Dolar 32,8221
Euro 35,1421
Altın 2.449,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 35°C
Açık
Kilis
35°C
Açık
Cts 34°C
Paz 36°C
Pts 38°C
Sal 38°C

Ufkun Aydınlığı-2

Ufkun Aydınlığı-2
A+
A-
20.05.2024
29
ABONE OL

Keşke!…

Tülay SARICABAĞLI ŞİMŞEK

Bazı insanlar gerçekten çok şanslı doğarlar. Aile yapısı, yaşam tarzı, ekonomik ve sosyal düzey, kaliteli bir yaşam bunların hepsi birer şans veya şanssızlık olarak karşımıza çıkabilir.

Bugün bahsedeceğim öğrencim bu şanssızlığı derinden yaşayıp, yolunu şaşırmış ve ne yapacağını bilemez bir halde bocalarken karşıma çıktı.

Oldukça zeki olmasının yanı sıra hiperaktif olması ile dikkatimi çekmişti.

Derste her şeyi anlayıp algılıyor gibi görünüyor, ancak dikkati hemen dağılıyordu. Söylediğim şeyleri “tamam” diye yapmaya çalışıyor sonra unutup bir başka şeye dalıp gidiyordu.

Sürekli kıpır kıpır hareket halinde idi. Gülüyor, ilgi çekmeye çalışıyordu.

Dalıp gittiğinde gözlerinde bir hüzün yalpa yapıyordu.

Her zaman söylediğim tek şey, “Kız çocukları okuyup ayakları üzerinde durabilmeli, hayata tutunabilmenin tek yolu sadece evlilik olmalı! Öncelikle bir meslek edinip toplumda yerini alabilmeli!”

Bana öğretmenlerim bu açıdan çok güzel bir idol olmuşlardı.

Biliyordum ki bu bayrağı ben devir almalı, ben de öğrencilerime yol gösterebilmeliydim.

Öğrencim Z ….. yalnız kaldığı anlarda birdenbire durgunlaşıyor , içine kapanıklaşıyor, dış dünya ile arasına aşılmaz bir duvar örüyordu.

Bir acısı vardı hissediyordum, ancak nasıl çözebileceğimi bilemiyordum.

Bu kadar zeki ve bir o kadar da güzel gülebilen çocuğun nasıl bir acısı olabilirdi ki?

Hüznü yüreğimi yakıyordu.

Onun güvenini kazanmam gerekiyordu.

Öğrencilerimi ara ara çağırıp, sohbet ortamı yaratmaya çalışırım.

Onlara gerek derslerinde, gerek okul hayatında, gerekse dış dünyada konuşmalarım ile rehberlik yapmaya çalışırım.

Ailesini tanımaya çalışırım. Bu benim için çok önemlidir.

Çünkü o öğrencim ile geçireceğim üç veya dört yıl robot gibi ders anlatıp çıkmak değil amacım.

Dersime giren bütün öğrenciler benim ne kadar tatlı sert olduğumu çok iyi bilirler.

Dersimi her anlamda öğretmek için elimden geleni fazlası ile yaparım ve geri dönüt alarak ne derece başarılı olduğumun kontrolünü yaparım.

Eminim ki tüm öğretmen arkadaşlarım da aynı taktiği uyguluyorlardır.

Ancak benim tek farkım, öğrencilerimi tek tek yakinen tanımak için çaba sarf ederim.

Kimini aile ortamında görmeye çalışır, kimini de sohbet ortamı yaratarak anlamaya tanımaya uğraşırım.

Z…’yi boş bir saatinde yanıma çağırdığımda biraz tedirgindi.

Rahat olmasını, kendisi ile üç yıl derslerde birlikte güzel zaman geçireceğimizi, bunun için de kendisini ve ailesini tanımak istediğimi söyledim. O kadar güzel gözleri vardı ki, kapkara ışıl ışıl bakarken birdenbire durgunlaşıyor hüznü sis bulutu olup sizi yakıyordu.

Kim bilir, belki de ben öyle hissediyordum.

Çünkü okulda benden başka hiç bir öğretmen arkadaş bu konu hakkında konuşmamıştı.

Oldukça kalabalık bir aile ortamında yaşayan öğrencimin babası inşaatlarda çalışarak evin geçimini sağlıyordu. Evde, öz üvey sekiz kardeş, büyükanne, dayılar derken toplam on dört kişi bir arada yaşıyorlarmış.

Babası kazandığı parayla kalabalık ailenin geçimini sağlamaya çalışıyormuş.

İki kız kardeş bizim okuldaydı.

Ama Z… oldukça farklıydı.

Onunla epeyce konuştuk. Onun gerçek anlamda başarılı olacağını bildiğim için ona özen gösterip yönlendirmeye çalıştım.

Ben onun hüznünün yoksulluk ile ilgili olduğunu düşündüğüm için çeşitli kanallarla destek olup onu üniversiteye taşıyacak tüm imkânları hissettirmeden ona sağladım.

Gerçekten de üniversiteyi kazandı. Bir değil bir kaç üniversiteden mezun oldu.

Üstün zekâlı biriydi ve bunu ispatladı.

Gurur duyuyordum onunla.

Yıllar sonra bir gün benim ziyaretime geldi.

O güzel gözleri yine ışıl ışıl bana bakarak, “Sayenizde öğretmenim, sizleri örnek alarak kendimi gerçekleştirmeyi başardım. Ancak o günlerde anlatamadığım şeyi bu kadar uzun yıllar geçtikten sonra sizinle şimdi paylaşma cesaretini kendimde buldum. Size bunu borçluyum. Çünkü o yıllarda ne yapacağımı bilmez haldeyken siz bana beni anlattınız. Zekâmı kullanmam gerektiğini, gelecekte edineceğim mesleğim ve başarım sayesinde kurtarıp, güzelliklere kavuşabileceğimi bana anlattınız. O günlerde çok çaresiz ve yokluklar içinde bocalıyorduk.

Tüm aile anneannemin evinde iki göz odada yaşıyorduk.

Annemle babam yan odada biz diğer kardeşler, dayılar ve nenem tek odada yer yatağında yan yana yatardık. Çok küçüktüm. İlkokul dördüncü sınıfa gittiğim yıllardı. Bir gün dayımın bana herkes uyurken sarıldığını ve öptüğünü hatırlıyorum. Ama bu gitgide her gece geç vakitlerde farklılaşmaya başladı.

Beni her yerde sıkıştırıyor ne olduğunu anlayamıyordum.

Ensest ilişki kurbanı olmuştum. Beni korkutuyor, baskı yapıyor ve isteğini gerçekleştiriyordu.

Ben bunun ne derece kötü bir şey olduğunu bilmiyordum. Canım acıyordu ama tehdit ile buna devam ediyordu.

Babam sürekli işe gidiyor, annem de konu komşuya temizliğe, bağ bahçe işine gidiyordu.

Tembih, tehdit ile gözümü o kadar korkutmuştu ki çaresizce çırpınıp duruyordum.

Annem, babam ev geçim derdinde, nenem ev işleri ile meşgul, kardeşlerim kendi halinde yaşayıp gidiyorduk güya.

Bu olay iki üç yıl sürdü. Sonra bu dayım yatılı bir okul kazanıp gitti.

Ancak bir gece üvey abimin aynı dayım gibi yatağımda bana saldırması ile deli gibi uykumdan uyandım.

“Dayım ne yaptıysa aynısı!” diyordu.

Hani denir ya, belanın birinden kurtulup diğeri yani bin beterine bulaşırsın.

İşte öğretmenim o yıllarda maalesef ben kimseyle derdimi anlatamıyor, hem korkup hem utanıyordum.

Keşke bu kadar güzel olmasaydım. Ne dayım, ne de üvey abim bana bunu yapmazlardı o zaman.

Ben meslek lisesine yeni başlamıştım o yıllarda.

Babam hep okumamızı istiyordu.

Aslında kendim ile küs idim.

Hiçbir şeyi sevmiyor, hiç bir şey dikkatimi çekmiyordu. İntiharı düşünüp duruyordum. Başka şekilde kurtulamayacaktım bunlardan.

Fırsat kolluyordum.

Ama babam geliyordu aklıma hep.

Bana güveniyor, beni çok seviyordu biliyorum.

Ta ki sizinle karşılaşıncaya kadar…

Siz bana, ruhuma öyle bir dokundunuz ki, kendimi keşfetmemi sağladınız.

Sayenizde hayata tutunmayı öğrendim.

Kendimi gerçekleştirdim. Üç diploma sahibi olduysam sizin sayenizde oldu.

Kendime yepyeni bir hayat kurdum.

Şu an oğlum çok güzel bir üniversitede okuyor.

Biliyor musunuz?

O da üstün zekâlı!

Onlarla yüzleşme cesaretini yıllar sonra kendimde bulduğumda onlar ortadan kayboldular.

“Lânet olsun onlara!” deyip yolumu tamamı ile ayırdım.

Yıllar sonra sadece sizi görmek için bu şehre geldim”

Z… bunları anlatırken ben gözlerinden akan yaşları elimi uzatıp silemiyordum bile.

Çünkü ben de ağlıyordum.

İkimiz de birbirimize bakıp derin bir iç çektik.

“Başardık!” dedik.

Keşke bu çocuklarımıza en baştan sahip çıkabilme imkânımız olabilseydi!

Keşke bu masum çocuklarımız bu acıları yaşamasa idi!

Keşke dünyada insanların bazıları bu kadar kötü olmasa idi!

Keşke!…

Keşke!…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.