Dolar 8,4783
Euro 10,0536
Altın 493,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 41°C
Sıcak
Kilis
41°C
Sıcak
Per 41°C
Cum 39°C
Cts 38°C
Paz 36°C

Tellal

Tellal
REKLAM ALANI
A+
A-
28.02.2021
36
ABONE OL

Hayattan Kesitler-XVIII

 

Tellal

 

Memik KÖMEKÇİ

 

1967-68 yıllarında ben ilkokul öğrencisiydim. Yaz tatilinde sekiz-on tane kuzumuz olur, ben de onları mahallenin diğer çocuklarıyla otlatmaya giderdim. Bütün çocuklar kuzu ve oğlaklarını bir araya getirince sayıları seksen-doksan tane olurdu. Mahallenin koyun ve keçilerini ise Çoban Hasso (Hasan Çelik) güderdi.

Akşamüzeri biz çocuklar kuzu ve oğlakları çobandan önce eve getirir, ahıra kilitlerdik. Sağım işi bitince de kuzuları bırakırdık. İşte o zaman koyun kuzuya karışır, hep beraber meleşir, her ana yavrusuyla buluşur, emzirirdi. O anı seyre doyamazdım.

Anam koyunları sağarken, Karabaş Koyun’un gelmediğini fark etti. Koşup Çoban Hasso’ya haber verdik. Başka komşunun birinin de iki koyunu eve dönmemişti.

Hasso,

– Koyunlar mutlaka dağda kayboldular. Buralarda bir yerde olsalar eğleşmez, eve gelirlerdi. Çünkü hepsinin kuzuları var. Ben yemeğimi yiyene kadar siz Kel Omar’a ( Ömer Önderoğlu) haber verin bir seslesin. Harman yerinde buluşup dağa aramaya gidelim. Geç kalmadan gidelim ki kurt falan yemesin.

Çobanın dediklerini gelip babama söyledim. Babam da beni OmarEmmi’ye gönderdi.

– Hemen gidip OmarEmmi’ne söyle de gel. Selamımı söylemeyi de unutma.

Bunun üzerine Kel Omar’ın evlerine gidip, damlarının üzerinden aşağıya

-Omar emmi, Omar Emmi! Diye seslendim. (Omar Emmi sesi gür, gümbür gümbür bir adamdı. Memleketin tellalıydı.) Sesime önce aşağıda sekinin üstünde yatan köpeği karşılık verircesine havlamaya başladı. Hayvan âdeta kendini kendini parçalıyor, yukarı dayalı süllümün (tahta merdivenin) basamaklarını kemiriyordu. Belki benim değil de köpeğin sesine hanımı,

– Kim o,diye seslendi.

– Benim Emo Bibi (Emine Hala). Köşker Hösün’ün oğluyum.

– Ne diyorsun oğlum? Hayır mı?

– Koyunlarımız kayboldu, Emo Bibi. Babam, OmarEmmi’n evdeyse bir seslesin dedi.

– Bekle de Omar Emmine söyleyeyim de gelsin.

Omar Emmi, hafif tıknaz, orta boylu bir adamdı. Tıslaya tıslaya merdivenden çıkıp yanıma, dama geldi.

– Söyle bakalım yeğen, hayır mı, ne oldu?

-Omar Emmi, babamın size çok selamı var. Bizim bir koyunumuz, Veli’nin oğlu Arif’in iki koyunu kaybolmuş. Sizin milleti seslemeniz için beni gönderdiler, onun için geldim.

– Tamam anlaşıldı. Gel bakalım şöyle yanıma, elimden tut ki sesim gür çıksın! Çocuklar elimden tutarsa benim sesim daha çok çıkıyor. Elimi sakın bırakma ha, oldu mu?

– Bırakmam Omar Emmi!

Omar Emmi bir eliyle elimi tuttu, diğer eliyle de bir kulağını kapatıp bağırmaya başladı. Gerçekten de sesi gür çıkıyordu. Elini sıkı tuttukça da sesinin gürleştiğine inanmış, var gücümle sıkıyordum.

komekci

 

– Komşular, ey ahali, duyduk duymadık demeyin. Köşker Hösün (Hüseyin) ile Veli’nin Oğlu Arif’in üç koyunu kaybolmuş. Bir saat içinde harman yerinde toplanıp aramaya gidilecektir. Gelmek isteyenler hemen toplansın hao. Duyanlar duymayanlara haber versin hao!

– Komşular, ey ahali, duyduk duymadık demeyin. Yarın sabah saat dokuzda Yarımca’daki Balıklı Göl’e ziyarete gidilecektir. (Bu göl, Yavuzeli’ne on kilometre uzakta bulunan ve Nemrut’un Hz. İbrahim’i yakmak üzere, yaktığı ateşten bir kıvılcımın da buraya düştüğüne inanılan yerdi, buradaki suyun ve balıkların şifalı olduğu söyleniyordu. Bu gölün sularının göz hastalıklarına(trahom) iyi geldiği de bilinmekteydi.) Bütün Yavuzeli davetlidir! Koyunu olan koyun, keçisi olan keçi, yoksa bir tavuk veya horoz getirebilir. Hiç bir şeyi olmayan da eli boş gelsin. Surat asık değil, gönlü hoş gelsin hao. Duyduk duymadık demeyin, duyanlar duymayanlara haber versin hao!

Omar Emmi tellâllık ederek, gerekli duyuruları yapmıştı, bir saat içinde harman yerinde on beş-yirmi kişi toplanarak ellerinde fener ve silâhlarla dağa koyunları aramaya gitmişlerdi. Biz birkaç çocuk da beraber gitmiştik. Çoban Hasso bizi, sürüyü gezdirdiği muhitleri göstererek dolaştırıyordu. Bu arada bazı büyükler av heeeyy av heeeyy sesleriyle koyunlara sesleniyorlardı. Sulu mağaranın sağ tarafında Kuyucak mevkiinde koyunların meleme sesleri duyulmaya başladı. (Sulu Mağara, bir kaya mezarıydı. İçeri girildiğinde sağ tarafta taşın yontulmasıyla bir mezar, başucunda kandil vb. konulmak üzere oyulmuş raflar bulunuyordu. Kışın yağmur suları mağaraya dolarak, yaz boyunca taştan mezar çukuruna bir havuz gibi doluyordu. Çoban ve avcılar buradan buz gibi su içebiliyorlardı.) Tecrübeli çoban ve köylüler koyunları elleriyle koymuş gibi bulmuşlardı. Üç koyunun da durumu oldukça iyiydi. Koyunların bulunduğunu evdekilere haber vermek için birkaç el tüfekle havaya ateş ettiler. Hep birlikte bizler önde, koyunlar arkada yürüyerek eve geldik. Arif Emmi kimsenin ayrılmasına izin vermeyerek, evinin damında herkese çay ikramında bulunmuş, daha sonra, herkese hayırlı geceler dileyerek evlerimize dağılmıştık. Bir günümüz böyle bitmişti.

Bizde hayat erken başlardı. Bu gün de öyle olmuştu. Sabah, koyunlar çobana teslim edilmiş, kuzuları da bir o gün büyüklerden gönüllü birkaç kişi götürmüştü. Biz çocuklar da diğer büyüklerle birlikte Yarımca ziyaretine gitmek üzere erkenden hazırlıklara başlamıştık.

Yarımcaya gidişimiz atlar, eşekler ve bir atlı arabaydı. Arabaya sırf yiyecekler yüklenmiş, at ve eşeklere de çocuklar ve bazı eşyalar yüklenmişti. Geriye kalanlar ise on kilometrelik yolu yaya olarak yürümüşlerdi.

Büyük bir gurup halinde hengâmeyle Yarımca’ya gelip, eşyaları indirerek hazırlıklara başlanmış, küçük çocuklara uyuyabilecekleri birer de salıncak kurarak ağaçların altına oturup yerleşmiştik.

yarımca

Yarımca’da kesilen kurbanlık hayvanlarla birlikte tavuk ve horozlar da kesilerek yemekler hazırlanmış, koca satıllar (kova) dolusu yoğurtlardan ayranlar yapılmış, salatalar hazırlanarak geniş sofralar kurulmuş, sofranın kenarlarına yufka ekmekler dizilmişti.

Sofraya önce büyükler oturduktan sonra biz çocuklara da birkaç hanım teyzeyle birlikte ayrı bir sofra açılmıştı. Biz öyle daha rahattık! Kimse bize oğlum düzgün ye, üzerine dökme, sofrayı üzerine iyi çek gibi telkinlerde bulunmuyordu.

Hep birlikte yenilip içilirken, yoldan geçenleri, yakında çobanlık edenleri, yanı başımızda tarlasında çalışanları yemeğe çağırmış, ikramda bulunmuştuk. Hiç tanımadığımız insanlarla yemeğimizi paylaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyorduk.

Yemekten sonra biz çocuklar, şifalı olduğuna inanılan suya girip yıkanmış, çimenlerin üzerinde güreşler tutarak çeşitli oyunlar oynayarak, dilek ağacına çeşitli dileklerde bulunarak bezler sarıp, düğümler bağlamıştık. Hepimiz çok eğlenmiş ve çok mutluyduk. İkindiden sonra toparlanarak güzel Yarımca’dan ayrılıp, güle oynaya evin yolunu tutmuştuk.

İki buçuk-üç saat sonra eve yetişmiş, bir hayli de yorulmuştuk. Yarımcadan getirdiğimiz ziyaret pilâvından biraz yedikten sonra dama çıkarak yatağıma uzanmış, her gece olduğu gibi yıldızları seyre dalmıştım.

Sabah uyandığımda güneşin sıcaklığını yüzümde hissetmiş, bugün biraz geç kalmış olsam da annem uyandırmaya kıyamayıp biraz daha uyumama müsaade etmişti. Ben güneşin sıcaklığını yüzümde hissettikten sonra, uykum dağılmış, uyanmıştım. Önce elimi yüzümü yıkadım, sonra bir pekmez dürümüyle bir bardak süt içtikten sonra kuzuları alıp kırlara götürmüştüm.

O gün üstümde dünün yorgunluğu ve bir rehavet vardı ama mutluydum.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.