Dolar 33,0372
Euro 35,9878
Altın 2.559,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 35°C
Açık
Kilis
35°C
Açık
Paz 36°C
Pts 36°C
Sal 36°C
Çar 38°C

Tuna Yokuş Mu Çıkıyor Ne? Bu Tuna Başka Tuna-20

Tuna Yokuş Mu Çıkıyor Ne? Bu Tuna Başka Tuna-20
A+
A-
06.08.2016
436
ABONE OL

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Işıklı levhalar ve ikaz işaretlerinden birini görmezseniz bir başkasını mutlaka fark ediyorsunuz. Dikkatimi çeken bir husus otobanda veyahut diğer yollarda öyle reklam panoları falan hiç yok denecek kadar az. Ama baz istasyonları bir hayli fazla. Acaba SSCB yönetimden devam eden bir gelenek, bir uygulama mı? Baz istasyonu da herhalde hem istihbarat birimleri için, hem de akıllı cep telefonları için diye hemen akla gelen iki ayrı husus.

Moda çılgınlığı nereye gitsek karşımıza çıkıyor. Sıfır saniyede de herkese ve her kesime bulaşıyor. Toplum da bu yeni modaya hemen intibak edebiliyor her nasılsa. Blucinler yırtık pırtık, pantolonlar aşırı biçimde vücut hatlarını belli edecek kadar sıkı ve dar. Erkeklerin kirli sakalları, darmadağınık saçları var.

Yarın Slovenya’ya hareket edeceğiz. Aynı gün oradan Macaristan’a geçeceğiz. Dolayısıyla mihmandarımız bizi bilgilendiriyor. Bir Euro 310 Macar forinti yapıyormuş.

IMG_1767

İnsanlar yaşadıkça öğreniyor çoğu şeyi. Avrupa gezilerinde yerel için hiç para bozdurmasan da oluyor esasında. Çünkü Euro daha makbul esnaf için. Ayrıca kullanmak ve taşımak da yasak değil. Parayı bozdurunca ya tümünü harcamak durumundasın yahut artan parayı ya birine verecek, ya da Türkiye’ye geri getireceksin. 50 euro bozdurdum. Daha yarısından fazlası duruyor. Dur bakalım ne olacak? Batıda olmuyor ama bazı ülkelerde enflasyon ve devalüasyon olunca yanında getirdiğin yabancı para bazen değer kaybediyor, bazen de tedavülden kalkıyor. Benim böyle bir Kırım maceram var. Paralar elimde kaldı, bir sonraki gittiğimde yürürlükten kaldırıldığını öğrendim. Yandı mı keten helva? Allahtan öyle çok fazla değil, iyi bir lokantada maile bir yemek parası kadar bir şeydi.

Prag da yedi tepe üzerine kurulmuş. Trafiği rahatlatmak için de son 10 yılda ciddi ciddi tüneller açılmış. İyi de olmuş. Prag’a girerken Fenerbahçeli oyuncumuz aklıma geldi; Kadleç! Sözleşmesi yenilenmeyince, adının anlamı Prag Gücü manasına gelen Sparta Prag’a yeniden döndü Çek Milli Takımı’nın oyuncusu. Peki, Çekler hangi spor dalında iddialılar? Buz hokeyi! Bir Çek emekçi en fazla 400 euro aylık alıyor. Alıyor ama yurtdışında da tatilini ihmal etmez. Mutlaka denize giderek yapar. Hafta sonu da bir göl kenarında piknik yapar. Göl kenarında evi olanlar genelde zengin ve aristokrat Çeklermiş. Her işçinin küçük de olsa mutlaka sığınacak bir evi var. Emekçi kesim işinin dışında vaktini mahallesinde geçirir. Dolayısıyla gezme, tozma, hava atma, hovardaca harcama, pahalı giyinme ve yeme gibi bir meziyeti taşımıyorlar. Her sorunu yaşadığı yerde çözmeye uğraş veriyor.  Prag’ın bir başka değişik özelliği insanların köpeklerle lokantaya rahatlıkla girebilmesi. Önce de köpeklere su servisi yapılır buralarda. Bütün hayvanların ayrıcalıklı bir yanı var. Köpekleri cinstir ve dışarıya satılarak döviz girdisi sağlayabiliyorlar. Türkiye’den de buraya gelen köpek alıcıları oluyormuş. Bunu Prag’da bir başka Türk müteşebbis organize ediyormuş.

Prag’a yine gündüz girdik.

ORTAÇAĞ AKŞAMINDA KORSANLAR

Her Prag gezimiz ayrı bir keyif veriyor. Prag’ın eski ve yeni merkezleri Nove ve Stare Mesto’dan kadim olan yani eskisi makbul turistler için de kendi halkı için de. Tiyatrolar burada. O gün Kuğu Balesi oynuyordu Operası’nda. Mumya Müzesi

(Musee Grevin) için vaktimiz yoktu.  Limuzini gelin arabası yapan birini gördük. Öyle dönüp de hiç kimse bakmıyor bizden başka. Hem de tam merkeze park etmişler.

IMG_1772

Akşam yemeğini Ortaçağ Gecesi’nin yapıldığı bir restoranda yiyeceğiz. Yine Prag’a dağıldık birbiri ardından.

Vaclav Meydanı, Sternberg ve eski Kraliyet Sarayı, Ulusal opera binası, Karel Köprüsü, Meryem Ana Kilisesi, Aziz Vitus Katedrali, Aziz George Bazilikası, şık ve değişik fresklerle dekore edilmiş Loreto, Strahov Manastrı, Mala Strana (küçük mahalle) dolaşıp durduk. Onca isme bakmayın siz; bunların tümünü Sultanahmet Meydanı içine alır da yine de boş semti kalır İstanbul’un.

Karanlık kavuşmadan birkaç defa merdivenlerden inerek, içerisi loş ışıklarla sihirli hale getirilmiş Prag Ortaçağ gecesinin yapılacağı lokantamıza girdik. Büyük  bir iş merkezinin zemin katına girdi çıktılar yaparak mekanı büyülü hale getirmişler! İçeride boş yer yok. Herkes ve her grup da sıkışık. Dirseklerimiz birbirine değecek. Öyle ya ortaçağı canlandıracaklar ya. Mahzen sanki rutubet kokuyor. Her yana kısık ışıklar, mumlar yerleştirilmiş, vantilatörler durmadan çalışıyor. Masalara nostaljik bir hava vermeye çalışılmış. Sandalyeler de öyle. Önce çorbalarım geldi masaya. Gulaş Çorbası. Bu çorba bölgeye has dense de öyle değil diye biliniyor. Hep anlatıyorum Osmanlı mutfağında ” kul aşı” denilen yeniçeri çorbası yıllar sonra olmuş sana “gulaş”. Kul aşını içtik. Sığır eti bol, sebzeli bir çorba. Çorbadan sonra gösteri başladı. Bir davul çalıyor gümbür gümbür. Genç biri şalvara yakın bir pantolon, kolu olmayan bir yelek giymiş; omzuna ipiyle taktığı değişik davuluna vurup duruyor. Bir kocaman dev def veya darbukacı yanında yer aldı.  Sonra iki tane de aynı giysiler içinde genç adam bizim Karadeniz’de tulum dediğimiz, İrlandalıların gayda diye isimlendirdiği enstrümanlarıyla sahneye çıkarak çalmaya başladılar. Restorant inliyor sesten. Kulak zarlarının patlamasına neden olabilecek kadar güçlü bir müzik. AB mevzuatına göre böyle bir duyuru asmaları gerek esasında. 14. Yüzyıldan esinlenerek dizayn etmeye çalışılan mahzende esir kadınlar, dilenciler, savaşçılar masa masa gezerek, aralarda dolaştı ve mesaj vermeye çalıştı, danslarını sergilediler. Bu tür sahneleri korsan filmlerinde çoğu kez herkes görmüştür.

Müzik ve oyun devam ederken alkışların da ardı arkası kesilmiyordu. Soğan kesme tahtası gibi tabaklarda iyi pişmiş ördek ve tavuk şnitzeller yanında patates ve azda olsa domates ve salatalıkla servise başlandı. Bu sırada boynunda kocaman bir yılan olan kadın masaların arasında girdi. Yanında da bir fotoğrafçı. Müşterilerden kim yılanla resim çektiriyorsa hem fotoğrafı almak hem de belli bir ücret ödemek durumunda. Çoğu kişi de bunu heyecanlanarak gerçekleştirdi. Bazılarının boynuna dolandı yılan, bazılarının omuzundan aktı, bazılarına diklenerek durdu. Sersemlemişti zehri alınan hayvan. Sonra gerçek kılıçlı ortaçağ kıyafetli kadın ve erkek sanatçılar gösteri yaptı. Birbirleriyle vuruştular. Taraflardan galip gelen olmadı.

(Devam edecek)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.