Yalova’da Kaplıca Tatili

18 Nis 2019 Per 9:48
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

 

Torunlarıma bizim hanım bakıyor. Can mektepli olduğundan kendini idare edebiliyor, Nil sonbaharda yuvaya gidecek. İDE okulları bir haftalık ara tatiline girince Can ve Nil Burdur’a anneannesine gittiler. Hanım ile “ver elini termal” deyip Yalova’ya geldik. Birkaç haftadır da İstanbul’dan telefonla, arkadaşlarıma sorarak, internetten, medya ve termal turizmi tur operatörlerinden yer arıyorum. İstanbul Platformu Başkanımız İsmail Müftüoğlu başta olmak üzere, Bandırma’dan kıymetli dostlarım, Abdurrahman Candemir, Yalova’dan da Şerafettin Kızıltaş bana yardımcı oluyorlar. Fiyatlar 80 TL ile 1500 TL arasında değişiyor. Kilis’ten aziz dostum Mahmut Kaçarlar, İstanbul ve Balıkesir’den arkadaşlarım gittikleri Haymana, Gönen ve Susurluk kaplıcalarını methede ede bitiremediler. Ancak grup olarak gittikleri için fiyatları aşağı çekmişler. İstanbul Platformumuzdan da bir grup arkadaşımız Nisan sonuna Gönen Kaplıcalarından yer ayırmışlar, oda başı iskontolu fiyatı 385 TL. Dört veya beş yıldızlı kaplıcalarda bundan aşağı fiyata beş yıldızlı otel bulmak mümkün değil.

BİR NOSTALJİ; KİLİS’TEN ÇİFTEHAN’A

Her şeyi göze alıp yer bulup bulmamak da dâhil kaplıca için Eskihisar’dan Yalova’ya geçtik. Geçtik ama kaplıca konu olunca Kilis’ten babaannemlerin ve komşularımızın 1950’li yıllarda Çiftehan Kaplıcalarına nasıl gittikleri aklıma düştü. Keşke dramaları yazılsa, romanları, öyküleri kaleme alınsa. Filmleri yapılsa.

Çiftehan Kaplıcalarının 10-12 ay evvelinden Kilis’te konuşmaları yapılır, bir sene öncekinin olumlu olumsuz yanları anlatılır, değerlendirmeleri sonunda her sene Çiftehan kaplıcasına gitmeye karar verilir. Zaten başka alternatifiniz de yok o yıllarda. Kimisi kaplıcanın siyatiklerine iyi gediğini söylerken, bir kısmı itiraz eder dizlerindeki romatizmalara daha iyi gediğini ileri sürerdi. Buna itiraz edenlere cevap ise “Sen kaplıcada hep çimdin, sıcak sudan hiç çıkmadın galiba. O zaman kaplıca her derde deva olmaz ki? Kana kana içeceksin sıcak suları, yudum yudum değil, kana kana. Beklediği şifayı bulamayan anaç kadınlar hemen söze girerler “Bi anam sıcak suyun içildiğini de ilk defa senden duyuyorum. Denemeye kalktım mideme sancılar girdi. Uluk hanek bu!” Bu tartışmalar uzar gider ama yine de Çiftehan Kaplıcalarına her sene yol görünür.

Kilis’ten Çiftehan Kaplıcalarına gitmek için önceleri kaptıkaçtı, sonraları otobüs kiralanarak tutmaya başlanmıştı. Aracın tepesi bir gün önceden kamyon gibi ev kap kacağı, yatağı yastığı, yorganı, bulguru, simidi, salçası, leğeni, kazanı, sahanı, kaşığı bıçağı ile koli koli dolardı. Araç hareket etmeden önce kaplıcaya götürülmeyecek bazı küçük çocuklar Çiftehan’a gidecek zaruri ihtiyaçları saklarlar, ortaya çıkınca da köşe kapmaca oynanırlardı zılgıt yememek için. Kaynanalar gelinlere teker teker hatırlatırlardı “Acaba unu koydun mu kızım”. Gelin cevap verirdi “Anam unu ne yapacaksın. Orada fırından alın ekmeği? Boşuna hamallık yapmayın. Sanki hep orada kalacakmışsınız gibi bütün evi götürüyorsunuz?” Eğer varsa elti taze geline parmağını dudağına götürerek “sus” işareti yapar. Sonra da “Koyduk anam ununu da koyduk, leğençeyi de!” diye hatırlatırdı. Kaynana hiddetlenir ama kendi kendine konuşur “Sanki Çiftehan kaplıcasında fırın var da, biz keyfimizden oraya un taşıyoruz. Ekmeği de biz yapıyoruz.” Biraz düşünür kaynana “Peki saçı koydunuz mu- Ekmeği nerede pişireceğiz?!” Büyük gelin olmaya oldu sac ocağı için bari odun da götürün” diyecek ama kendini tutar. Bir şey söylemez.

 

DEVRAN DEĞİŞİYOR

Bağlardaki üzüm sergilerinde de aynı koşuşturmaca yapılırdı ama, Kilis üzüm bağı tarlalarına yakın olduğundan öyle fazla sorun olmazdı. Çiftehan o yıllarda kasaba statüsünde, büyümüş bir köydü. Kilis’ten 15 ile 20 saat arasında bir yolu vardı. Özellikle yaşlı yolcuların haşatı çıkardı. Otel motel yoktu. Kiralık evler vardı. Sezonluk tutulurdu. Konu komşu bir arada kalırlardı. Yemekler ortaklaşa pişerdi. Servis de öyle yapılırdı. Kilis hamamlarının aksine daha aşırı şifalı sıcak sulu, içerisinde değişik özelliklere sahip minerallerin faydası hala bugün dahi tartışılır. Çok istifade edenler olduğu gibi, beklentisini karşılamadığı için kaplıcalara sıcak bakmayanlarda oluyordu. Ama Çiftehan Kaplıcaları Kilis’in ve bölgenin vazgeçilmez bir bakıma şifa, bir bakıma tatil ve dinleme mekânıydı. Sözün sohbetin zirveye vardığı yerdi. Kına geceleri gibi eğlenceler de yapardı katılımcı aileler. Problemler bile gülerek anlatılırdı. Hatta diğer vilayetlerden gelen ailelerin kızlarına oğlan anneleri alıcı gözüyle de bakar, hayırlı bir kısmet temennisinde bulunurlardı.

Kilis’ten Çiftehan Kaplıcalarına hala gidenler var. Ancak Çiftehan artık eski Çiftehan, kaplıcalar da eski kaplıcalar gibi değil. Daha modern oldu. Sağlık ve Tedavi Merkezi biçiminde faaliyetini sürdürenlere bile rastlanıyor. Özal araçları olanların da sayısı bir hayli fazla… Tur otobüslerine iştirak edenler de mevcut. Bir kaç yıl önce arkadaşım Baba Abdi Bulut maile gitmişti ve çok da memnun olduğunu anlatmıştı.

AÇIK HAVADA KAYNAR SULU HAVUZLAR

Kilisliler artık Mersin, Arsus, Yumurtalık ve civarında yazlık deniz evlerine olduğu kadar, devremülk kaplıca evlerine de alaka gösteriyorlar. Haymana ve Bolu Kaplıcaları önde gelenlerinden… Turizm şirketleri de kaplıcaları tur programlarına ilave ederek Kilis’ten müşteri götürüyorlar. Artık kaplıcalar iki türlü oluyor. Bir oda veya daire kiralayarak kaç kişi kalırsanız kalın yemeklerinizi apart otel uygulamasında olduğu gibi kendiniz yapıyorsunuz, daire veya odadaki küvet jakuzilere girerek sağlık arıyorsunuz. Bir de yarım pansiyon otel ve motel kaplıcaları var. Bir kısmında sadece sabah kahvaltısı veriliyor, bir kısmında ise buna ek olarak akşam yemeği de ilave ediliyor. Tam pansiyon bilmiyorum ama bazı oteller ikindi üzeri çay ve yanında yiyecekler ikram ederek bu hizmeti ifa ediyor. Bursa İnegöl Oylat kaplıcaları böyle. Bu kaplıcalarda kadınlar ve erkekler için iki ayrı havuz ve iki ayrı Türk hamamı mevcut. Havuzlara aslan ağzından hararetli sıcak su akıyor. Bu suyun altına girerek boyun, omuz ve sırt ağrılarınız için zamanla yarışıyor, tahammül edebildiğiniz kadar kalabiliyorsunuz. Ayrıca aile kabinleri de var. Bunlara ayrıca bir ücret ödenmiyor. Bazı beş yıldızlı otellerin ise açık havuzları hizmet veriyor. Suyu yine kaynar su, ama iklimine göre hava soğuk, yağışlı veya karlı da olabiliyor. Sağlık Bakanlığı Yalova Kaplıca İşletme İdaresi’nin Yalova Termal Kaplıcaları böyle. Bursa Oylat Kaplıcalarının bir tanesini belediye işletiyor, diğerini ise özel sektör. Hepsinin de özel halk günleri olabiliyor.

 

Bir zamanlar kaplıcaların tümüne yakınını yerel yönetimler işletiyordu. Artık Belediyeler bu otel ve motellerini genelde özel sektöre ihaleyle veriyor. Sıcak su merkezli mekânlarda Ankara’nın da desteği ile yerel yönetimler yeni kaplıcalar ortaya çıkarıp özel sektöre turizm belgeli ve teşvikli yatırımlara imkân aralıyorlar. Yalova Termal böyle olmuş. Otel, motel, pansiyon sayısı bir hayli fazla… Hatta evlerde de sıcak su verildiğinden daireler odalarını kiraya vererek yeni bir ek gelir girdisi kazanıyorlar.

TARIM ÜRENLERİ Mİ, SANAYİ İKİLEMİ Mİ?

Eskihisar Arabalı Vapur için yolu şaşırdınızsa dönüp duruyorsunuz. Allahtan yanınızda akıllı bilgisayarlarınız varsa yardımcı oluyor. Öyle bulduk çok sık kullanmadığımız bu iskeleyi. Güvenlik bir hayli artmış. Jandarma kontrolü yapılıyor hemen hemen her araca. Bize “geç” dediler. Geçtik. “Basın” plakasını gördüklerinden mi “buyur” ettiler bilemiyorum. Çok sayıda İskelede TIR var. Feribotlar doldukça hemen kalkıyor. Otomobil için sadece gidiş 75 TL. Yarım saat sonra da Yalova’ya vardık. Hava bugün ilkbahar müjdecisi gibi… Feribottan iner inmez Yalova kent merkezine hareket ettik. Çok sayıda fabrika ve inşaat var yol üzerinde. Sanki Yalova tarım ürünleri, bahçe ve çiçekçilikten vaz geçmiş intibaı uyandırdı bende. Sanayii öne çıkarmış gibi göründü. Biraz da Gebze’ye benzemiş burası sanayi olarak. Tuzla’dan sonra Yalova’da da gemi inşa sanayii de kurulmuştu yıllar önce.

Yalova genelde sırf bina olmuş. İnşaat yapan bu çimento yığını müteahhitlerine bir yaygın sözü değiştirerek yamamak istiyorum. Hani bir zamanlar “Kim….Yalova Kaymakamını?” derlerdi ya. Bu yakıştırma artık genelde çimento yığını şehirler inşa eden yerel yönetimler ve müteahhitler için de olabilir. 1960’lı yıllarda Ulvi Uraz Tiyatrosu Yalova Kaymakamı adlı tiyatro oyunuyla ödüller almıştı. Sonra genelleşti, bu deyim Yalova; Karabük ve Kilis ile birlikte il olana kadar devam etti. Son Yalova Kaymakamı Yaşar Yaycı da kentin ilk valisi olmuştu (1995).

Yalova’ya 1955 yılında rahmetli babam ile birlikte gelmiş, kaplıcalarda kalmıştık. O zaman Yalova bir dünya cennetiydi. Yolların iki yanı tarihi çınarlarla beraber, renk renk ortancalarla bir tablo gibiydi. Yalova o yıllarda bütün Türkiye’ye meyve ve çiçek fidanı (şitili) pazarlayan bir yerdi. Kilis Leylit’teki bahçemize babam Yalova’dan değişik meyve fidanları da alarak, dikmişti. Elma, armut, şeftali, kiraz fidanları tutmamıştı ama bu bir denemeydi, yapılması gerekiyordu. Kilis ikliminde denenmesi icap ediyordu. Sordum Yalova’daki arkadaşlarıma “kent bu özelliği bitişiğindeki komşu illere vermiş, kendisi sanayi şehri olmayı kararlaştırmış” Aynen tasdik ettiler.

BAKANLIK 8 TL ALARAK TESİSLERE GİRMEYE MÜSAADE EDİYOR

Devletin işlettiği Yalova Kaplıcalarına gittik önce. Yalova’ya yarım saat falan eğer trafik olmazsa. Yolu iki yanı tarihi çınar ağaçlarıyla bir tablo gibi… Her yanımız yeni villalarla dolu. Çoğu da satılık… Hafta içi olduğundan bir yoğunluk olmaması şansımızdı. Önce Sağlık Bakanlığının işlettiği Termal’a gittik. Yola bakanlık bir görevli koymuş, her araçtan 8 TL ücret alıyor. Vermeyen içeri giremiyor. Piknik yapmaya gelenler daha fazla. Termal Oteli tarihi bir bina ve tesis… Biraz ilerisinde de Atatürk Evi var. Burayı da “altında kaynar su var” diye önce kazmışlar ama sonra vaz geçerek Atatürk Evi’nin yenilemişler. Geniş bir oturma alanı var. Bir de daire düzeninde çarşısı. Genelde yerli yabancı turistlere ihtiyaçları ve hatıra eşyaları satılıyor. Ancak esnaf sezon açılmadığından mı yoksa işlerin kesat gitmesinden mi çok şikâyetçi. Bittabi çok sayıda da kebapçı, pideci ve lokanta mevcut… Birkaç lokantada Antep Katmeri, Şanlıurfa İzotlu çiğ köftesi ve Hatay oruk reklamı gördüm. Kilis bundan nasiplenmemiş. Fiyatları makul. Öyle turistik yer diye kazık değil. Çok sayıda değişik otlar var. Onlarda pazarda yerini alıyor. Sağlık Bakanlığının işlettiği Termal’de Ankara’dan çok sık telefon geldiği ve hususi tarife uygulandığı için olsa gerek genelde yer bulmak zor. Danışmaya gittik doğruca. Dışardan otel müşterisi olmadan da kaplıcalara girmek mümkünmüş. Perşembeleri halk günü 15, diğer günler 40 TL havuz parası alınıyormuş dışardan günü birlik gelenler için. Bugün yer de varmış. Kaç gün kalacağımızı sordular. Bizim için oda fiyatını 365 TL olduğunu belirttiler. Genel durumu öğrenmek için 2600 nüfuslu önce köy olan, daha sonra üç köyün birleşmesiyle Termal adında ilçe yapılan Yalova’nın bu kazasını dolaşmaya başladık. Neredeyse bütün evlerde kiralık odalar ve daireler var. Pazarlığa tabi. Buralarda sabah kahvaltısı dâhil odalar kişi başı yüz TL’den başlıyor. Havuzu olmayan oteller Park ve Elit Otel’de oda fiyatı 200 TL, Saray’da zemin katta sadece havuz var 225 TL. Ama oteller genelde bir taşra oteli gibi.

 

ESNAFA BİR DOKUN BİN AH İŞİT

Termal’de dolaşmayı sürdürdük. Çarşıdan geçtik. İn cin yok. Kestane pişiriyordu bir dükkân sahibi. Tezgâhında değişik tarım ürünleri, kuru nane, kekik, değişik otlar, bal çeşitleri pazarlıyordu. Kestane çekti canımız. Yüz gramı 7.5 TL imiş. İstanbul’dan ucuz. Bursa’dan geliyormuş. Hesaba gelsin diye 10 liralık tartıp verdi. Ihlamur ikram etti. İyi ki bu davete icabet etmişiz. Hele bir de “almanız mecburi değil, buyurun oturun, konuşuruz” demez mi? Oturduk. Meğer bu esnafın sohbete, dertleşmeye ihtiyacı varmış. Yakın köyde oturuyormuş, her gün buraya yaya gidip geliyormuş. Kendisine spor gibi geliyormuş bu gidiş gelişler. Bir kızı varmış Yalova Üniversitesi’nde tekstil eğitimi görmüş. Mezun olmuş ama iş bulamıyormuş. Sonra evlenmiş. Birlikte kalıyorlarmış. Bir de torunu olmuş. İşler nasıl diye sordum. Üzüleceğini bilsem sormadım.

- Kızım otuz yaşında hala işsiz. Ben işçi emeklisiyim ama çalışıyorum. Çalışmasam geçinemeyeceğiz. Tarım ürünlerini neden ekmediğimizi soruyorsunuz, fidan, fide niçin yetiştirmediğimizi öğrenmek istiyorsunuz?

- Evet!

- Yalova’ya bir baraj yapıldı. Önce sevindik. Sonra barajın buharı tarım ürünlerimizin üzerinde boncuk boncuk terlemeler yaptı. Çiğler oluştu sabahları. Ürünlerimiz boyunlarını eğdiler. Büyümediler. İçleri boş çıktı.

- Peki tezgahlarda çilek var, domates var, hele hele siyah dutlar var, bunlar Yalova’nın değil mi?

Tebessüm etti. Sonra üzgün bir şekilde duygulandı ve anlattı.

- Hepsi Hatay’dan geliyor. Buradaki bütün tarım ürünlerimiz artık Yalova Belediyesi tarafından kurulan ve organize edilen “kendi ürünü kendin sat” halinden alıyoruz. Türkiye’nin her yanından mevsimine göre mallar gelir. Belediye bize kolaylıklar sağladı, oradan temin ederek tezgâhımıza getirir satarız. Satarız da daha ilk defa sizden siftah ediyorum.

 

Üzülmüştü. Bitişiğindeki bazı tezgâhlar boştu. Onlar henüz sezon açılmadığı için dükkânlarını açmamıştı. Hiç açmak istemeyenler de varmış. Çünkü sermayeden yiyorlarmış. Konuyu kaynak sularını getirerek değiştireyim dedim.

- Seçim nasıl geçti?

- Nasıl geçecek? Seçimlere girerken her gün bize köfte ekmek, sucuk ekmek dağıttılar. Karnımızı doyurdular. Artık yüzümüze bile bakmıyorlar. Sizin gibi derdimizi bile dinlemiyorlar. Belediye evlere de sıcak su verdi. Bazı arkadaşlar evlerindeki odaları kiraya vererek geçinmeye çalışıyorlar. Çok otel açıldı. Buraya gelen giden sayısı yeterli değil.

“ÜÇ YANIMIZ 20 MİLYONLUK BİR NÜFUS”

Uzun bir sohbet yaptık. Kuru kekik aldık bir torba. Sonra ayrıldık. Yol üzerinde inşaatı yarım kalmış ana caddede heyula gibi yükselen Zemzem adında bir hotel ve rezidansa rastladık. Bu tarihi yere yazık etmişler böyle bir inşaatla. Galiba sorun olmuş ki bir perde ile önünü kapatarak inşaatı yarım bırakmışlar. Burası mecburiyet caddesi gibi bir kısa cadde. Bütün esnaf yolun iki yanında burada birikmiş. Daha çok dükkânlar yemek içmek üzerine.  Bir lokantada ise canlı müzik yapıldığı yazılı…
Bu yolun sonunda iki 4 yıldızlı otel vardı. Elysium Thermal Hotel Spa’ya girdik. Genelde standart oda 550 TL. Bizim için oda fiyatını 350 TL yaptılar. Otel yıldızlarına uyan bir konumda. İki ayrı kapalı ve açık havuzları var. Aile odaları mevcut… Lobisi geniş. Yarım pansiyon hizmet veriyor. Daha geniş bilgi için genel müdürü ile konuşmak istedim meşgulmüş. Sonra kendisi bizi aradı. Fiyatı 50 TL daha düşürerek standart odada yarım pansiyona 300 TL olarak anlaştık. Genel Müdür Rahmi Çağrı Kaya ufku açık bir genç. Yarını için projeleri olan biri gibi geldi bana.

Birlikte çay içerken anlattı:

- Mehmet Bey, İstanbul Türkiye’nin 20 milyonluk şehri ile Yalova’ya bir saat. Ancak 20 milyon insanımızı biz Yalova’nın nimetlerinden istifade için maalesef yeteri kadar buraya getirip bir cazibe merkezi yapamadık. Oysa bütün dünyanın metropollerinde bu böyle işler. Büyük şehir insanları dinlenmek için en yakınındaki kültürel, tarihi, tabii güzelliklere sahip yerleri tercih ederler. Bizde nedense olmuyor?! Olmuyor çünkü yerel yönetimlerin yöneticileri ve Ankara’daki temsilcileri termali tanıtım için yeterli çabayı göstermiyorlar demek ki. Futbol takımlarımız kamplarını neden Termal’de yapmasınlar ki? Ancak yapmaları için antrenman sahalarımızın olması gerekir. Ormana içi yürüyüş yollarının, manzara seyir yerlerinin yeniden gözden geçirilmesi, planlanması icap eder.

Rahmi Çağrı Kaya doğru tespitte bulunuyordu. Ben de eklemeler yaparak katkı verdim. Sadece futbol ve diğer spor dalı takımlarımız değil, uluslararası etkinlik yapan, toplantılar tertip eden kuruluşlarımız, konfederasyonlarımız için de burası bir cazibe merkezi olabilir. Ama alt yapısını tamamlamak kaydıyla…

JAPONLARIN BÜYÜK JESTİ

İstanbul’dan Yalova’ya ulaşmak araçsız da çok kolay… Bütün bölgeye sürekli Yenikapı, Eminönü ve Kadıköy’den vapur, feribot seferleri yapılıyor. Yalova’dan da Termal’e sürekli minibüs seferleri var. Eskiden belediye otobüsler vardı. Şimdi kaldırmışlar. Minibüsçüler daha fazla para kazansın isteniyor. Oysa otobüsler de çalışsın, minibüsler de. Otobüsler 50 kuruştu, minibüsler 4.5 TL. Ama Termal Belediyesi böyle karar almış.
Yeterli kalabalık yoktu Termal’de. Hep müşteri bekleyen turistik dükkânlar yapılmış. Bölgede Arapça yazı ve tabelalar bir hayli var. Zaten Suriyeli göçmenler de erkenden burayı keyfetmişler. Her sokakta karşınıza çıkmaları mümkün… Üç büyük camii var Termal’in. Araplar fazla. İmam Fatiha suresini bitirince hep birlikte uzatarak “aminnnnnn” deniyor. Bütün Arap ülkelerinde böyle bir gelenek var.  Türkiye’de ise çoğu zaman kendimiz duyacak şekilde sadece “amin” deriz. Araplar çorap giymiyor, mevsim ne olursa olsun terlik ile dolaşıyorlar. Cami’de de böyle. Hoca Efendi ile biraz sohbet ettik. En arka sırada sandalyede namaz kılanlara pek sıcak bakmıyor. “Sandalyeleriyle gelip saf tutsunlar” diye de hatırlatıyor.

Çok yüksek bir fiyat oteller, sabit gelirliler için. Denebilir ki sabit gelirliler ve emekliler de kaplıcalara gitmesin? Olacak şey değil. Belediye seçimlerini hep AKP kazanıyor. Yeni Başkan da Sinan Acar… Termal’in yerlisi. Bu vesileyle minik ilçeyi dolaşıyoruz. Bu kadar çarpıklaşma olabilir mi? Anada cadde üzerinde 101 bitişiğinde bir metre eninde bir sokak var! Tam karşısında da görkemli Gökçedere Merkez Nur Camii’nde çıkan bir sokak bulunuyor. Bu 5 metrelik enindeki sokak son 10 metrede birden bire daralarak 90 santime düşüyor, merdiven konuyor, sağına bir evin balkon ve müştemilatı ile caminin de avlusu ve şadırvan inşa ediliyor! Küçük dilimi yuttum. Caminin altında da tuvaletin hemen bitişiğinde müftülük makamı bulunuyor. Karşısındaki yerde ise Kur’an kursu! Bu nasıl çirkin bir anlayış, algı ve tasarruf… Termal ilçesinde bir eczane yok. Ama bol bol kebapçı, lokantacı, köfteci var. Sıcak sular evlere kadar verilince turizmde bir patlama olacağı zannedilerek çok sayıda irili ufaklı otel inşa edilmiş. Bazılarının ismi de Türkçe değil.

Japonlar 1999 depreminde bir dostluk nişanesi olarak Termal’e tam teşekküllü ve altı katlı bir hastane inşa ederek teslim etmişler. Ancak yıllarca burası hizmete sokulmamış. İçerisindeki donanımlar bile eskimeye başlamış. “Ne yapılım” diye yetkililer düşünürken aradan yıllar geçmiş şimdi bir kısmı Yalova Üniversitesi’ne verilerek Termal sağlık turizmi meslek yüksek okulu yapılmış. Yanına da kocaman bir talebe yurdu… Talebeler Yalova veyahut diğer köylere, ilçelere gitmek için mutlaka minibüslere binmek durumundalar eğer özel araçları yoksa. Minibüslerin ücreti de talebelere göre değil. Ancak Termal Belediyesi ilçedeki okulların mesai başlangıç ve bitiminde isteyen öğrenciler için bedava servis aracı tahsis etmiş.

 

MEYDANLAR KENTLERİN KİMLİĞİDİR

Törenlerin yapıldığı ilçe meydanı ise Gökçedere Merkez Nur Camii’nin hemen altında adeta bölgedeki dağ tepe düzeltilerek bir alan haline getirilmiş. Üstelik sırf çimento yığını… Ne kadar sular akıtıp şelale görüntüsü verilse de resim değişmiyor. Meydanda kocaman bir Atatürk Heykeli, karşısına dükkân biçiminde belediye hizmet binası! Bu iç mimarlar kimdir? Bu şehir planlamacıları ne yaptıklarının farkındalar mı? Bu kadar tartışılabilir bir tören alanını bir kasabada bile görmedim. Ama turizmde iddialı olmak isteyen Termal’de yaşadım. Yazık etmişler Termal’e. Oysa Termal’de cumhuriyet meydanı yapılacak mekân var. Yönetim önceliğinde ve tercihinde ölçü nedir galiba sadece kendileri bilebiliyor. Oysa Mobilyanın kalbi İnegöl’de attığı gibi, kaplıcanın yüreği de Termal’de atabilir.

Seçim sonucu tartışmaları Termal’de de alaka uyandırıyor. Yalova Belediye Başkanlığını Millet İttifakı adayı Vefa Selman yeniden kazanmış. Cumhur İttifakı Adayı Yusuf Ziya Öztabak’a karşı 332 oy fark atmış. Tartışma sürüyor. Çünkü Vefa Salman bir önceki seçimde de başkanlığı 6 oy farkla kazanmış.  Bu defa AKP’nin itirazı üzerine oylar yeniden sayılmış ama netice değişmemiş.

BÖLGENİN YEŞİLLİĞİ BALKANLARDAN FARKSIZ

TRT’nin haber spikeri arkadaşım İsmet Ertaş emekli olunca önce İzmir Foca’ya, sonra Yalova’ya yerleşti. Çıkıp geliverdi Termal’e. 10 yıldır da görüşmüyorduk. Sarıldık, nostalji yaptık. Sonra eşimle beni aldı dağ, orman, sahil sahil dolaştırdı. Gür ağaçlı ormanların içinden geçtik, yem yeşil ovaları dolaştık, sahile indik. Sanki Almanya’da özellikle Balkanlarda dolaşıyormuşum gibi hislendim. Sevindim. Sadece bir fark var Almanya ve Balkanlardan; aynı düzen ve denetim yok. Bir de oralarda küçük ve büyük baş hayvan çiftliklerinde çok sayıda hayvan beslenirken, buralarda dikkat çekecek kadar değil. Bir iki yerde koyun sürüleri otlatılırken gördürdük. Oysa her taraf hayvancılık için müsait. Tarım Bakanına ve Yalova milletvekillerine duyururum.

İsmet Ertaş’ın arabasıyla Armutlu çatına kadar gittik. Esenköy’de kahve içtik, Çınarcık’da balık yedik. Koru’da Gemi Gözetleme Kulesini dolaştık. Bu kuleden Marmara Denizinde seyreden gemilerden bir başka gemiye mal aktarımı kontrol ediliyormuş. Birbiri ardından köy, mahalle dolaştık. Çiftlikköy, Kadıköy, Teşvikiye, Akköy, Ortaburun’da dolaştık durduk. Çoğunda da belediye mevcut… Seçimleri kazananlar bilbortlara teşekkür mesajı asmışlardı. Bölgede sanki yeşil alanı bozmak için sırf manzarası adına dağ başına bile inşaat üstüne inşaat yapılıyor, siteler inşa ediliyor. Karadeniz’e benzetmeye çalışıyorlar müteahhitler Yalova sahilini. Dağa doğru apartmanlar dikiliyor, bunlara yol değil de çıkmak için merdivenler yapılıyor. Bu evlerin eşyaları nasıl bu merdivenlerden çıkarılıyor, kanalizasyonlar yapılıyor mu tartışmaya değer? Şaşırmamak elde değil. Hele bir de apartmanların denize paralel yapılması yok mu tam bir garabet örneği. Oysa denizi ve manzarayı her evin görmesi için ve yolların da sahile açılması için bu yerleyim birimlerinin dikine inşa edilmesi gerekiyor. Gelişmiş ülkelerde hep böyledir.

ÜNİVERSİTELER KENTLERİN TALİHİNİ ETKİLEYEBİLİR

Yalova’da sahiller kısmen daha bakımlı, denize girilebilecek kadar temiz. Mawich Beach gibi paralı ve kamusal alandaki plajlardan rahatlıkla denize girilebiliyor. Yazın bölgenin nüfusu ikiye, hatta üçe katlanıyormuş.  Bugün ise sezon açılmadığından çok sakin beldeler.

İsmet Ertaş dönüş yolunu değiştirdi, Yalova Üniversitesi’ne doğru kırdı direksiyonu. Şehrin batısında üniversite… Politikacı ve cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olan Muharrem İnce milletvekili iken üniversitenin Yalova’nın doğu kesimine yapılması için mücadele etmiş ama başarılı olamamış. Üniversiteye daha önce birkaç defa gelmiş, sohbetler yapmıştım. Yabancısı değildim. Bu defa ise üniversitede engelli çalışmaları uygulama ve araştırma merkezi ile sosyal hizmet kulübü tarafından 21 Mart Dünya Down Sendromu Günü dolayısıyla farkındalık programı gerçekleştiriliyordu.

KAPLICALAR DÜNYA MARKASI OLABİLİR Mİ?

İsmet Ertaş bizi otelime kadar getirdi. Ülkemiz gerçekten her bakımdan yaşanılacak ve her yerde yaşanılacak mekanlara sahip. Her türlü nimet verilmiş. Sürekli bir gelişim içinde ayrıca. Ah bir de insana yatırım yapılsa, hiperaktif gençlerimiz ürettikleriyle dengeleri sarssa, dünya kamuoyunu meşgul etse. Türkiye’de her bölgedeki kaplıcalarımızın hepsinin özel bir önemi var. Keşke gelir girdilerine göre bütün insanlarımız kaplıcalardan istifade edebilse. Kurumlar da böyle bir hesap yapsa. Ruhumuzu dinlendirip, rahatlatan ve enerji yükleyen, hatta bazı rahatsızlıklara iyi geliyor bu kaplıcalar. Keşke bu kaplıcalarımızdan bir kaçı evrensel boyutta dünya markası olsa… Yalova buna aday olabilir. Atatürk Evi’ne yaklaşınca Mustafa Kemal Paşa’nın Karlovy Vary’deki (1918) Carlsbad Plaza kaplıcasında bir ay kalarak tedavi gördüğünü hatırladım. Atatürk’ün kaldığı odaya da ismi yazılmıştı. Hala duruyor. Çek Cumhuriyeti’nin Başkenti Prag’a 1.5 saat uzaklıktaki Avrupa’nın en büyük içmeler şehri, Bohemya’nın da Başkenti Karlovy Vary’de 12 Kaplıca var. Eşim ile burayı gördüm ve yaşadım. Karlovy Vary Kaplıcalarında sadece Gazi Mustafa Kemal Paşa değil, Adolf Hitler, müzisyenler Mozart ve Beethoven, Alman Ekonomist Karl Marks, Avusturyalı psikanaliz kurucusu nörolog Sigmund Freud ve Rus Yazar Tolstoy da Karlovy Vary Kaplıcalarından istifade eden diğer ünlülerden bir kaçı. Buraya halen Türkiye’den de turlar tertip ediliyor. Diliyorum ve istiyorum ki Türkiye’deki kaplıcalarımız da birer dünya markası olsun. Şimdiden çalışmalara başlansın.

 

 

Resimler sırasıyla

1.The Elysium Termal Otel

2. Termal Mecburiyet Caddesi

3.Termal’da Rusçuklu bir hayırseverin yaptırdığı çeşme

4.Termal Eski evleri

5. Termal tarihi evleri

6. Termal’de bir turistik tesis

7. Turistik Termal’de bir metre enindeki sokak

8.Beş metre enindeki sokak sonu doğru 90 cm oluyor

9.Sırf Arapça yazılı bir iş yeri

10. Çarpık yapılaşma

11.Çınarcık’ta Deniz Gözetleme Kulesi

12.Tepelerdeki evlere merdivenlerle çıkılabiliyor

13.Çarpık Termal Meydanı

14.Şehir alanları kimliktir

15.Bir çirkin inşaat örneği

16.Termalda her mevsim açık sıcak sulu havuz ve tesisleri

Benzer Haberler

DÜZELTME Siyasiler, “40 günde ülkeyi düzeltiriz” demişler. Yaparlar… Neleri bozduklarını...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “YÜREKLER HANGİ ÖRSTE BU SU VEREN USTA KİM? FECRE BAYRAK AÇMIŞLAR DÖRT...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, milletlerin tarihleri zaferlerle süslenir. Ağustos ayı...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

DÜZELTME Siyasiler, “40 günde ülkeyi düzeltiriz” demişler. Yaparlar…...

Mercidabık Meydan Muharebesi

Metin MERCİMEK “YÜREKLER HANGİ ÖRSTE BU SU VEREN USTA KİM? FECRE BAYRAK...

Mercidâbık Zaferi Kutlu Olsun

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, milletlerin tarihleri zaferlerle süslenir....

Kilis’ten Fıkralar

Hasan ŞAHMARANOĞLU   TOKAD İbrahim saf bir köylü çocuğudur. Kendisini...

MERCİDABIK

Ağustos ayı, zafer ayı, Türkler titretti dünyayı. 22 Ağustos 1071 Malazgirt...

ANNEM

Elime derinden bir diken batsa, Acımı yürekten duyansın annem. Şu yılgın...

ARA SEVDİĞİM

Al yeşil üstüne mor giyinmişsin Kudretten kaşların kara sevdiğim Elinde...

BOŞU BOŞUNA

Herkese meydan okuyup Kızdım dediler boşuna Gönüllere aşk dokuyup Sızdım...

Vali Soytürk: Mercidabık Zaferi tar...

Kilis Valisi Recep Soytürk, 24 Ağustos Mercidabık Zaferi dolayısıyla bir...

Başkan Bulut’un Mercidabık Za...

Kilis Belediye Başkanı M. Abdi Bulut, Mercidabık Zaferi’nin 503. yıldönümü...

Mercidabık Olayı, Yavuz Döneminin İ...

Ahmet BARUTÇU   Bugün tarihi belgelere bakılırsa, Yavuz Sultan Selim,...

Polisler tüm araçları didik didik a...

Kilis İl Emniyet Müdürlüğü, şehrin huzur ve güvenini sağlamak için gece...

Kilis Belediyesi çalışmalarına hız ...

Kilis Belediyesi vatandaşlara hizmet götürmeye aralıksız devam ediyor. Kilis...

Giderken baklava götürdüler, gelirk...

Kurban Bayramı’nı ülkelerinde geçiren Suriyelilerin Kilis’teki...

Ekonomi Şurası öncesi sorunlar tesp...

“Kilis Ticaret ve Sanayi Şurası” öncesinde oda başkanları KİTSO’da...

Kilis Barosu’na 3 avukat daha katıl...

Kilis Barosu stajyer avukatlarından Sıdıka Kartal, Osman Topalkara ve Mustafa...

Meyveler arasında en çok karpuz ve ...

Kilis’te yaz mevsiminde daha da bollaşan meyveler vatandaşın sofrasını...

“Üzümlerinizi kurutun”

Kilis Ziraat Odası (KİZO) Başkanı Abdullah Çelik üreticilere seslenerek,...