Dolar 32,3565
Euro 34,4292
Altın 2.435,74
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 22°C
Az Bulutlu
Kilis
22°C
Az Bulutlu
Paz 24°C
Pts 27°C
Sal 27°C
Çar 28°C

Yaşadığımız Bir Hatıram: Mavi Kelebekler!

Yaşadığımız Bir Hatıram: Mavi Kelebekler!
A+
A-
13.07.2021
441
ABONE OL

Dr. Mustafa TEKÇE

Değerli Dostlarım,

1995 yılında hastanemiz acil servisine 92 yaşında bilinci kapalı yaşlı bir hanım hasta getirildi. Genel durumu kötü, bilinci kapalı, ağrılı uyaranlara ise yanıtı vardı. Oldukça ince ve uzun boyluydu, soluk yüzlü ve kaşektik denilecek kadar da zayıftı. Derisi tutunca elimizde kalıyordu. Dili kibrit gibi kupkuruydu. Turgor ve tonusu bozulmuştu.

Yanında onu getiren şahsa anamnez için bilgi almak amacıyla soruyordum.

-Geçmiş olsun. Sizin neyiniz var?

– Hocam biz Boşnak’ız. Bu kadıncağız bizim uzaktan akrabamız olur. Srebrenica’da oturur. Bu hafta Birleşmiş Milletler askerlerinin gözü önünde orada büyük bir katliam oldu. Bu kadının bütün yakınları kayıp… Komşuları onu kaçırarak akşam Türkiye’ye getirdiler. Bize haber verdiler. Karşıladık. Ancak hiç konuşmuyor. Aldık size getirdik.

– Bildiğiniz bir hastalığı varmı? Cildi ve dili çok kuru. Nefesi fena kokuyor. Bu kadıncağız uzun zamandır hem aç, hem susuz. Hem kansız, tansiyonu çok düşük…

– Hocam korkunç bir savaş ve Sırpların zulmü var. Aş yok, ekmek yok, yiyecek yok. Ev yok, ocak yok, çoluk çocuk kayıp. Savaş öncesinde emin olun çok sağlamdı. Hiçbir hastalığı yok diye biliyoruz.

***

Hemen damar yolu açtırdım. İki serumu hızla birçok ilaçla birlikte aynı anda vermeye başladım. Renal dozda dopamin ve dobutamin ilave ettim. Sondasını taktırdım. EKG’de kalpte önemli bir özellik yoktu. Kan tetkiklerinde üre ve kreatin oldukça yükselmişti. Hastayı hemen bizim Dâhiliye servisinin servis yoğun bakımına yatırdım. CVP ve hemodiyaliz için acilen doublelumensubclavienkataterini taktım. Acilen kan bankasından kan grubuna uygun eritrosit süspansiyonu getirterek infüzyona başladım.

Hastanın hastanemiz aciline gelmesinden yaklaşık nerdeyse bir saati bile geçmeden süratle tüm tedavisini başlatmıştım. Bende yoğun bakımda hastanın yanına oturdum. Her saat başında kan tetkiklerini yeniliyor ve idrar çıkışını tekrar kontrol ediyordum. Diyaliz makinası da hazır bekliyordu. Saatler ilerliyordu. Eritrosit süspansiyonu bitmişti. Serumlar CVP kontrolüyle devam ediyordu. Üçüncü serum giderken idrar çıkışı başladı. Üre ve kreatin değerleri düşmeye, tansiyonu normale yaklaşmaya başladı. Nabız dolgunlaştı.

Bu sırada ansızın sayıklamaya başladı. Dördüncü serumu giderken birdenbire yatakta doğruldu. Açık mavi gözleriyle uzaklara bakar gibi bağırmaya başladı. Türkçe değildi. Damar yolları ve katateri zarar görmesin diye ona sarıldım. Bu yaştaki hasta bir kadında inanılmaz bir güç ve kuvvet vardı. Derhal yakınını içeri aldırdım. Sordum.

– Türkçe biliyormu?

– Hayır Hocam. Sadece Boşnakça konuşur.

– Yanımdan ayrılma!İstemsiz hareketler yapıyor. Ona hakim olmalıyız. Bu aşamada sakinleştirici yapmak istemiyorum.

– Başüstüne ne derseniz hazırım, sağolun Hocam.

***

Sabah ezanlarının sesi İstanbul semalarına dalga dalga yayılırken birden doğruldu. Yüksek sesle birşeyler söylüyordu. Sordum:

-Ne diyor?

-Namaz vakti, diyor.

Yeniden daldı.

Ertesi gün öğleye kadar derin uyudu. Üre ve kreatini yavaş yavaş düşmeye başladı. CVP normalleşti. Uzun bir yoldan gelmiş gibi kalktı. Çılgın gibi serumları bağladığımız kolundan sökerek attı. Ayağa kalktı. Yumruğunu sıktı. Sanki karşısında düşmanı var gibi uzaklara doğru bakarak haykırdı. Yakını tercüme etti.

-Biz Boşnak’ız…Müslüman’ız…Ölmeyiz.

Sonra bize döndü:

-Beni bırakın, savaşacağım!Benim vatanım kurtulmadan ben ölmem, ben asla ölmem!…

Tekrar yatağına düştü. Biz aynı şekilde tedaviye devam ettik. Üç gün sonra iyice toparlanmaya ve yemek yemeye de başladı. Her boş zamanımda devamlı onun yanında olmaya devam ettim.

Giderek aramızda manevi bir yakınlık oluşmuştu. Ona çevre lokantalardan, Kilisli Kebap 27 Meşhur Celâl Usta’dan özel yemekler getirterek ikram ediyordum. Eşim de onu ziyaret ediyor, iştahı açılması için Kilis, Gaziantep ve Mardin’in değişik özel yemeklerinden yaparak getiriyordu.

– Orada herkes aç, diyor bir türlü elini sürmek istemiyordu.

-Savaşmak için ye, diye onu ikna ediyordum.

On gün sonra tamamen iyileşti. Eşim ona:

– “Savaş bitene kadar ne olursun bizde kal bizim misafirimiz ol” diye ısrar etti.

Gözü ülkesinden başka birşeyi görmüyordu. Elini öperek taburcu ederken elimi tuttu.

-Yarın tekrar ülkeme savaşa gideceğim. Belki ölürüm. Hakkını helâl et.

Biz ölsek de gördüm, inandım arkamızda Türkiye var. Sizler varsınız, Allah var. Bizi unutmayın!…

***

Her sene 11 Temmuz geldiğinde bu yiğit kadın gözümün önünde belirir. Fatiha bekler gibi Srebrenitsa soykırımı gününü bana hatırlatır. Bu soykırım, İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa’da yaşanan en büyük katliam olarak tarihe geçmiştir. Katliamı yapan Sırplar, bulunmasın diye cesetleri şehirden çok uzak bir yere gömdüler ve o bölgeyi bitkilerle örttüler. Sadece bununla da yetinmediler. Uydu üzerinden toplu mezarların bulunmaması için mezarların içine metal parçaları da yerleştirdiler.

Toplu mezarların bulunduğu bölgede cesetlerin toprağa karışmasıyla artemis adında çiçeklerin oluşumu başladı. Yetişen artemis çiçeklerinin artmasıyla birlikte sadece bu bitkiyle beslenen mavi kelebekler de toplu mezarların olduğu yerde hızla çoğaldı. Bu durum merak uyandırdı, araştırma yapıldı.

Mavi kelebekler takip edilerek üçyüz toplu mezar bulundu. Yirmi bin kişinin cesedine ulaşıldı ama yalnızca onsekiz bin kişinin kimliği belirlenebildi. Vahşetle cesetlerin parçalanmış ve yakılmış olması kimlik belirleme çalışmalarını güçleştiriyordu.

Hiçbir kötülüğü karşılıksız bırakmayan C.Allah mavi kelebek kullarıyla bu feci soykırımı ifşa eyledi. Mavi kelebekleri oraya çeken Artemis çiçeklerinin de adı bundan böyle artık Srebrenitza çiçeği oldu.

***

Yıllar sonra Mahmut Dipsar Efendi Ağabey ve Saraybosna Üniversitesi hocası Prof.Dr. Kazım Hacımeyliç Efendi’nin davetiyle dostlarımızla birlikte özgür ülke Bosna Hersek’e gittiğimizde şehitlikleri dolaşırken o yaşlı yiğit, kahraman, asil kadın ve onun vatan aşkıyla kalkan yumruğu, azim ve kararlılığı gözümün önünden hiç gitmedi. Onun nesli hep selâmet bulsun.

Onun ve tüm şehitlerin ruhu şâd olsun.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.