Dolar 8,6591
Euro 10,1605
Altın 491,27
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 28°C
Gök Gürültülü
Kilis
28°C
Gök Gürültülü
Cum 27°C
Cts 29°C
Paz 31°C
Pts 32°C

Suriye’de İç Savaş Sürerken Gaziantep’in Muştuları veya Kilis’in Umutları-10

Suriye’de İç Savaş Sürerken Gaziantep’in Muştuları veya Kilis’in Umutları-10
REKLAM ALANI
A+
A-
11.04.2016
59
ABONE OL

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

NOSTALJİ İÇİNDE YENİ MARKA TATLICI ve KEBAPÇILAR

İpekyolu üzerindeki Tahmis Kahvesi’ne geçtik. Şehreküstü’deki tarihi mekânın yazıl bahçesinde hiç yer yoktu. Oturmak için kapalı alana geçtik. Tahmis Kahvesi içtik. Kahve dolup dolup boşalıyor. Geçen yıl geldiğimde nargile içmiştim. Bu defa olmadı. Bahçe bir türlü boşalmadı. Almacı Çarşısında dolaştık. Girip de alışveriş yapmamak mümkün mü? Araç trafiğine kapalı Gaziler Caddesi’nden şehir merkezini yürüdük. Yol miting alanı gibi aşırı kalabalık. Genelde Suriyeliler. Ama varlıklı Suriyeliler bunlar. Alış veriş etmekten, yiyip içmekten alı koymuyorlar ailelerini. Uzun caddede tek bir eski Antep evi kalmış, o da cafe olarak gençleri ağırlıyor. Diğerleri ise büyük apartmanlara ve marka mağazalara dönüşmüş. Sokaklardan insan seli akıyor adeta. Herkes dışarıya çıkmış. Eski vilayetin, bugünün adliyesinin önünden geçtik. Alt geçit Maarif köşesinde hem trafiği rahatlatmamış, hem merkezin görselliğini bozmuş. Her taraf cep telefonu mağazası olmuş. Gençler içerde pazarlık yapıyor. Belki işsiz kılık kıyafetinin yansıttığına göre ama bir “akıllı telefon” olmazsa olmazlarından.

Gaziantep’te Kilis’teki gibi dikkatimi çeken bir şey kebapçı ve baklavacı sayısının artması oldu. Yeni markalar iddialı. Koçak, Çavuşoğlu, Ayıntap; Güllüoğlu ile yarışta. Zaten Güllüoğlu İstanbul’a endekslemiş kendisini. Gaziantep’tekiler ise sanırım ya hısım akraba, ya da en son kuşak baklavacılar.

Hediyelik baklava almak için Burhan İnal’a girdik. Zeki İnal ile birlikte iki kardeşin devam ettirdiği müessese. Gaziantep’in belki de marka olarak en eskisi. İçerde sohbete başladık.

– Kaliteyi düşürmemek için fazla büyümüyoruz. Baklava 35 dakika pişmeli. Fazla satacağım diye 20 dakikada fırından çekemezsiniz. Çekerseniz baklava ağzınızda hamur olur.

– İnal kardeşler hayata mıdır?

– Evet. Burhan ve Zeki Beyler 90 yaşında olmasına rağmen sabah beşte baklava yapmak üzere atölyede masanın başında olurlar. Ustalarımız da aynı yaştalar. Onlar da öyle.

-Hepsi mi aksakal?

-Elbette kalfaları var. Onlar yetişiyor. İcazet alınca da usta olacaklar.

Hediyelik fıstık ve baklavalarımızı Burhan İnal’dan aldık. Bu sektörel duyarlılığa şapka çıkartılır.

2

VEFA

Paketleri aracımıza gönderdikten sonra yürüyüşümüzü sürdürdük merkezde. Öğle yemeğini cartlak (karaciğer) kebabı ile gerçekleştirdik. Şehitler Abidesine doğru giderken bir neslin yetişmesinde nasibi olan İrfan Pazarı’nın sahibi şehit Abdülbaki Özsimitçi’ye dua ettik, Fatihalar gönderdik. Rahmet Pazarı’nın sahibi sanatçı, şair Ahmet İhsan Genç’e hayırlı ve sağlıklı uzun ömür diledik. İstanbul’da yaşıyor Ahmet İhsan Genç. 90 Yaşında. Kuş Sütü ve Işık Dalgaları adında şiir kitapları var. Mistik ve felsefi dizelerin sahibi. Şöyle diyor bir şiirinde:

“Ne bilirdim ben beni / Ne biliyor beni ben? / Ben tutuyor bedeni / Sarıyor beni beden / Ben benden kaçıyorum / Kaçıyor benim benden / Benden bihaber olan / Korku çeker gölgemden / Hiç bilmezdim ben beni / Bildirdi bana beni / Kurtuldum senden benden / Bıraktım seni beni!”

Şehitler Anıtına geldik. Gaziantep’in destanlaştığı İstiklal Savaşımızda şehit olanların anısına dikilen bir heykel… Yavuz Bülent Bakiler ustamız ne güzel aktarır dizelerinde Gaziantep Mücadelesini Kurtuluş Savaşımızda:

 

“Ben Antepliyim, Şahin’in ağam,

Mavzer Omuzuma yük!

Ben yumruklarımla dövüşeceğim,

Yumruklarım memleket kadar büyük!”

 

Anıtın hemen altındaki yerde Kurtuluş Müzesi var. Yaşlı bir adam duruyor kapıda. Bize buyur etti “Her hangi bir ücret ödenmiyor, gezebilirsiniz!” bilmem kaçıncı defa dersler alarak dolaştım Kurtuluş Müzesini, çocuklarımı gezdirdim. Tek tek resimlenmiş. Altında açıklamaları olan tablolar.

– Beyefendi müzeyi gezen oluyor mu?

– Oluyor, daha çok okullar gruplar halinde gelerek, öğretmenleriyle birlikte dolaşıyorlar.

Bu habere seviniyorum. Gerçekten bu ülke öyle kolay kolay istiklalini kazanmadı. Tam tersi bütün batılı devletlerin işgal ettiği topraklarımızda, bize karşı müşterek savaştığı İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan’a rağmen imkânsızlıklar içinde fedakârlıklarla kazanılan bir savaştı bu. Yediden yetmişe kadın erkek herkes cephedeydi.

ERMENİLERİN SİLAH YIĞDIĞI KİLİSE

Çınarlı Camii’nde indik. Yakardık bizi bugünlere sağlıkla ulaştıran rabbimize. Tam karşımızda Alleben var. Milli park gibi bir uçtan bir uca kilometrelerce uzanan piknik alanı, dinlenme yeri, mesire ve sahra merkezi. Aşırı kalabalık günün her saatinde… Yine Suriyeli mülteciler var. Ortak hayat sürüyor Kilis ve Gaziantep’te olduğu gibi, bütün Türkiye’ye yansıdığı gibi. Gaziantep’teki Suriyelilerin önemli bir bölümü varlıklı ve eğitimli. Bazıları hekimlik yapabiliyor, üniversitede ders verebiliyor. Kiraya ev tutup kalabiliyor vs. Kilis’tekiler pek öyle değil. Yine dilenenleri geliyor oturduğumuz bankın etrafına. Az da olsa konuşuyor neler yaptıklarını öğrenmek istiyoruz, fakat henüz Türkçeleri kafi değil bu çocukların.

Öğretmenevi’ne gittik Alleben’den. Eski bir Ermeni Kilisesi burası. Fransızların silah ve mühimmat yaptığı yer. Ermenilerin yıllardır komşuluk yaptıkları Gazianteplilere tuzak kurduğu, işkence ettiği mekân. Artık Kültür Merkezi Gaziantep’in… Alt katı yemekhane, bahçesi öğretmenlerimize tahsis edilmiş. Oturup sohbet ediyoruz. Kamu hizmeti yeterli değil. Çayı bizzat Mustafa Karakaya giderek alıp geldi. Yoksa saatlerce çay bekleyecektik. Medya haberlerini konu ettik. Azerbaycan’da halkın sıkıntısı artmaya başlamış. Enflasyon, işsizlik, rüşvet, partizanlık… Bu da Azerbaycan muhalefetini daha dinlenir ve alternatif hale getirmiş. Türk Cumhuriyetleri Türkiye’nin geçirdiği tecrübeyi iyi değerlendirse böylesi sorunlarla boğuşmaz ve tuzaklara düşmez. Maalesef olmuyor, yeniden yaşanıyor her tarafta.

Otele döndüğümüzde vakit bir hayli ilerlemişti.

YENİ BİR GÜN BAŞLIYOR

Sabah kahvaltı için otel kafeteryasına indiğimizde her günkü mönüyü tekrarladık. Çay, süt, peynir çeşitleri(Antep, kaşar, beyaz peynir), mini reçel ve bal paketleri, değişik kâhkeler (bölgeye özel kuru pastalar), domates ve salatalık. Her gün aynı çeşit… Şehir merkezine yakın olmadığından da otelden ayrılır bir kelle paça veya beyran çorbası içmeye gidemedik.

Bugün Gaziantep Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Konferans Salonu’nda “İstiklal Marşı, Türk Dünyası ve Ulusların Milli Marşlar Paneli” var. Ben Dünya ülkelerinin ulusal marşları ve İstiklal marşımız konusunda bir tebliğ sunacağım. TRT Yayın Denetleme Kurulu üyesi ve eski Belgesel Programlar Müdürü Mustafa Karakaya Mehmet Akif Ersoy’un hayatını, Fikir adamı ve müellif Mehmet Çetin ise Akif’i ve İstiklal Marşını nasıl anlamalıyız konusunu, Prof. Dr. Kamil Veli Nerimanoğlu ise Türk Coğrafyasında İstiklal Marşlarını anlatacak.

Aracımız bizi önce Üniversite yemekhanesine götürdü. Değişik bir mimari tarzında inşa edilen kubbe şeklindeki mekânın alt katında öğrenciler 1 TL’ye, öğretim üyeleri ve yöneticiler de üst katta 4 TL’ye 4 kap yemek yiyebiliyorlar. Nefis yemeklere kamu katkısı oluyormuş. Öğrenciler de öğretim üyeleri de bu açıdan çok şanslı. Yurtlar öyle yıldızlı oteller gibi. Her öğrenci de yerleşebiliyor. Hakeza lojmanlar da. Gerçi lojmanların küçük olmasından dolayı bazı hocalar 250 metrekareden başlayan Gaziantep evlerini tercih ediyormuş. Başarılı olmamak için hiç bir sebep yok esasında. Gerisi söz konusu kişiye kalıyor. Toplantımızı izlemek üzere eski dostlarımız, sınıf arkadaşlarım, STK temsilcileri ve hemşehrilerim de gelmişti. Yazar ve şair öğretmen, ülküdaşım, gönüldaşım Mehmet Nacar Beyefendi avukat ve yayıncı bir arkadaşı ile gelmişti. Mehmet Nacar (1946 Kilis/Yavuzlu) Gaziantep’te birçok yazar, sanatçı, şair ve ediple birlikte sanat, kültür ve medeniyet hareketi içindeki sivil toplumun lokomotiflerinden biri. Yayınlanmış Yitik Sevgiler, Bir Kentin Yalnızları, Hasrete Yolcuyum, Hüzünlü Bestem, Neredesin Sen?, Sürgün Aşıklar, Kapıldım gidiyorum gibi yayınlanmış kitaplarının yanında; bestelenmiş güfteleri de bulunuyor. Bir dizesinde şöyle diyor Mehmet Nacar:

 

Kelebek gönlümün kanadı kırık,

Takat yetmiyor sana uçmaya,

Mahzun dudağında acı hıçkırık;

Çekinir derdini sana açmaya!

 

Gaziantep Kilis Kültür Derneği Başkanımız Mehmet Tolu da toplantıya teşrif etti. Yanında Ekrem Özil ile birlikte buyurmuştu. Sonra ilk defa sakallı gördüğüm Gazeteci Sefer Demir. Bu defa Yıldırım olarak değil de Hikmet adıyla salona teşrif eden sınıf arkadaşım Prof. Dr. Celkan. Tümü beni mutlu etmeye yetti. Paneli aynı zamanda yönetmem, animatörlük yapmam istendi. Öyle de oldu.

İSKENDERİYE’DE GÖZLERİ KÖR EDİLEN 15 BİN OSMANLI ASKERİ

Salonda boş yer yoktu. Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Yavuz Coşkun, yardımcısı Prof. Dr. Cahit Bağcı başta olmak üzere çok sayıda öğretim üyeleri de gelmişti. Salona, “İsmi Mehmet Akif Ersoy olan bir kimse var mı?” diye sordum. Birkaç kişi adının Mehmet olduğunu söyledi. Ben de onlara isminin manasını bilirse sürpriz hediye vereceğimi söyledim. “Peygamberimizin adı” dediler. Doğru ama manasını söyleyemediler. Bir hanım kızımız, “Tekrar tekrar medhü sena edilen, övülen kimse” diye Mehmet’in anlamını elini kaldırarak bildirince hediyeleri ona verdim.

(Devam edecek)

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.