Dolar 33,0018
Euro 35,9460
Altın 2.549,59
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 35°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
35°C
Parçalı Bulutlu
Cts 35°C
Paz 36°C
Pts 36°C
Sal 36°C

Üniversite Yıllarım-2

Üniversite Yıllarım-2
A+
A-
17.01.2022
346
ABONE OL

Tülay SARICABAĞLI ŞİMŞEK

ZİYARETÇİM VAR

Sırtıma giydiğim yetim gömleğim

Üşütür yüreği hâl böyle böyle

Paramparça olmuş dolu çömleğim

Turnam git anama hâlimi söyle

Kimseler hâlimi bilip anlamaz

Kırılmış kanadım tutup emlemez

Yürekte feryadım kimse dinlemez

Yalvarırım Mevlam merhamet eyle.

Kilis; Akdeniz ikliminin görüldüğü, ılıman bir iklime sahip, çok sert kışları olmayan bir şehirdi. Ben, lise bitinceye kadar sırtıma kaban diye bir şey giymemiştim.htiyaç duymamıştık. Bir hırka ile koca kışı geçirirdik. Ankara’ya gelirken valizimde ne botum ne de kabanım vardı. Karlar yağıp da ayaza buza çekince dünyanın kaç bucak olduğunu görmeye başladım. Minik bir serçe gibi boynumu içime çekmeye çalışıyordum. Yurdun kapısına servis otobüsü gelinceye kadar o soğukta kuyrukta bekliyor üşüyorduk. Birbirimize sokulup ısınmaya çalışıyorduk. Erken kuyruğa girmezsek ilk otobüsü ve dersleri kaçırıyorduk. Ne olursa olsun bir şekilde o soğukta yurdun önünde beklememiz gerekiyordu. Otobüse binince bir ”oh” çekip rahatlıyorduk.

Çoğu zaman oturmaya yer bulamazdık. Ayakta giderdik. Servis otobüsünü kaçırırsak halk otobüsüne iki kat ücret ödeyerek binmek durumunda kalırdık ki bu bizim hiç istemediğimiz bir şeydi.Halk Otobüsü hıncahınç dolu olur insanlar birbirine yapışık olarak giderlerdi. Hiç istemediğimiz durumlara mazur kalmamak için servis otobüsünü beklerdik.Sonunda gelirdi ve bizi soğuktan kurtarırdı.

Ama benim vücudum sıcağı görür görmez sanki tepkimeye girip vücuduma minik minik yüzbinlerce iğne batmaya başlardı. Okula vardığımda gider kalorifer peteklerine sarılırdım. Vücudum öbek öbek kabarır kaşıntılarım başlardı.

Her hafta sonu PTT’ye gidip annemle konuşabilmek için PTT memuruna telefon numaramızı yazdırıp bağlanmasını beklerken ” bu kez anneme söyleyeceğim bana azıcık para göndersin, bir bot ile kalın örgü ipi alayım da kendime kalınca bir hırka öreyim” derdim. Ancak daha annemin o biçare sesini duyar duymaz hepsinden vaz geçerdim. ” Onlar ne halde ben ne düşünüyorum” derdim. O kadar gururluydum ki halimi hiç bir akrabama anlatmak istemiyordum. “Onlar benim okumaya geldiğimi ve halimi elbet biliyorlardır. Olsaydı ya da beni düşünselerdi mutlaka bana ulaşır, halimi hatırımı sorarlardı” deyip “sık dişini Tülay! Bu hayatı sen istedin katlanacaksın” diyordum kendime.

Bir gün amcam Ankara’ya bir iki arkadaşı ile iş için gelmiş. Yurda telefon etmişti. Nasıl heyecanlandım nasıl sevindim anlatamam. Halimi hatırımı sordu .” Biz Ulus’ta şu otelde kalıyoruz. İki-üç arkadaşını da al gel görüşelim”’ dedi. Hemen Kezban’ın odasına koştum ama Kezban yurttan çıkmış arkadaşları ile gitmişti. O gün odada Süheyla abla ile Meral abla vardı.Ben de onlara ”Amcam gelmiş görüşmeye gideceğim. Sizleri de istedi” dedim.

“İyi boşuz gidelim amcanı görelim” dediler. Amcam otelin alt katında bizi karşıladı. “Size bir çorba içireyim” dedi.

“Ben çorba içmeyeceğim” dedim. Aslında bunu söylerken karnımı çorba ile doyurmak istemiyordum. Güzel yemekler yiyeceğim diye bekliyordum. Arkadaşlarım ile amcam çorbalarını içtiler üstüne birer de çay içtiler. Ben amcamın bize ana yemeği ısmarlamasını bekliyorum. Ama yok. Amcam

”Haydi kalkın sizi Gençlik parkına götüreyim ”dedi ve götürdü. Bizimle birlikte balerine bindi. Açlıktan mı başım dönüyor yoksa balerin mi başımı döndürüyor bilemedim.

Yine de nasıl mutluyum nasıl gururluyum anlatamam. Amcam geldi ya! Bana sahip çıkıp arkadaşlarımın yanında beni onore etti ya! Havalara uçuyorum. Eminim ki şimdi cebime para da koyar ben de ayağıma sıcacık bir bot alırım diye düşünüp için için seviniyorum. Amcam otele kadar bizimle döndü. Haydi siz birlikte yurdunuza geçin deyip vedalaştı. Bana para vermeyi unuttu!

Başım önde yüzüne bakmaya utandım amcamın. Bakarsam bir beklenti içinde olduğumu anlamasın diye öylece ayrıldım yanından. Hepsi bu kadar…

Hayal kırıklığı ve için için ağlamak ne demek? Bunu ancak yaşayan bilir. Ablalara belli etmeden gözyaşlarım içime aka aka,en mutlu olmam gereken günde yurda hüzünle döndüm.

Amcam yanıma gelip beni görmüştü ya! Yeterde artardı bile!!!

Süheyla abla amcamı çok beğenmiş,habire odadaki arkadaşlara anlatıyordu.

Ben sessiz sessiz utanarak dinliyordum. Doğruydu amcam babayiğit, renkli gözlü ve yakışıklı biriydi. Üstelik evliydi amcam. Hem de iki evliydi. Anlayamıyordum bu ablaların beğeni kriterlerini.

O akşam dolabımda kalmış olan bir parça ekmek ile zeytini yiyip, öylece düşüncelere dalarak battaniyeme sarılıp uyudum. Sürekli ekmek ve makarna yemekten epey kilo almaya başlamıştım.

Odalarımız sıcacıktı. Kaloriferlerimiz sürekli yanıyordu. Benim ranzam tam da kalorifer peteğinin üstüne geliyordu. Mışıl mışıl deliksiz uyuyordum o sıcakta.

Ertesi gün sıcak suların verildiği banyo günüydü. Öyle her su aktığında gidip yıkanamazdık. Haftada iki gün bize sıra gelirdi. Blok blok herkes gününü bilir, o günlerde banyo yapmaya ve çamaşır yıkamaya inerdik. Ellerimizde çamaşır leğenlerimiz, önce çamaşırlarımızı çitileye çitileye kan ter içinde kala kala yıkar, sonra da duşumuzu alır çıkardık.

Ben tam çamaşırları yıkamış bitirecekken odadan bir arkadaş koşarak geldi. “Tülay ismin anons edilip duruyor ziyaretçin varmış” dedi. Ben apar topar duş alıp çıktım. Nasıl seviniyorum tamam diyorum” Amcam daha gitmemiş mutlaka bana harçlık vermeye geldi” diye.

Hemen üzerime birşeyler giyindim koşarak bekçi kulübesinin oraya gittim.Amcam yok. “Eyvah! Geç kaldım amcam gitmiş”deyip gerisin geri içeriye girdim. Üzülmüştüm. İçimden bir şey cızzzt diye yüreğimi dağlıyordu sanki. On dakika sonra bir daha anons edildi. Yine koşarak çıktım.Etrafa bakındım. Gençler, sevgililer veya ailesi memleketten gelip çocuğunu görmeye gelenler var öbek öbek. Bakındım bakındım kimse yok. Bekçi amcaya sordum. Bilmem bahçededir seni anons ettiren dedi. Bakındım tanıdık kimse yok. Yine döndüm odama. Tamam dedim amcamın acil işi çıktı muhakkak ayrılmak zorunda kaldı. Odaya geçip yıkamış olduğum çamaşırları astım.Yine aynı anons olunca bu kez dedim ki “Tamam odadan bu ablalar bana oyun ediyorlar. Şimdi çıkıp canlarına okuyacağım bu kez yakalayacağım onları.” Tam bekçi amcanın kulübesine yaklaştım ki bekçi amca bana gel diye işaret etti. “Gel işte senin ziyaretçin görüş “dedi ama ben bu kişiyi hiç tanımıyordum ki…

Esmer uzun boylu kavruk yüzlü yirmi beş yaşlarında zayıf birisi idi. Yüreğim ağzıma geldi birdenbire.

“Herhalde yanlış anons ettirdiniz” dedim.

“Sen Tülay değil misin?” dedi.

Şaşkın şaşkın yüzüne öylece bakıp kaldım.

Adıyaman’dan teyzemin yanından geliyormuş. Teyzem orada ebe hemşire idi…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.