Dolar 8,6722
Euro 10,1603
Altın 490,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 34°C
Az Bulutlu
Kilis
34°C
Az Bulutlu
Sal 35°C
Çar 32°C
Per 28°C
Cum 27°C

Suriye’de İç Savaş Sürerken Gaziantep’in Muştuları veya Kilis’in Umutları-9

Suriye’de İç Savaş Sürerken Gaziantep’in Muştuları veya Kilis’in Umutları-9
REKLAM ALANI
A+
A-
09.04.2016
50
ABONE OL

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

HALEP BURDA DEĞİLSE ARŞIN BURDA

Eser hem Arapça ve hem de Türkçe yayınlanmış. Kültür turizminin canlanması için bir kaynak eser olmuş. Mimar Sinan eserleri; Emeviye, Hüsreviye, Behramiye ve Adiliye Camileri, Kapalıçarşı, Halep Kalesi vs. Büyük Kumandan Selahattin Eyyübi dönemine kadar uzanmış çalışma. Suriye; Sovyet etkisiyle, diktatör Hafız yönetiminde büyük bir Türk düşmanlığı yaşadı. 1892 yılında yapılan Osmanlı eseri Mülki İdadi Mektebi’nde 1919 yılına kadar görev yapan okul müdürlerinin isimleri silinmiş. Oysa bir tarihi bilgi ve belgeydi. Ahmediye Medresesi sıcak ilişkiler yaşadığımız dönemimizde Osmanlı Müzesi olmuştu, Ancak bugün Suriye’de bütün tarihi eserler ya perişan, ya harap, ya tamamen ortadan kalkmış vaziyette. Çalışmada savaş sırasındaki bölgenin, Halep ve civarının da fotoğrafları yeni baskısında yayınlanmış. İyi ve şık da olmuş.

17 Ayda tamamlanan bu çalışmayla Halep’te Osmanlı döneminde inşa ve tadil edilen mimari eserlerin envanteri çıkartılmış. Zengi, Abbasi, Emevi, Memluklu ve Selçuklular dönemlerine ait çoğu eseri Osmanlı Cihan Devleti ayrıca restore ederek, yeniden hayatiyet bulmasını sağlamış. Kemaliyet-Ül Adimiye Medresesi çok zor bulunmuş, ama neticede kalıntılarına da olsa ulaşılmış ikinci baskıda. Mimari eserler aynı zamanda milletlerin kültürel mirasını taşır. Suriye ile tamı tamına 402 yıllar bir müşterekliğimiz var. Bu çalışmadan da öğreniyoruz ki üniversiteler aklın kolektif kullanıldığı kurumlardır. Topluma sorumludurlar, öncü ve itici güç konumundalardır.

 

Bir zamanlar hendeseden abide zannettimdi,

Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,

Senelerden beri rüyada görüp özlediğim;

Cedlerin magfireti iklimine girmiş gibiyim.

 

Yahya Kemal Beyatlı böyle diyor. Yayınlanan bu çalışmanın içine yerleştirmişler söz konusu kıtayı. Dahasında da yine şöyle diyor Yahya Kemal;

 

Ordu milletlerin en çok döğüşen en sarpı,

Adamış sevdiğini Allahına, bir böyle yapı!

 

Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Yavuz Coşkun başkanlığında editörler Doç. Dr. H. İbrahim Yarar ve Yrd. Doç. Dr. Ahmet Özbay, yazarlar; Lamia Jasser, Dr. Salem Khalaf, Dr. Abbas Sabbağ, Dr. Adnan Mamo’ya muhteşem bir çalışma ortaya çıkmış. Çalışma kısa adı Devlet Planlama Teşkilatı olan DPT de desteklemiş.

9

Bu çalışmadan bakın neler öğreniyoruz? Mutasavvıf ve büyük sofi evlerini belledik. Misyonerlerin Fransisken Manastırı, Seybani Medresesi, Hristiyan Rahiplik Medresesi, Hristiyanlık okulu ile Osmanlı Cihan Devleti zamanında da çalışmalar yaptığını fark ettik. Aziz Louis Hastanesi, Fransisken Rahipliği Kilisesi, Mar İlyas Kilisesi, Katolik Rum Seyyide Katedrali, Ortodoks Ermeni Kırk Şehit Katedrali, Ortodoks Rum El Seyyide-ül Azra Kilisesi, Katolik Ermeni Ümmül Maunat Kilisesi ve Katolik Süryani Seyyited-ül İntikal Kilisesi’nin de her zaman misyonerlerle birlikte hareket ettiğini öğrendik. Osmanlı Cihan Devleti her şeye rağmen insanların dinine, kimliğine, diline müdahale etmeyerek, inancı gibi yaşadığına müsaade etmişti.

Gaziantep Üniversitesi’nin bir başka yayını da Gaziantep-Halep ile alakalı. Hani vakıf medeniyeti diyoruz ya Osmanlı Cihan Devleti için. Örnek olarak da adaletini veriyoruz. Uluslararası Antep-Halep Vakıfları Sempozyum bildirilerini de üniversite üç cilt halinde yayınlamış(2014). Çoğu üniversitenin bir ulusal sempozyum bile yapmadığı günümüzde Gaziantep Üniversitesi çalışkanlığı ile yine öne çıkıyor. Bu yayın da itibar baskılı. Koordinatörlüğünü genç bir bilim adamı Yrd. Doç. Dr. İsmail Altınöz yaptığı çalışmaya göre bölgede ilk vakıf Keyvan Bey Abdüssemed (1582) hamamı, iki fırını, bir boyahanesi ve 68 dükkânı ile hizmet vermiş. Hâlâ bölgede devam eden 12 vakıf çalışıyor.

MARKA ŞEHİR

Bir gün heyetimiz Gaziantep’i dolaştı. Tabii ki AVM ve gökdelenleri değil, tarihi dokusu korunan Gaziantep’i. Önce dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Zeugma Mozaik Müzesini. Heyetimizde ilk defa gelenler vardı müzeye ancak benim 3. defa ziyaret edişim. Basına fahri hizmet veriyor, bazı kredi kartlarının ücretini ise bir promosyon hizmeti olarak sanırım bankası ödüyor. Zaten giriş ücreti 5 TL. Arzu edenler için 12 dakikalık bir de filim sunumu yapılıyor. Bu da ücretli… Üç ayrı binadan oluşan müze eski tekel fabrikası üzerine inşa edilmiş. Toplam 30.000 metrekare. Güzel dizayn edilmiş. Roma döneminde kentte yaşamış insanların inançları, kültürü ve günlük hayatı dikkate alınarak o günün mimarisine uygun olarak sokağı, çeşmesi, duvarı ve tüm yapı taşları ile gerçek ölçülerde inşa edilmiş.

Değişen ve gelişen Türkiye Müzeleri tanıtım kitapçığını baktım ve sevindim. İlk müzemiz 1846 yılında Tophane-i Amire Müşiri Fethi Ahmet Paşa tarafından, İstanbul’da harbiye ambarı olarak kullanılan Aya İrini Kilisesi’nde kurulmuş. Yönetimlerini hep batılı müzeciler üslenmiş. 1881 yılında ise Osman Hamdi Bey (1842-1910) müze müdürlüğüne getirilince müzecilikte bir ilk yaşanmış. Sonra da Konya(1902) ve Bursa (1904) Müzeleri kurulmuş. Uygulama ve proje çalışmaları süren Kırşehir Kaman, Batman Hasankeyf, Bitlis Ahlat, Van Urartu Müzesi ile de doğuda gerçekleştirilen böylesi çalışmalar sevindirici gelişmeler. Müzeden mutlu ayrıldık. Daha sonra aracımız heyetimizi Mütercim Asım’dan sonra Suburcu Caddesinden geçerek Gaziantep Kalesi’ne götürdü.

YA SABIR ÇEK TESPİH DEYİP GEÇME

Kalenin etrafını adın adım dolaştık. İmam Çağdaş kebapçı ve baklavacısı her zamanki gibi kalabalıktı. Sıra sıra dizilen tatlıcılar, baklavacılar, fıstıkçılar, peynirciler, kebapçıları geçip Gümrük Han’a girdik. Hediyelik eşyalar satılıyor. Mutfak eşyaları, Antep dokumaları; örtü, atkı, kravat, şal vs. Sedef işlemeli kutular, rahleler, masalar, sandalyeler, bıçaklar vs. Ben koleksiyoner değilim ama üç tespihimin iplerinin değişmesi gerekti. İkinci kattaki Salih Tesbih Evi’ni görünce hatırladım. Ancak yanımda yoktu tespihlerim. Tesbih müzesi gibiydi burası. Değerli kehribar tespihler, işlemeliler, kıymetli doğal taşlar (amazonit, aventurin, opal, zümrüt, safir, inci, hematit, kan taşı, granat lal, pirit, malakit, ay taşı, sedef, floret, jasper, kalsedon, kaplan gözü, turmalin, yeşim, obsidyen, yakut, amatist, turkuaz, lapis lazuli, mercan, oniks, sitrin, akik, aukamarin ve pembe kuvars), kristal tespihler her şey vardı. Bunların önemli kısmı Güney Amerika ve Afrika’dan ithal ediliyor. Böyle bir sektör var.

Ağaç grupları daha değişik pelesenk, kan ağacı, zebra ağacı, sandaloz, narcıl, kral ağacı gibi. Sıkma ve damla kehribar fosil gruba giriyor. Kemik gruplarında ise deve kemiği, fildişi, koç, bufalo, geyik boynuzları ve mors dişi mevcut. Yüzdeyüz Türk malı tespihler ise kazazlar(Trabzon telkâri) ve düz gümüş. Milyon liraya yakın tespihler olduğu, çok ucuzlarını da bulmak mümkün. Tespih ipliği almakla iktifa ettim. Mustafa Karakaya’nın sorduğu tespih ise Bakırcılar Çarşısındaki şubeleri Onur Tespih’te bulunabilecekmiş yahut siparişle getirilmesi mümkün imiş.

İki katlı tarihi Gümrükçü Han’da yerli ürünler vardı. Bahçesindeki yerde ise konuklar kahve-çay içebiliyorlardı. Alış veriş faslı bitince Alaüddevle Camii’ne vardık. Gençler namaza durmuştu öğle arası. Karagöz Camii de Kale etrafındaki bir başta tarihi dokuyu koruyordu.

SSCB DÖNEMİNDE ATEİZM BARAJ DERSİ

Terör olayları bölgeyi de etkilemişti. Oysa burası normalde yerli yabancı turist kaynardı. Dolayısıyla esnaf da bundan şikâyet ediyordu. Her gittiğimiz yerde Suriyeli çocuklar Kilis’te olduğu gibi öğrendikleri birkaç kelime Türkçe ile dileniyor ve para istiyorlardı. Tümüyle Arapça konuşsalar da dilendiklerini belli ediyorlardı. Veren oluyordu, onlara kızan da. Tümü de ülkemizde kalacak gibiydi. Dolayısıyla bu konuda çok ciddi çalışmalar yapılması ve programlar üretilmesi gerekiyor. İşsizliğin ciddi boyutlarda olduğu günümüzde bu Suriyeli çocuk ve gençlerin ciddi sorunlarla Ankara’ya fatura ödeteceklerini düşündüm bir ara. Bu süre çok uzun da değil. Bir sene kadar sonra yeni sorunlarla karşımıza çıkacaklarını sanıyorum. Batı göçmenleri asimile veya disipline edebiliyor. Türkiye’nin bu sorunlar karşısında yeni birimler kurması ve kaynaklar aktarması gerekecek gibi.

Azerbaycanlı soydaşımız ve dindaşımız Prof. Dr. Kamil Veli Nerimanoğlu ibadetinde duyarlı ve acul. Nedenini soruyorum bu aceleciliğin daha vakit varken: “Komünist yönetimde biz yıllarca kaldık. Ayrıca mutlaka ateizm (dinsizlik) dersinden sınıf geçilmesi gerekti. Yoksa mezun etmiyorlardı. Dolayısıyla o yıllarda ibadetimizi ihmal ettik. Şimdi ise telafi etmeye çalışıyorum. Çok şükür Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsızlığımızı kazandık, dinimizi diyanetimizi öğrenme fırsatı oldu” diyor. Sonra alış veriş faslı başlıyor; kuru patlıcan ve dolmalık biber 10, acur 8, Firik 8, Antep Peyniri 15, ceviz sucuğu 35-40, baklava 37-65 TL arasında satılıyor.

Bakırcılar Çarşısına geçtik. Aydan Hanım torununa kırmızısı yokmuş, siyah bir yemeni aldı. En fazla alış verişi de Kamil Veli Bey yaptı. Prof. Dr. Kamil Veli Nerimanoğlu, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey’in bir etkinliğine katılmış savaş öncesi. Program konukları daha sonra hep birlikte Halep’e götürülmüş. O hatıraları depreşti aniden. Anlattı ve üzüldü harap olan Halep’e.

(Devam edecek)

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.