Dolar 31,5707
Euro 34,3193
Altın 2.148,21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 17°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
17°C
Parçalı Bulutlu
Sal 14°C
Çar 15°C
Per 14°C
Cum 13°C

Toplum Yapısını Ekonomi Belirler

Toplum Yapısını Ekonomi Belirler
A+
A-
01.09.2015
357
ABONE OL

Selahattin ÇOLAKOĞLU

 

İnsan toplulukları, katıldıkları ekonomik yapıyla şekillenirler. Bu sözü şöyle de söyleyebiliriz; toplumlar ekonomileriyle şekillenir ve içeriklenirler. Özelikle demokratik toplumlar, ekonomik yapıyla özdeş denecek kadar ekonominin etkisinde yaşar ve şekillenirler.

Batılı toplumlarda demokratikleşme, toplumun endüstriye geçmesiyle başlar. Endüstrileşme, toprağın ve toprağın üzerinde var olan canlı cansız her şeyin mülkiyetine sahip olan zenginlerin-asillerin egemenliklerini yıkmıştır.

Ortaçağda, her tür üretimin ve dolayısı ile zenginliğin tek kaynağı toprak idi. Ve Toprak da, ülkelerin ‘asil’ sınıfına aitti. Bu nedenle de, asillerle asillere destek veren ‘ruhban’ sınıfı toplumun iktidarını paylaşırlardı. Bu iktidar gruplarının egemenliğine, endüstrileşme olgusu son verdi. Çünkü endüstri, iki esas unsura dayanıyordu. Bu iki unsur, bilgi ve emekti. Bu iki esas unsur, asillerin ve ruhbanların tekellerinde tutamayacakları kaynaklardı.

Endüstri, krallar-imparatorlar, papalar-patrikler, sultanlar-halifeler, padişahlar-şeyhülislamlar, piskoposlar-paşalar, eşraf ve ayan, özetle bütün toprak sahiplerine ve din adamlarına siyasi ve parasal egemenliklerini yitirtti. Ve zenginliğin kaynağını halka aktardı.

Ne var ki bu iktidar değişikliği, birden bire olmadı. Uzun ve kanlı geçiş sonunda, önce endüstrileşme aşaması ve endüstrileşmenin güçlenmesi sonucu oluşan sermaye sahipleri, yani tüccar ve sanayici, ‘burjuvazi’ sınıfını oluşturdu. Ve bu sınıf; toplum egemenliğine ortak oldu.

Burjuvazinin toplum iktidarına ortak oluşu, mutlakiyet-tek kişinin iktidara egemenliğini kırdı ve kralın-padişahın-hanın tek ve mutlak iktidarının yanına burjuvanın oluşturduğu meclisi koydu. Yani meşrutiyet yönetimini getirdi.

Bu yönetim şeklinde de yine ülkeyi temsil eden ve yöneten olarak dinsel kişiliği de olan bir kral padişah-sultandı. Ama padişah-sultan, toprak ağaları ve din adamlarıyla iktidarı paylaşırken, yanlarına tüccar ve sanayicileri de alma zorunda kaldılar. Bu varlıklı sınıfı temsil eden meclis, ‘burjuvazi’ denilen grubun temsilcilerinden oluşuyordu.

Endüstrileşme, bir süre sonra etkinlikte ivme kazınınca, sermaye
sahiplerinin yanında önlenmesi olanaksız olarak, ‘işçi’ sınıfını ortaya çıkarttı. Endüstrileşme hız kazandığı oranda, sermaye büyüdü. Bu büyümeye paralel, işçi sınıfı da büyüdü ve etkinleşti.

Bu gelişme ve büyüme, işçinin-halkın iktidara katılımını zorunlu yaptı. Ve bu olgu da demokrasiyi getirdi. Demokrasi de işçi savaşımının ve emeğin etkileşimi beraberinde, yeni toplum oluşumunu getirdi. İşçi sınıfı oluştu. Ve beraberinde ‘bir adam, bir oy’ ilkesini taşıdı. Ve uygulamaya girdi. Ve böylelikle işçi sınıfı, iktidara ortak oldu.

Ve bu olgu, Batı Avrupa’da, dinsel ve feodal egemenlikleri yıktı. Yukarıda belirtmeye çalıştığım, önce mutlakıyet, endüstrinin çıkmasıyla meşrutiyet ve sonra işçi sınıfının oluşumu ile de demokrasiye dönüşle başlayan ‘ulus-devlet’ oluşumu oluştu. Bu oluşum, toplumun yapısını ve işlerliğini tanınamaz şekilde değiştirmişti. ‘Köylü’ artık ‘işçi’ olmuştu. ‘Toprağın esiri köle’ nitelikli insanlar, ‘özgür ve eşit vatandaş’ oldular (!).

 

Bu değişiklikle, ‘burjuva’ ve ‘demokrasisi’ kavram ve olgu haline geldi. Bu oluşum, bir tarihsel süreç değildi. Bu oluşum, bilgi ve yapımcılığın oluşturduğu bir gerçekti.

Burjuva, demokrasiyi meşrutiyetin ötesine taşıyamazdı. Bu nedenle demokratik oluşuma ‘burjuva demokrasisi’ demek yanlış olur kanısındayım. Günümüz demokrasisine, burjuvanın getirdiği endüstriyel ekonominin doğal sunucu ortaya çıkan ‘işçi sınıfı’nın iktidara katılım mücadelesi somcu oluşan ortamın verisidir ‘demokrasi’.

Dünyanın hiçbir yerinde burjuvazi, doğal oluşumla ve tek başına ‘demokrasiyi’ oluşturmadı. Burjuvazinin gidebileceği en ileri demokratik nokta, ‘meşrutiyet’tir. Onun için önemli olan, siyasi iktidarla pazarlık olanağı elde etmektir (!). Halka özgürlüğü ve ‘ulus devlet’ oluşumu onu ilgilendirmez.
Demokrasinin oluşumunun asıl sahibi ve savaşçısı, ‘işçi sınıfı’dır. İşçi sınıfının gelişmesiyle, ‘insan haklarına’ dayalı ‘özgür vatandaş’ kavramı oluşmuştur. Ve bu kavram, toplum egemenlerine kabul ettirilmiştir.

Bu olgular, bu kavgalar, burjuvaziyi elindeki olanakları korumaya itti. Ve kendisinin ürettiği işçi sınıfı ile uzlaşma arayışına girdi, Ve bu uzlaşma sonucu, demokrasiye, burjuva da destek verme zorunda kaldı…
Bu kısa anlatımla, Batı Avrupa toplumunun kendi oluşturduğu ekonomik yapı ile nasıl şekil ve içerik değiştirdiğini anlatmağa çalıştım.
Demokrasi, endüstrileşmenin doğurduğu işçi sınıfının gelişmesi ve ‘insan haklarına’ dayalı ‘Özgür vatandaş’ kavramının, toplum egemenlerince kabul edilmesi sonucu oluşabilmiştir.
***
Osmanlı, endüstriyel devrimin uzağında kalmıştı. Bununla da, içinde yaşadığı Batı Avrupa’nın çağsal gelişimini yakalayamadı. Ve çağın dışına düştü. Türk Ulusu’na önemli bir fırsatı kaçırma şansızlığını bıraktı.
Türkiye, Cumhuriyeti ile ulusumuz, halklılaşma ve endüstrileşme ortamını yakalayabildi. Ve böylece, Osmanlı’nın geçmişte endüstrileşemediği için güçsüzleşmiş, güçsüz olduğu için de yenilmiş ve istilaya uğramış toprakları üzerinde Türk Ulusu, ‘kurtuluş Savaşı’ sonucu, Cumhuriyeti’ne ve demokrasiye kavuşmuştu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin altyapısında, endüstrileşme yerine, askeri başarı yatar. Ama ne var ki, Cumhuriyet, ‘yukardan gelme’ yöntemle de olsa, Atatürk devrimleriyle, halkın uyanmasını ve ekonomik yapısın değişimi fikrini halka verebildi. 1920’lerin, 1930’ların bu yukardan itimli ekonomik gelişme ve toplumun yapı değişimi günümüzde, Türk sanayi toplumunu ve işlerli ekonomik yapıyı oluşturdu.
Bu oluşum ve gelişimin verisi, ‘gerçek demokrasi’dir. Artık ‘ulus devlet’ kavramı içinde, ‘sermaye’ ile ‘işçi-çalışan’ birliktelikle, devlet desteğini de arkalarına alarak, üreten sanayi toplumu, demokratik toplum olamamanın heyecanını yaşıyoruz.
Bu olgu, hızını ve güçlü olma yapısını, Cumhuriyet’in kurulduğu günden, çok partili düzende, 1960 yılına kadar, devlet desteği özel sektöre olmuştu. Bu olgu, Türkiye’de sermaye sınıfının oluşumunu yarattı. 1960’dan sonra 1961 Anayasası, ‘işçi sınıfı’nın oluşumuna destek verdi ve işçi sınıfı oluştu…
Ve Türkiye’de, akılcılıkla gelişime ve ekonomiye uygun, demokrat toplum yapısı ve toplum yaşamı yaratılmış oldu…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.