Dolar 8,1772
Euro 9,8359
Altın 468,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 28°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
28°C
Parçalı Bulutlu
Per 28°C
Cum 30°C
Cts 33°C
Paz 33°C

Vefa & Sadakat & Sevgi

Vefa & Sadakat & Sevgi
REKLAM ALANI
A+
A-
12.03.2021
6
ABONE OL

Mahmut İ. KANMAZ

 

“Eğer yoksa yüreğinde sevginin kırıntısı bile…

Ve kaybetmişsen onu bir akşam vakti…

Boşuna arama o zaman onu başka yüreklerde…

Zira onu yüklenen kervan çoktan gitti…” M.İ.K.

 

Merhaba sevgili arkadaşlarım. Uzunca bir aradan sonra yeniden birlikteyiz.

Günlerdir, hatta birkaç haftadır yazamadım hiçbir şey. Nedeni yok aslında. Yani hem var, hem yok gibi. Belki tembellik diyebiliriz buna.  Belki pandeminin olumsuz etkisi. Belki toparlanma. Belki de şarj olma… Yenilenme. Belki de hiçbir şey denemez yani.

Bu arada, yokluğumun farkına varıp, arayıp soran bütün gönül dostlarıma yürek dolusu selam ve sevgilerimi sunmak isterim. Allah razı olsun sizlerden. Sağ olun, eksik olmayın. Hepinize sonsuz minnettarım. Ama iyiyim çok şükür, merak etmeyin.

Zaman zaman olur böylesi haller. Hele de aylarca, yıllarca aralıksız uzun uzun yazı yazanların başına gelir, bu gibi sessiz oluşlar, türbülansa girişler, içinden hiçbir şey yapası gelmeyişler.

Bir şeylerden etkilenişler, kılını bile kımıldatmak istemeyişler…

İşte, “Hiçbir şey denemez” dememdeki kasıt o aslında. Adını koyamazsınız bunun.

Durumuma uyan bir şarkı geldi şu an aklıma. İzninizle paylaşmak isterim.  Şükrü Tunar’a ait çok sevdiğim bir şarkı bu.

 

“Söyleyemem derdimi kimseye

Derman olmasın diye.

İnleyen şu kalbimin sesini

O yar duymasın diye…”

 

Evet, meramımızı böylece arz edip, bu lüzumlu girizgâhı da yaptıktan sonra, geçelim şimdi asıl mevzuya.

Bir insanın sahip olması gereken bazı ulvi ve yüce değerler vardır bilirsiniz.

Sevgi gibi, vefa gibi, sadakat gibi…

Ben bunu sacayağına benzetirim hep.

Biri olmazsa, diğerlerinin de olamayacağı, ya da en azından eksik kalacağı anlamında.

Sacayağını denge meselesi gibi düşünün lütfen…

En tepede sevgi vardır hiç kuşkusuz.

Onsuz olmaz hiç bir şey. Sevgi yoksa vefa da yoktur. Sevgi yoksa saygı da yoktur. O yoksa sadakat hiç yoktur.

Güven yoktur, hatta merhamet bile yoktur değerli dostlarım.

Sevgi, öğretilebilen ve sonradan eklenen bir nitelik de değildir bana göre.

Sevgi, insan yüreğine doğuştan konan bir hazinedir, bir zenginliktir…

Tabi ben sevgi derken, sadece iki karşı cinsin karşılıklı duygusal alışverişini kastetmiyorum. Genel olarak sevginin bütünü benim dile getirmek istediğim.

İçinde her şeyin olduğu bir anlayış yani…

Bünyesinde doğaya olan sevgi de var, bir kedi ya da köpeğe duyulan tutku da.

Ta en başından, en sonuna kadar…

Demiş ya ünlü şair Ahmet Haşim usta; “Sevgiyi bilmeyen, ölmeyi de bilemez” diye. Çok doğru.

Bir bilge kişi de şöyle buyurmuş sevginin önemine dair: Gerçek sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de azalmayandır.”

Bir kere sevgiyi aramak lazımdır, aşkı arar gibi hem de. Gönül kapısı da açık olmalıdır sonuna kadar ki, gelen sevgiyi bulsun diye. “Burada sevgi yokmuş” şeklinde hayıflanmasın diye.

Bakınız, Leo Buscaglia adlı bir bilge insan der ki: “Sevgi, her zaman kolların açık duruşudur. Eğer sevgi için kollarınızı kaparsanız, kendiniz dışında tutacak hiçbir şeyin kalmadığını görürsünüz.”

Sevgi evrenseldir. Bunun milliyeti ve de cinsiyeti yoktur kesinlikle. Her yürekte var olan, olması gereken bir yüceliktir sevgi.

Siz, hiç anne bir kedinin yavrusuna sarılıp onu şefkatle, sabırla ve büyük bir ciddiyetle dakikalarca ıslak ıslak yaladığını görmediniz mi? Bu da bir sevgidir işte. Hem de sevginin en karşılıksızı ve en tatlısı.

Ya da, yavrusu için kendini feda eden bir ananın davranışlarına şahit olmadınız mı? Bunun adı sevgi değil de nedir ki?

Ferhat gibi olup, Şirin’i için dağları delmeye çalışanları görmediniz mi?

Leyla’yı arama uğruna saçını sakalını birbirine karıştırıp, gözleri iki çeşme yollara düşen Mecnun’u hiç duymadınız mı?

Peki ne için bütün bunlar? Tabi ki aşk için, sevgi için…

Ona istinaden demiş zaten, Teilherd de Chardin: “Bir gün insanlar sevginin enerjisini keşfedecek. İşte o gün insanlık, ateşi yeniden bulmuş gibi olacaktır.”

Sevmek, hoş görmektir karşısındakini.

Anlayış göstermek ve bağışlamaktır kusurları. Büyük yazar Ludwig Von Goethe şöyle diyor, tam da bunu kanıtlamak istercesine: “Sevilenin kusurlarını hoş görmeyen, sevmiyor demektir.”

Sevgi, ihmale de gelmez kesinlikle.

Unutulmaya, ikinci plana atılmaya tahammülü yoktur aşk-ı sevdanın.

İlgi ister, müsamaha ister, sarıp sarmalanmak ister yeni doğmuş bir bebek gibi.

Aynı zamanda bilmek de lazımdır sevgiyi.

Kırmamak da gerekir sevileni.

Bir yabancı atasözü şöyledir: “Sevmek keman çalmak gibidir. Bilmeyen kötü sesler çıkarır.”

Hayatın ta kendisidir sevgi denilen şey değerli arkadaşlarım. Her işin başında ve sonunda illaki o vardır. Onsuz yaşamın gayesi ve ederi de yoktur. Bu kadar kesin konuşuyorum. Çünkü sevgisizliğin tam zıttı nefrettir. Allah korusun hepimizi bu kötü duygudan. Sevginin olmadığı yerde nefret vardır ve onun istenmeyen tohumları ekilir.

Aslında klişe bir söz vardır bilirsiniz yine. “Sevgiyle nefret, birbirlerine komşu duygulardır. Arada sadece incecik bir perde vardır…”

Yani, sevginin nefrete dönüşmesi an meselesidir. Geçişgenlik çok kolaydır…

Onun içindir bütün söylenenler.

Lütfen sadece seviniz. Ama birini ama bir hayvanı ama bir çiçeği ama bir işi ama hiç hoşlanmadığınız birini bile. İşte o zaman, bir güzel insanın dediği gibi olur her şey. Yani, “İnsan sevmeye başlayınca, yaşamaya başlarmış.”

Tamam sevgi bu kadar önemli… Peki, vefayı nereye koyacağız o zaman?

Vefa da, en az sevgi kadar değerli bir özellik. Eskiler, “hakikatli olma” derlerdi vefa için. Değer bilme, kadirşinaslık gösterme, ahde saygı ve bağlılıktır vefa.

Tabi kimileri bunu, İstanbul’da bir semt adı olarak bilmiyorsa eğer. Veya ben çocukken hatırlarım, “Vefa” adıyla bir futbol takımı vardı. Çok ta başarılı idiler.

İşte “Vefa” takımıyla, vefa duygusunu birbirine karıştırmayanlaradır benim sözlerim.

Sevilen kişiye karşı duyulması gereken vefa duygusu, vicdanla da alakalıdır aynı zamanda.

Vicdanla vefa birleşince, sevginin anlamı ve boyutu çok daha farklı olur.

Yani, küçücük nedenlerle sevgiyi sonlandırmamaktır vefa gösterme hali.

Hatta sevgiye bir tutam merhamet eklemektir vicdan sahibi olma durumu.

Sözün kısası, her halükârda sevgiyi yaşatmaktır vefa. Hani az önce demiştim ya sevgiyi anlatırken, sevince yaşadığını hissetmektir diye. İşte vefa da o sevginin çimentosudur bence.

Sadakat da öyle… Yürekten bağlılıktır, samimiyettir, sevilen kişiye sadık olma halidir sadakat.

Bir yürekte sevgi varsa eğer, vefa da bulunuyorsa aynı mekânda, dahası sadakat duyguları da yer almışsa, işte orada gerçek bir sevgi vardır. Tam anlamıyla bir sevgi…

Amasız, çünküsüz, keşkesiz bir sevgi.

Tertemiz ve her türlü dünyevi istek ve hırslardan azade kalmış bir sevgi.

Ne mutlu, böylesi katıksız sevgileri yüreklerinde taşıyanlara ve ne mutlu sevgiye, vefaya ve de sadakat hislerine sahip olanlara.

Evet, vefa ile sadakat hisleriyle ve de en önemlisi sevda ile aşk ile ve sevgi ile ilgili diyeceklerimin sonuna geliyorum yavaş yavaş…

Sözlerimi burcu burcu sevda kokan bir halk şiiriyle taçlandırmak isterim.

Madem aşkı en iyi halk ozanları anlatır, en iyi onlar dile getirir. O halde son kelamı da onlara bırakalım dilerseniz.

Sivas Gürün’lü Aşık Gülhani şöyle der aşka dair. Daha doğrusu yüreğinin sesini, orada kendine yer edinen sevgiliye edilen övgüleri ve güzellemeleri şu şekilde betimler ozan:

Gözümün çırası, yüzümün nuru

Ne kadar yakınsın cana sevdiğim.

Ab-ı hayat suyu, yaylanın karı

Hasretin karıştı kana sevdiğim.

 

Turnanın kanadı, servinin dalı

Denizin dalgası, baharın seli

Güzeller Sultanı Allah’ın kulu

Ne desem yakışır sana sevdiğim.

 

Damarımın kanı, gözümün yaşı

Gönlümün iklimi, dağların kışı

Kimin için açtın o mermer döşü

Âşıklar dayanmaz buna sevdiğim.

 

Selam verip, hatırını sorunca

Vücudum titriyor seni görünce

Halden hale düştüm aklım erince

Bir gün hak verirsin bana sevdiğim.

 

Muhabbetin tadı, soframın tuzu

Hayatın güneşi, talih yıldızı

Aşk-ı sevda ile aradım sizi

Az kalsın Gülhani yana sevdiğim.”

 

Bir başka konuda yeniden birlikte oluncaya kadar, bedeninizden sağlık ve afiyet, yüzünüzden tebessüm ve huzur, yüreğinizden aşk ve sevgi hiç eksik olmasın inşallah.

Hoşça kalın ve Allah’a emanet olun sevgili arkadaşlarım ve kıymetli dostlarım.

 

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.