Dolar 32,8221
Euro 35,1421
Altın 2.449,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 34°C
Hafif Yağmurlu
Kilis
34°C
Hafif Yağmurlu
Paz 36°C
Pts 38°C
Sal 38°C
Çar 37°C

Ufkun Aydınlığı-3

Ufkun Aydınlığı-3
A+
A-
22.05.2024
25
ABONE OL

Tülay SARICABAĞLI ŞİMŞEK

Yarım kalan yıllar…

Bu hafta benim doğum günümdü.

Gençliği tükettik. Orta yaşın sonuna geldik. Yaş 59 oldu.

Rakamlara bakıyorum ne kadar kocaman!

Ama ya ruhum?

Hâlâ anne babasını arayan masum bir çocuk!

Büyümemiş. Büyüyememiş!

Neden mi?

Çünkü, çocuk yaşta kaybetmiş her birini birer birer.

Ne servet kalmış babamız Yüzbinlik Mustafa’dan geriye, ne de sığınacak liman!

Okyanusta yüzme bilmeden çırpınıp durmuşuz.

Önce ben kulaç atmayı öğrenmişim kendi kendime.

Anlamışım ki kulaç atmazsam boğulacağım.

Peşimden diğerleri boğulacak!

Onun için canımı dişime takmışım ve bir mucize yakalamışım.

Karaya ulaşmışım.

Tabi ki o süreçte zaman değişmiş ,ben değişmişim.

Sokakta oyunlarım yarım kalmış mesela!

Ruhum orada kalmış o çocukluk yıllarından söküp alamamışım onu.

Karaya vuran balık misali, ben karaya çıkar çıkmaz şaşkına dönmüşüm.

Avcı değil av olmuşum, anne olmuşum.

Bir, iki, üç…

35 yaşında üçüncü çocuğum dünyaya gelmiş.

Ben hep şok yaşamışım.

“Ne ara bunlar başıma geldi? “diye

“Ben daha çocuğum duymuyor musunuz ?”diye avaz avaz bağırmışım, ancak sesimi benden başka duyan olmamış.

Büyümemiş, büyüyememişim!

Ben çocukluğuma tutuklu kalmışım.

Çocukluğumu çalmışlar elimden.

Kurtaramamışım!

Sürekli büyümüş, büyük görünmüşüm. Çünkü olduğumdan bin kez daha büyük görünmemi istemişler.

Anneme anne olmuşum farkında olmadan.

Aslında benim bir anneye ve babaya ihtiyacım varken ben anne baba olmuşum.

“Ben varım! Hep varım!” demişim herkese.

Öğrencilerime, kendi çocuklarıma, anneme, kardeşlerime…

Hep yetişmeye çalışmışım kimseden hiç bir şey beklemeden.

Çünkü o okyanusu boğulmamak için geçen ilk kişinin bilincinde olarak, herkesi kurtarmaya çalışmışım.

Bunun mutluluğu bana yetip artmış bile…

Bu anlamda her şey bana onur vermiş vermeye de devam ediyor, edecek te!

Üç gün önce büyük oğlum Amerika/dan aradı.

“Annem sana buradan ne istiyorsan getireyim seç beğen al” dedi.

“Hiçbir şey istemiyorum.

Sen gel yeter annem.

Yemin ederim her şeyim var

Bana sizin gülen gözleriniz yeter!” dedim.

Gerçekten de benim hiç bir şey de gözüm yok.

Tek istediğim karşımda kim olursa olsun sadece gülen gözlerle baksın bana.

Oğlum gülen gözlerle bana bakıyordu ya işte en büyük hediye buydu bana.

O an fark ettim ki, ben aslında çocuklarım ile birlikte çocuk olmuş, kaybolan çocukluğumu onların gönlünde ve gözlerinde bulmuştum.

Çocukluğumuzda annem “lebeniye” dediğimiz bir tür yoğurt çorbası yapar, üzerine kızgın yağda yaktığı yarpuz (yabani nane)gezdirdi.

O kadar güzel kokardı ki.

Bir de Kokulu gül (Isparta gülü)nereden bulurdu bilmem. Onunla reçel yapardı

İşte çocukluğum o iki güzel kokunun içinde kaybolup gitmişti.

Bu hafta iki farklı öğrencim bana yine o çocukluk yıllarımın mutluluğunu yaşattılar

Batuhan köyünden nereden nasıl aklına geldiyse bir poşet dolusu yarpuz toplamış,

” Öğretmenim size yarpuz getirdim” demez mi?

Şok oldum!

Bir erkek öğrencim, beni yarpuz kokuları ile çocukluğuma doğru sürüklüyordu.

Nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim gözlerine baktım kalakaldım.

Gülen gözlerle bana yarpuzları uzatıyordu.

Batuhan dedesi ile birlikte yaşıyordu. Anne babası ayrılmıştı. Çok efendi, kendisiyle barışık bir öğrencimdi.11. sınıfta okuyordu.

Böyle bir şeyi düşünüp bana getirmesi ruhumu alabora etmişti.

Başkalarına göre belki bir poşet ot gibi görünebilirdi ancak benim için çok büyük bir hediye idi.

Farklı bir şoku odama girdiğim an bana Sunay isimli öğrencim yarattı.

Arada okula gelmiyor, ailesi ile birlikte mevsimine göre elma, kiraz veya gül toplamaya gidiyor. Kendi cep harçlığını çıkarıyordu.

O kadar çıtı pıtı, o kadar güzel, bir ok adar da çalışkan idi.

” Öğretmenim ben dün gül toplamaya gitmiştim. Size bir poşet gül topladım” diyerek odamın kapısında bana toplamış olduğu gül poşetini uzatıyordu. Odayı muhteşem gül kokuları doldurmuştu

Nasıl duygulandım anlatamam size.

O, kilo karşılığı ücret aldığı güllerinden bana ayırmış, cıvıl cıvıl gözlerle bana uzatıyordu.

Ağlasam mı gülsem mi ne yapacağımı bilemiyordum.

Bu çocuklar bana kaybolan çocukluğumu, o yılların kokularını sevgilerini içine katarak sunuyorlardı.

Bu mutluluğu bana hiç bir mücevher yaşatamazdı.

Gönülden kopup gelen bu hediyelere paha biçilir mi şimdi?

Anladım ki ben aslında öğrencilerimle çocuk oluyorken, onlara hem öğretmen hem anne hem rehber oluyormuşum.

Artık biliyorum ki o kaybolmuş çocuk aslında öğrencilerinin ve çocukların gönlünde hep çocukluğunu yaşayacak.

Onlarla birlikte büyüyüp, onlarla birlikte hayata atılacak..

Onlarla sevecek, onların gözlerinde kaybolup yok oluncaya dek yaşayacak.

Batuhan’lı, Sunay’lı sevgi dolu nice yıllara…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.