Şeytanın Adı Escargot

03 Ara 2020 Per 8:53
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Hayattan Kesitler-IX

Şeytanın Adı Escargot
Memik KÖMEKÇİ

 

İlk öğretmenliğime Ocak 1982 yılında İslâhiye’nin Akınyolu köyünde başladım. Okulun iki lojmanı vardı ama ikisi de doluydu. Şimdilik bana kalacak yer yoktu. Bir iki gün, evli olan öğretmen Refik Sungurlu’nun evinde misafir olarak kaldıktan sonra, ilk hafta sonu İslâhiye’ye giderek gerekli eşyalarımı aldım ve okulun öğretmenler odasına yerleştim.
Okulumuz üç sınıflı ve üç öğretmenli bir okuldu. Köyde elektrik olduğu halde okulun elektriği yoktu. Ben karanlıkta bir gaz lambasıyla idare ediyordum. İlerleyen günlerde birinci aza Ömer Yıldırım:
- Muhtar, köy bütçesinden, olmazsa kendi cebimden Memik öğretmen için oraya bir ceyran (elektrik) çektireceğim demişti. Müskanlı’dan Ceyrancı İsmet’e haber göndererek okulun öğretmenler odasına sayacı olmayan bir elektrik çektirmiş, elektrik sayacı konulmadığı için de benden para almamışlardı. Köyün trafosundaki ortak tüketimden kendileri ödüyorlardı.
Araç odasını mutfak, öğretmenler odasını da oturma ve yatak odası olarak kullanıyordum. Arkadaşlarım esprisine de olsa teneffüslerde araç odalı mutfağımda aldığım yiyecekleri zaman zaman aşırıyorlardı. Canları isterse çaylarını da içebiliyorlardı. Ben de ders çıkışı kendilerine takılıp, çoğu zaman birlikte yiyip içiyorduk. İlerleyen günlerde köylüler ve özellikle muhtar Şeyho amca bensiz yemek yemiyordu. Her gün beni yemeğe çağırıyordu. Ben de utandığım için gitmek istemiyor, kaçamak yapıyordum. Hatta zorlayıp götürdüklerinde, çoğu zaman ben yemeğimi yedim diye yalan söyleyip, yemeğe oturmayarak aç kaldığım günler bile oluyordu.
Yine bir gün akşam yemeğini muhtarın evinde yemiş, kitap okuma saati geldiğinde köylülere, muhtarın evlat olarak alıp yanında büyüttüğü ve aynı zamanda akrabası olan Faruk Ulu ile birlikte nöbetleşe kitap okumuştuk. Faruk, kara yağız, orta boylu çok saygılı ve kültürlü lise mezunu bir gençti. Saat geç olmuş ve herkes dağılmaya başlamıştı. Ben de muhtara iyi geceler dileyip ayrılırken, muhtar;
- Bir dakika sen gitme, özel bir konuda seninle görüşmek istiyorum, dedi.
Beraber çıktığımız arkadaşım Cuma Oğuzhan Keskin’e;
- Sen beni dışarıda bekle, hemen geliyorum. Muhtar benimle bir şey görüşecekmiş.
- Tamam ama çok gecikme hocam, zaten geç oldu.
- O zaman sen ister eve git, istersen okulun yanında beni bekle hemen gelirim.
-Ben yavaş yavaş gidiyorum. Seni okulun önünde beklerim.
-Tamam, gardaş tamam oldu.
- Peki, söyle muhtar amca, dinliyorum.
- Hayır, ayakkabılarını çıkar da içeri gir. Biraz beklersen hemen gelip görüşeceğiz.
İçeriye geçip beklemeye başladım. El ayak çekilip herkes gittikten sonra muhtar odaya girdi.
- Yahu öğretmenim ben sana işaret ediyorum, sen hâlâ çekip gidiyorsun! Ben kadayıf yaptırdım. Sen olmazsan boğazımdan geçmez! Seni onun için beklettim. Haydi, geç de şöyle otur bakalım. Ağız tadıyla bir tatlı yiyelim. Adamları kovsan gitmiyorlar. Bu tatlı kime yeter? Hiç olmazsa azaldık ve ancak bize yeter.
- Teşekkür ederim muhtarım bırak ben de gideyim. Cuma’ya beni okulun önünde bekle geliyorum dedim. Cuma’dan ayıp olur.
-Ne işi var Cuma’nın bu saatte, çekip evine gitsin. Seni bırakmam, otur da tatlını ye. Allah bilir ne iş çevireceksiniz? Gündüzler kâğıt arasına mı girmiş? Kim olursa olsun. Ben sana tatlı yedirmeden göndermem. Bırak beklesin!
Çaresiz oturdum sofraya, hep birlikte yedik. Tatlıyı yedikten sonra,
- Şimdi gidebilirsin, dedi. ( Bu arada muhtardan habersiz Cuma’ya birkaç kaşık tatlıyı aşırıp, küçük bir tabağa koyup saklamıştım.)
Müsaade istedikten sonra tatlıyı da alıp eve geldim. Arkadaşım okulun bahçesinde epey beklemişti. Ben gelince,
- Hocam geç oldu! Yarın geleyim. Olmazsa yarın yemeği bizde yer gelir çayı da senden içeriz.
- Peki, olur ama bak sana ne getirdim?
- Ne ola ki? Meraktan öldürme beni!
- Az ama olsun, sana biraz tatlı getirdim. Al ye de öyle git.

salyangoz
Cuma tatlısını ayaküstü yedikten sonra ayrılıp evine gitti. Ben de okulu açıp içeriye girdim.
Okulda elektrik olmadığı için benim de elektriğim yoktu. Gaz lambasını yaktım, yatağıma uzandım. Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı yapıtını okumaya başladım. Bir süre okuduktan sonra öyle uykum geldi ki anlatamam! Lambaya üfleyip söndürdüm ve kısa bir sürede uykuya daldım. Sabah uyandığımda okuduğum kitabın etkisinde kalmış, halen kitabı okur gibiydim.
Kahvaltımı hazırlayıp yemeden önce, okulun önünde çocukların cıvıltısı gelmeye başlamıştı. Tam çayımı dolduruyordum ki, kapı çalındı. Çıktığımda gelen öğrencim Gülhan Akdeniz’di. Gülhan, Öğretmen Tahsin Akdeniz Bey’in kızıydı. Tahsin Bey Müsükanlı köyünün öğretmeni ama bizim köyde oturuyordu. Her gün gidiş geliş yapıyordu. İki köyün uzaklığı on dakikalık yoldu. Bana bir tabak Elazığ deri çökeleği getirmişti. Çökeleği aldım, Gülhan’a teşekkür ettikten sonra kapıyı tekrar kapatarak kahvaltımı yaptım.
Diğer öğretmen arkadaşlarım Elif Hanım’la Refik Bey de geldikten sonra sabah törenini yaparak öğrencileri derse aldık. O gün dersten sonra okulun yan tarafında harabe durumundaki kümesi onardım. Üzerine eski lojmanda atıl duran kiremitleri dizdim. (Kiremitleri doğru dizmemi ve kilit gibi birbirine geçmelerini sağlamayı, muhtarın en küçük torunu altı yaşlarındaki Emin Aslan öğretmişti.) İbo Temo’nun çiftliğine iki öğrenciyi, yumurtlayan iki tavuk almaları için yollamıştım ama parasını almadan tavukları göndermişlerdi. Hediye gelen iki tavuğu kümese koydum. Bir saat sonrasında yeni gelen tavuklar kocaman iki yumurta yumurtladılar. (O gün öyle mutluydum ki, keyfime diyecek yoktu.) Böylece kümese de alışmaları kolay oldu. Artık her gün iki tane taze yumurta da beni bekliyordu. Benim için hazır yemek demekti.
Akşamüzeri arkadaşım Cuma Oğuzhan okula gelerek beni aldı ve evlerine gittik. Babası Abdo Amca beni görünce çok sevindi. Anası Mogey teyze ise,
- Ne iyi ettin oğlum, öğretmeni çağır desem belki gitmezdin! Tam da ne güzel mercimekli köfte hazırlıyordum. Hoş geldin Memik Öğretmen, nasılsın?
- Sağ ol Mogey teyze. İyiyim, sizler nasılsınız?
- Biz de iyiyiz yavrum. Buyurun, geçin oturun.
İçeriye geçip oturduk. Mogey teyze köfteyi yoğura dursun, Abdo amca da sigara yerine, küçük bir ilaç kutusundan çıkardığı tütünden yapılan Maraş otunu dudakla damak arasına koydu. Bir süre sonra da ağzını yıkayıp sofraya oturdu. Köfteler yoğrulmuş, soframız hazırdı. Hep birlikte oturup akşam yemeğimizi yedik. Cuma’yla biz çayı beklemeden müsaade isteyip kalkarak benim eve geldik.
Önce sobayı yaktık, sonra çayı demleyip, soğumasın diye sobanın üzerine koyduk. Çaylarımızı içip biraz oturduktan sonra tam karşımızda bulunan Şahmeran Dağı’ndan türkü ve şarkı sesleri gelmeye başladı. Merakımdan okulun önüne çıkıp baktığımda dağda bir sürü insanın ellerinde löküslerle dolaştıklarını gördüm. Dağın yörebi rengârenk ışıklarla ve insanlarla doluydu. Buna hiçbir anlam verememiştim. İçeriye girip Cuma’ya haber verdim, Cuma gülerek,
-Onlar şeytan topluyorlar, bu sene iyi para ediyor dedi.
Şaşkınlığım iyice artmıştı. Şeytanın ne demek olduğunu pek anlayamamıştım. Cuma Oğuzhan, şeytanın bildiğimiz salyangoz olduğunu, yağışlı havalardan sonra bu dağda yoğun olarak çıkıp dolaştıklarını, bu yıl da kilosunun iki buçuk liradan alıcı bulduğunu ve tüccarlar tarafından alınıp İskenderun’da gemilerle yurt dışına ihraç edildiğini söyledi. Birlikte bir süre okulun önündeki Şahmeran Dağı’ndaki şarkılı türkülü şeytan topluyucularını izledik. Daha sonra arkadaşım yarın madene gideceğini söyleyerek ayrıldı. (Kaldığım köyde ve bu yörede krom madeni vardı. Bazı köylüler tespit ettikleri yerlerde bir damar bulup kromu çıkararak biriktirip aradaki alıcılara satıyorlardı. Bazen açtıkları maden tünellerinin çökmesi sonucunda ölen ve yaralananlar bile olduğunu duymuştum.)
Cuma Oğuzhan gittikten sonra ben bir süre daha Şahmeran Dağı’nı izlemeye devam ettim. Salyangoza şeytan demelerine hâlâ bir anlam veremiyordum. Belki de yağıştan sonra gece karanlıkta çıkıp dolaştıkları için bu adı vermişlerdi, bilemiyorum. İçeriye girip sobaya birkaç odun attım, yarım bıraktığım “Savaş ve Barış” adlı kitaptan kırk, elli sayfa okuduktan sonra uykuya dalmışım.
Sabah uyanıp okula gittiğimde ilk işim, akşam kimlerin şeytan toplamaya gittiğini sormak oldu. Sınıftaki erkek öğrencilerin büyük çoğunluğunun parmak kaldırdığını gördüm. Onlar da bana, “Öğretmenim siz şeytanın ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordular.
- Evet, biliyorum, diğer adını da biliyorum, salyangoz. Ne işe yaradığını hep birlikte araştıralım. Bakalım bizim şeytan salyangoz ne işe yarıyormuş? Dedim. Çünkü (öğrenciler salyangozun sadece para ettiğini ama ne işe yaradığını bilmiyorlardı.)
Böylece bir araştırma ödevi bulmuştum.
Daha sonraki gün ödevleri inceleyerek, salyangozun Fransa’da en popüler yemek menüleri arasında olduğunu öğrenmiş olduk. Bizim Şahmeran salyangozunun (şeytanın) adı bundan böyle, Fransa’da meşhur Escargot (Eskangu) olmuştu.

Benzer Haberler

DARALMA Sucuk ve salamın içeriği daralacakmış. Eşek nesli azalıyor, acaba ondan mı?!…...

Yorum 
0

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi tamı tamına bir canavarlıktı....

Yorum 
0

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım, son günlerde yaşanan aile dramları ve kadına şiddet olayları...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

DARALMA Sucuk ve salamın içeriği daralacakmış. Eşek nesli azalıyor, acaba...

Bir Hekimin Ölümü; Balıkesirli Dr. ...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi tamı tamına...

Çocuklarla İletişim Kurma

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım, son günlerde yaşanan aile dramları ve kadına...

Antik Para

Adviye ERTEKİN YÜKSEL   O gün okulda bayram için çalışmalar yapacaktık....

Miskinler Tekkesi

Turgay MUTLU   Reşat Nuri Güntekin’in yine şaheser bir romanını geçen...

İslam’ın Temel Vasıfları-5

Uğur KEPEKÇİ   İslam’ın temel vasıfları konumuzu, bu makaleyle birlikte,...

DİZELERİNİZ…

ANNEM   Kimler geldi kimler geçip yittiler, Sanki rüya idi bir gün bittiler....

Sokakta yaşayan gence Valilik sahip...

Gazetemizin haberi ses getirdi   Sokakta yaşayan gence Valilik sahip çıktı...

Güvenlik güçleri ve sağlıkçılara ke...

Çiloğlu Ocakbaşı Pide ve Kebap Salonu işleten Mehmet ve Mustafa Çiloğlu...

AK Parti’de yeni yönetim ilk toplan...

Kilis’te yeni seçilen AK Parti İl Yönetim Kurulu üyeleri, bir araya...

Kar nedeniyle kapanan köy yolları u...

Kilis’in Musabeyli ilçesine bağlı olan ve kar yağışı nedeniyle kapanan...

Şiddetli ishal şikâyeti ile hastane...

Kilis’te 30’a yakın kişi, yedikleri yemekten dolayı şiddetli ishal şikâyeti...

Kilis’te 8 okul daha “Okulum Temiz ...

Kilis’te bulunan 8 okul daha “Okulum Temiz Belgesi” alırken, belgeler...

“Sofrasına Sahip Çık” projesi...

Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Nuri Kökçüoğlu, “Gıdanı Koru...

Kilis’te konut satışı arttı

TÜİK Gaziantep Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, bölge...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

ÇARE Havuç kanseri önlüyormuş. Zira kanserden ölen tavşana rastlamadık!…...

Çiğ Köftemiz

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Yıl 1950. Dr. Samih İnal, Kilis Kültür...

Yağmur Yağar Yüreğime, Damla Damla…...

Mahmut İhsan KANMAZ     “Nasıl anlatırım duygularımı bilemiyorum....