Yazık!

29 Kas 2019 Cum 8:33
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Ayser MASMANACI BEŞOĞLU

Bugün sizlere belleğimde çok derin ve acı bir iz bırakan, hayatımın kesitlerden yaşanmış bir anıyı öyküleştirerek anlatacağım değerli arkadaşlarım.
Bir anı tarzındaki bu öyküde isimleri farklı olarak kullanmaya özen gösterdim.
Yaşantımızda meydana gelen olayları bazen “KADER” diyerek geçiştiririz. Öykümü okuduktan sonra gelişen olayların sonucu kader mi, değil mi siz karar verin istedim.

Aysun Öğretmen, okulumuza eşiyle birlikte yeni atanmışlardı. Karı koca okula dolmuşla birlikte gider gelirlerdi. Aysun kömür karası siyah saçlarıyla, karakaşlı, kara gözlü uzun ince fiziği ile narin ve çok nazik, fakat son derece hareketli çalışkan, mesleğini ve çocukları çok seven bir hanımdı. Eşi, Aysun’dan biraz kısa, göbekli, saçları dökülmüş yarı kel ve koca kafalı, hiç gülmeyen, arkadaşlarla fazla sohbet etmeyen sert bakışlı ve pasif olduğu kadar da cimri bir adamdı.
Her ay bir arkadaşımız teneffüslerde içtiğimiz çay ve şeker paralarını toplar, içeceğimiz çay ve şekeri alıp getirir, hizmetli de demlerdi. Bir arkadaşımız paraları toplarken, Aysun’ un eşi Hüsnü Bey, Aysun’u işaret ederek “Biz çay içmiyoruz” derdi. Parasal mevzulardan hep kaçınır, para vermeyi vermezdi. Oysa Aysun çayı çok severdi. Ders arasında kuruyan boğazımıza o bir bardak sıcak çay adeta boğazımızı yağlardı. Çayı sevmeyiz diyen Hüsnü Bey’ in, annesi vefat eden bir öğretmen arkadaşımıza taziyeye gittiyimizde belki üç bardak üst üste çay içtiyine şahit olmuştum. Aysun, tam aksine elindeki bir simidi belki on kişiye paylaştıran, gözü, gönlü bol bir arkadaşımızdı. Karı koca adeta zıt kutuplardı.
O zamanlar maaşımızı maaş cüzdanımızla veya kartımızla bankadan almazdık. Her okulda bir müdür yardımcısı, mutemetlik görevini üstlenerek öğretmenlerin maaşlarını, ek ders ücretlerini bankadan çeker, teneffüslerde öğretmenlere bir zarf içinde imza karşılığı dağıtırdı. Maaş günü öğretmenler odasına gelir bir sonraki teneffüste maaşlarımızı alabileceğinizi belirtirdi.
Bir gün yine maaş günü idi. Aysun ile aynı anda maaşlarınızı almak üzere müdür yardımcısının odasına girdik. Ben maaşımı aldıktan sonra sıra Aysun’a gelmişti. Masaya yaklaşınca Md. Yardımcısı Aysun’a:
- Hocahanım, eşiniz önceki teneffüs sizin de maaşınızı aldı, dedi. Kadıncağız başını yere eğerek sessizce odadan çıktı gitti.
- Hocam bu nasıl şey, eşi Aysun’un çalışarak hak ettiği maaşını nasıl alır, dedim.
- Hocam, bana eşi talimat verdi. Eşinin maaşını eşinin izni ile kendisinin alabileceğini imzası karşılığında belgeleyerek elime verdi. Yapılacak bir şey yok!
Donmuş kalmıştım.
Ertesi gün okula geldiğimde bayrak töreninde Aysun’un yanında duruyordum. Sol gözü hafiften şişmiş ve morarmıştı. Sorduğumda kapının koluna çarptığını söyledi. Belli ki kocasından dayak yemişti. Makyajla morluğu kapatmaya çalışmıştı, ama becerememişti. Artık yıl sonu gelmiş notlar idareye verilmiş, okulca piknik gezilerimiz başlamıştı. Öğrencilerimiz kendi yiyeceklerini evden getirmiş, biz öğretmenler de aramızda para toplayıp çiğ köfte yapacaktık. Evimizden harici bir şey getirmemeye karar vermiştik. Köfte için alınacak malzemelerin parasını toplamak üzere bir arkadaşımız para topluyorken daha yaklaşmadan Hüsnü Bey:
- Biz yiyeceğimizi evimizden getirdik, biz köfte sevmiyoruz, demişti. Oysa ben eşinin çiğ köfteyi hem da çok sevdiğini çok iyi biliyordum. Okuldan bayan arkadaşlarımı bir Cumartesi günü bana davet ettiğimde koca bir leğen çiğ köfte yoğurmuş ve ikram etmiştim. Aysun Antepli olmadığı halde ağzı yana yana yemiş ve çok beğenmiş hatta benden tarifini bile almıştı. O anda:
- Hadi oradan, cimri, diye
Hüsnü Bey’ in yüzüne haykırasım geldi. Lakin Aysun’ un üzülebileceğini, arkadaşların arasında mahcup duruma düşebileceğini düşündüm. Hele bir poşetin içinden çıkarttığı iki haşlanmış yumurta ve bir pide ekmekle bir demet maydanozu görünce iyice sinirlerim gerildi. Sanırım kızgın bakışlarımı fark etmiş olmalı ki birden yerinden kalkarak yemeklerini yiyen öğrenci gruplarının arasında dolaşmaya başladı ve öğrencilerin ikram ettikleri börekleri, çörekleri midesine ardı ardına indiriyordu. Bu izlenimim iyice beni sinirlendirmişti. Köfteyi bir erkek meslektaşım yoğurmuştu. Ben tabağımı Aysun ile paylaşırken o karnını çoktan öğrencilerin ikramları ile doyurmuş, ikimizin de yüzüne dik dik bakıyordu.
Anlamadığım bir şey vardı, Aysun bu adama nasıl tahammül edebiliyordu? Bir gün dayanamayıp sordum. Aldığım cevap:
- Ne yapayım gülüm! Bir tane dünya tatlısı kızımız var. Onu babasız nasıl büyüteyim? Üstelik ailem boşanmama karşı… Boşanacaksan baba ocağına gelemezsin, dediler.
Suskun kaldım. Aslında söylenecek çok şey vardı. Sonuçta ekonomik özgürlüğü vardı. Pekâlâ, geçimini sağlayabilirdi. Sürekli kişiliğinden ödün veriyordu.
Aysun ile yaz tatilinde sürekli telefonla görüşüyorduk. İkinci bebekleri olacağını söylüyordu; içimden “Akılsız” demek geliyordu.

Karadeniz’in rutubeti ve zor giden hamilelik döneminde mafsal romatizmaya yakalanmıştı. Bütün vücudundaki eklem yerleri iltihaplanmış. Çalışamayacak, hatta ayakta duramayacak haldeydi. Bir süre rapor aldı. Sonra bir bakanı olmadığından eşi onu babasının evine gönderdi. Daha sonra hastalığı ilerleyince onu İstanbul’da bir hastaneye yatırdılar. Üç ay tedavi gördü. Bu süre zarfında eşi onu iki kez ziyaret etmiş. Bu ziyaretlerin ilki, hastaneye yatırma, sonuncusu, hastaneden iyileşmiş olarak eve getirişi… Bu arada kadıncağızın kayınvalidesi, görümceleri Hüsnü Bey’e yeni bir hanım arama çabasında değiller miymiş?… Aysun’un hastalığını veremli, kanserliye çıkartmışlar ve gerekçeleri de, onun üç aylık bir ömrünün kaldığını uydurdukları koskoca bir yalan! Çocuğa sağlıklı ve genç bir annenin daha iyi bakabileceği öngörüsü! Ama öğretmen olmak kaydıyla… (İlle de maaşlı olacak. Para kazanacak, oğlanlarının cepleri para dolacak!)
Aysun’un bunlardan haberi yok!
Doktorlar üç aylık bebeği, sağlıksız doğabileceğini heyet kararı ile belirlemişler, bebeği kürtaj ile almışlar. Aysun hastanede tedavi gördüğü sürede adam bir ev hanımı ile imam nikâhı ile evlenmiş bile. Biz, bu durumu bir ay sonra çok yakınlarından duymuştuk. Hiçbirimiz onunla konuşmadık. İstanbul’a hastaneye sık sık telefon ediyordum. İyileşmeye başladığını söylüyordu. Dünyalar benim oluyordu. Ona moral verici şeyler yazıyor, aramıza bir an önce dönmesi için dua ediyorduk. Beş mektubuma ancak dört satırlık kısa bir mektuplarla cevap veriyordu. Parmaklarının acısından yazamadığını tahmin ediyordum. Bu arada Aysun’un ailesi damatlarının evlendiğini duymuşlar. Adamın işi bu reddeye getirebileceğini düşünememişler (!)
Ona gerçeği söyleyemezdim ve de yazamazdım. Hastalığı düzelmeye başlamışken bu acı duyum onu yıkabilirdi. Cimriliğine, sevgisizliğine, katlanabiliyordu belki, ama ihanetini, vefasızlığını asla kaldıramazdı. Görücü usulü ile evlenmiş olmalarına rağmen kocamdır diye yıllardır susuyor, çocuğunun hatırı için sabrediyordu. Bu olay üzerine Hüsnü Bey’den ayrılır diye düşünüyordum. Nasılsa duyacak ve hayatına bir yön verecekti, bu vesile ile böyle kişiliksiz bir kocadan kurtulabilecekti!
Aysun’un hastaneden taburcu olduğunu duyduğum gün, okuldan çıkar çıkmaz yanına koştum. Beni ayakta karşıladı. Birbirimizi defalarca kucakladık, öpüştük. Onu fazla yormak istemiyordum. Yarım saat oturduktan sonra iznini alıp gitmek için ayağa kalktım. Kısa boylu kara kuru bir kadın içeri girdi. Yöresel bir ağızla:
- Ey, hoş gelmişsing bacım, dedi.
Sorarcasına Aysun’ a dönüp baktım ve…
- Kumam Aysercim, demez mi?… Gözleri buğulanmış soru dolu gözlerime acı acı bakarken duvarlar etrafımda dönmeye başlamıştı.
Kuma sıfatındaki kadın şaşkınlığımdan zevk almışçasına gözlerinde zafer kazanmış bir cengâver gibi acayip bir ışıltıyla başı havada bana bakarak:
- Kayfe içeng mi bacım, dedi.
- Hayır…
- Kader, dedi Aysun! Kader…
Çantamı kaptığım gibi Allahaısmarladık bile demeden kendimi sokak kapısının önünde bulmuştum…
Kalbim öyle acıyordu ki, duvara bir süre avucumu dayayıp, diğer titreyen elimi durmasın diye üstüne bastırıyordum. Aniden şimşek çaktı, gök gürledi ani bir sağanak yağmur başladı. Güz yağmurlarıydı bu! Dolup taşan gözyaşlarıma karışan güz yağmurları…

 

Benzer Haberler

UMUT Gençlik gelecekten umutsuzmuş. Umut, Kaf Dağı’nın ardında!… *** MEZAR  ...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “KİLİS İNSANI, SADECE FRANSIZLARA KARŞI DİRENİŞ GÖSTERMEKLE KALMAMIŞ,...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Kuvay-i Milliye adının bilinip duyulmadığı kara bir günde,...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

UMUT Gençlik gelecekten umutsuzmuş. Umut, Kaf Dağı’nın ardında!…...

Kilis’in 24 Ay Süren Karanlık...

Metin MERCİMEK “KİLİS İNSANI, SADECE FRANSIZLARA KARŞI DİRENİŞ GÖSTERMEKLE...

7 Aralık Kutlu Olsun!

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Kuvay-i Milliye adının bilinip duyulmadığı...

BUGÜN 7 ARALIK KUTLU OLSUN GÜNÜN…...

Kalkar bir gün sisler boşuna sorma, Güneştir her zaman karanlık boğan Tutsaklık...

Kilis’in Kurtuluş ve Gurur Günü...

Uğur KEPEKÇİ   7 Aralık Kilis’imizin düşman işgalinden kurtuluş...

KİLİS İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ- MERKEZİ ...

12 AY SÜRELİ LİKİT OKSİJEN (TIBBİ GAZ SIVILAŞTIRILMIŞ OKSİJEN %995 SAFLIK)...

BİLGE KİLİS’İM

Gövdeniz yolları summaklı taşlı Zeytin ağaçları zümrüt nakışlı İnciri...

7 ARALIK DESTANI

Seher vakti yine Cengin yolunda, Yurdu kurtarmaya koştu ÇETELER. Müslüman...

Vali Soytürk’ten 7 Aralık Kurtuluş ...

7 Aralık Kilis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıldönümü nedeniyle...

Kilis’in Kurtuluşu ve Ağlayan Anala...

Ahmet BARUTÇU   Kilis ve yöresi işgal kuvvetleri komutanı General Guobot,...

Kilis’te ‘Kurtuluş’ yürüyüşü...

Kilis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıldönümü nedeniyle kortej...

Vali Soytürk Musabeyli’de vatandaşl...

Kilis Valisi Recep Soytürk, Musabeyli ilçesi ile köylerinde ziyaretler yaparak,...

“Terörü Hep Birlikte Durdurabiliriz...

Kilis’te emniyet birimleri, resmi kurumda görevlilere “Terörü Hep Birlikte...

Kilisli şairlerden şiir dinletisi

Kilisli şairler, 7 Aralık Üniversitesinde bir araya gelerek şiir dinletisinde...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

ÇAT Gürültü kirliği mercek altına alınmış. Merceği de çatlatırlar!…...

Kışın Doğa Yatar, İnsan Düşüncesi İ...

Metin MERCİMEK “KIŞ MEVSİMİNDE DOĞA TAMAMEN UYKUYA YATARKEN, DUYGU...

Türkü Şairi

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, yaşarken büyük işler yapmak ve yaşarken...

Engelli Bir Çocuğun Öğretmeni Olmak...

Gülseren FEDAKÂR YALAZA   Empati kurarak başlamak istiyorum sözlerime....