dr. İsmail Kara, Prof. Dr. Mehmet Karaca, Ömer Faruk Şerifoğlu, Yasin Beyaz,  Prof. Dr. Zafer Gönen gibi kıymetli müelliflerin değerlendirmeleri, yeni belgeler, vesikalar, mektuplar ve resimler yer alıyor. Osmanlı Türkçesi ile kaybolmak üzere olan belgeleri Mehmet Rüyan Soydan arkadaşımız bütün imkanlarını seferber ederek hizmete yansıtıyor. Kendisine minnettarım.

 

M.N. YARDIM – Mehmet Âkif hakkında bugüne kadar pek çok faaliyetler düzenlendi, neşriyat yapıldı. Bunların dışında eksik bulduklarınız nelerdir?

M.C.ÇİFTÇİGÜZELİ – Birinci eksik bulduğum husus hamasetin dışlanmaması ve  akademilerimizin Mehmet Akif Ersoy, eserleri ve hatıraları konusunda yeterli ilmi ve edebi araştırmalar yapılmaması. Bu konuda çalışma yapanlara kamusal ve özel katkıların yeterli olmaması. Üniversitelerimiz ilgili birimlerinde mezuniyet tezi, master ve doktora çalışmalarında yeterli görevlendirmelerin olmaması. Gerek Milli Şairimiz ile alakalı hayatının ve eserlerinin yeterince başka dillere tercüme edilmemesi, yurtdışında bu konudaki çalışmaların Türkiye’de yayınlanmaması ilk aklıma gelen önemli hususlardır.

M.N.YARDIM – Siz vakıf olarak başta Mısır birçok ülkede Mehmet Âkif hakkında önemli programlar, sempozyumlar düzenlediniz. Oradaki insanlar arasında programlarınız nasıl karşılandı, nasıl bir intiba bıraktı?

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – Mehmet Akif Ersoy 1925 yılında Mısır’a son defa gitti ve 11 sene kaldı. Daha önce de iki defa Kahire’ye gitmişti. Akranları hep vefat ettiğinden Mısır’da bile Akif’i tanıyan ancak birkaç akademisyen vardı. Rahmetli Dostum Ayn Şems Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Safsafi ile evinde (2006) yaptığımız bir sohbette Mısır’daki Türkoloji bölümlerinde 60 kadar akademisyen bulunduğunu, ancak Safahat Arapçaya tümüyle tercüme edilmediği için fazla Akif’i tanımadıklarını anlatmıştı. Kendisi ayrıca Safahat Tercümesi işine talipti. Ancak ömrü kafi gelmedi ve resmi bir destek de olmadı. Mısır’daki Türkoloji ve talebeleriyle sık sık buluşup konuştum. Türkçeleri yeterli değildi. Bazı yurtlara kitap ve Türkçe yayınları izlemeleri için televizyon hediye ettik. Bazı öğrencilerin Türkçe pratiklerini kazanmaları için Türkiye’de 15 kadar öğrenciye katkı verdik. Akif Mısır’da tanınmıyor, biz biraz kapı araladık sanıyorum. Türkiye’de eğitim gören Mısırlı üniversiteli öğrencilerin Akif’e olan alakaları çok daha fazla.

Öte yandan Kazan Devlet Üniversitesi’ndeki Türk Dünyasını Aydınlatanlar Mehmet Akif Ersoy ve Abdullah Tukay Uluslararası Tataristan sempozyumunda (2014) Kazan Devlet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zamaletdinov Radif Rifkatovich önemli bir serzenişte bulunmuş; “Akif’i bize neden geç tanıttınız. Üstelik Akif’in Başyazarı olduğu Sıratımüstakim ve Sebilürreşat dergilerinde Kazan’dan onca alimin yazılar yazdığını öğrenince şaşırdım. Kazan’a neden geç geldiniz?” demişti. Ah yeterli imkanımız olsa da her zaman oralarda bulunsak. Kazan’da 1000 ciltlik bir Türkçe kütüphane kurduk ve bir de Akif resim sergisi açtık. Aynı sorunu Azerbaycan’da Türk Dünyasını Aydınlatanlar Mehmet Akif Ersoy ve Hüseyin Cavit Uluslararası Bakü Sempozyumunda da yaşadık. Azerbaycanlı akademisyenler, Bakü’den çok sayıda müellifin Sıratımüstakim’de yazılarının çıkmasını o gün dehşet içinde öğrendiler. Ama bunların hiç biri artık hayatta değil. Kazakistan’da da maalesef öyle Akif tanınmıyordu. Almatı’da gerçekleştirdiğimiz Türk Dünyasını Aydınlatanlar Mehmet Akif Ersoy ve Ahmet Baytursunali Uluslararası Kazakistan Sempozyumunda da aynı serzenişlerle karşılaştık. Balkanlar biraz farklı. Priştina’daki sempozyumumuzda bir Kosova Üniversitesinde görevli Profesör arkadaşımız bana kalkıp demez mi “Akif Arnavut ama bütün hizmetleri hep Türklere geçmiş?” diye. Ben de “Çünkü Türkiye’de 70 milyon Arnavut var da ondan!” diye esprili bir cevap verebildim. Bu defa o şaşırdı. Prizren’de de aynı, Saraybosna ve Üsküp’te de aynı şekvalar yapılıyor. Bosna Hersek’te özel alaka gösteren iki Boşnak Akademisyen Prof. Dr. Kerima Filan ve Akif’in ricamız üzerine Köse İmam Şiirini Boşnakçaya tercüme eden Prof. Dr.Amina Siljak Jesenkoviç’i bunlardan ayrı tutmak gerekiyor. Makedonya’da ise Dr. Fatima Hocin ve Prof. Dr. Metin İzzeti de öyle. Sırbistan’da Akif’in çok sayıda şiirini Boşnakçaya çeviren Dr. Almira Suljeviç de böyledir. Fakat bu değerli ilim adamlarıyla sürekli temas halinde bulunmak için imkan ve kaynağınızın olması gerekiyor.

Özbekistan’da arkadaşımız üstad Mir Aziz Azam Safahat’ın önemli bölümünü iki ayrı kitap halinde bastı. Taşkent’teki Dostumuz Prof. Dr. Hamidulla Boltabayev de katkı verdi. Vakfımızın maddi kaynağı olsa onlara az da olsa yardım edeceğiz ama yok! Kamu ve yetkililer de pek umursamıyor, başını sallıyor. Türk Cumhuriyetlerinde hala Sovyetler zamanındaki Türk yazarları ve şairleri çok daha fazla tanınıyor. Acı ama durum böyle.

Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı yurtiçi ve dışı uluslararası sempozyumlarında çok güzel intibalarla ayrılıyor, ama bunların çoğu ve önemli bir kısmı özel dostluklar üzerine kurulu. Dolayısıyla Kültür Endüstrisinin gelişebilmesi amaçlı devlet tarafından sağlanan teşvik, destek ve yardım mevzuatı yeniden gözden geçirilmelidir. Yurtdışı temsilciliklere liyakatli ve o ülkenin dilini bilenlerden biri tercih edilmelidir. Yürürlükteki mevzuata göre maruf bir yabancı mütercim Türk yazarlardan birinin eserlerini tercüme ederek, o ülkenin en ünlü yayınevinin yayınlaması şartı ile 5000 $ katkı veriyor. Bu ölçü uygulamada faydalı olmuyor. Özellikle Sovyet blokundaki mütercimler ve yazarlar geçim sıkıntısı içinde. Türkiye’den de çok büyük beklentileri var.

M.N.YARDIM – Bu çerçevede şunu sormak istiyorum. Mehmet Âkif’in yurtdışına gidip kaldığı ve gezdiği yerleri görme fırsatı bulabildiniz mi? Buralarda Âkif hakkında neler yapılabilir?

 

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – Mehmet Akif’in hatırlarının olduğu her yeri gördüm diyebilirim. Buralarda size tahsis edilen bir kaynak olmadıkça hiçbir şey yapılamaz. Birkaç örnek vermek isterim. Akif’in Müslüman esirleri kurtarmak için gittiği Almanya’da konuşmasının basıldığı taş plak var. Bütün Berlin müzelerini ve sahaflarını gezeceksiniz ve bulunca parayı bastırıp alacaksınız. Berlin’de ben ve arkadaşlarımız aradık, ama olmadı. Kahire Hilvan’daki kaldığı eve defalarca gittim. Satın alınması ve Türk Kültür Merkezi yapılması için kaynak gerek. Onca temas yaptım, girişimlerde bulundum, siyasi otorite kaynak ayırmadıkça fiyatı da her geçen gün artıyor. Akif’in ata dedelerinin memleketi Kosova’daki İpek’in Suşisa Köyüne gittim. Fukara bir köy. Akrabaları ile tanıştık. TİKA’nın yaptırdığı Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu’na ancak kütüphane kurabildik, etkinlik ve canlı yayın yapabildik. Ayrıca Akif’in akrabaların birkaç kişiyi Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektürü Prof. Gökay Yıldız Türkiye’ye getirerek konuk etti. Özetle kaynak bulunursa ve aktarılırsa hepsi gerçekleşir.

M.N.YARDIM – Keza Âkif’in hayatı boyunca Türkiye sınırları içinde gezip gördüğü şehirler var: Bu şehirlerimizde şairimize dair kalıcı eser olarak neler yapıldı, neler yapılabilir.

M.C.ÇİFTÇİGÜZELİ – Akif’in hatırlarının olduğu mekan en fazla İstanbul’da. Muhafazakar yönetimlerin bile iktidarda olduğu dönemde Milli Şairimizin hala bir anıt mezarı yok. Beylerbeyi ve Sarıgüzel’deki iki apartımanda birer mini plaketi var. Bağcılar Belediyesi bu konuda faal. Sıratımüstakim ve Sebilürreşat’ı günümüz Türkçesine aktararak yayınlıyor. Sanırım 14. Cilt çıktı. Bir de Tacettin Dergahının aynısını yaptırdı. Vakfımız kurulduğundan beri Beyoğlu Belediyesi ile temastayız. “Vefat ettiği Mısır Apartmanındaki daire kamulaştırılarak müze yapılsın” dedik. Hep “çok pahalı” dediler. Sonra razı oldular. 10 yıldan fazla bu konudaki toplantılara katıldım. Galiba 2021 yılında Mısır Apartmanındaki daire müzeye çevrilecekmiş. İnşallah diyorum. Bir de biliyorsunuz Sabahattin Zaim Üniversitesi Akif’in Halkalı’daki okulunda faaliyet gösteriyor. Bu da iyi bir gelişme. Oysa İstanbul’da o kadar çok ki Akif’in hatıraları! Hangisini sayayım? Kastamonu’daki vazettiği Nasrullah ve Balıkesir’deki Zağnos Paşa Camileri bakımlı. Ankara Tacettin Dergahı ve Birinci Meclis de öyle. Burdur’da zaten üniversite var. Sanırım Tacettin Dergahının aynısını onlar da inşa edecekler. Peki başka diyebiliriz? Yurtdışında diplomatik temas gerektiren Viyana, Berlin, rejim itibariyle özellik arz eden Suudi Arabistan ve Lübnan, yurt içinde ise kaynak aktarılması gereken Antalya, Antakya, Edirne, Konya ve Şanlıurfa’da dikkat çeken bir şey yok. Sadece bazı kentlerimizde Mehmet Akif Ersoy adını almış okullarımız var. Esasında bu okullara Asımın Nesli yatırımı yapılsa yetecek ama, henüz bir gelişme yok. Safahat bu okullarda yardımcı ders kitabı olarak okutulsa bile bir atılım olacak. Blkiyoruz.

M.N. YARDIM – Mehmet Âkif’in Edirnekapı Şehitliği’ndeki mezar yerinin türbeye dönüştürülmesi hakkında bir çalışmanız vardı, bu teklifiniz karşılık buldu mu?

M.C.ÇİFTÇİGÜZELİ – Edirnekapı Şehitliğindeki yer için vakfımız anıt mezar olmasını talep ediyor. Bunun örneklerini de batıdan ve doğudan veriyoruz. Özbekistan Taşkent’te Ali Şir Nevai Bağevi kampüsü, Rusya’da hem St. Petersburg’da ve hem Moskova’da Aleksandr Puşkin Evi, Avrupa’da Geothe, Balzak, Shakespeare Evleri gibi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanı Abdurrahman Şen sıcak ve samimi ilişkiler kurdu, girişimler başlattı ama ömrü kafi gelmedi. Biraz da çok bekledi büyüklerine güvenerek. Hala İstanbul Büyükşehir başta olmak üzere Fatih, Üsküdar, Beykoz Belediyeleriyle temas halindeyiz. Bir beklentimiz yok ama sivil toplum olarak görevimizi yapıyoruz.

M.N. YARDIM -Mehmet Âkif deyince aklımıza hemen Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki Mısır Apartmanı geliyor. Malum bu bina Âkif’in hayatının son demini geçirdiği bir bina. Bir türlü burası müzeye dönüştürülemedi. Konuyu yakından takip eden bir büyüğümüz olarak size soruyorum. Mısır Apartmanı ne zaman “Mehmet Âkif Ersoy Müzesi” yapılacak? Bu hususta yetkililerle görüşmeleriniz oldu mu? Bazı haberler çıktı buna dair. Herhangi bir tarih veriliyor mu?

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – Bu konuda resmi yetkililerle mesela Kültür Bakanlığı İstanbul İl Müdürü başta olmak üzere o kadar çok toplantı yaptık ki sayısını bile unuttum. Her İstanbul İl Kültür Müdürü atandığında toplantıya çağırdı, gittik, ama henüz hala bir netice yok. Galiba Kültür Bakanlığı yetkilileri Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulundaki arkadaşımız Mehmet Rüyan Soydan’a Mısır Apartmanındaki dairenin müze olarak 2021 içinde açılacağını, hızla 12 Mart gününe yetiştirilmeye çalışıldığını, bunun için bol bol bilgi, belge, resim, arşiv istediklerini söyleyerek katkı verdiğini anlattı. Neticeyi heyecanla bekliyoruz.

 

M.N. YARDIM – Mısır Apartmanı’nda aynı zamanda “Mehmet Âkif Enstitüsü” kurulsa ne güzel olur. Bütün eserleri, hatıraları, hakkında yazılan eserler, yapılan tezler, fotoğrafları, faaliyetler hepsi bir enstitüde buluşmuş olur. Araştırmacılar için de çok önemli bir merkez olur. Böyle bir enstitünün ihtiyaç olduğu söylenebilir mi?

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – Çok iyi olur. Ama bunu kim yapacak? İşletmesi ve statüsü nasıl olacak? Kim sorumluluk alacak ayrıca? Mesuliyet kimin üstesinde bulunacak? Artık gönüllü insan sayısı sürekli azalıyor. Elbette hatırlattıklarınız çok doğru, yapılması zaruri olan hususlar. Mevcutlar bile çalıştırılamıyor. Ankara ve İstanbul’da bu amaçla kurulmuş iki enstitü mevcut. Bu işler hasbilik ister. Beklentisiz olması icap eder. Sanıyorum bugün için böylesi insanların ve özellikle gençlerin sayısı yeterli değil. Herkes kamu görevlisi olmak istiyor. Ayrıca birkaç yerden gelir girdileriyle desteklenmesini talep ediyor. Örneklerini de veriyor. Günümüz insanlarını daha uzmanlığı bile almadan makama, unvana, imkâna, aşırı gelir girdilerine alıştırırsanız, bir sonrakiler de aynısı istiyor. Sivil toplumun böyle imkânı yok. Çünkü sivil toplumda da bütün yükler yönetim kurulları olmasına rağmen bir veya iki kişinin sırtında. Keşke Mehmet Akif Ersoy Enstitüsü gibi çalışan yönetim kurulu üyemiz Mehmet Rüyan Soydanların sayısı on, yüz, bin olsa. Bütün Mehmet Akif Ersoy çalışanlarının ilk önce müracaat ettikleri yer Mehmet Rüyan Soydan. Allah ondan bir kere razı olsun.

M.N.YARDIM – Bildiğiniz gibi Devletimiz, İstiklal Marşı’nın kabulünün 100. Yılı dolayısıyla bu seneyi yani 2021’i “Mehmet Âkif ve İstiklal Marşı Yılı” ilan etti. Şu ana kadar neler yapıldı, neler yapılması bekleniyor? Sanırım 12 Mart tarihi bekleniyor. Ondan sonra faaliyetler başlayacak. Neler yapılmalı? Teklifleriniz nelerdir?

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – 2011 Yılı da Mehmet Akif Ersoy Yılı ilan edilmişti. Ancak kayda değer önemli bir şey gerçekleşmedi. Bol bol Safahat basıldı. Bir yerel yönetim 60 bin kadar Safahat bastı. 10 bin kadarını dağıttı. Gerisi duruyor. Geçenlerde beni Safahat’ın basıldığı matbaacı aradı. Kendi kitaplarını depo edemediklerini, “acaba yerel yönetime söylesem de geri kalan 50 bin Safahat’ı alabilirler mi” diye sordu. Ben de kendileriyle konuşması gerektiği belirttim. O günlerde bazı kitapçılar bir kitap alana bir de Safahat hediye ediyorlardı. Bu uygulama ile görüldü ki kaynaklar da belli kişi ve kuruluşlara yansıdı ve yaradı. Dilerim 2021 Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı Yılı da aynısı olmaz.

Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı bir program hazırladı. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi ile örtüştürerek tek bir programa dönüştürdük. Çok sayıda etkinlik var. Konuya ilişkin müsaade ederseniz şimdilik bu kadar bilgi vereyim. Daha sonra resmi açıklama yapacağız.

M.N. YARDIM – Peki bu yıl içinde sizce neler yapılmalı?

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – Devletin kaynağını almak için program yapılmaz. Eğer samimi isen imkânların nispetinde bunu gerçekleştirirsin. Bana değişik çok yerden telefon ve teklif geldi. Reddettim. “O zaman vakfın veya sizin isminizi zikredebilir miyiz?” demezler mi? Kabul etmedim, edemezdim.

Bu konuda zannımca yani 2012 yılı içinde bir kere Safahat’ın ve yazarının hayatı dünya dillerine tercüme edilmesine çalışılmalıdır. Bu işi de Yunus Emre Vakfı ve Maarif Vakfı resmen görev olarak almalıdır. Dünyadaki birçok ülkede temsilcilikleri var. Biz vakıf olarak bunu dar imkânlarımızla, birkaç arkadaşımızın gönüllü fedakârlığı ile yaptık ve 26 dile tercüme ettirdik. Yine sinema ve televizyon filmleri yapılabilinir. Ama bu Libya’da rahmetli Muammer Kaddafi’nin Mısırlı rejisör Mustafa Akkad’a yaptırdığı Çağrı ve Ömer Muhtar gibi evrensel boyutu olmalı. Bütün dünyanın kabul ettiği Anthony Quinn kalitesinde sanatçılar oynamalı. Dramaları (Hasta, Küfe, Kocakarı ve Ömer, Meyhane vs) özellikle sahneye konulmalı. Çünkü Akif bir cihan devleti vatandaşıydı, doğuyu da, batıyı da dilleriyle birlikte çok iyi bilen, 19. ve 20. Asri yani iki yüzyılı birden yaşamış bir sanatçıydı. Opera ve senfonileri yapılmalıdır.

Ankara ve İstanbul’da Dışişleri, Kültür Bakanlıkları ve Yunus Emre Vakfı’nın girişimleriyle karşılaştırmalı bir “Türk ve Diğer İstiklal Marşı Paneli-Sempozyumu veya Çalıştayı” düzenlenebilir. Mesela İngiltere Milli Marşı genelde Kraliçeye bir övgü dizesidir. Diğerleri güç, kuvvet, özgürlük, sevgi ve şefkat gibi ana ögeleri olan destanlardır. Türkiye’deki yabancı kültür ve basın ataşelerini de bilgilendirebilir, onlardan kendi marşları hakkında bilgi sahibi olabiliriz.

 

M.N. YARDIM- Şairimizin, hayatının, düşüncelerinin ve ideallerinin gençliğe ulaştırılabilmesi için sanırım Milli Eğitim Bakanlığı’na, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, sivil toplum kuruluşlarına, Valiliklere ve Belediye Başkanlıklarına büyük görevler düşüyor. Neler tavsiye ediyorsunuz?

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – Bu yıl doğan çocuklara Mehmet Akif veya eşi İsmet Hanımın isimlerinin verilmesi teşvik edilmeli. Yıl sonunda belli sayıda kız ve erkek çocukların eğitimini devlet üslenmelidir. Yani bunlar yeni bir medeniyet tasavvuru içinde olan ve Asımın Nesli denilen gençliğe yatırım olarak değerlendirilmelidir. Yarınki dünyamızın ruh mimarları olarak yetiştirilmesine çalışılmalıdır. Çünkü Asımın Nesli dünyaya bigâne değildir. Kolaycı olmamıştır. Taassup ve hurafeler içinde de değildir. Kendisini sürekli yenileyen, bilim ile bilenen bir gençlik için adım atılmalıdır. Birkaç doğu ve birkaç batı dilini öğrenmesi çalışmaları hızlandırılmalıdır. 1936’ta Akif’in cenazesine karşı devletin yaptığı ayıp böylece telafi edilmeye çalışılmalıdır. Bunu şunun için yapmalıyız, insanların idealizmi çözülürse, galiba kendilerini konjonktüre, unvana, makama, imkâna ve modaya göre endeksliyorlar. Bunu ters yüz etmek gerekiyor.

M.N. YARDIM – Tabii bir şair ve yazarın bütün cepheleriyle yaşatılabilmesi için bütün eserlerinin sistemli olarak bir külliyat hâlinde yayımlanması gerekiyor. Bu konuda bir mesafe alınabildi mi? Mesela şu anda “Mehmet Âkif’in kaleme aldığı bütün şiir ve nesirler yayımlanmıştır.” Diyebilir miyiz? Bütün bu eserlerin bir külliyat hâlinde neşredilmesi sanırım büyük bir hizmet olacak.

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – Evet diyebilirim. Çünkü yıl içinde yetiştirilmesine çalışılan Mehmet Akif Ersoy ait, Necmettin Turinay ve Selçuk Karakılıç arkadaşımızla birlikte hazırladığı 12 ciltlik bir külliyat var. Bugünlerde vakfımızın yöneticilerinden Mehmet Rüyan Soydan tarafından son okumaları yapılıyor. Vakfın ve Mehmet Rüyan’ın özel arşivi bu çalışmaya açıldı. İnşallah itibar baskılı ve henüz örneği olmayan bir çalışma ülkemizin de yüz akı olacak.

 

M.N. YARDIM – Bu çerçevede Bağcılar Belediyesi Sıratı Müstakim ve Sebilürreşadların tıpkıbasımını yaptı. Şüphesiz büyük bir hizmet… Pendik Belediyesi de sizin danışmanlığınızda Mehmet Âkif’in aziz dostlarını bir dizi kitap hâlinde kültür dünyamıza ulaştırdı. Başka neler yapılabilir?

 

M.C.ÇİFTÇİGÜZELİ – Ortadoğuda, Tataristan, Hindistan, Pakistan ve Bengaldeş’te Mehmet Akif Ersoy ile alakalı yaştaşları müellifler tarafından yazılar yayınlanmış. Vakfımız bunları toplayarak Arapça orijinaline uygun olarak yayınladı. Prof. Dr. Ramazan Yıldırım editörlüğünü yaptı. Bütün yazıların ortak teması, Akif için “Büyük İslam Şairi” demeleri oldu. Biz bunu, İbrahim Sabri Bey’in Arapçaya tercüme ettiği Gölgeler-Fizilal ile birlikte hem öğrencilere Kahire Üniversitesi’nde dağıttık, hem de Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin okullarında. Safahat tercümesinin Arapçası önem arz etmektedir. Ama 1960’lı yıllarda Türkiye’de İslam dünyasından tercüme furyasındaki gibi yanlış, hatalı, dip notsuz olmamalı. Üniversite de bu konuda uzman çok aydınımız var. Onlara ulaşılmalı.

İstanbul’daki bir sempozyumumuzda Ayn Şems Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hazem Muhammet Sait Montazir Ali Emiri’deki tebliğinde şöyle demişti “ İstiklal Marşı sadece Türkiye’nin ve Türklerin Marşı değil, benim de, bizim de İstiklal Marşımızdır. Çünkü içinde mağdur ve mazlum milletler adına canhıraş feryat eden bir erkek ses vardır. İstiklal Marşı aynı zamanda Arapların da İstiklal Marşıdır.” Hepimiz ayakta alkışlamıştık. Dahasında şöyle demişti “Bugün İstiklal Marşındaki 80 kadar kelimenin çoğu Türkiye’de kullanılmıyor ve unutuldu. Mısırda ise hala kullanılıyor; Millet, şafak, hürriyet, sabah, cumhuriyet, garp, milliyet, serhad vs” Akif’in dili görülüyor ki aynı zamandan inananları birleştiren, Türkçeyi yüceleştiren bir dil. Buradan da anlaşılacağı üzere İstiklal Marşımız hem milletin ortak mutabakat metnidir ve hem de mazlum, özellikle İslam coğrafyasının emperyalistlere karşı bir protesto bildirgesi, manifestosudur. Üstelik evrensel boyutta. Mesela özgürlük ve vatan. Johann Christoph, Friedrich Von Schiller’le hürriyet, özğürlük, August Heinrich Hoffmann Von Fonlersleben ile vatan, ülke ve yurt algılamaları bunun birer örneği.

Türkiye’de okuyan 140 bin kadar yabancı asıllı üniversite öğrencisine Mehmet Akif Ersoy’u tanıtırsak, onlar da ülkelerinde Asımın Nesli görevini görebilirler. Türkiye’deki Mehmet Akif Ersoy Okullarına da özel bir önem verilmeli, hatta bir lobisi oluşturulmalıdır. Bu okulların önce yöneticilerinin Akif’i iyi tanıması, bilmesi gerekiyor. Vakfımızın bastırdığı 40 adet büyük boy Akif resimleri ve şiirleri bazı yöneticiler tarafından sümen altı edildi. Onlar adına üzüldüm. Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı köşesi yapılmadı. Bu bütün okullar için şart. Ayrıca Akif’in hatıralarının olduğu kentlerimizde yerel yönetimler okulları bu mekânlara götürerek İstiklal Marşı yazarımızı tanıtmalılar.

 

M.N.YARDIM – Mehmet Âkif’in filmi veya filmleri meselesi var. Bugüne kadar yapılan filmler sanırım beklenen ihtiyaca cevap vermedi. Belki çocuklar için Safahat’tan dizi hâlinde çizgi filmler yapılabilir. Yetişkinler için daha drama ağırlıklı film ve diziler. Bu konuda sinema sektörü ile edebiyatçılar arasında Âkif merkezli buluşmalar ve çalışmalar yapılabiliyor mu?

M.C. ÇİFTÇİGÜZELİ – Tespitleriniz ve yaklaşımınız doğru. Ancak hızlı bir değişimi yaşıyoruz. Dünkü mağdurlar, bugün müreffeh bir hayat sürüyor ve idealizmi çözüldü. Dolayısıyla dün yaşadıklarını mağdur oldukları gün ile örtüşen idealizmi olduğunu sanıyorlar. Öyle değil bittabi. Hani günümüzde rahmetli Mehmet Şevket Eygi Ağabeyin esprisiyle “eski mücahitler önce müteahhit, sonra müşahit ve en sonunda müsait oldular” diyor ya zaman dilimi öyle gelişiyor. Bu zihniyetten gelişen bir örnek aktaracağım. Mehmet Akif’in Berlin’e gidişinin 100. yıldönümü dolayısıyla Almanya’da bir etkinlik gerçekleştirmek istedik. Ayrıca değişik eyaletlerde de programımız olacaktı. Kamunun desteğini almadan Almanya’daki bazı sivil toplum kuruluşlarıyla bu programı hayata geçiriyorduk ki Almanya Büyükelçimiz Hüseyin Avni Karslıoğlu kesinlikle karşı çıktı. Arkadaşımıza da bunu “Buraya birkaç ay önce İstiklal Marşı Şairi Akif’in Berlin’e gelişinin 100. Yıldönümü için Ankara’dan bir kuruluş mensubu 12 kişi geldi. Sevindim. Açılışına katıldığımda bu 12 kişiden sadece dördü iştirak etmişti toplantıya. Diğerleri gezmeye gelmişlerdi. Artık böyle bir şeye müsaade etmem” biçiminde açıkladı. Böylesi kötü örnekler maalesef ufuklu programlara mani oluyor. Oysa bizim devletten aldığımız bir tek kuruş yoktu. Programımızı onca masrafa karşılık iptal ettik.

Yeni Asya Gazetesi Mehmet Akif’in hayatını çizgi resimlerle anlatan bir kitapçık yayınladı. Can Kardeş bunu ilave olarak verdi. Biz de kendi internet sitemizde yayınladık (2006). Zonguldak Valisi Yavuz Erkmen’in şikayeti üzerine hakkımızda dava açıldı. Üç beş aydır yurtdışında bulunuyordum. Beni apar topar getirttiler ve yargılandım. Aklandım ama gördüm ki bir şeyi doğru yaparsanız sizi rahat ettirmiyorlar. Yapmazsanız hata da olmuyor, eleştirilmiyorsunuz! İşte bunun için Akif’teki Asım’ın Nesline, Sezai Karakoç Üstadın Diriliş Nesline ihtiyacımız var. Bunun için çok geç kalmamıza rağmen insana yatırım vaktinin geldiğini bilerek böyle bir projeyi hayata geçirmeliyiz. Bahsettiğiniz kitapları bunlar yazacak, filmleri onlar çekecek, yarınımıza daha umutla bakacağız. Yoksa mevcutlarla iktifa edersek yayıncılar daha fazla nasıl satarız, prodüktörler ve yapımcılar daha fazla nasıl reating yaparız, kamu görevlileri daha nasıl yeni ve büyük unvan, makam, imkân alırız peşinde.

Bir iftarda sinemacı arkadaşlarla Haliç’te birlikte idim. Aynı masada Şair Cumali Ünaldı ve Yazar Hüseyin Gökçe ile birlikte Sinemacı Mesut Uçakan da vardı. Laf televizyon dizilerine geldi. Onca hurafeye ve doğru olmayan hususlara, patates kafa sorgulatmayan filmlere neden sığındıklarını sordum. “Reating” için dediler. “Yoksa ihalelere alınmıyoruz.” Sıkıntı böyle bir şey Sevgili Mehmet Nuri Yardım. Siyaset kendisine çalışırsan size iltifat ediyor, imkân tanıyor. Dolayısıyla bağımsızlığa müsaade etmiyor. Sorun burada. Sorgulama kültürümüz yeterli değil. Tam tersine sadece iltifat damarımız semizlemiş. Artık birbirimizi sevmemiz kâfi değil, birbirimize tahammül edebilmeliyiz.

Akif keşke çocuklarına merde bile muhtaç olmayacak şeyler bıraksaydı. Muhterem Rasim Cinisli’nin Hatıralarında okumuşsunuzdur. Akif’in büyük oğlu Emin Bey işsiz, evsiz ve barksızdı. Rasim Cinisli İstanbul’da Emin Beye sahip çıkarak MTTB Genel Merkezinde bir odayı tanzim ederek veriyor, karşıdaki lokantada da yemeklerini yiyebiliyor. Orada yatıp kalkıyor, lokantada da yemeklerini yiyordu. Ama günün birinde Emin Bey rahatsızlandı, hastaneye kaldırıldı. Doktorlar uyuşturucu kullandığını açıkladı. Herkes şoka girmişti. MTTB’li gençler neden bu illete girdiğini soruyorlar, Emin Bey’in cevabı gerçekten düşündürücü “Mısır’da alıştım bu illete. Kahire’de bile “Canı, cananı bütün varımı alsın da Hüda/Etmesin tek vatanımdan beni cüda” diyen babamın gözü, gönlü vatanındaydı, kimseyi, bizi bile görmüyordu. Ben yalnız kalmıştım.” Bilindiği gibi Rasim Cinisli’den sonra gelen yöneticiler apar topar Emin Beyi bu mütevazı yerinden atıyorlar. Bir hafta sonra da Emin Bey bir kamyon karoserinde cansız bulunuyor. Allah rahmet etsin.

Çocuklarımız sahip çıkmalıyız. O zaman gözümüz arkada kalmaz.

Pendik Belediyesi’nin katkıları ve Kültür Müdürü Nuri Sincanlı’nın projeyi takip etmesiyle Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfımız Akif’in Dostları serisinde 44, Akif’in Şehirleri dizisinde 10 cilt kitap yayınladık. Akif’in şehirleri sanatçının rengini alabiliyordu, dostları ve dostlukları kavi idi. Şöyle bir bakıyorum dostlarına, hepsi uzmanlıklarında en önde ve iddialı; hakkındaki en önemli kitabı yazan Mithat Cemal Kuntay ve damadı Tanrı Buyruğu müfessiri Ömer Rıza Doğrul aynı ekole mensup,  büyük mizah üstadı şair ve sanatçı Neyzen Tevfik Kolaylı ayyaş, karısı için “Her yer karanlık”ı yazan, vefatı sonrasında da genç bir yabancı ile evlenen, gözü hep sürekli aristokrat bir hayatta olan Sultanüş Şuara Abdülhak Hamit Tarhan,  kabirleri bile Akif ile yan yana duran Ahmet Naim Efendi en büyük muhaddis, Süleyman Nazif vali ve şair. Mehmet Akif Ersoy hepsiyle dost. Her birinin kıymeti ayrı. Fukara Neyzen Tevfik, Eşref Edip Bey gibi bir fırsatını bulunca üç aylık bir gemi seyahatinden sonra Kahire’de Akif’i ziyaret edebiliyor. Bu nesilde içinde sorgulaması da olan böyle bir dostluk halkası mevcut… Galiba bizler de böyle bir halka içinde olursak, önceliğimiz ve yatırımımız insanları ve insanlığı kapsarsa Akif’in özlediği Asımın Nesli gerçekleşir. Yeni ufuk gösteren kitaplar yazılır, Z Neslinin takip edeceği filmler çekilir, 2021 İstiklal Marşı’nın 100.yılı kutlamaları faydalı olur ve beklenen neticeyi rabbim nasip eder. Hemen bir örnek vermek isterim; Yeşilay her gün çok sayıda televizyona milyonlar aktararak “sigara ve alkol öldürür” diye reklam veriyor. Yeşilay o masraflardan biraz da Mehmet Akif Ersoy’un Meyhane dramasına aktarsa, alkolün bir aileyi nasıl yok ettiğini izleyiciler görecekler. Yani atın önü et, itin önüne ot atılmasa her şey yoluna gidecek. Dilerim 2021 yılı iyi geçsin.

Sevgili edibimiz, gazetecimiz, editörümüz, toparlayıcı, şefkat dolu Mehmet Nuri Yardım her zaman gerek yazıları ve gerekse eylemleri itibariyle böylesi atılımlar içindedir. Bu özel yıla gösterdiği sıcak ve samimi duygularından ötürü kendisine müteşekkirim.

Dilerim 2021 yılında Türkiye’nin bütün şehirlerinde yerel yönetimlerin katkılarıyla bilbortlar Akif ve İstiklal Marşı ile donatılır, bütün okullarımızda ve kültür merkezlerimizde yapılan Mehmet Akif Ersoy köşelerinde milli şairimizin resimlerinin ve eserlerinin yer aldığı sergiler açılır, yazarlar imza gününe davet edilir. Yurtdışındaki üniversitelerin Türkoloji bölümlerine o ülkenin diliyle tercüme edilmiş Safahat kitapları gönderilir. Öğrencilerin Türkçe pratiklerine yardımcı olunur. Neden olamasın ki?

——————————-

Fotolar:

1) İstanbul’daki toplantıda Gazeteci ve Edebiyat Tarihçisi Mehmet Nuri Yardım, Yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli ve Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ile diğer iki hanım konuşmacılar.

2) Yayıncı ve Yüksek Elektrik Mühendisi Fatma Ersen Yargıcı, Yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Müzisyen, yazar Fırat Kızıltuğ ve eşi Ayşe Kızıltuğ ile birlikte kitap fuarındaki imza törenindeler

3) ESKADER’in Cağaloğlu’ndaki merkezinde yapılan toplantıda konuşmacı ve dinleyicilerden bazıları. Oturanlar: Yazarımız  Mehmet Cemal Çiftçigüzeli ve hemen arkasında Edebiyat Tarihçisi Yazar Mehmet Nuri Yardım, sol yanında Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ile etkinliğe iştirak eden izleyiciler.

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.