Dolar 12,4902
Euro 14,1332
Altın 720,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 20°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
20°C
Parçalı Bulutlu
Cts 13°C
Paz 16°C
Pts 19°C
Sal 20°C

Toprak Ahlakı

Toprak Ahlakı
A+
A-
19.10.2021
36
ABONE OL

Metin MERCİMEK

“SULANMAYAN TOPRAK KURUMAYA, SEVİLMEYEN KALP ÖLMEYE MAHKÛMDUR.” (Atasözü)

Bilindiği üzere toprak, bir daha geri kazanılması mümkün olmayan ve sadece insanlar İçin değil, bütün canlılar İçin bir yaşam ortamıdır. Ekosistemdeki halkalar içerisinde tüm canlılar İçin vazgeçilmez bir önem taşıyan toprak, aynı zamanda bütün yer altı ve yer üstü servetlerinin de yatağıdır. Ancak bu yaşam ortağı, her geçen gün pek çok olumsuz etkenle hızla kirletilmekte, işlevini kaybetmekte ve erozyonun yok edici etkisine maruz kalmaktadır. Yapılan araştırmalara göre doğal çevrenin tahrip edilmesi ile kaybedilen toprak miktarı, kendiliğinden oluşan toprak miktarından çok daha fazladır.
Geçmiş yıllara bir göz attığımız zaman, ilk insanlar tarafından genellikle tarım arazisi yapmak maksadıyla yangın çıkartılarak tahrip edilen ormanlar, belirli bir süre kullanıldıktan sonra verimsizleşmiş ve daha sonra bu araziler erozyonun yok edici etkisine terk edilmiştir. Bu nedenle geçmişte büyük göçler ve savaşlar yaşanmıştır. Açlık, kuraklık ve bunlarla birlikte yaşanan kitlesel ölümler, taşkınlar, insanlık tarihi kadar eski olmuştur. Kutsal kitaplarda dahi yer alan bu felaketler, dünyanın birçok yerinde pek çok uygarlığın sonu olmuştur.
Yurt edindiğimiz ve gelecek nesillere yaşanabilir halde bırakmak zorunda olduğumuz kutsal vatan topraklarımız da başta erozyon olmak üzere çeşitli sebeplerle her geçen verisizleşmekte, azaltmakta ve elimizden uçup gitmektedir. Kanla ve canla kazandığımız bu topraklar, eskisinden çok daha fazla korunmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle yediden yetmişe bütün insanlarımızın çevre bilincinin yerleştirilmesi büyük önem taşımaktadır.


Yeryüzünde olduğu gibi Türkiye’de de toprak kaybının en önemli nedeni erozyondur. Yurdumuzun yüzde 75’i aktif erozyonun etkisi altındadır. Arazi eğilimi, toprak yapısı, iklim ve zayıf bitki örtüsü sonucu oluşan doğal erozyonun yanı sıra, insanlarımızın bilinçsizce doğaya müdahalesinden kaynaklanan bir dizi yapay etken, ülkemizde erozyonu bir afet haline getirmiştir. Oysa bir zamanlar Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde, Van’dan kalkan bir sincabın, başı göğe değen meşe ormanlarında daldan dala atlayarak, ayağı yere değmeden Akdeniz’e ulaşabildiğini yazmaktadır. Bugün bu alanlar, ormanların yok edilmesiyle hemen hemen tümüyle çıplak hale gelmiştir. İnsanoğlu hala yaptığı hatanın, bir anlamda bindiği dalı kestiğinin farkında değildir.
Unutmamamız gerekir ki, bir ülkeyi vatan yapan; ne o ülkenin coğrafi konumu ve genişliği, ne denizleri, gölleri ve akarsuları, ne de dağlarıdır. Onu vatan yapan o ülkenin doğal kaynakları ve üretime elverişli topraklarıdır. Zira bitkisel ve hayvansal üretim ile birlikte sanayi üretiminin temeli, öncelikle toprak varlığına dayanmaktadır.
Hoşça kalın.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.