Dolar 18,5806
Euro 18,4922
Altın 1.024,28
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 30°C
Açık
Kilis
30°C
Açık
Per 28°C
Cum 24°C
Cts 25°C
Paz 27°C

Yakın Tarih Sohbetleri-7

Yakın Tarih Sohbetleri-7
A+
A-
17.12.2015
278
ABONE OL

Hukuka, Demokrasiye Darbe ve Bir Valinin Ölümü

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Meliha Üretmen 27 Mayıs 1960 Darbesi olduğunda İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenci. Babası Kınıklı Mehmet Üretmen DP ileri gelenlerinden ve İstanbul’un en hayırsever işadamlarından Mehmet Üretmen… Topçular’daki Türkiye’nin ilk Demir Çelik Fabrikalarında üç vardiya halinde 1200 emekçi çalışıyor ve Türk sanayine katkı veriyorlar.

Darbe sonrasında başlayan Yassıada duruşmalarına üniversite öğrencileri de götürülüyor. Bazı camilerin ambar olarak da kullanıldığı o dönemde, Dolmabahçe Camii hem müze yapılmış, hem de Yassıada duruşmaları için motorlar buradaki sahilden kalkıyordu. Bir motor dolusu üniversiteli genç Yassıada duruşmalarını takip için üniversitenin desteğiyle adaya gidiyor. Aralarında Meliha Üretmen de var. Önce gençler alınıyor adı Yüce Divan olan duruşmalara. En gözetlenebilecek yer onlara ayrılmış amfi biçimindeki salonda. Sonra özel konuklar geliyor içeriye. Son olarak yargılanan Demokrat Partili ailelerin az da olsa yakınları. Bunların tümünün yüzünde oğlunu, kızını, babasını, kocasını görmenin sevinci var ama hüzünle karışık.

DURUŞMADA BİR HAYATIN SONU NOKTALANIYOR

Duruşma bu amfi gibi dizayn edilmiş salonda başlıyor. Sanıkların tümüne yakının başı yere bakıyor gibi bir halleri var. Yorgun, bitkin, halsiz bir vaziyetteler. Hâkim Salim Başol duruşmayı açıyor, Başsavcı Ömer Altay Egesel başta yargılama heyeti yerini alıyor. Egesel’in “Telefoncu Aysel” ile bir bağlantısı olduğu fısıldanıyor duyulmayacak biçimde salonda. Bir gazeteci bunu hemen not alıyor. Dur bakalım ne çıkacak?

İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı (1938-1950), Sağlık Bakanı (1957-1960) Dr. Lütfi Kırdar, duruşmada Salim Başol’un sorularını cevaplamak üzere ayağa kalkıyor. Sanki günlerdir uykusuz vaziyette. Gözlerinde fer, dizlerinde derman kalmamış gibi. Ha düştü ha düşecek gibi bir hali gözleniyor demeye kalmadan yere yığılıyor. Büyük oğlu Erdem duruşma salonundaki sıralardan fırlayarak babasının yanına koşuyor, ama askerler de hemen orada bitivererek Erdem Kırdar’ı ite kaka dışarı çıkarıyorlar. Oysa Dr. Lütfi Kırdar’ın duruşma sırasında hayatını kaybettiği daha sonra anlaşılacak.

Meliha Üretmen etkileniyor bu gelişmeden. Bu kalp krizi geçiren Demokrat Partili insan babası Mehmet Bey de olabilirdi. Burada adalet dağıtılmıyor, tam tersi insanlar hukuk adına taciz ediliyordu. Eğer Mehmet Üretmen’e böyle bir şey olsaydı Meliha Üretmen neler yapabileceğini tahmin bile etmek istemedi. O an karar verdi içinden; hiç de demokrasi gereği, bir hukuk mahkemesi gibi olmayan bu Yassıada duruşmalarına gelmeyecekti. Sirk seyreder gibi değil bu mağdur ve mazlum insanlara, dua etmekle yetinecekti. Öyle de yaptı.

CUMHURİYETİ KURANLAR YARGILANIYOR

Dr. Lütfi Kırdar’ın küçük oğlu Büyükelçi Üner Kırdar ile beraberiz. Nevzat Yalçıntaş’ın eşine ait bu hatırlatmasıyla eski günlere döndü:

“27 Mayıs Askeri Darbesi öyle devrim falan değil, bayram yapılacak kadar hiç değil, tamamen tersi Türk demokrasisine, Türk Adaletine, Türk Hukukuna, Türk Sosyal hayatına, Türk Ailesine indirilmiş acımasız bir darbedir. Kenan Evren’den Allah arzı olsun bu 27 Mayıs diye ilan edilen bayramı kaldırdı. Babamı defnederken bile zulüm gördük, tutuklamalar yaşadık.”

Yeni bir televizyon programında Yakın Tarih Sohpetleri için Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Büyükelçi Üner Kırdar ile birlikteyiz. Yakın tarihimizi mesela darbeli günlerimizi yeni nesil bilmiyor. Son yıllarda televizyon programlarındaki tarih sohbetleri bu nedenle büyük alaka görüyor. BM Başdanışmanlarından Büyükelçi Üner Kırdar açtı sohbeti ve dedi ki:

– 27 Mayıs Darbesi 28 nisandaki yürüyüşlerle başladı. Bir gün öncesinde ülke genelinde hiç bir gerilim falan yoktu. Darbe gerçekleşince de beyin yıkama usulüyle toplum şartlandırıldı. Radyo yayınlarının tümü bu minval üzereydi.

Yassıada Duruşmalarının hakimi Salim Başol bile medyaya verdiği demeçlerde “Memleket kurtuldu” diye açıklamalar yapılıyordu. Üniversite genciğine de tek parti, tek hükümet gibi Sovyet Rejimini hatırlatan propaganda usulleri aktarılıyordu. Üniversiteli gençlerin Yassıada duruşmalarını izlemek üzere oraya götürülmesi bu planın bir parçasıydı. Oysa yargılananların içinde cumhuriyetimizi kuranların yanında, İstiklal madalyalı kahraman gazilerimiz de vardı.

HUKUK FAKÜLTESİNDE BÖYLE ÖĞRETİLMEMİŞTİ AMA…

Üner Kırdar’ı daha fazla üzmemek istiyorum o yılları hatırlatarak. Ancak anlattıkları bir döneme ait bilgi ve belgelerdi. Arşivlerimize bunların tümü girmeliydi. İnanmayan araştırıp, bakabilirdi. Nevzat Yalçıntaş araya girdi:

– Yassıada duruşmalarına o koskoca devlet adamlarımızın başları yere eğik girişlerini unutamıyorum. İçeri girip oturuyorlar. Oysa hukukta çok aziz hocalarımız vardı bir kaçı hariç! Onlar böyle eğitmemişti öğrencilerini!

“-Kimdi onlar hocam?” diyorum, isimlerini ben hatırlatıyorum “Ordinaryüs Profesörler Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Hüseyin Nail Kubalı ve Sıddık Sami Onar değil mi Nevzat Bey?” Başıyla tasdik ediyor ve konuşmasını sürdürüyor:

– Tam bir zulüm dönemiydi. Radyo anonsları bile Yassıada duruşmalarını anlatırken o sloganları, o spotları ezberlemiştik: “Sanıklar getirildiler, bağlı olmayarak yerlerini aldılar.” Dr. Lütfi Kırdar bunlardan biriydi. Peki kimdi? İstanbul’da imar hareketi başlatan ve şehri değiştiren bir devlet adamıydı! Hep babam Hasan Yalçıntaş’a benzetmişimdir.

Sohbetimiz karamsar bir hal da alsın istemiyorum. Ancak bu bilgi ve belgelere toplumun ihtiyacı var. Araştırmacılara referans olacak yaşayanların ağzından.

-Hakim Salim Başol’un yargılanan devlet adamlarımıza sordukları bir hukuk sorusu gibi değil, adeta aşağılayıcı sualler gibiydi. Valimiz Dr. Lütfi Kırdar yine makul cevaplar veriyordu. Bunun için çırpınıp duruyordu. Böyle olunca da duruşmanın hâkimi Salim Başol hırçınlaşıyordu. Çünkü cevaplar O’nun istediği gibi değildi.

ERDEM KIRDAR AMFİDEN FIRLIYOR

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş da darbe yıllarında üniversitede genç bir asistan. Onları da götürüyorlardı Yassıada’daki duruşmaları izlemek üzere.

– Duruşma sırasında yere yığılan benim babam da olabilirdi. Çünkü biz de Demokrat Partili bir aile idik. O günlerde Babam Hacdan gelmişti. Yorgun ve hastaydı. Rapor vermişti doktor. Bu haliyle babam Hasan Yalçıntaş da duruşmalara çağrılabilir ve orada hayatını kaybedebilirdi. Dr. Lütfi Kırdar,  Başol’un sorularına cevap verirken birden rahatsızlandı ve yere yığıldı. Ardından bir genç delikanlı oraya fırladı. Sonradan öğrendim oğlu imiş. Apar topar dışarı çıkardılar. Bu olaydan sonra görüşüm iyice değişti. Yeni nesiller bu olayı bilsinler istiyorum.

Üner Kırdar araya girdi:

– Yıllar sonra Gazeteci Uğur Dündar Salim Başol ile bir röportaj yaptı ve bu olayı sordu. Adam hukuka, demokrasiye, insan haklarına darbesini bu açıklamasıyla da sürdürdü. Dedi ki “Bugün olsa yine aynı kararları veririm.”

Ben “Aman Allah’ım!” diyebiliyorum sadece. Üner Kırdar devam etti:

– Dışişleri Bakanlığında çalışıyordum. O sıralarda İngiltere’de Kembriçte (Cambridge) idim. Doktora çalışmaları yapıyordum. Ağabeyim telefon etti ve babamın vefat haberini verdi. Babamın hayatı gözümün önünde canlandı birden bire.

CUMHURİYETE KANAT AÇANLARI ÇOCUKLARI

Büyükelçi Üner Kırdar birden bire duygusallaştı, hisleri yüzüne vurdu:

– Babam Dr. Lütfi Kırdar üç savaşa katılmış bir gazi. İstiklal Madalyası sahibi… Kızılay İkinci Başkanı olarak Erzurum’da, daha sonra Nazilli de hizmet vermiş. Atatürk’ün takdiriyle vali ve milletvekili yapılan bir devlet adamı. Cumhuriyete, demokrasiye kanat açan biri babam.

Bu duygusallığın önüne geçemiyorum, üzülüyorum ama yine de Üner Kırdar’ı dinlemek istiyorum;

– Yassıada’da 10 satırlık mektup yazma hakkı var yargılanan devlet adamlarının. Son mektubunu 24 Mayıs 1960 günü yani darbeden üç gün önce yazmıştı bana. “Seni görüp görmeyeceğimi bilmiyorum” diyordu. Sonra ekliyordu “Sakın ola ki siyasete girme, uluslararası alanda çalış ve ülkene hizmet et.” Ben de öyle yaptım.

-Rahmetli Turgut Özal size hem Anavatan Partisi’nin kuruculuğunu ve hem de Bakanlık teklifi götürmüştü!

– Doğru. Babamın vasiyeti gereği kabul etmedim. Pişman da değilim. Darbe sırasında ben 15 yaşındaydım. Bu sohbeti 55 yıl sonra yapıyoruz. Hala bazıları “darbe değil devrim” demekte ısrar ediyorlar. Darbenin yıldönümünü bayram gibi kutlamakta ısrarlılar. 27 Mayıs Darbesi esasında Türk Silahlı Kuvvetlerimize de haksızlıktır. Adalet Partisi 1965’te iktidara geldikten sonra bu acı ve sancılı yıllar konuşulmaya, tartışılmaya başlandı. İyi de oldu!

– Üner Bey siyasete girmediğinize pişman değil misiniz? Demokrat Parti ileri gelenlerinden Menderes’in iki oğlu Yüksel ve Aydın Menderes girdi. Mutlu Menderes hiç politika yapmaya yanaşmadı. Rahmetli bir trafik kazasında vefat etti. Yüksel Bey merhum aşırı sessizdi. Aydın Bey ise hep kültür ve medeniyet hareketi içinde oldu.

– Hayır pişman değilim. Canımı sıkan 27 Mayıs darbesinin Latin Amerika’daki ile benzeşir yanının olması. Çünkü darbe bir cunta hareketi… Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ismi de kirletildi. Cuntanın içinde bir general yok. En büyüğü Albay… Yüzbaşı da var. Türkiye bir muz cumhuriyeti değil,  bir kadim devlet geleneğinden geliyor. NATO’nun ABD’den sonra ikinci büyük ordusuna sahip güçlü ve itibarlı bir ülke… İşte bütün bunlar aydınlatılmalı. Yeni nesil bu konuda bilgilendirilmeli.

 

AMERİKA’DAN 50 MİLYON DOLAR İSTENİYOR

– Türkiye NATO’nun ikinci büyük silahlı kuvvetine sahip büyük bir ülke. Peki, bu cunta hareketine NATO nasıl göz yumdu, görmezden geldi Sayın Üner?

– Türk Ordusu’nda 7000 subay emekliye sevk edildi. Bu tasfiye ile Ordumuzda ancak birkaç general kaldı. Hapse girenler oldu.

– İstiklal Madalyası sahibi Genelkurmay Başkanı Mustafa Rüştü Erdelhun Paşa da tutuklandı, emekli maaşı bile verilmedi, rütbesi söküldü cunta tarafından.

– Kore Harbi Gazisi Korgeneral Tahsin Yazıcı da öyle olmadı mı? Yassıada’da yargılandı. Mahkûm edildi maalesef.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş hatırlatıyor:

– Ordumuzdan 27 Mayıs darbesi sonrasında emekli edilenler için Eminsu’lu deniyor. Haberleri hep öyle çıktı.

– Eminsulular için para gerek. Nasıl emekli edeceksin? O yıllarda Selim Sarper Dışişleri Bakanı.  Emekli edilerek “Orduyu küçültmek için para” isteniyor Dışişleri Bakanı aracılığıyla?

– Kimden?

– Amerika’dan. Cunta “para verelim sussunlar” diye düşünüyor. Ama ortada kaynak yok. Bu para verilse bile Kongreden geçmesi gerek. Böyle olunca mümkünü yok. General Haig duruma muttali oluyor. CIA’da genelde askerler görevli ve dış istihbarattan sorumlu. 50 Milyon dolar para CIA kanalı ile geliyor. Bu para kime gitti, kalanı nerede hala bilinmiyor? Utanmadılar!

Üner Kırdar ne söylese haklı. Çünkü hem yıllarca dışişlerimizde çalışmış bir büyükelçi ve hem de Birlemiş Milletlerde baş danışmanlık yapmış bir diplomatımız.

MOSKOVA YAKINLAŞMAK İSTİYOR

– Adnan Menderes “Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız” diye söylemler içindeydi. Bu cunta hareketine ABD neden seyirci kaldı acaba? İdamlar konusunda bile Pakistan kadar, Eyüp Han kadar bile duyarlı değildi diyebilir miyiz?

– Ankara Moskova ile ilişkimizi kesmişti. En son Mustafa Kemal Atatürk zamanında Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras gitmişti(1937) Moskova’ya. 22 yıl sonra da babam rahmetli Dr. Lütfi Kırdar gitti(1959). Başbakan Adnan Menderes babama “Lütfi Bey sizden son olarak bir vatan hizmeti istiyoruz” deyince babam Onu kıramadı.

– O yıllarda Moskova’da Nikita Kruşçev dönemi yaşanıyor.

– Evet… Yumuşama istiyor Kruşcev. Detand politikası uygulamaya çalışıyor Gorbaçov’dan çok önce. Söz konusu yıllarda ABD ile ilişkilerimiz zirvede. Antikomünist bir politika içindeyiz. Ancak Rus Büyükelçisi bize Moskova’nın kredi vermek istediğini fısıldayıp duruyor. Ayrıca Moskova’ya niçin karşı olduğumuzu da öğrenmek istiyorlar.

– Bizim Dışişleri Bakanımız da Fatin Rüştü Zorlu!

– Fatin Rüştü Bey bunu Menderes’e anlatıyor. Menderes de Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a. Ancak Celal Bayar “Moskova ile böyle bir temasa geçersek CHP bizi komünistlerle işbirliği içinde olmakla suçlar” diye hatırlatıyor. Sorunu babam hallediyor. O yıllarda sağlık sektöründe Sovyetler ilerde. Diyor ki “Sağlık insani bir yanıyla bizi de ilgilendirir. Moskova ile sağlık alanında işbirliği yapılabilir!”

– Babanız böylece Moskova’ya gidiyor?

– Evet… Sovyet Sağlık Bakanı’nın konuğu olarak Moskova’ya gidiyor! Kasım ayında. Yıl 1959. Babam rahmetli Moskova’da devlet başkanı gibi karşılanıyor ve cumhurbaşkanı protokolü uygulanıyor. Adnan Menderes’e de davet geliyor ama Başbakan gitmiyor.

– Neden acaba?

EİSENHOWER TÜRKİYE’YE GELİYOR

– Büyükelçi Semih Günver’in anılarında bunun cevabını buluyoruz.

– Semih Günver de hatıralarını yazdı, önemli bilgi ve belgeler sundu topluma.

– ABD ile ilişkilerimiz çok iyi olduğundan bu davet Washington’a bildiriliyor. Ama ABD buna karşı çıkıyor ve Sovyetlerle yumuşama falan istemiyor. Bu gelişme üzerine ABD Başkanı Eisenhower Türkiye’ye geldi. Moskova’ya inanmamamızı tavsiye ediyor, yumuşama ile alakalı olarak da Moskova’yla temas yapılmamasını istiyor. Zaten Eisenhower Doktrini de hayata geçmiş, kongre de bunu kabul ederek Eisenhower’e tam yetki vermişti. Buna göre Amerika komünizmin yayılmasını önlemek için Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardım yapacaktı.

– Biz “Küçük Amerika olacağız” diye ikna edilmiş mi olduk?! Oysa öte yandan bir darbe hazırlığı yapan cuntadan Amerika’nın nasıl haberi olmaz ki? Babanızın ziyareti Kasım 1959’da. İstanbul’da üniversiteli gençlerin yürümesi ise 28 Nisan’dan sonra. Ankara’nın gafleti değil mi bu?

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş tasdik ediyor “Gaflet!” Üner Kırdar konuşmasını sürdürüyor;

– 27 Mayıs 1960 Darbesi Türk silahlı Kuvvetlerimize zarar verdi. Ülke bütünlüğünü yıktı birincisi. Ordumuzun şerefini küçülttü. Çünkü biz Latin Amerika’daki gibi bir muz cumhuriyeti değiliz. Hep tekrar ediyor ve bu örneği veriyorum ama gerçek bu.

– Sonra?

– Türk siyaset ve demokrasisini yıktı darbe. Seçimle işbaşına gelmiş bir hükümet üyelerini ve milletvekillerini tutuklatıyor. İçeri atıyor. Anayasasını rafa kaldırıyor. Türk Hukuk ve Adaleti yara alıyor, yıpranıyor. Üstelik Yassıada Mahkemesi hâkimler heyetinin başucunda da “Yüce Adalet Divanı” yazılı. Özel muhakeme gibi Yüce Adalet divanı!

DARBELERİN MAHKEMESİ OLMAZ

– Uygulama öyle oldu. Anayasa rafa kaldırıldı hatırlattığınız gibi.

– Fransız Le Monde gazetesinde Prof. Dr. Garcon’un bir beyanatı vardı; “Darbelerin mahkemesi olmaz. Ne isterse onu yaparsa yapar” diye. Öyle de yaptılar. Ama hukuk adını da hiç dillerinden eksik etmediler. Prof. Dr. Garcon Türkiye’ye geldi. Baktı ki külot davası, tazı davası gibi komik iddialarla açılan yargılamalar var. 27 Mayıs Darbesi aynı zamanda hukukun da içine etti.

Üner Kırdar Bey yanında getirdiği bir kitabı gösterdi. Hulusi Turgut’un Yassıada’da Yaptırılmayan Savunmalar adındaki bir kitabı. Bu çalışma Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ödülünü aldı. Önemli bir çalışma. Yassıada’da yargılananlara yaptırılmayan savunmaları konu etmiş. Üner Kırdar yine anlattı derin derin:

– Babama soruyorlar; “Sen CHP’li idin, neden DP’ye geçtin?” Babam CHP’deki rezillikleri gördü. 1946 seçimlerindeki hile mesela. Babam o sırada İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı. Bu itirazı üzerine kendisini Suriye’ye Büyükelçi olarak atamak istiyorlar.

-Gitmiyor sanırım.

-Hayır gitmiyor. Bu örneği şunun için veriyorum, Yassıada duruşmaları ve cuntanın darbesi ordu, demokrasi ve adalet sistemini yıktı. Hukuk Tarihimize bu acılı bir dönem olarak geçecek.

– Acılı ve sancılı bir dönem Sayın Büyükelçim. Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’yi hatırlayın. Yassıada Duruşması sırasında “Hâkim Bey, ben size başımı uzatıyorum, bizim şerefimizle oynamayın!” diyor. Zaten idamla yargılanıyor rahmetli, “İdam edecekseniz edin, ama onurumuzla oynamayın” diye hatırlatıyor.

İKİ SÜPER GÜCÜN ORTAK HAREKETİ

Gerçekten acılı bir dönemi hatırlamak da, konuşmak da acı veriyor. Biraz yumuşak geçiş yapmak istiyorum: “Sayın Büyükelçim, 27 Mayıs darbesinden hem ABD ve hem de Sovyetler mutlu. ABD müdahale etmediğine göre kendini belli ediyor. Moskova ise yayını ile rengini ortaya koyuyor.

– Nasıl?

– Cem Yayınları “Sovyetlerin Gözüyle 27 Mayıs” adlı bir kitap yayınladı. Kıpkırmızı bir kapağı vardı kitabın. Hemen yayınlanınca aldım. 1960’lı yıllardı. İçindekiler Sovyet rejiminin görüşünü gazeteciler, yazarlar ve akademisyenler aktarıyordu. Buna göre Türkiye’de irtica büyüyünce ordu devrim yaptı. Görülüyor ki o yıllarda iki kutuplu dünyanın süper güçleri ABD ve Sovyetler 27 Mayıs Darbesini destekliyor.

– Büyük devletler menfaatleri için her şeyi yapabilir, yaptığını savunmayabilir. Diğerleri öyle değil. Büyük devletlerin, süper güçlerin her zaman menfaatleri öndedir. Bu olayların arka planı yıllar sonra zaten açıklanabiliyor. Mesela İngiltere Irak işgalinde hata yaptıklarını açıkladı.

– Evet, öyle oldu!

– Süper olmayan güçler ise bu oyuna gelmemeye dikkat etmeli.

– Darbeye üniversitelerimizin de sesi çıkmıyor! Sadece süper güçlerin değil.

– Amerikan belgelerinde okudum. Görüşmeler olmuş. Moskova bize destek olmak istiyor. Hatta el uzatıyor ikili işbirliği için. Biz kaçıyoruz, Türkiye uzaklaşıyor. Keşke bu konuda da araştırmacılar çalışmalar yapsalar.

Üner Kırdar nefeslendikten sonra devam ediyor;

YÜCE DE OLSA YOL, DAĞIN ÜZERİNDEN AŞAR

– Mehmet Bey, TBMM bir araştırma komisyonu kurdu ve darbeler konusunda çalışmalar yaptı. Gerçi bizimle hiç görüşmediler ve davet etmediler ama yine de faydalı olacağını ve diğer çalışmalar için referans olabileceğini düşünüyorum. Diyorum ki geçmişimizin aydınlatılması için Yassıada’nın müze yapılması gerekir.

– Esasında darbe yapıldığı zaman Moskova dikkatle izledi gelişmeleri. Sovyet yayılmacılığı için fırsat kolladı. Türkiye’de bazı aydınlar “Anayasa Sosyalizme açık” diye tartışma başlattı, ANT, YÖN, Devrim gibi yayın organları, İnci-Doğan Özgüden ve Doğan Avcıoğlu gibi yazarlar cuntanın bir kere daha müdahale etmesi gerektiğini savunan makaleler yayınladılar.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş hatırlattı YÖN’E karşı Tarık Buğra ve Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın YOL’u neşrettiklerini. Anımsadım. İsminin altında da “Dağ ne kadar yüce olursa olsun, YOL onun üzerinden aşar” yazıyordu.

– Marksizm moda gibi hızla yayılmaya meyil gösterdi darbe sonrası. Moskova’nın iştahı kabardı. Darbecilerin uygulamaya koyduğu Anayasa’nın yürümeyeceği ortaya çıktı. Sağ-sol çatışması başlatıldı. Kurtarılmış bölgeler oluşturuldu.

– Cuntacılar önemli mevkilere getirildiler.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş görüşünü şöyle açıkladı:

– Sovyet Yayılmacılığı darbeyi fırsat bildi. Tevfik İleri merhum bunu çok daha erken görmüştü. Okullara Din dersi koydurttu. Manevi değerlerimizi öne çıkardı. Ezan orijinal halinde okunmaya başlandı. Demokrat Parti döneminde de Bizim Radyo adında yurtdışından yayın yapan bir kanal komünizm propagandası yapıyordu. Sevim Tarı, Mihri Belli, Aziz Nesin, Hikmet Kıvılcımlı gibi kişiler bu görüşün yaygınlaşmasında öncü oldular.

YASSIADA İBRET ADASI OLSUN

– Hocam yayın organları vardı. Özellikle de mizah ile yolu hemen yarılayabiliyorlardı. Mesela Marko Paşa aklıma gelen bir dergi.

– O dergi kapanıyor, bu defa Malum Paşa’yı çıkarıyorlardı. Komünizm soğuk savaşa girmişti. Bunu Tevfik İleri rahmetli çok iyi fark etti. Merhumun milli eğitim sistemi uygulaması ile komünizmin yayılmasına mani oldu. Oysa dünya gerçeği demokrasinin, insan haklarının yayılması idi. Bu zemin hazırlandı.

– Gerçek bir devlet adamı.

Üner Kırdar son noktayı koydu:

– Herkes tanrının huzuruna çıkacak. Öç almak gibi benim bir niyetim yok. Tanrının mahkemesi gerçekleştiğinde ilahi adalet tecelli edecek. Ben de ilahi adalete havale ediyorum.

– Üner Bay, Yassıada Müzesi ve Kültür Merkezi teklifinizi biraz daha açar mısınız?

– Yassıada müze olsun. Devlet belgeleri burada yer alsın. Çekilen resim ve filmlere kadar buraya konulsun. Konuyla alakalı yayınlar vs. Yassıada bir intikam adası değil, ibret adası olsun. Şu veya bu parti ayırımı son bulsun, sulh kazansın, barış gelsin.

– Dünya kamuoyunun gözünde nasıl görünüyoruz peki?

– Bir Kürt devleti kurulması konuşuluyor.

– Bunu hep biliyoruz, hep konuşuluyor.

– Sevgiyle, dostlukla birbirimizi kucaklayalım Mehmet Bey!…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.