Dolar 8,1546
Euro 9,8169
Altın 466,52
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 28°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
28°C
Parçalı Bulutlu
Per 28°C
Cum 30°C
Cts 33°C
Paz 33°C

Saygı & Güven & Şefkat

Saygı & Güven & Şefkat
REKLAM ALANI
A+
A-
17.03.2021
6
ABONE OL

Mahmut İhsan KANMAZ

 

“Şu Coronavirüs gibi, keşke bir de iyilik virüsü çıksa da, herkese merhamet, sevgi, şefkat ve güven hislerini bulaştırsa, ne iyi olurdu…”

Selam, sevgi ve saygılarımla bir yazıma daha başladım bile değerli arkadaşlarım.

Bildiğiniz üzere, bir önceki yazımda bir üçlemeden yola çıkarak, sevgi, vefa ve sadakat gibi çok önemli insani duygulara açıklık kazandırmaya çalışmıştık.

Bugünde, sacayağının ikinci versiyonu olan, “Saygı, güven ve şefkat” kavramlarını masaya yatıracağız.

Kısaca, iyi bir insan olmanın, çevreye, kendine, ailesine ve topyekûn ait olduğu topluma yararlı bir kişi olabilmenin olmazsa olmazlarını ele almaya çalışacağız bu yazımızda.

Tabi, sevgi, vefa ve sadakat en başta gelmekte malum… Onları anlattık zaten…

Şimdi de, önce “Saygı” diyeceğiz, sonra, “Güven” ve nihayet, “Şefkat”le noktayı koyacağız. O zaman vira bismillah.

Ancak bir değişiklik yapalım izninizle ve soralım şimdi hemencecik,

Sizce nedir saygı?

Kime ve neye gösterilir?

Düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim..

Bence saygı, öz olarak hürmet etme anlamı taşır. Yani, insanların birbirlerine karşı duydukları sevginin, yakınlığın ve bağlılığın tam karşılığıdır saygı. Ya da, daha açık anlamıyla, incelik ve zarafetin tanımıdır saygı denilen ulvi özellik…

O, başkalarını rahatsız etmekten kaçınmanın da adıdır aynı zamanda.

Zoraki bir saygıdan söz etmiyorum.

İçten gelen, yürekten taşan bir duygu halidir benim demek istediğim…

Sevgiyle bütünleşmiş bir saygı yani.

Dedik ki biraz önce, saygının içinde sevgi illaki olmalıdır. Sevgisiz bir saygı, şerbetsiz baklavaya benzer. Tatsız tuzsuz olur.

Yani bir bilge insanın dediği gibidir durum ve vaziyet.

“Saygı kayığına binmeden, sevgi denizi asla geçilemez.” Çok doğrudur.

Yine bilinir ki, “İnsanı insan yapan bu ikisidir. Sevgi ve saygıdır…”

Hatta daha da fazlasıdır…

Ne demektir bu?…

Erich Fromm açıklıyor onu da ve diyor ki: “Eğer sevgi bir çiçekse, saygı da onu koruyan bir saksı gibidir. Şayet çiçek solmaya başlamışsa, dikkat edin, saksı mutlaka çatlamıştır.”

Saygı hali, önce kişinin kendisinden başlar. Kendine saygı duymakla bir anlam kazanır insan.

Kendini sevmeyen ve kendine saygı duymayan birinin, başkasını sevmesi ve ona saygı duyması beklenmemelidir.

Ayrıca başkasına gösterilen o saygının, size geri dönüşü de olmalıdır.

Yani karşılıklı olmalıdır her şey. Sen saygı gösterirsin, ama karşı taraf bunu anlamıyor ve iade etmiyorsa, bunun fazla bir değeri de yoktur sevgili arkadaşlarım.

Boşa kürek çekmemelidir o zaman.

Roy T. Bennett der ki bu mevzuya dair,

“Hayat, size saygı duymayan ve değer vermeyen insanlarla zamanınızı harcamak için çok kısadır.”

Gerçekten de çok doğru. Böylelerinden uzak durmalıdır ki, zarar görülmeye…

Sevgi ve saygı karşılıklıdır bu yüzden.

Sana hiç saygı duymayan veya seni zerre kadar sevmeyen birine aynı hisleri gösterebilmen çok zordur.

Ama dediğim gibi bu duygulara sahip olmasan da, bunu muhatabına belli etmen pek te doğru bir davranış değildir.

O zaman sevgisizlik ve nefret gibi olumsuz duygular kendini gösterir.

En iyisi uzak durmalıdır böylelerinden.

Yoksa sana da manen ve ruhen zarar verir bu haller

Hani büyük şair rahmetli Can Yücel der ya; “Bir insana zorla sevdiremezsin kendini. Bana güven diyemezsin. Eğer, o bunu hissetmiyorsa, tek bir söz söyleyebilirsin. Sen bilirsin…”

Hazır güven demişken, sacayağımızın ikinci elemanı, “Güven”le de ilgili olarak bir kaç kelam edelim izninizle.

Neydi güven?

Güven, öz olarak inanma ve itimat etme demektir.

Bu anlamda, çok önemli bir karakter özelliğidir güven hissiyatı.

Bu, sevgide de, ikili ilişkilerde de, evliliklerde de, alışverişlerde de, her türlü arkadaşlıklarda da başat unsurdur değerli dostlarım.

En az sevgi kadar önemlidir.

Öylesine önemlidir ki, üzerine şöyle bir kelam dahi edilmiştir.

“Seni seviyorum’dan daha özel ve daha güzel bir cümle vardır. Nedir o biliyor musunuz?… Sana güveniyorum demek!… Çünkü herkes herkesi sevebilir, ama herkes herkese güvenemez…”

Güven ile de, aynı sevgi ve nefret ilişkisinde olduğu gibi, hayal kırıklığıyla arasında, çok ince bir çizgi vardır.

İranlı büyük şair Sadi Şirazi şöyle der: “Hiç kimsenin senin yanında görünmesine güvenme. Zira karşına geçmesi için bir adım, düşman olması için de bir tek lafın yeter.”

Güven duygusunu taşımak biraz da tevekkülle alakalıdır sevgili arkadaşlarım.

İç sesimiz bize, insanlara değer vermeyi ve güvenmeyi tavsiye eder. Tabi ki herkese değil, hak edene.

Öyle ki, bu manada kendinden daha çok karşımızdakine güven duyarız, ya da duymak isteriz. Lakin bazen de yanılırız, güvenimiz sarsılır ve yerle bir olur her şey.

Bir bilge insan da buyurur ki o zaman, “Bizde özgüvenden ziyade, Yaradan’a güven vardır. Ondandır kimi zaman suskun kalışımız.”

Güvenle hareket edilir çoğu kez.

İnanmak ve itimat etmek isteriz birilerine… Ancak şunu unuturuz genelde.

Güven, koşulsuz ve sonsuz değildir hiçbir zaman. Birlikte gidilecekse bile bir yerlere, göz önünde bulundurmalıdır bazı şeyleri… Yani bilinmelidir ki, “Birileriyle yola çıkmak için gereken üç önemli özellik vardır. Nedir bunlar? Güzel bir yürek yani sevgi, her konuda bağlılık ve sadakat ve de itimata dayalı güven.”

Güven duygusu çok önemlidir dedik.

Hele de, bu hissiyatın dumura uğraması halleri. İşte bu gerçekten de zordur ve yorar insanı.

Böylesi durumlarda kişi, sükût-u hayale uğrar, içine çekilir ve güven duyguları zarar görür. Bir güzel insan, bunu klişeleştirmiş zaten… Diyor ki: “Sonra güvenmemeyi öğreniyorsun, değiştin sanıyorlar.” Değil mi ama?

Güven, bir yıkılmaya görsün. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz o zaman.

Yani, birilerinin dediği gibi olur haller ve durumlar…

“Güven tıpkı bir ayna gibidir. Bir kez çatladı mı, ondan sonra hep yamuk gösterir her şeyi…” Allah muhafaza.

Aynen de öyledir…

Güveninizi bir kez yıkan bir kimse, ondan sonra her zaman şüpheyle karşılık görür… Kolay kolay güven ve itimat duyguları sağlanamaz bir daha.

Yine bir güzel insan der ki: “En çok hayal kırıklığını, belki de en güzel hayaller kurduğunuz insanlar yaşatır kişiye.” Ne kadar doğru bir söylem…

İşte bu hayal kırıklıklarını, bizler bile isteye veya bazen de farkında olmadan yaşarız. Bunlar tamamen bizim güzel ve saf yüreğimizin getirdikleri… O güvene layık mıdır, değil midir uzun boylu irdelemeyiz insanları.

O zaman da şöyle bir netice çıkar ortaya: “Aslında insanlar seni hayal kırıklığına uğratmıyor. Sadece sen yanlış insanlar üzerine hayaller kuruyorsun ve ona sonsuz güveniyorsun.”

Montaigne etmiş bu güzel kelamı.

 

Bir kadın bir erkeği sevince ve onu beğenince âşık olur denir hep. Öyle sanılır, öyle bilinir. Ama değildir işte.

Külliyen yanlıştır…

Doğrusu, bir kadın bir erkeğe ancak güvenince âşık olur…

Gerçi kadın değilim ama gelişmeler öyle diyor. Umarım yanılmıyorumdur. Bunun da teyidini beklerim hanım arkadaşlarımdan. Bakalım ne kadar doğru söylüyorum.

O duygu öylesine güçlüdür ki, onu yitirmek her şeyin de sonu olur bence.

Yani, “Güven, tıpkı ruh gibidir. Terk ettiği bedene bir daha asla geri dönmez.”

Diyenin yüreğine sağlık…

Büyük İslam âlimi ve mutasarrıf Mevlana Hazretleri de buyururlar ki: “Güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında en güzel çare, dağ ile karları baş başa bırakmaktır.”

Güvenle ilgili sizlere verebileceğim en güzel ve en son mesaj şu olabilir sevgili arkadaşlarım. Bu da bir bilge insandan…

“Ağaca güvenebilirsin. Bilirsin ki, elma ağacı sadece ve her daim elma verir. Asla erik vermez. Hayvanlara da güvenebilirsin.

Çünkü aslan, bir aslan gibi davranır ve hiçbir zaman maymunluk yapmaz.

Kedi kedi gibidir, köpek de köpek.

Ama bir insana her zaman güvenemezsin. Zira o, yüzüne gülerken, arkanı döndüğün an, seni sırtından hançerleyebilir ve sana fenalık edebilir.”

Tabi bunu derken bütün herkese değildir sözlerim. Öyle, toptancı bir tavra sahip değilim, olmadım da hiçbir vakit.

Çok iyi insanlarda vardır. Güveninize layık çokları vardır. Yalnız birilerinin buna zarar vermesine ve bu duygulara şüphe katmasınadır endişem…

Dediğim gibi sözgelimi hiçbir kedi, hiçbir kimseye itimatsızlık etmez.

Kimseye zarar vermez. Yoktur onun fıtratında öyle şeyler. Ama biz insanlar için aynı şeyler söylenemez.

Zaten hep denir ya, dünya iyi, dürüst, güvenilir ve sevgi dolu insanlar sayesinde ayakta durmakta.

Onların sayısının hep artması ve diğerlerinin de azalması, daha doğrusu ıslah olmaları en büyük dileğimdir.

Allah’tan en büyük temennim ve en çok ettiğim duamda budur.

Şimdi biraz da şefkatten söz edelim.

Şefkat, içinde acıma ve sevgi hislerinin olduğu bir koruma duygusudur kısaca.

Merhamete biraz daha yakındır.

Sevilen ve kollanması istenen birine, sevgi ve vicdan kanatlarının açılmasıdır şefkatli olma durumu.

Daha çok, büyüklerin küçüklere karşı gösterdiği bir sevgi halesidir şefkat.

Denir ki şefkat için, “O öyle bir dildir ki, kulağı duymayan da onu duyar ve gözleri görmeyende onu rahatlıkla görür.”

Annenin bebeğine karşı duyduğu histir şefkatin bir başka şekli. Ancak, “Şefkatsiz bir kucakta, o bebeğin karnı doysa da, ruhu açtır…”

Bilirsiniz, şefkat göstermeyen biri için, taş gibi benzetmesi yapılır sevgili arkadaşlarım.

Bazen de hiç tepki vermeyen o taşlar bile malzeme olur insanımızın diline ve denir ki o zaman da, “Taşlar bile, bazı insanların kalplerinden daha bir şefkatlidir.”

Bazen öfkeleniriz her şeye. Acı duyarız uğradığımız hallere. Kafamız karışır olanlara. O zaman bir bilgenin şu kelamı ilaç gibi gelir bize…

“Kafa karışıklığına edilen bir nasihat iyidir. Acılara merhamet ve amansız öfkelerimize de şefkat, şifadır.”

Ünlü batılı yazar Voltaire, şefkate dair çok güzel bir kelam etmiştir. Buyurunuz.

“İnsan zekâ karşısında eğilir ama yalnızca şefkatin önünde diz çöker.”

“Sevginin özü olan şefkat, karşılıksız sevgi ve fedakârlığın da kaynağıdır” der yazar İskender Pala…

Sevgisizlik ve şefkatten yoksunluk, bütün hastalıkların anasıdır.

Uzak doğulu filozof ve düşünür Osho, bu mevzuda şunları söyler bizlere.

“Sadece şefkat iyileştiricidir. Çünkü insanın içindeki tüm rahatsızlıklar sevgi eksikliğinden ötürüdür.” Kesinlikle katılırım ben de.

Yine aynı Uzakdoğu’dan filozof Lao Tzu da der ki: “Bir şeyi konuşmadan önce iyi düşün..

Acaba gereği var mı?

İçinde şefkat barındırıyor mu?

Karşımızdakini incitebilir mi? Ya da,

Bu kelamımız, makbule geçecek mi?”

Peygamber efendimiz de şöyle buyurur: “Kalbinde merhamet olmayana cennet yoktur.” Merhameti, acıma hissi ve şefkat gibi de düşünebiliriz.

Sevgi ve şefkatimizi göstermede cimri olmayalım. Olabildiğince cömert olalım ki, sevgi sarsın bütün yürekleri değerli arkadaşlarım.

“Nasıl bakarsan öyle görürsün” der büyükler. Doğrudur. Kişi kişinin aynasıdır.

Birine sevgi duyuyorsan ve şefkatini de esirgemiyorsan ondan, aslında kendini yansıtıyorsun aynada. Ne ekersen onu biçersin demesi ondandır atalarımızın.

Büyük âlim ve Allah dostu Mevlana Hazretleri de buyururlar ki: “İyilik aradın mı, insanda kötülük kalmaz.” Bu kadar net ve açık…

Olumlu ve sevgi şemsiyesi altında yaklaşırsan insanlara, semeresini alırsın en kısa zamanda. Bu da şiir gibi oldu aslında…

Çünkü sevgi ve şefkatin açamayacağı kilit yoktur. Yeter ki yüreğini aç sevgilere.

Yine Mevlana Hazretlerinin bir sözünü diyeyim sizlere. Öyle ki bu, hem bugünkü yazımızın ve mevzumuzun son kelamı olsun ve hem de deminden beri demek istediklerimizin anahtarı olsun.

 

“Ey yar!…

Seninle ölmeye geldim.

Ateşsen yanmaya,

Yağmursan ıslanmaya ve

Soğuksan donmaya geldim.”

 

Saygı, güven ve şefkatti bugünkü yazı konumuz. Bu çok önemli insani ve vicdani nitelikleri, dilimiz döndüğünce ve bilgimiz elverdiğince, anlatmaya çalıştık sizlere.

Sürç-ü lisan olduysa affola diyor ve bir başka mevzuda yine birlikte oluncaya kadar, benden hepinize selam, sevgi ve saygılar olsun diye ekliyorum, eğer kabul buyurursanız.

Ayrıca bir konuya da açıklık getireyim izninizle. Bütün bunları yazdığım için, ben asla çok biliyor ve her konuda uzman değilim.

Ben de sizlerden biriyim. Kiminizin kardeşi, abisi, ya da çoğunuzun arkadaşı ve dostuyum.

Sadece okuyorum, araştırıyorum, konuya yoğunlaşıyorum ve bildiklerimi, öğrendiklerimi de, belki bir yararı olur umuduyla, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hepsi bu. Arz olunur.

Diliniz şen, gönül bahçeniz gülşen olsun sevgili dostlarım. Allah’a emanet olun ve sağlıcakla kalın her daim.

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.