Dolar 16,8853
Euro 17,8334
Altın 992,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 30°C
Açık
Kilis
30°C
Açık
Pts 31°C
Sal 32°C
Çar 34°C
Per 34°C

Şişedeki Bağ Çubuğu

Şişedeki Bağ Çubuğu
A+
A-
19.02.2021
135
ABONE OL

Adviye ERTEKİN YÜKSEL

 

1976 yılı karne tatiline bir hafta vardı. İlk çocuğuma hamileydim, doğum iznimi aldım. Eşim Ankara’da hizmet içi 2 yıllık bir eğitime katılmıştı. Bu halimle tek başıma kalamayacağım için annemlere Kilise gitmeye karar verdim. Eşime de telefonla durumu bildirdim. Günlerden cumaydı sabah yola çıktım. Kilis’te İskenderun arabaları Karadeniz ticaretin biraz aşağısında dururdu. Yani Kemaliye İlkokuluna yakın bir yerdi. Annelerin evi de Koca Hamamı’nın çapraz karşısında idi.

Ben haberli gittiğimden kardeşim Metin beni karşıladı. Eve geldim fakat annemde misafirler vardı. Annemin aracı olduğu, kız tarafından birileri alınan, altın kemerin gramı eksik diye şikâyete gelmişlerdi!

Ben anneme biraz rahatsız olduğumu söylememe rağmen kadınlar ısrarla aynı şeyleri tartışıyordu.

Neyse onlar gitti artık biz bize idik. Annemle doktora gittik ve doğumun pazartesi olacağını öğrendik, Dr. Emine Çandarlı:

– Doğumu Adeviye ebeye yaptırın, ben şehir dışında olacağım, dedi. Eve geldik! Hem korku hem de kaygı içindeydim.

Annem babama olayı anlattı. Babam tamam hayırlısı olsun dedi. Çok çevik bir adamdı, fırladı mutfağa girdiğini gördük. Biraz sonra elinde, büyük boy bir şişe ile geldi. Cebinden de küçük bir damlalıklı şişe çıkardı. Anneme dönerek;

– Şükrüye bu şişeyi zeytinyağı ile doldur. Komşudan da uzunca kuru bir bağ çubuğu iste, dedi. Annem

– Kele Ahmet şimdi kimse bunları yapmıyor. Kremler var ilaçlar var dedi ise de. Babam

– Yaaa sen dediğimi yap nedecen onu bunu, dedi.

Anacığım büyük şişeye zeytinyağı doldurdu ve getirdi. Komşudan da 1 metre uzunluğunda bir bağ çubuğu getirdi. Babam küçük damlalıklı şişeye zeytinyağı doldurdu. Cebinden de mutfaktan getirdiği küçük kulplu tası çıkartarak. Ona da zeytinyağı akıttı.

Anneme dönerek:

– Şükrüye bu tas sobaya yakın bir yerde dursun içine bir parça pamuk koy. Yaa hanım bunları biliyorsun zaten.

Büyük şişenin içine de bağ çubuğu konulacak çocuk doğduğu gün, dedi ve livana çıkarak sigarasını içmeye başladı.

O gece ve ertesi gün ve pazar günü de geçti. Oğlum doğdu evde bayram şenliği vardı. Annemle babamın 5. torunları olan Ömer, kucağında idi babamın. Ebeye bahşişini verdi.

Ebe:

– Ahmet amca çok yardımın oldu inan benim bilmediğim şeyleri öğrettin bana diye teşekkür etti. Zira bebeğin eşinin düşmesi için bana boş bir şişe üfletin, diye annemle ebeye bilgi iletmişti. Çocuğu sarıp sarmaladılar.

Babam anlıma bir öpücük kondurarak, “anam benim” dedi ve ağladı (Anasının adını taşıdığım için).

O gün süt vermeye çalışıyorduk fakat oğlum bir türlü emmek istemiyordu. Ben üzülüyordum. O ara kız kardeşim de 1 yaşındaki kızını emdiriyordu. Babam:

– Nurten sen emdir bakayım Kızım belki süt dolgunluğu nedeni ile tutamıyorsa anlarız, damak yırtıklığı yoksa emer, dedi.

Gerçekten de bebeğim teyzesini emmeye başladı. Bunun üzerine babam:

– Figen, mutfaktan piknik tüpü ile su koyduğun bir tencereyi al gel, dedi.

Biz hepimiz şaşkın şaşkın bakarken annem:

– Tamam kızım getir, dedi.

Su dolu tencere ocağın üstüne konuldu. Su kaynamaya başlayınca bir çarşafı benim omzumdan aşağı saldılar ve göğüslerimi Buhara tutmamı istedi babam. Biz hepimiz (annem hariç ) sütten gerilen göğüslerimden süt tencereye akmaya başladı. Tabi bu şekilde yumuşayan göğsümü çocuk emmeye başladı. Canım babam hep bizlere çare olmuştur. Nur içinde yatsın.

Gelelim tastaki zeytinyağına. Onunla da çocuğu her kundağını açtığımızda dirsek, diz kapakları ve göğsüne yağ sürüyorduk. Süt emmeden önce de damlalıklı şişe ile bir iki damla ağzına zeytinyağı damlatıyorduk. Ben çocuğum 3 aylık oluncaya kadar annemler de kaldım. 1. Ayın sonunda babam, – Bana şu içine çubuk ısladığımız şişeyi getirin bakayım, dedi. Babam şişenin içindeki çubuğu çıkartarak makasla biraz kesti.

– Daha ister, dedi.

Ben:

– Baba neye baktın, dedim.

– Kızım çubuğun içinde kahverengi bir pamuksu doku var. Islattığımız çubuğun içine zeytinyağı işlemişse. Biz de bu oğlanı zeytinyağlamaktan vaz geçeceğiz, dedi. Ertesi günü keskin bir bıçakla 4 parçaya böldüğü sabunu bir tülbent parçasına sararak, hadi bakalım bu yiğidi yıkayalım, dedi. Leğen geldi suyun sıcaklığı dirsek ile ölçüldü. Tülbent içindeki kendi pişirdiği sabunla iyi bir yıkadı oğlumu. Bana dönerek:

– Bak şampuan falan değil sabunla yıka. “Konak” olur saçında yoksa, dedi.

Bütün bu anıları niye anlattığıma geleyim.

2 Şubat’ta doğan torunumu henüz göremedim (Almanya Münih’te). Bebeğin haftası dolunca doğumda bulunan ebe eve gelerek çocuğu ve anneyi kontrol ederek:

– Çocuğun kulak arkası ve kısık yerlerini yağlayın, demiş.

Oğlum da babamın onlara (yani tüm torunlarını nasıl yağlandığını) anlatınca:

– Anneniz gelince beni tanıştırın, diyor.

“İnşallah!” diyor oğlum da.

Fakat beni arayarak;

– Anne, Kilis zeytinyağı yoktu. İtalyan zeytinyağı aldım, dedi.

İşte böyle dostlar, anılar ve bu anılarda olup da yaşayanlara sağlık, ölenlere de rahmetler olsun!

Hoşça kalın.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.