Taş Bilezik

03 Ara 2020 Per 8:46
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Prof. Dr. Ali ÖZÇELEBİ (*)

 

Taş bilezik yoktur herhalde, yani tek parça. Ama yapılabilir sanıyorum. Günümüzde taş işlemekte kullanılan onca gelişkin delici, kesici araç-gereç var ki, taşı, hatta mermeri alır, el değdirmeden önce istediğiniz kalınlıklarda silindirlere dönüştürür, sonra dilim dilim keser ve içini oyar. Cilalanması işten bile sayılmaz. Renkli, benekli, -bizim oralarda (Kilis’te “dallı” derlerdi)- taş bilezikler olurdu.

Dallı dedim de ben aslında taş gülle yapı-mını anlatacaktım. Çok değil, elli yıl öncesine dek oyun oynamak için güllelerimizi kendimiz yapardık. Kolay değildi, ama zorunluyduk. Kendisi saydam, içinde renk renk dalgaları olan cam bilyeler, ne de onarılan arabalardan çıkan çelik rulman bilyeleri bizim oralara ulaşmamıştı henüz… Taş gülle deyip geçmemek gerek. Bence beceri ve sabır isteyen bir işti. Üstelik okulu, ustası da yoktu. Tanrı vergisi ya da abiden kardeşe, bir arkadaştan ötekine geçen bir bilgi ve beceriydi.

Önce günlerce dağ bayır dolaşıp uygun bir taş bulmak gerekirdi. Türlü çeşitli olurdu taş, ama adları yoktu. Belki vardı ama bize coğrafya, daha sonra lisede yerbilim hocaları öğretmemiş, göstermemişti taşlarımızı, madenlerimizi. Gözle tanınan, elle dokunulan, böylece nerelerde, ne kadar olduğu bilinen şeylere daha kolay sahip çıkılacağını bilmiyorlardı her halde. Bu yüzden tanımlanması da zordu, ancak bilen gözle bakılınca tanınırdı. O kadar. Sarımtırak, kahverengi ya da kara olurdu, en makbulü de dallı olanıydı.

O Kilis günlerinde, bağa çıktığımızda günlerce aradığımız olurdu. Tarlalardaki taşları toplayıp sınırlara yığarlardı. Allah’tan işlenebi-ecek toprağın üzeri kapanıyor diye duvar örmez, ev yapmazlardı bu taşlardan. İşte onlar arasında aramak gerekirdi güllelik taşları ya da taşlı tarlalarda. Büyük adam yumruğu kadar birkaç tane bulmadan çadıra ya da kente dönmek akıllıca olmazdı, çünkü işlerken ölçüsüz bir çekiç vuruşuyla ortadan ikiye yarıldığı olurdu. Küçük bir çekiçle ya da ondan daha sert başka bir taşla sivri köşeleri düzeltmek gerekirdi. Belki bir gündüz sürerdi bu iş. Sonra daha küçük vuruşlarla yuvarlaştırmak gerekirdi. En çok sabır ve ölçülü vuruşlar burada gerekirdi. İstenilen büyüklüğe ve kusursuz yuvarlaklığa gelince zımpara kâğıdı gerekirdi inceden kalına numaralı. Herkeste adı şu anda usuma gelmeyen kalınlık ölçme cetveli olmazdı, hani şu F harfine benzeyen. O zaman mengenede denetlenirdi, ama en iyisi çıplak gözle bakmaktı ışığa tutup evire çevire. Oyuncaklarımızı kendimiz yapa yapa ustalaşmış ellerimiz, parmak içlerimiz de kabarıklıkları hissederdi.

Bu aşamada pürüzlüdür taş güllenin yüzeyi, zımparalamak gerekir. Zımpara kâğıdını dört ya da altı parçaya bölüp birini sol avucunuzun içine koyarsınız, sağ elinizle gülleyi evire çevire sürtersiniz kalından inceye doğru zımpara kâğıtlarına. En incesi bir miydi, yoksa sıfır da var mıydı anımsamıyorum. Böyle şeyleri çok daha önce, unutmadan yazmak gerekir. Yoksa işte böyle kimi ayrınlar yiter gider. Oysa ayrıntılar sanıldığından önemlidir. Taşın yüzeyi iyice düzelince sıra yünlü kumaşla ovmaya gelir. Bu da bir gündüz sürer. Son aşamada, belki de bezle ovma aşamasında taş gülleyi zeytinyağına yatırmak gerekir, batırmak değil yatırmak, bütün bir gece. Taş zeytinyağını içine çekermiş. Sonradan öğrendim Yunanlılar ve Romalılar mermer yontularını zeytinyağıyla ovarlarmış. Kadınları da tenlerini… Elbet bir bildikleri vardı.

Kilis’te zeytin ağacı, zeytinyağı boldu, ama bizde her zaman olmazdı. Hacı Abdullah Dedem cimriydi; evinde kilere iner inmez sağda 6-7 tonluk depo ağzına dek dolu olurdu da, biz çarşıdan gazoz şişelerinde zeytinyağı alırdık. Evde olan kimi zaman bardağa koyduğumuz iki güllenin üzerini örtmezdi. Gülleleri bir güzel yıkar, annemize söylemeden zeytinyağına yatırırdık. Sonunda taşın yüzeyi, annemin nakış öğrencisi kızların dokunmaya can attığımız yanakları gibi pürüzsüz olurdu. Ben biraz “utanmaz”dım, taş gülleyi ablaların yanaklarına yaklaştırırdım, karşılaştırmak için izin isterdim. Gülerlerdi kıkır kıkır.

Ama biz çocuklar, taş gülleleri, kızların yanaklarına sürtmek için yapmazdık. Oyun oynanırdı bunlarla. Yalnızca biz çocuklar değil, kocaman, yanları sırmalı şalvarlı, yakasız gömlekli, kaçak ceketli koca amcalar oynardı. Hem de büyük paralarla. Örneğin, işte bir sözcüğü daha unuttum, şu belli aralıklarla toprağa dikilen teneke ya da taş parçalarına ne deniyordu? Kan, evet kan deniyordu. Her oyuncunun bir kanı, bir güllesi olurdu. Büyüklerin oyununda kan 50 krş., gülle gümüş 1 lira değerindeydi. Şu içinde gümüş olan paralardan…

En iyisi oyunu baştan anlatmak… Geniş bir sokakta, çoğun da boş bir arsada oynanırdı. Zeminin ıslak toprak olması gerekirdi. Oyuncuların kanları belli aralıkla toprağa dikilirdi, tenekeyse saplanır, yarım kibrit kutusu büyüklüğünde ince taşsa, toprak biraz kazınarak dikilirdi. Bir çizginin arkasında duran oyuncular sırayla atarlardı, daha doğrusu yuvarlarlardı taş güllelerini. İnce bir işti bu, toprağa konulan gülleye, sağ elin işaret parmağından güç alan orta parmakla, ya da yine bükülen işaret parmağının iç tarafında yaylandırılan başmağın tırnağıyla vuruşulurdu. İlk başlayanın hedefi, bir oyuncunun kanını devirmekti. Devir-sin ya da devirmesin taş gülle durduğu yerde kalırdı. İkinci oyuncu, kanlardan başka kendisinden önce oynayan oyuncunun taş güllesini de nişanlayabilirdi. Ka-nı vurulan oyuncu oyuna devam ederken güllesi vurulan oyuncu oyundan çıkardı; ötekiler bir oyuncu kalana dek sürdürürdü oyunu. Bir oyuncu her oyunda 1,5 lira kaybederdi. Bir oyuncunun daha önce vurduğu kan(lar)dan ve gülle(ler)den kazandığı para, onun güllesini vurana geçerdi. Bu oyunculara “eli kanlı” mı denirdi?

İşte böyle oynanırdı gülle, ama karataş döşeli sokaklarda taş evlerde oturan beyler değil, ağalar, köylüler oynardı, bir de bizim gibi kenar mahallelerin toprak sokaklarında oturan çocuklar. (ZeytinDalı Dergisi, Sayı: 60)

Benzer Haberler

NESİL Et yemeyen bir köpek türünün nesli tükeniyormuş. Bizde de, et yiyen insanların nesli...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlar, bir yaz boyu kuraklık sonrası, sonbaharda da yeterince yağış...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK   “BEN SENİ UNUTMAK İÇİN SEVMEDİM GÜLMEN AYRILIK DEMEKMİŞ BİLMEDİM BEKLEDİM...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

NESİL Et yemeyen bir köpek türünün nesli tükeniyormuş. Bizde de, et yiyen...

Her Yerde Kar Var

M. Yahya EFE   Sevgili okurlar, bir yaz boyu kuraklık sonrası, sonbaharda...

Sevgi Unutulmaz “Ben Seni Unu...

Metin MERCİMEK   “BEN SENİ UNUTMAK İÇİN SEVMEDİM GÜLMEN AYRILIK DEMEKMİŞ...

… Mış Gibi Yaşamak!

Mahmut İhsan KANMAZ   “Sen sustuğuma bakma. Yuttuklarım ve içime attıklarım...

Düziçi İlk Öğretmen Okulu’nun...

Mehmet KILIÇOĞLU   Biz, Düziçi İlk Öğretmen Okulu’nda okuduğumuz...

İslam’ın Temel Vasıfları-1

Uğur KEPEKÇİ   Dinin doğru anlaşılması için temel kaynak ve o kaynakların...

Mutasyonlu virüs Kilis’te de görüld...

Kilis Valiliği’nden mutasyonlu virüs açıklaması   Kilis’te bir...

Evleri basın lağım fareleri ile Bel...

Gazetemize açıklamalarda bulunan Kilis Belediye Başkanı Servet Ramazan, Sabah...

Yeni rektör belli oluyor

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından Kilis 7 Aralık Üniversitesi’ne...

Bakan Varank Kilis’e gelecek

Sanayi ve Ticaret Bakanı Mustafa Varank partisinin 7. olağan il kongresine katılmak...

Jandarma dedektiflerinden bağ evi h...

Kilis’te son dönemde artan bağ evlerinden hırsızlık olaylarının aydınlatılmasına...

2021 yılı köylere hizmet yılı olaca...

Kilis İl Genel Meclis Başkanı Şıhmehmet Yalçın, 2021 yılının köylere...

Kızılay ihtiyaç sahibi ailelere ula...

Kilis Kızılay Şubesi ekipleri, soğuk kış günlerinde ihtiyaç sahibi ailelere...

Kalorifer kazanı çalındı! [ASAYİŞ H...

Kilis’te kullanılmadığı için garaja bırakılan kalorifer kazanı çalındı....

Elektrik direği içerisinde yetişen ...

Kilis’te Şehit Sakıp Mahallesi Tekel Suma Fabrikası civarında bulunan elektrik...

Gıda Bankasından hijyen paketi dağı...

Kilis Belediyesi’ne bağlı Gıda Bankası ekipleri, pandemi sürecinde sağlıklı...

Kilis’te en çok sevilen tatlı: KÜNE...

Antepfıstığı fiyatlarının artışı ile alıp başını giden baklava fiyatları...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KADER Odun kiloyla satılıyormuş. Gazyağı da damlayla!… *** DİNLEME...