Üç Damla Şiir

11 Ağu 2018 Cts 9:55
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Şevket AYÇİN

 

“Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

 

dizelerinin şairi Kanuni’nin çok sevdiği bir ağaca (dırahta) karıncalar musallat olmuştur; ağaç neredeyse kuruyacaktır. Padişah onu kurtarabilmek için karıncaları kırma, yani öldürüp yok etme düşüncesine kapılmış. Ancak can alma olgusu içine sinmemiş olmalı ki, bunun için Şeyhülislam Ebussuud Efendi’den onay alma gereği duymuş. Ebussuud Efendi onaylamazsa bu düşünceden vazgeçecektir. Yapmayı düşündüğü işin günah olup olmadığını şöyle sorar:

“Dırahta ger ziyan etse karınca

“Zararı var mıdır anı kırınca”

Şeyhülislam’ın soruya verdiği karşılık muhteşemdir:

 

“Yarın Hakkın Divanına varınca

“Süleyman’dan hakkın alır karınca.”

 

Sonuçta padişah bu işten vazgeçmiş, karıncaların canı kurtulmuştur.

Görüldüğü gibi, Sultanları bile şiir yazan Türkiye’miz şairi ve şiiri bol bir ülke. Bizce yurdumuzda şiir yazanlar şiir okuyanlardan daha çok! Ne var ki kimileri ezberlenmeyen yani bellekte yer etmeyen şiiri şiirden saymıyor. Örneğin Attila İlhan “Ezberlenmeyen şiirin çekiver kuyruğunu!” diyor. Yahya Kemal’den söz ettiği bir şiirinde Arif Nihat Asya:

“Ve namaz sureleri

“Gibi ezberdedir O”

diyor. Gerçekten Yahya Kemal sağlığında şiir kitabı yayımlamamış, daha doğrusu buna gerek görmemiş; zira yazdığı şiirler hemen ezberlenirmiş. Şiirleri ölümünden sonra Yahya Kemal Enstitüsü’nce kitaplaştırılmış. Tıpkı onun gibi Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın Orhan Veli’nin, Mehmet Akif’in, Nazım Hikmet’in… Şiirleri hep ezberlerdedir. Uzun yıllar önce Gaziantep’te okuluma giderken otobüsün içinde bir dilencinin ezberden Fuzuli şiirlerini okuduğunu görmüş ve çok şaşırmıştım.

Şiirimiz, kabına sığmayan bir ırmak gibi, gürül gürül akmakta. Bunu fark edince bu ırmaktan sizlere üç yudum su sunmak istedik.  Yazımızda çok beğenilen üç şairimizden söz edip şiirlerinden örnekler vereceğiz.

1930’lu yıllarda doğmuş ve ne yazık ki bugün hiçbiri yaşamayan bu şairlerimiz Seyfettin Başçıllar, Abdürrahim Karakoç ve Ülkü Tamer’dir.

Sözün sonunu güzel getirmek edebiyatımızda uygulanan bir gelenektir. Biz de öyle yaparak hem bu üç şairimize hem de tüm şiir emekçilerine Dedem Korkut’un ağzıyla bir alkış verelim:

Hani o dediğim beğ erenler, dünya benim diyenler! Ecel aldı yer götürdü, fani dünya kime kaldı? Gelimli gidimli dünya, ahir sonucu ölümlü dünya! Eninde sonunda uzun yaşın sonu ölüm. Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın.

Yom vereyim Hanım: Karlı kara dağların yıkılmasın, kölgelice kaba ağacın kesilmesin, gürül gürül akan güzel suyun kurumasın, Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin!

Ak alınla beş kelime dua kıldık, kabul olsun! Yığıştırsın, biriktirsin, günahımızı adı güzel Muhammed’e bağışlasın.

Yazımıza konu olan şairlerin birincisi Seyfettin Başçıllar. Sayın Başçıllar 1930 yılında Kilis’te doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu kentte okudu. O zaman Kilis’te lise olmadığı için lise öğrenimini Gaziantep Lisesinde yaptı. Ankara’da Veterinerlik Fakültesini bitirip veteriner oldu. “Yurdunu en çok seven, görevini en iyi yapandır.” diye bir söz vardır. Gerçek bir yurtsever olan Başçıllar bu sözü doğrulatmak istercesine görevini titizlikle yerine getiren aydın bir insandı. Şiir yazmaya okul yıllarında başladı. İlk şiirlerinde geleneksel şiirimizden etkilendi. Daha sonraları Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, İlhan Berk, Ülkü Tamer gibi sanatçılarla birlikte İkinci Yeni olarak adlandırılan akım doğrultusunda şiirler yazdı. Son şiirlerinde kendi sesini bulmuş bir şair olarak hemen her konuda şiir yazmıştır. Aydın bir insan olan Başçıllar şiirlerinde genellikle yurt, ulus ve insan sevgisini dile getirmiştir. Yaşamı boyunca haksızlığın ve sömürgecilerin karşısında olmuş; ezilen insanlığı savunmuştur.

Başçıllar yurdumuza, özellikle doğduğu Kilis kentine tutkuyla bağlı bir şairdi. Bir şiirinde:

“Su değirmenlerinden un isterim.

“Söğütlüdere’den yosun isterim.

“O güzel topraklar olsun isterim.

“İlk durak ve son durak benim için.”

diyerek ölümünden sonra doğduğu topraklara gömülmek arzusunu dillendirmişti. Ne yazık ki, bu arzusuna erişemedi. Yirmi beş Mayıs iki bin iki tarihinde Amerika’da öldü ve orada toprağa verildi.

 

Şiir kitapları: Altın Çağı Ölümün, Çiçek ve Silah, Sokak Şarkıları, Unutulmasın, Kıyısızlık, Gül Sesleri.

 

ŞİİRLERİNDEN SEÇKİLER:

 

KİLİS&İME KOŞMA

Ne mahmur bakışı nazlı bir kızın

Ve ne arzuların özlediği şey…

Tılsımlı meyvesi hatıramızın

Zeytin dalı sunam, zeytin dalı hey…

 

Yemyeşil bereket dolsun derine

Gerçekler söylensin masal yerine

Duyulmadık gönül türkülerine

Kuşları kanadıyla dokunmalı hey…

 

Rüzgar bu rüzgardır, iklim bu iklim

Ne şöhret isterim ne şan ne isim

Yiğitler diyarı güzel Kilisim

Gönül kitabından okunmalı hey

 

 

SORMAYIN

Koşun koşun gecenin sevgi atları

Geri dönülmez bir vakte kadar saatleri

KURMAYIN

Yeni bir içkiyle doldurulur belki

Boşalan eski toprak testileri

KIRMAYIN

Şimdi güz salkımı altınını saçar

Fırtına dindi, kıyıma ey dalgalar

VURMAYIN

Kanlı türkülerin söylendiği gün

Açıklarında aşkın ve ölümün

DURMAYIN

Dolu bardakları içip tükenince

“Nerde harcadım, gençliği nettim” diye

SORMAYIN

BU BİZİM TÜRKÜMÜZ

Bu bizim türkümüz dinle kardeşim

Her akşam bulutla, rüzgarla gelir.

Saksılarda çiçek, sedirlerde kilim,

Şafağı taşıyan kuşlarla gelir

 

Gözümüzde burcu burcu Akdeniz,

Bizim vatanımız, bizim ilimiz.

Gavur Dağlarından esen yelimiz

Zeytinle, kirazla, baharla gelir.

 

Kuvvetlidir yiğitlerin pazusu,

Kemerin aynası köpük köpük su.

Soframızda yaylaların kokusu

Kekikle, yoğurtla, kaşarla gelir

  Ey Toroslar, yıldız yıldız geceler,

Sakaryalar, Seyhan, Gediz, Dicleler…

Asmalara konup öten serçeler

Söğütte yollanır, çınarla gelir.

 

Bir sen vardır, aşar ve geçer seni,

Yunus derinliği, Nedim gülşeni,

Camilerin, çinilerin düzeni

Çağlardan en büyük mimarla gelir

 

Giresun’da fındık, Alanya’da muz,

Eserimiz tarihimiz ordumuz.

Bu bizim türkümüz, bizim yurdumuz

Kaynağı sonsuz bir pınarla gelir

 

DÖRTLÜKLER

Kimdik ne için yel gibi geldik geçtik

Bizler de sizin kadar güzeldik gençtik

Dünya denilen murat alınmaz handa

Bir düş gibi birkaç gece kaldık geçtik

  Günler daha bitmeden karanlık başlar

Sesler kesilir sonra bir ıslık başlar

Yollar geçilirken bu dönüş vaktinde

Sonsuz kıyılardan kıyısızlık başlar

     
Geldim sana esrik geceden kolla beni,

İstersen alıp diyar diyar yolla beni.

Gençlikte yeşil dallara terk ettiğimiz

Bir eski salıncakta çocuk salla beni!

  Hızlandı oyun, haydi çocuk sende sıra,

Gençlik, sevda, yolculuk… sende sıra.

Her gün burdan bir gemi kalkar sessiz,

Bir ses çağırır: “Çabuk çabuk sende sıra!”

     
İlkönce Sinan adlı büyük usta gelir

Binbir çiniden renk, Dede’den beste gelir.

Her ülkede çok soylu ozan var amma

Şol gözleri yaş Emre Yunus başta gelir.

  Güller kimedir, bu mor çiçekler kimedir?

Bir yerlere orda her şey aşk üstünedir.

Özgürce gezin, unutma gitsen nereye

Son yolculuğun menekşe bir iklimedir

     
Yollar açılır, kim geçecek bilmiyoruz,

Son sevgili nerden içecek bilmiyoruz.

Aşklarla bu enginlere bizden sonra

Kim konacak, kim göçecek bilmiyoruz

 

  Her şey var içinde, ömrümüz bir bohça,

Bir parça ağıt, gülüş, umut bir parça.

Ey dost azalır mı bölüşürsek kederi,

Sonsuz çoğalır sevinç paylaştıkça

 

CİMRİ

Senin yapıştığın mala

Kimler malım demedi ki?

Boş türkülerle kol kola

Uyusun büyüsün ninni

 

Zaman yaklaşır bir iki,

Sen de kendini oyala.

Kimler gelip geçmedi ki

Bir düşünsene budala!

 

Bak açılır solar çiçek,

Ve kapıyı çalar gerçek…

Su vermeyen çeşmelerden

Acaba kimler içecek?

 

Her şey unutulur gör ki

Yollar çabucak geçilir.

Cimri, altına gölgesi

Düşmeyen ağaç gibidir.

 

YAN

Çoğunluk ne yanda

Sen o yanda

Güçlü ne yanda

Sen o yanda

Bu yaptığın iş mi yani

Tarlanı oraya kaldırıyorsun

Yağmur nereye yağarsa

 

SİLAH YAPIMCILARI

Bu nasıl yürek,

Nasıl insanlık ki böyle

Dünyada bunca güzel iş varken,

Ekin ekmek, çiçek yetiştirmek,

Yenmek yoksullukları, ölümü,

Oturmuş

Silah yapıyorlar habire

 

 

 

Yazımıza konu olan şairlerin ikincisi Abdürrahim Karakoç’tur. Karakoç 1932 yılında Maraş’ta doğdu. Dedesi ve babası da şair olan Karakoç anladığınız gibi şair bir aileden gelmektedir.

Bizi biz yapan değerlere çok bağlı bir şair olan Karakoç yurt sorunlarına karşı çok duyarlıdır. Yurt ve ulus sevgisine geniş yer veren insan odaklı şiirleriyle tanınır.

2012 yılında ölümsüzler kervanına katılan şairimizin başlıca yapıtları şunlardır: Hasan’a Mektuplar, El Kulakta, Vur Emri, Kan Yazısı, Dosta Doğru, Suları Islatamadım, Beşinci Mevsim, Gök Çekimi, Akıl Karaya Vurdu, Yasaklı Rüyalar.

ŞİİRLERİNDEN SEÇKİLER:

 

            TOHDUR BEĞ
Avrat yeğin sayrı, benim karnım aç,
Keyf için gelmedik bura tohdur beğ.
Fukara harcından yaz da bir ilaç,
Olsun derdimize çare tohdur beğ.

Tama vatandaşık, gardaşık tama…
Bunca pahılm’olur adam adama?
Geldik ta sabahtan, kaldık akşama,
Yarına mümkün mü sıra tohdur beğ?

Yedi baş horanta yıkık hânede..
Tüm kazancım bini bulmaz senede;
Yüz pangunut helâl olsun gene de;
Ben nereyim, beşyüz nere tohdur beğ?

Tek kaşıkla çorba içer dördümüz..
Kul başından ırak ola derdimiz.
Senden, benden esker ister ordumuz.
Candan da mı yeğdir para tohdur beğ?

Dert-belâ tebelleş oldu başıma,
Her gece tahsildar girer düşüme…
Beni mahcup etme can yoldaşıma,
Erkeklik öldü mü bre tohdur beğ?

Büyük oğlan esker, öteki çırak,
Han için param yok, oteli bırak…
Mevsim kış, yollar sarp, köy hayli ırak;
Bir değil, beş değil yara tohdur beğ.

Memur gelir karşılarsın köşeden,
Zengin gelir kırılırsın neşeden.
Öte kaçma bizim garip Eşe’den,
Bakıp boynundaki kire tohdur beğ.

 

  Hemi Müslümanım, insanım hemi;
Hâlimi arzettim darılma e mi?
İçinde mangır yok, gördün kesemi;
Bir de ceplerimi ara tohdur beğ.

Daha sayayım mı? Noksan mı daha?
Yalvara yalvara tükendim aha..
Bu yüzle mi çıkacaksın ALLAH’a?
Vallahi yanarsın nara tohdur beğ.

 

ANADOLU SEVGİSİ
Sen bizim dağları bilmezsin gülüm,
Hele boz dumanlar çekilsin de gör.

Her haftası bayram, her günü düğün,

Hele yaylalara çıkılsın da gör.

 

Bilmezsin ovalar nasıldır bizde;

Kağnılar yollarda, yoncalar dizde…

Saydıklarım damla değil denizde,

Hele bir ekinler ekilsin de gör.

 

Görmedin sen bizim mavi suları,

Karlar eriyince kırar yuları…

Köpük olur beyaz, sel olur sarı;

Hele taştan taşa dökülsün de gör.

 

Sen bizim köyleri görmedin ki hiç,

Yolları toz, çamur, evleri kerpiç.

O kirli kabukta, o en temiz iç;

Hele bir yakından bakılsın da gör.

 

Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı,

Sevgiyi bulasın, yakına gel ki…

Kalıplar gerçeği göstermez belki

Gönül perdeleri sökülsün de gör.

 

 

 

HASAN’A MEKTUP

Mektup yazdım Hasan’a

Ha Hasan’a ha sana                     

Göz değdi köyümün güzellerine

ELİF, yâd ellere göçtü be Hasan.

SEVGİ size ömür; dört kulaç önce,

Ecel çorbasını içti be Hasan.

 

ASALET, babasız çocuk doğurdu

Nazlı HÜRRİYET’i haydutlar vurdu

Viraneye döndü TÜRKHAN’ın yurdu

Köyün tadı-tuzu kaçtı be Hasan.

 

ADALET felç oldu, yürür değnekle

NEŞE ne halt etsin soğan-ekmekle…

GÖNÜL delirdi de yol beklemekle,

İsyan bayrağını açtı be Hasan.

 

SAADET’in adı HÜLYA’dır şimdi

Her gün birimizi aldatır şimdi

UMUT’lar rüyada, faldadır şimdi

Unut, eski günler geçti be Hasan.

 

FAZİLET’i gelin ettik gurbete

Kim bilir… belki de gurbetten öte

Yağlı SERVET garaz eder ÜLFET’e

Ara yere nifak saçtı be Hasan.

 

ZEYNEP bize küskün, İFFET sürgünde

Rezalet, felaket yağar her günde…

Yedi HASLET verem olur bir günde,

ÜLKÜ kötü yolu seçti be Hasan.

 

Burada ne düğün, ne BAYRAM kaldı…

En güzel UMUT’lar dalda ham kaldı!

Korku, hasret, isyan, keder-gam kaldı

Binalar temelden uçtu be Hasan.

 

İşte böyle… Malûm ola hâlimiz

Naçar, böğrümüze düştü elimiz

Güven duyduğumuz her güzelimiz

Bizlere bir kefen biçti be Hasan.

 

İNCİTME

Gölgesinde otur amma

Yaprak senden incinmesin.

Temizlen de gir mezara

Toprak senden incinmesin.

 

Yollar uzun, yollar ince

Yol kısalır aşk gelince

Yat kurban ol İsmail’ce

Bıçak senden incinmesin.

 

Burdayım de ararlarsa

Doğru söyle sorarlarsa

Tabutuna sararlarsa

Bayrak senden incinmesin.

 

İl göçsün göçtüğün vakit

Yol yansın geçtiğin vakit

Suyundan içtiğin vakit

Irmak senden incinmesin.

 

Toz konmasın sakın sana

Hakkı geçer halkın sana

Gücenmesin yakın sana

Uzak senden incinmesin.

 

POSTACI

Eylen bir haber ver, acele gitme

Sevgilimden mektup var mı postacı?

Yok deyip de beni perişan etme

Sevgilimden mektup var mı postacı?

 

Tel çekmiştim giden ayın üçüne

Cevap gelmez korku düştü içime

Karıştır çantayı bir bak içine

Sevgilimden mektup var mı postacı?

 

Uykumu dağıtan korkulu düşler

Gün biter her gece yeniden başlar

Bir evet dünyayı bana bağışlar

Sevgilimden mektup var mı postacı?

 

Hiç haber çıkmadı geçti on pazar

Beklerim saatler yıl kadar uzar

Zarfının üstünde KARAKOÇ yazar

Sevgilimden mektup var mı postacı?

 

 

 

 

MİHRİBAN

Sarı saçlarına deli gönlümü

Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban

Ayrılıktan zor belleme ölümü

Görmeyince sezilmiyor Mihriban

 

Yar, deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lambada titreyen alev üşüyor

Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban

 

Önce naz sonra söz ve sonra hile

Sevilen seveni düşürür dile

Seneler asırlar değişse bile

Eski töre bozulmuyor Mihriban

 

Tabiplerde ilaç yoktur yarama

Aşk deyince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var ama

Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

 

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne

Kar koysan köz olur aşkın külüne

Şaştım karabahtın tahammülüne

Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban

 

Tarife sığmıyor aşkın anlamı

Ancak çeken bilir bu derdi gamı

Bir kördüğüm baştan sona tamamı

Çözemedim çözülmüyor Mihriban

 

GÖREN BİLİR

Çarşısında bir kız gördüm Antep’in,

Kız mı ki…

Gözleri var, alageyik gözleri,

Göz mü ki…

Ak göğsünün ortasında bir ben var,

Az mı ki…

Yiyip içme, yüzüne bak yetişir,

Yüz mü ki…

‘Güzel’ sözü çok güzele çok amma

Bu kıza da ‘güzel’ demek söz mü ki…

 

SULARI ISLATAMADIM

Savaştayım elli yıldır

Ömrüm geçti boşalt, doldur

Anlamadım bu ne haldir

 

Bir gün silah çatamadım

Suları ıslatamadım

 

Ekin ektim başak yılan

Kuşandığım kuşak yılan

Yorgan akrep, döşek yılan

 

Bir gün rahat yatamadım

Suları ıslatamadım

 

Ne payem oldu ne sayem

En doğruya varmak gayem

Düşüncemdir tek sermayem

 

Alan yoktur satamadım

Suları ıslatamadım

 

Yolum yokuş, izim ayrı

Dilim yağsız, sözüm ayrı

Bedenimden özüm ayrı

 

Biri bire katamadım

Suları ıslatamadım

 

Talipli yoktur sevgiye

Anlamadım, neden? Niye?

Canlar gücenmesin diye

 

Can attım gül atamadım

Suları ıslatamadım

BEREKET

Aşk dedin, bağrıma soktun bıçağı

Akan kanım göl olmadan tükenmez

Sevda kokan bu yaranın çiçeği

Petek petek bal olmadan tükenmez

 

Hasret nedir? Yarına sor, düne sor

İnanmazsan dönder-aktar gene sor

Sensiz geçen geceleri bana sor

Saatleri yıl olmadan tükenmez

 

Görsem derim biçimini, rengini

Kötü talih yüksek yapar engini

İçimdeki bu sevginin yangını

Kemiklerim kül olmadan tükenmez

Sözünü edeceğimiz üçüncü şairimiz Ülkü Tamer. 1937 yılında Gaziantep’te, Eblehan semtindeki şimdi artık yıkılmış olan Nil Kahvehanesinin çok yakınındaki bir evde doğdu.

İlkokulu doğduğu kentte okudu. Okuldayken Gaziantep’in kurtuluşunu canlandıran bir oyunda rol aldı; işgalci bir Fransız subayını canlandırıyordu. O kadar inandırıcı rol yapmıştı ki, oyunun havasına kapılan öfkeli bir izleyici, bu küstah Fransız subayını pataklayıp ona haddini bildirmek niyetiyle yerinden kalkar. Onun niyetini sezen diğer izleyiciler: “Yahu, o gerçek bir Fransız subayı değil, bizim İpekçi Tahsin’in oğlu, kentimizin has çocuklarından biri!” diyerek kendisini güç bela yerine oturturlar.

İlk şiirlerini de bu yıllarda yazmaya başlar. Onun iyi bir eğitim almasını isteyen babası, ilkokulu bitiren oğlunu İstanbul’a, Robert Kolej’e yollar. “Bir insanın anayurdu çocukluğudur.” sözü boşuna söylenmemiş. Doğduğu kenti çok seven küçük Tamer yaz tatillerinde Antep’e gelir, tatilini ailesi ile geçirir. Ayrı olsa bile Antep’i içinde yaşatan Tamer’in tutku derecesindeki bu Antep sevgisine şiirlerinde sık sık tanık olacağız.

Ülkü Tamer ile Seyfettin Başçıllar arasında çok sıkı bir dostluk bağı vardır. Bunu Başçıllar’ın “Güvercinim Tozpembe” başlıklı şiirini Tamer’e ithaf etmesinden de anlayabiliriz.

O yıllarda Başçıllar Kilis’te, Tamer ise Onat Kutlar, Cevat Özer, Fevzi Günenç, Atılay Arsan gibi edebiyat dostu arkadaşlarıyla Gaziantep’te yaşamakta. Ancak bu dostlar kimi zaman Kilis’te, kimi zaman Antep’te sık sık bir araya gelip edebiyat ve şiir söyleşileri yapmaktadır.

Şimdi Tamer’in o söyleşilerle ilgili anılarına kulak verelim:

“Her karşılaşmamızda Mehmet Akif’in şiirini değiştirerek sorardık: “Dün akşam eve geldim, dediler Seyfi Baba/Bir şiir daha yazmış, nasıl olmuş acaba?”

Kafasını arkaya yatırıp güler, sonra da elini cebine atıp son şiirini çıkarır, okurdu. Yeni şiiri yoksa, vezin/kafiye tutturmakla şair olduklarını sananlarla dalgasını geçerek oracıkta iki dize uydururdu hemen: “İstanbul yedi tepe üstüne kurulmuştur/Bunu okuyan herkes kalbinden vurulmuştur…”

Gerek Başçıllar gerekse Tamer artık aramızda yok. Ancak bu içtenlikli sanat söyleşileri kubbede kalan bir hoş sada olarak bizleri gülümsetmeyi bugün de sürdürüyor.

Her sanatçı gibi Tamer de çevresindeki sanatçılardan ve günün geçerli olan sanat ekimlerinden etkilenmiş. İlk şiirlerinde, Kolej’de okuduğu Ezra Pound, T. S. Eliot gibi şairlerin etkisi görülür. Altmışlı yıllarda geçerli akım İkinci Yeni Akımı’dır. Sanatçımız da bu akıma kapılarak imgeci, lirik ve anlaşılması kolay olmayan kapalı şiirler yazdı. Şiirinin son aşamasında bu etkilenmelerden kurtularak kendi sesini bulmuş, yalın, kolay anlaşılan ve sosyal içerikli şiirler yazmıştır.

Çok yönlü bir sanatçıdır. Sinema, tiyatro, müzik ve çeviri de onun ilgi alanlarıdır. Yüze yakın kitabı İngilizce’den çevirip Türkçemize kazandırdığı gibi oyun ve senaryolar da yazmıştır.

Şiir kitapları: Antep Neresi, Soğuk Otların Altında, Gök Onları Yanıltmaz, Virgül’ün Başından Geçenler, İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür, Sıragöller, Yanardağın Üstündeki Kuş, Ben Sana Teşekkür Ederim.

Öykü: Alleben Öyküleri.

Anı: Yaşamak Hatırlamaktır, Alleben Anıları, Bir Gün Ben Tiyatrodayken.

ŞİİRLERİNDEN SEÇKİLER:

 

 

MAYIN TARLASINDAN  

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

         MANİLER

Kilis’e haber saldım

Hekim gelecek bildim

Kanı bir yana bırak

Revan içinde kaldım

 

Haber saldım kuş ile

Gagasında yaş ile

Yol gözledim ardından

Bir sıcacık düş ile

 

Tarlada kara mayın

Beni diriye sayın

Canda tohum taşırım

Tohum sesini duyun

 

Işık vurmaz karama

Bende şifa arama

Ellerim yok ki artık

Tütün basam yarama

 

Kilis’e haber saldım

Ne ağladım ne güldüm

Gündüz geceye değdi

Takvim yaprağın yoldum

   

Seher yeli çık dağlara

Güneş topla benim için

Haber ilet dört diyara

Güneş topla benim için

 

Umutların arasından

Kirpiklerin karasından

Döşte bıçak yarasından

Güneş topla benim için

 

Yazdan kıştan ilkbahardan

Mahpuslarda dört duvardan

Doludizgin sevdalardan

Güneş topla benim için

 

Seher yeli yar gözümden

Havadaki kuş izinden

Geceleri gökyüzünden

Güneş topla benim için

 

 

SELAM OLSUN DAĞA TAŞA

 

Selam olsun dağa taşa

Yaranlara selam olsun

Ormandaki kurda kuşa

Cerenlere selam olsun

 

YOLA DÜŞME TÜRKÜSÜ

   
 

Ekmeğin üstünü dikenler sardı

Durmak olmaz gayrı düşek yollara

Uşaklar feryadı Antep’e vardı

Durmak olmaz gayrı düşek yollara

 

Setren dağlarında çadır derenler

Acıdan acıya beşik kuranlar

Gördükleri zulmü hayra yoranlar

Durmak olmaz gayrı düşek yollara

 

Pınarın koynunda ateş bekliyor

Analar memede ağu saklıyor

Ecel gelmiş işte canı yokluyor

Durmak olmaz gayrı düşek yollara

  Dünya üstü kara zindan

Boynumuzda yağlı urgan

Yolculardan hancılardan

Soranlara selam olsun

 

Ölüm canın has yoldaşı

Diken gülün gönüldeşi

Kar altında deniz düşü

Kuranlara selam olsun

 

Kâğıdımız çaput bizim

Kefenimiz bulut bizim

Mesleğimiz umut bizim

Kuranlara selam olsun

 

 

 

 

 

 

MEMİK’E AĞIT

 

On dört yaşım diken ile kaplanmış

Göz ucuma karıncalar toplanmış

Kurşun gelmiş kaşlarımın üstüne

Alın yazım okur gibi saplanmış

 

Uyu Memik oğlan uyu

Öte geçelerde büyü

 

Dağı dağa kavuşturan ben idim

Suyu suya kavuşturan can idim

Yükledim mi Mazmahor’dan kaçağı

Gece vakti ışılayan gün idim

 

Uyu Memik oğlan uyu

Öte geçelerde büyü

 

Kar üstüne düşer serçe çıt diye

Kanatları parça parça çıt diye

Dokandın mı bir ucuna kırılır

Can dediğin cansız sırça çıt diye

 

Uyu Memik oğlan uyu

Öte geçelerde büyü

 

UYKU

 

Bana çiçek gönderme

Bir kuş ağacı gönder

Dallarında gezinsin

Kül rengi güvercinler

 

Konsunlar yastığıma

Uyutmak için beni

Sırtlarında kuş tüyü

Gagalarında ninni

 

Kaldırıp yatağımı

Uçursunlar göklere

Kendimi yıldızlarda

Bulayım birdenbire

 

Bana çiçek gönderme

Bir kuş ağacı gönder

Alnıma dokunanlar

İyileşmiş desinler

 

KONUŞMA

 

Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,

Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;

Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?

Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

 

İyi nişan alırdı kendini asan zenci,

Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,

Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci…

-Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.

 

İLMİK

Bu sanki ben değilim, gole giden bir panter,

Alır eline iğne, düşünür, düğme diker.

 

Düğme diker annesi, bıkınca coğrafyadan;

Kalede tenis topu,  önlüğünde biraz kan.

 

Kan kurur defterinde, her zaman bir çiçekti;

Artık ipte sallanır panterle bisikleti.

 

ATLININ TÜRKÜSÜ

 

Mazmahor’dan öte giden yol uzun

Yürü atım rahvan atım tez yürü

Gece vakti Azrail’de kol uzun

Yürü atım rahvan atım tez yürü

 

Gün tükendi karşı dağın ardında

Koca yürek bir tek kurşun derdinde

Ölse gerek yiğit kendi yurdunda

Yürü atım rahvan atım tez yürü

 

Mazmahor’un beri yanı üç söğüt

Su ılınır yaprak açar bir ağıt

Kalır isem bu yollarda yasım tut

Yürü atım rahvan atım tez yürü

     

 

Benzer Haberler

NESİL Et yemeyen bir köpek türünün nesli tükeniyormuş. Bizde de et yiyen insanların nesli...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “FUTBOLDA GÖZYAŞI DÖKMESİNİ BİLMEYEN İNSAN, SEVİNMESİNİ ASLA ÖĞRENEMEZ.”...

Yorum 
0

Sabahattin YARAR   Köy Enstitülerinin yetiştirdiği ülkemizin en önemli yazarlarından MAHMUT...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

NESİL Et yemeyen bir köpek türünün nesli tükeniyormuş. Bizde de et yiyen...

Lefter Sezonu

Metin MERCİMEK “FUTBOLDA GÖZYAŞI DÖKMESİNİ BİLMEYEN İNSAN, SEVİNMESİNİ...

Mahmut Makal 88 Yaşında Bu Dünyadan...

Sabahattin YARAR   Köy Enstitülerinin yetiştirdiği ülkemizin en önemli...

Hobi ve Kilis’te Sinema Kültürü

Mahmut KANMAZ   Bugünkü yazımızın konusu, Kilis’te eskinin eğlence...

Merhum Arkadaşım Ethem Necat Yetişa...

Nejat TAŞKIN   Merhum Ethem Necat Yetişal, aşağı-yukarı 1950 yıllarında...

KİLİS’E GİTSEM DİYORUM

Yaban ellerinde ikindi vakti Zevalde güneşi seyrediyorum Bağrımı yakıyor...

Kilis Hz. İbrahim’in kenti mi?

Kilis’te kazı çalışmaları devam eden Oylum Höyük’te, İbrahim Peygamber’in...

Kurbanlıklar tükenmek üzere

Kurbanlık hayvan satıcıları, ellerindeki kurbanlıkların çoğunun tükendiğini...

Kilis’te bayram telaşı

Kurban Bayramı öncesi vatandaşlar, bayramlık yiyecek ve giyecek eşyalarını...

Sınır kapısında bayram yoğunluğu sü...

Kilis’te Kurban Bayramı’nı ülkelerinde geçirmek isteyen Suriyelilerin,...

Hayvan pazarı bayramın ilk üç günü ...

Kilis Belediyesi Canlı Hayvan Pazarının Kurban Bayramının ilk 3 günü...

Köyler tek tek suya kavuşuyor

Kilis’te, su sıkıntısı çekilen Göktaş köyünde İl Özel İdaresi tarafından...

Sanayi sitesine ek işyeri yapılacak...

Kilis’te küçük sanayi sitesine ek olarak 28 yeni işleri yapılacak. Kilis Demirciler...

Belediye kendi ağacını ve çiçeğini ...

Kilis Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü, ağaç ve çiçek üretimini kendi...

Ayın sağlık personeline ödül

Kilis Devlet Hastanesi, ayın sağlık personeline ödül verdi. “Ayın Personeli”...

Suriyeli çocuklara aşı yapılıyor...

Kilis İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 0-15 yaşlarındaki Suriyeli çocuklar...

Yaz Kur’an Kursları sona erdi

Kilis İl Müftülüğünce açılan ve kentteki birçok camide gerçekleştirilen...

Karakuş’tan Rektör Karacoşkun’a ziy...

Kilis İl Genel Meclis Başkanı Metin Karakuş, Kilis 7 Aralık Üniversitesi...