Dolar 13,5346
Euro 15,3121
Altın 748,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 15°C
Sağanak Yağışlı
Kilis
15°C
Sağanak Yağışlı
Per 14°C
Cum 15°C
Cts 13°C
Paz 13°C

Suriye’de İç Savaş Sürerken Gaziantep’in Muştuları veya Kilis’in Umutları-5

Suriye’de İç Savaş Sürerken Gaziantep’in Muştuları veya Kilis’in Umutları-5
A+
A-
05.04.2016
69
ABONE OL

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Kilis Devlet Hastanesi’ne geldiğimizde ilk gözümüze çarpan kalabalıklar oldu. Daha önce bahçe olan ön kısmına ise ek bina yapılarak bir inşaat garibesi gerçekleştirilmiş. Oysa yanı başındaki tarlalar sanki parselasyonu bekler bir halde bakıyor kente. Adeta hastanelere bahçe, yeşil alan, ağaç ve çiçek lazım değilmiş gibi. Üzüldüm. Bir zamanlar buraları çocukların top koşturdukları alanlardı, harman yerimizdi, bereketli topraklarımızdı. Sebebini sordum arkadaşlara:

– Hastane etrafındaki tarla ve arsa sahipleri ek hastane binası için yüksek fiyat isteyince almaktan vaz geçmiş yetkililer. Hiç biri uzlaşmaya yanaşmamış.

Masum gibi görünen bir yaklaşım… Ama değil. Devlet gerekiyorsa istimlak eder, o günün fiyatı ne ise sahibine öder. Bu konuda uzmanlaşmış hukukçular var. Bu birinci şıkkı…

İkinci husus ise Kilis’in yöneticileri var. Ankara’da milletvekilleri var. Onlar devreye girerek gerekeni yerine getirirler. Nedir bu? Halkın da istediği, bazı aydınlarımızın da üzerine basarak söylediği gibi ikinci bir hastane… Hatırlıyorum Sayın Abdullah Gül gelmişti hastaneye yıllar önce. Yeni açılışı için tören yapılıyordu. Kilis’in o yıllardaki nüfusu 90 bindi. Bugün ise bu sayıya 120 bin göçmen daha eklenince varın hesap edin kesin sayıyı. Hele bir de Suriye’deki çatışmalarda yaralanan onca insanını tedavisi için Kilis’e getirildiği düşünülürse ikinci bir hastanenin ne kadar lüzumlu olduğu ortaya çıkar. Bunda vebal sayın milletvekillerindedir. Kırıkhan’a gidip görsünler hastane yatırımlarını yöneticiler ve vekiller. Kolaycılık, sorunu maalesef çözmüyor. Bir sonraki nesiller sanırım bunları hayırla ve dualarla yâd etmeyecekler.

Kilis’in çıkışında ve hastanenin biraz ilerisindeki örnek düğün salonu ve tesisleri Grand Aykanat Plaza gerçekten övgüye değer kalıcı mekândır. Halep yolu üzerinde kilometrelerce uzanan TIR ve kamyon kuyruklarının sordum çimento taşıyorlarmış. Demek bir yandan Suriye harabe bir ülkeye çevrilirken öte yandan da imarı için projeler üretiliyor. Dur bakalım ne olacak? Bekleyelim neticeyi göreceğiz. Türkiye’de dilerim bu süreçten daha fazla yaralı ve zararlı çıkmaz, fedakârlığının karşılığını görür.

SURİYE SINIRINA DOĞRU

Yol boyunca ciddi güvenlik tedbirleri var. Bu sevindirici bir gelişme. Zaman zaman yerli-yabancı televizyon ekiplerine rastlıyoruz bölgede. İlerde Kilis’in tanıtımı için esasında bir avantaj yeterli dostluk ve iletişim kurulabilirse. Bu günler unutulmayan ve not alınan zaman dilimleridir medya için. Benim hayatımda batının kaşımasıyla İran-Irak Savaşı ve Rus askerlerinin desteği ile Ermenilerce işgal edilen Azerbaycan toprağındaki Karabağ Savaşı’nı haberci olarak takip etmem, haber geçmem, orada edindiğim dostluklarım ve tespitlerim ap ayrı bir safhadır.

Öncüpınar duble yolunun her iki yanında da Kilislilerin yazlık çiftlik evleri görünüyor. Artık eskisi gibi cazip olmasa da devam ediyor. Hatta yaz-kış oturanların olduğunu da öğrendim. Kilis’e geleceğimi duyan Dr. Bekir keşkek arkadaşım da davet etti. Ah biraz zamanımız olsa da hasret gidersem, az da olsa nostalji yapabilsem. Ama zor görünüyor.

Mahmut Kaçarlar “Ensar Kilis misafir ettiği Suriyelilere verdiği destek, yardım ve katkı ile bir destan yazdı” diyor. Bunu yaşayınca hak vermemek elde değil. Görünen ve yaşanan o. Sevindim kentim ve ülkem adına. Dilerim bu sıkıntılı günler bölge halkı için ilerde kaynaşmaya ve mutluluğa döner. Ayrıca neden olmasın?

Önce İHH tesisleri göründü. Tam güvenlikli bir yer.  Koruma tedbirleri alınmış geniş bir alan. Uzaktan fabrika ve sanayi tesisleri gibi görünüyor. İçeri girince de kendi kendinize hak veriyorsunuz. Güvenlikten, ziyaret müsaadesi alıyoruz. Yetkililerden Serkan Bey geliyor. Heyetimize önce genel bilgi veriyor, sonra tesisleri geziyoruz. Her Allah’ın günü buradaki tesislerden 120 bin Suriyeli muhacir için ekmek çıkıyor. Tesislerin önünde un çuvalları yüklenmiş onlarca TIR ve kamyon park etmiş bekliyor. Unlar buradan fabrikaya taşınıyor. Ekmek fabrikasına gittik. Teknelerde yapılan hamurlar makinalara aktarılıyor, oradan yürüyen şeritler üzerinden değişik departmanlara gidiyor. Önce hamura ekmek için şekil veriliyor, sonra birkaç vardiyadaki işlemlerin ardından pişmiş olarak sepetlerde yerini alıyor. Hepsi otomatik makinalarla gerçekleşiyor. Bütün bu işlemleri görebiliyor, takip edebiliyoruz. Hijyen şartları dikkat çekecek kadar önde. Çalışanların önemli bölümü gönüllü ve fahri olarak görev almış. Manevi hazzını yaşayarak koşturuyorlar. Yönetim ve hizmet ise profesyonel… Böyle bir tecrübe hiç bir fakülte diploması ile değişmeyecek kadar ciddi bir reçete. Keşke böyle enstitülerimiz de olsa. Eğer mevcutsa sevineceğim. Ekmeklerden heyetimize örnekler getirerek ikram ediyorlar. Sıcak sıcak midemize indiriyoruz. Bir arkadaşımız ekmeklerin pasta gibi, bir tanesi yedikçe iştahı açan lezzette olduğunu anlatıyor.

7

KONTENYİR KENTTE DE ÖRNEK BİR KURULUŞ IHH

Sonra yemekhaneye geçtik. Her kazan boyum kadar, hatta eni benden de fazla geniş. “Dev kazanlar” dedi bir arkadaşım ilk defa gördüğünü hatırlatarak. Otomatik bağlantılar kurulmuş. Düğmelerle çalışıyor. Süper bir hizmet… Bu aşlar pişince sınırın diğer yüzünde kalıp, henüz Türkiye’ye geçmek için beklemesini sürdüren Suriyeli mültecilere götürülüyor. Uzaktan çadır kentler bembeyaz görünüyor orası da. Heyetimiz muhteşem bu hizmeti görünce bağış yapmak isteği.  Bizi muhasebeye götürdüler. Başta Prof. Dr. Kamil Veli Nerimanoğlu olmak üzere arkadaşlarımız teberruda bulundular.

Bölgede 1625 yetim Suriyeli çocuk olduğunu öğrendik. Yüreğim parçalandı. Gıda kolisi yardımlarının devam ettiğini anlattılar. Sevindim. Daha da artması gerektiği konusunu paylaştık. Hatta özel kadın pet ve paketlerinin de ihtiyaç listesinde olduğunu kibarca ihsas ettirdiler.

O gün Kilis Valiliği yetkililerini aradık not bıraktık, ancak ulaşamadık. Allahtan Mahmut Kaçarlar da bu konuda en önde bir kamu görevlisi. Türkiye tarafından kalan on bin kişiden fazla Suriyeli muhacirin barındığı tarafa geçtik. Sürekli telefonlar edildi izin almak için. Görüşmeler yapıldı. Bir süre bekledik. Ben buraya ve Elbeyli’deki konteynerr kentlere daha önce de gelerek ziyaret etmiş, hatta bir yazı dizisi hatırlamıştım. Kilis’in gözü, kulağı Kent’te yayınlanmıştı. Benim için yabancı ve yeni bir yer değildi.

Nihayet stratejik yerler dışında ve fotoğraf çekmemek şartı ile izin aldık. Yanımızda bir güvenlik görevlisi ile birlikte ziyaret ettik. Suriye’nin muhtelif yerleşim birimlerinden gelmiş Suriyeli mülteciler. Azez’den Türkiye’ye sığınan üç çocuklu Suriyeli bir aile bizi çaya davet etti, evinin kapısını açtı. İçeri girdi arkadaşlarımız. İki odası var, bir mini mutfak, tuvalet ve banyo. Çok mutlu olduğunu, canlarını zor bela kurtardıklarını belirterek Türkiye’ye dualar etti. Çocukları gelerek arkadaşlarımızın elini öptü. Bu konteyner kentte Halep ve Şam adında iki cami, bir lise, bir ortaokul ve bir de ilk okul var. Çarşısında her türlü ihtiyacı görmek mümkün… Berberi, kuaförü, terzisi, ayakkabıcısı, kırtasiyecisi olduğu gibi büyük bir de marketi var. Her Suriyeli mülteci için aylık 80 TL veriliyor. Beş kişilik bir ailenin eline ise 400 TL geçiyor. Bunun dışında değişik hizmet ve yardımlar da yapılıyor.

Parsa Dağının yarısı Türkiye’de kalmış, diğer yanı Suriye’de. Bulunduğumuz yerden görünüyor. Suriye’deki kısmında ise büyük beyaz noktalar dikkatimizi çekti. Sorduk da öğrendik. Artık çadır ve konteyner kentlerde yer kalmayınca Suriyeli mülteciler oraya getirdikleri çadırlarda kalıyorlarmış. İzin verilir verilmez de Türkiye’ye geçmek için bekliyorlarmış. Aman Allah’ım. Rabbim hiç bir ülkeye ve halka böyle zor günler göstermesin, çoluk çocuk perişan etmesin.

Peki Kilis’ten ne kadar Suriyeli Türkiye’ye geçti acaba?

Bu sorunun cevabını hemen aldım: 600 bin Suriyeli Kilis Öncüpınar Sınır Kapısından geçerek, Türkiye’nin muhtelif yerlerine dağılmış. İçlerinde batıya geçmek için Ege’den denize açılarak çoluk çocuk boğularak hayatını kaybeden onlarca mültecinin ıstırabını duyduk, Aylan Bebekleri hatırladık.

ŞAİR NİHAT FERAH DA KİM?

Yüreğimizdeki sızı ile vedalaştık hem mültecilerle, hem de yetkililerle Kilis’e doğru yola koyulduk. Karnımız aç. Vakit ikindiye doğru geliyor. Mahmut Kaçarlar “Buraya kadar gelmişken size bir Kilis tavası yedirmeden bırakmayız” diyor. Hemen telefonla kasaba siparişini veriyor.

Üniversiteye yakın, Kalleş Tepesi eteklerinde püfür püfür esen bir bahçede soluklanıyoruz. Kameriyenin altındaki masanın etrafına diziliyor ve oturuyoruz. Bu yemeğe Kilis’in maruf insanlarından, bilge adam, şair, sanatçı Nihat Ferah da dâhil olmalı. Mahmut Kaçarlar bu istirhamımızı kırmıyor ve bir araba göndererek Nihat Ferah’ı getiriyor. Her zaman başında kalpağı, mütevazı giysisi ve kirli sakallı haliyle oturuyor masaya Nihat Hoca (Kilis-1932). Sarılıyoruz ve hemen muhabbet başlıyor. Konuklarımız Nihat Ferah’ı tanımıyor!

“Hayatın tadı yok, çekilmez bela / Geçen gün maziye bar olur gider / Ne kadar iyimser eksen de gülü / Zamana uyarak har olur gider!” diyen kim bu Nihat Ferah?

Türk’e tek kurtuluş yolu,

Hem yiğit, hem dürüst imanla dolu;

Bir nesil yetişir bükülmez kolu,

Bu sair milletten farkındı senin!

Böyle diyordu Destanında Nihat Ferah.

(Devam edecek)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.