Yar Elinden Yarası Var Gönlümün

14 Oca 2021 Per 8:32
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İhsan KANMAZ

 

“Sevdiğinin nazını değil,

kahrını çekmektir sevda…

 

Onunla bir ömür değil,

onun için bir ömürdür sevda…

 

Eline el değmesini değil,

gölgesine gölge düşmesini

kıskanmaktır sevda.

 

Yürürken dikenli yollardan darağacına,

son dileğinde onu görebilmeyi

istemektir sevda…

 

Yani demem o ki,

herkesin harcı değildir SEVDA…” (Hz. MEVLANA)

 

Selam, sevgi ve saygılarımla, tekrar sizlerle olmaktan mutlu olduğumu ifade etmek isterim değerli arkadaşlarım.

Bildiğiniz üzere bir önceki yazımda, yaşamın en dramatik hali olan, ağlamak ve gözyaşı hakkında bir şeyler yazmış ve karalamıştım naçizane…

İşte bugünde, o gözyaşlarının belki de en önemli sebebi olan, “sevda”ları konu edineceğiz kendimize.

Sevdaları, bitip tükenmez aşkları ve üzerine titrenen sevgileri kastediyorum.

Büyük filozof, mütefekkir ve Allah dostu, Mevlana Hazretlerinin girizgâhtaki sözleri gibi yani… Sevdalara yüklenen muhteşem anlamlar gibi bir bakıma.

Her insanın başına gelmiştir mutlaka böylesi sevdasal haller…

Yani sevmiştir, sevilmiştir bir kez de olsa.

Gecelerini gündüzüne katmıştır bir vakit.

Bir şey itiraf edeyim mi size?

Ben gençken düşünürdüm ki, âşık olmak, sevmek, sevilmek, yalnızca genç yaştakilerin gördüğü ve bildiği şeylerdir.

Oysa değil tabi ki, bir türlü onlarla sevdayı yan yana getiremediğimiz büyüklerimiz, ana ve babalarımız, hatta nine ve dedelerimiz, kim bilir zamanında ne kadar yoğun duygular yaşamışlardır.

Onlarında yürekleri bir kuş gibi çarpmıştır belki de neden olmasın.

Demezlerdi ki hiç. Anlatmazlardı.

Şimdi anlıyoruz ki, sevmek bütün dünya insanlarının aynı dilden konuşabildiği evrensel bir duygudur.

İnsanlık var olduğundan beri de her yürekte kendine yer bulmuştur sevdalar.

Kaldı ki, ayıp bir duygu da değil hani.

Öyle olsaydı, Yüce Rabbimiz, koyar mıydı onu göğsümüzün en ortalık yerinde çarpıp duran yüreğin içine?…

Kötü olsaydı girer miydik bir başka gönüle? Uğruna, Ferhat gibi deler miydik dağları? Mecnun misali deli divaneye döner miydik Leyla’nın aşkı için? Ağlar mıydık yoluna bir ömür boyu?

Sevdiğimizin adını duyunca titrer miydik kurumuş bir gazel gibi?

Gözyaşlarımız bir sel olup akar mıydı, ahu gözlü bir ceylan yüzünden?

Ve kendimizi en çok da ona yakıştırır mıydık?

Ya da Özdemir Asaf olup, şunları der miydik durup dururken?…

 

“Ben sana hep üşüyordum

Çünkü kıştım.

Nakıştım, bakıştım.

İnkâr etmiyorum da bunu.

Seni sevmek gibi,

büyük işlere kalkıştım.

Ve lütfen inkâr etme,

Sana en çok ben yakıştım…”

 

“Sevmek kıyasıya, sevilmek bir ömür boyu” denir. Doğrudur. Neler yaptırır insana neler sevda denilen garip, tatlı ve güzel duygular. Türlü hallere sokar seven yürekleri.

Olaya mizah katar yeri geldiğinde ve rakamların gizemine sığınılır bazen.

Yani hayatı ve sevdayı, ironik bir yaklaşımla, sanki bir matematik kitabına gizler gibidir insanımız. Şöylekine:

“0″dan başlarsın yaşamaya…

“1″ bakmışsın girivermiş hayatına.

“2″de bir özlersin..

“3″ günlük ayrılık, ölüm gibi gelir.

“4″ gözle beklersin…

“5″ dakika bile yeter sana, görmek istersin illa.

“6″ üstü insandır hâlbuki…

“7″ kat göklerde hissettirir kendini.

“8″ köşesindir mutluluktan.

“9″ doğurursun beklemekten…

Çünkü…

“10″u, ÇOK SEVERSİN.

Nemenem bir şeydir bu sevmek ve sevilmek? Bilen var mıdır? Ya da ne anlama gelir ki, bir saniye bile onu düşünemeden duramamak? Yanıtı türlü türlüdür bunların.

Daha doğrusu izahı birden fazladır.

Kimine göre utanmak ve mahcubiyet, kimine göre gözlerdeki yaştır sevda.

Dahası, her şeyi göze almaktır kimine göre. Ölmek ve mahşerde buluşmayı düşünmektir belki de.

Geceleri uyuyamamaktır. Alınan her nefeste onu anmaktır. Yediği her lokmada onu hissetmektir.

Zira bir yaşamdır sevda herkese göre.

Yanıtlar çok olsa da, aslında bir tek tanımı vardır bilinen. O da şöyle olmalı…

“Sevda, bitmeyen bir türkü ve dinmeyen bir sızı gibidir yüreklerde.”

Kısacası, ölümsüz şairlerimizden Can Yücel’in dediği gibidir her şey:

 

“Sebepsiz sevmektir AŞK,

Nedeni olmadan bağlanmak birine…

Gözlerine baktığında erimektir içten içe…

Ellerini tuttuğunda, titremektir tüm benliğinle.

Hatta sarılamamaktır utançtan.

Çünkü utanmaktır sevmek aslında.

 

Sevmek nedir aslen?

Ölmek mi uğruna?

Yaşamak mı onunla?

Sevmek mi ömür boyunca?

Yoksa ayrılmak mı gerekince?

Nedir insanı başkasına bağlayan?

Güzelliği mi?

Bilmez kimse bu soruların cevabını

Kimi sever güzelini,

Kimi sever özelini…”

 

Evet, böyle diyor büyük şair.

Peki ya, eskiden nasıldı aşk ve sevdalar?

Hatırlayan var mıdır?

Şimdikiler gibi kafelerde mi buluşulurdu hemen? Ya da mesajlarla mı anlatılırdı duygular?

Çiçekler böcekler, kalpler ve malpler mi gönderilirdi, sanal ortamdan?

Değildi tabi ki.

Bir kerem, konuşulamazdı bile.

Telefon, melefon hak getire.

Ya bir akraba düğününde görürdünüz birbirinizi, ya da sokakta yürürken tesadüfen, şansına ve denk gelirse eğer…

 

Aynen böyleydi. Mektup çok uçuk bir rüyaydı. Kime ve nasıl gönderilirdi ki?

İşte sadece sevilirdi o kadar, dualar edilirdi karşılaşmak için. Platonik yaşanırdı bütün aşklar. Düşler ve hayaller birbirine karışırdı. İşmar edilirdi bazen, o göz göze gelmelerde. Hepsi buydu.

Ama yine de aynı şeyleri hissederdi yürekler, bir yolunu bulurdu yine aşk ve sevdalık halleri. İllaki belli olurdu duygular.

Anlaşılırdı gözlerden sevginin ışıltısı.

Değerli şair arkadaşım Nuray Acar hanımefendinin dediği gibi olurdu işler.

 

“Uzaktan bakarak

Sevdik biz.

Gece olunca ışıkları

Yakıp söndürdük birbirimize…

Ne, el ele tutuşmalar

Ne, göz göze bakmalar.

Yakından görmeden

Sevdik biz…

Hep uzaktan attı kalbimiz

Rastlayınca yolda birbirimize

Başımızı eğdik yere

Bir çocuğun masumiyetiyle…

Yan yana geçtik ama!…

Yüreklerimiz takılı kaldı

Birbirinde…”

 

Teşekkürler sevgili Nuray Acar.

Bazen de gizli sevda çeker insanımız.

Diyemez derdini kimselere.

Bir özeleştiri bilem yapar kendiyle.

Türlü acılarını, dertlerini, yürek yangınlarını yükler türkü ve ağıtlara. Tıpkı Bekir Karadeniz’den alınan bir Kuzey Anadolu ezgisinde olduğu gibi… Buyurunuz:

 

“Bu serimden yağmur gitmez, kar gitmez

Yazı gelmez baharımda neler var.

İmsak atmaz, sema yıldızı doğmaz

Sabah olmaz seherimde neler var.

 

Ben gurbete çıktım yüzü ağ ile

Mekân tuttum bahçe ile bağ ile

Talihime güvenirdim dağ ile

Ne bilirim takdirimde neler var.

 

Müşterilerine tağam tutarlar

Cem ederler elden ele satarlar

Dertten bina, gamdan kale yaparlar

Bir bakın ki seherimde neler var.

 

Zülali’yim nedir bu benim suçum

Hicran dağlarında kervanım göçüm

Alın hançeri de sinemi biçin

Bir bakın ki ciğerimde neler var…”

 

Sevda zordur çekene dedik durduk.

Bunu da ancak, yaşayanlar bilir sevgili arkadaşlarım.

Başa geldi mi, ne yaş bilir, ne mevki…

Ne erkeği vardır bu işin ve ne de kadını… Kimseyi dinlemez hiç.

Bakın ünlü şairlerden Orhan Veli Kanık bile bu derde duçar olup, şiirler yazmıştır mısra mısra. Gelin bir bakalım isterseniz:

 

“Benim de mi düşüncelerim olacaktı?

Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım?

Sessiz, sedasız mı olacaktım böyle?

Çok sevdiğim salatayı bile,

Aramaz mı olacaktım?

Ben böyle mi olacaktım?…”

 

Evet, öyle olacaktı ölümsüz şair.

Üstelik bir tek o değildi öyle olan.

Halk şairi ve ozan Karacaoğlan da aynı dertleri yüreğinde hissetmekteydi.

Zira sevdiceği elinden perişan bir haldedir büyük ozan. O da oturur, içinde bir volkan gibi yanan aşkını ve sevdasını sazının tellerine döker ve ulaştırır bize nağme nağme:

 

“Gece gündüz dalıyorum bu fikre

Vallahi sevdiğim del’ olacağım.

Korkarım ki nazlı yârin öcünden

Adım altın iken, pul olacağım.

 

Kaş eğip de bakar beni yakmaya

Ne çok heves eder hatır yıkmaya

İftihar m’eyledin beni yakmaya?

Yanıp ateşine kül olacağım.

 

Destan olmak kolay değil dillere

Kurban olam koynundaki güllere

Nazlı yârin geçticeği yollara

Döşeyip özümü, yol olacağım.

 

Karac’oğlan der ki, güdem bir günü

Gözüm açık gider, sarmasam seni

Amanın ağalar kınaman beni

Varıp kapısına, kul olacağım…”

 

İşte sevda böyle bir şeydir değerli dostlarım. İnsanı sevdiğinin kapısına kul, özüne yol ve ateşine kül eyler.

Eyler de, bir adını iki bilem eyler, pula çevirir onu… Aşk deyip geçmemeli…

Durmak lazımdır orada.

Yüreğinde yaralar açar kişinin. İçirir elinden zehri, bal niyetine.

Ama yine de gıkı çıkmaz sevdalı insanımızın…

Çünkü gönlünde yarası ve sevdası vardır onun. Türküler anlatır bunu en yalın haliyle. Ozanın dilinde ve sazının telinde, bir sevdanın acı öyküsü ve yürek sızısı dile gelir mısra mısra:

 

“Ağlar da gezerim dağlar başında

Yar elinden yarası var gönlümün

Gündüz hayalimde, gece düşümde

Yar elinden yarası var gönlümün.

 

Felek soldurdu da açılan gülüm

Ötmez oldu, aşk bağında bülbülüm

Eğer dostlar, sorarsanız ahvalim

Yar elinden yarası var gönlümün.”

 

Yâre yar olanlar, bana yar ise

Dursa benim ilen bile yürüse

Ya çekilen nedir, gam ile gussa

Yar elinden yarası var gönlümün.”

 

Bahri olmayanlar ummana dalamaz

Akar şu gözlerimin yaşı kurumaz

Her tabip yaraya merhem saramaz

Yar elinden yarası var gönlümün.

 

Sefil Kul Himmet’im, kime ne deyim!

Kime derdim yanıp halim şu deyim

Kimi kimden kime şekva edeyim

Yar elinden yarası var gönlümün.”

 

Evet, türkü dedik, ozan dedik, güzel kelamlar dedik, şiir dedik ve ironik haller dedik, geldik bir yazımızın daha sonuna.

Bir başka konu veya konularda, yeniden birlikte oluncaya kadar, diyorum ki, sevgisiz kalmasın yürekleriniz ve gam ile dolmasın gönülleriniz.

Bedeniniz sağlıklı, ömrünüz uzun ve bereketli olsun inşallah.

Hoşça kalın ve de Allah’a emanet olun sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım.

Benzer Haberler

işte iki mavi arasında süren sevgimizi gök ve denizi, cemreler gelir peş peşe yenileyen bizi....

Yorum 
0

Kim bilir kimler yaşamıştır Kilis’in taş evlerinde binlerce anı saklıdır dört duvar,...

Yorum 
0

YALAN Yalancı yaz gelmiş. Zararı yok, yalancı politikacılar gelmesin de!… *** MANŞET Türk...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

Hasan Hüseyin Bayram Dede

Uğur KEPEKÇİ   Dünya bir handır. Gelen geçer, konan göçer. Gelenlerden...

CEMRE

işte iki mavi arasında süren sevgimizi gök ve denizi, cemreler gelir peş...

ESKİ EVLER

Kim bilir kimler yaşamıştır Kilis’in taş evlerinde binlerce anı saklıdır...

DUYURU

ÇED Sürecine Halkın Katılımı Toplantısı Beyoğulları Yumurta Tarım Hayvancılık...

60 yaş üzeri erkek ve kadınlara Akt...

Kilis Valiliği, GAP İdaresi Başkanlığı, Kilis Belediyesi ve Birleşmiş...

Kilis’te kan donduran cinayet! [ASA...

Kilis’in Musabeyli ilçesinde yaşlı bir adamı, ellerini ve ayaklarını bağlayarak...

Kilis’te yüz yüze eğitim başladı...

Kilis İl Milli Eğitim İl Müdürü Mehmet Emin Akkurt, yüz yüze eğitim uygulamaları...

Kilis heyeti Ankara’da temaslarda b...

Kilis heyeti, kente yapılacak yatırımlar ile projelerin takibi için Ankara’da...

Hüseyin Bilgen’i kaybettik

Gazetemiz eski yazarlarından emekli öğretmen ve avukat Hüseyin Bilgen vefat...

Almanya Büyükelçiliği Müsteşarı Bel...

Kilis’e gelen Alman heyetiyle bir araya gelen Belediye Başkan Yardımcısı...

Genel Sekreter Sümer 2020 yılı faal...

Kilis İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ramazan Sümer, 2020 yılı içerisinde...

Rektör tebrikleri kabul ediyor

Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Doğan Karacoşkun’a,...

Gebze Teknik Üniversitesi’ne ...

Gebze Teknik Üniversitesi Çayırova Kampüs alanı içerisinde bulunan Kocaeli...

Organize Sanayi Bölgesi altyapı işi...

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının kredi desteği ile Müteşebbis Heyet Başkanlığı...

KİLİS BELEDİYE BAŞKANLIĞI TARAFINDA...

Basın İlan Kurumu ilan portal ilan.gov.tr internet sitesinde yer alan ilana...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

YALAN Yalancı yaz gelmiş. Zararı yok, yalancı politikacılar gelmesin de!…...

Kadın Dayanışması

Metin MERCİMEK “BİR KADININ FARKINDALIK VE GÜÇLENMESİ DEMEK, BULUNDUĞU...

Hangi Yüzle Geliyorlar Meclise?

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım, İnsan olarak, günümüzde barış, huzur ve...