Yine Aylardan Kasım

01 Ara 2019 Paz 20:32
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İ. KANMAZ

 

“Bir teselli ver
Kırılan gururuma
Bir tebessüm et
Unutursun zamanla
Yine dalmışım aynada
Yüzüm ağlar
Yine dalmışım
Elimde fotoğraflar…

Yine aylardan KASIM
Sanki sende kaldı bir yarım
Her nefesim, her anım
Sanadır canım…”

 

Selam, sevgi ve saygılarımı sunarak, bir yazıma daha başladım bile sevgili arkadaşlarım.
Bilindik ve çok güzel bir şarkının söz ve anlam zenginliğiyle de girizgâhımızı yaptık çok şükür.
Yaptık ama sanırım meramımızı da anlatabildik diye düşünmekteyim.
Yani, ele alacağımız mevzunun ne olacağının bilinmesini kastediyorum.

Hatırlayacaksınız, sonbaharın ilk ayı, Eylül’ünde ilk günü, bir yazı yayınlamıştım.
“Güz Gülleri/Hüzün Günleri” adıyla…
Orada sonbaharın, ya da hazan mevsiminin gizeminden, hüznünden ve duygusal özelliğinden bahsetmiştim.
Gerçektende öyledir ama… Güz ayları bir başka hissiyat yaratır gönüllerde…
Ortamın aşkı çağrıştıran havası ve sevdalı yüreklerdeki durumu, özellikle bu mevsimde oluşan melankolik davranışlar, bizleri bunları söylemeye zorluyor sanki…

Zira, doğadaki renk cümbüşü, yeşilin sarıya dönüşen evrimi, kuruyan yaprakların toprakta, adeta sarı bir halı serilmişçesine olan şekli şemali, hep bu güz aylarının bilindik görüntüsü gibidir.
Şairlerin bu mevsimde yüreklerinin daha bir coşku dolu olması, yazarların kalemlerinin bu günlerde defterlerle daha bir haşır neşir olmaları anlamsız değildir hani… Aynı şekilde, ressamların renkleri her zamankinden daha bir canlı görmeleri ve insanların dillerinin, sonbaharda daha bir sevdaya yatkın olmaları da öyledir.

Şarkılar, daha nihavent, daha bir saba makamında okunmak istenirken, türküler de daha bir yanık ve daha bir Karacaoğlan kıvamında yakılırlar değerli dostlarım…
Yakılırlar, hem de o büyük ozanımızın biraz ironik, biraz da gülünesi halleriyle üstelik… Buyurunuz…

 

Kadir mevlam, senden bir yar isterim
Minnet ile gelen yari, n’eyleyim
Bir sofra isterim, eller değmedik
Eller yemiş doyulmuşu, n’eyleyim…

 

Bir yayla isterim, ili göçmedik
Lalesi sümbülü, gülü geçmedik
Bir güzel isterim, eller değmedik
Koldan kola sarılmışı, n’eyleyim…

 

Bir güzel isterim, nice olursa
Gözler ala, beli ince olursa
Binerim ata da, dinççe olursa
İller binip kovulmuşu, n’eyleyim…

 

Amanın da Karac’oğlan amanın
Kirpikler ok olmuş, kaşı kemanın
Evvel kız başlıydın, duldur zamanın
Olursa kız olsun, dulu n’eyleyim…

 

Daha önce de söylediğim gibi, hazanın ilk ayı ve ilk gününde, bir yazıyla merhaba demiştim bu gizemli mevsime…
İşte şimdi de aynı sonbaharın son ayı Kasım ve onun da son gününden elveda diyorum güz güllerine ve de hüzün günlerine…
Bunu da bir şarkıyla anlatmaya gayret etmiştim, yazımın başında…

 

YİNE AYLARDAN KASIM…
SANKİ SENDE KALDI BİR YARIM
HER NEFESİM, HER ANIM
SANADIR CANIM…

 

Evet, bugün hüzünlere elveda artık… Zira önümüzde, soğuk ve uzun kış ayları arz-ı endam edecek malum…Allah her sene bu yıllara ulaştırsın cümlemizi dedikten sonra, ben yeniden hazanın sarı hallerine ve burcu burcu duygu yoğunluğuna dönmek istiyorum izninizle.

Hüzünle akraba hazanın, buruk bir yanı olduğu su götürmez bir gerçek sevgili arkadaşlarım…İçinde elem vardır, yürek yangınlarına gebedir ve sevdalık hallerine teşnedir hazan ayları, bilinir zaten hep…
Bakınız büyük ozan Aşık Emrah, bir türküsünde kendi ruh dünyasının yorgunluklarını, hazanın sarı görüntüsüyle eş tutuyor sanki ve de diyor ki:

 

Hazan ile geçti şu benim ömrüm
Eyle dert bürüdü, zar garip garip
Ne bir gülüm kaldı, ne de dikenim
Ağla şimdengerü, var garip garip.

 

Hançer-i feleğin ucu ciğerde
Durmadan akıyor yaram içerde
Gurbet ellerinde tutuldum derde
Gel tabip yaramı sar, garip garip.

 

Emrah, bu yerlerin gonca gülleri
Seherde çağlıyor, dostun dilleri
Şu sefil sergerdan, gurbet elleri
Gezeyim bir zaman, yar garip garip.

 

Hazan deyince aklımıza, ağaçların, otların sararması ve kuruyan sarı yaprakların yere, yani toprağa düşmesi gelir değerli arkadaşlarım…
Toprak, tabi kutsal bir kıymet bizim için… İlk insan topraktan yaratılmış diye biliriz hep…Topraktan geldik ve yine ona döneceğiz deriz.Toprak, bir nimettir ayrıca.
Siz ona bakarsanız, o size bire bin verir cömertçe… Ekmek verir, su verir toprak… Doyurur bizleri, en sonunda da bağrına alır ve kucaklar bizi… Bir daha asla geri vermemecesine üstelik.. Yani o derece bizi dost bilir kara topraklar… Rahmetli Aşık Veysel’imizin şu güzel türküsünü unuttuk mu yoksa!…

 

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır…
Beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır…

kanmaz kasım

Toprak, aynı zamanda en alttadır, mesafe anlamında. Toprağa basarız mesela, onun üzerinde yaşarız her türlü dramları, trajedileri, sevileri, ayrılıkları… Onun üzerine dökeriz, yürekten gelen ve gözlerden akıtılan yaşları… İşin bir başka tarafı da vardır ki, o da tevazu gereği, kendimizi onun da altında görme halidir.
Yani, öyle de olmalıdır aslında… Biz neyiz ki şu evrende. Esamemiz okunur mu veya ne kadar değer biçilir varlığımıza.
Kumsalda bir kum tanesinin kıymeti harbiyesi neyse, biz de öyleyizdir şu koca dünya denilen âlem içinde, inanın.
Yalnızca, biz kendimize abartılı bir değer biçeriz o kadar… Büyütmeyelim olayı…

Toprak derken, onun altı ve üstüne de değinmişken, mevzuya ünlü halk ozanı, Pir Sultan Abdal da dâhil olur haliyle… Hemi de güzel bir şiiriyle üstelik.Hadi gelin aşığımıza kulak verelim o zaman…

 

Bakmaz mısın yeryüzünde bostana
Özün türap etmiş, kendi mestane
Burda alçak olan, orda üstüne
Gel gönül, yerlerden alçak olalım…

 

Alçaklık dediğin, bir eyi şeydir
Erden, evliyadan kalma bir huydur
Toprağı sorarsan atası nurdur
Gel gönül, yerlerden alçak olalım…

 

Toprağa eyi dedi, Hak onu öğdü
Erenler, evliyalar topraktan geldi
Kulunun nasibin topraktan verdi
Gel gönül, topraktan alçak olalım…

 

Uzayan ağaçlar göğe değmedi
İblis benlik ile menzil almadı
Topraktan gayrısına, nazar olmadı
Gel gönül, yerlerden alçak olalım…

 

Pir Sultan’ım, topraktadır nazarım
Elime alıp, aşk kitabın yazarım
Ne ararım, dağda taşta gezerim
Gel gönül, topraktan alçak olalım.

 

Yarın hazanın bittiği, kış günlerinin başladığı tarihtir deyip durduk epeydir.
Aslında her mevsimin kendine göre bir albenisi ve güzelliği vardır bu kesin.
Ama güz aylarının doğada bıraktığı görünüm bir başka güzel, bir başka doyumsuzdur.
Bir kere yazının sonundaki görsel unsurlarda da daha net olarak görebileceğiniz gibi, çisilçisil yağan yağmurun asude hali, gri ve rüzgarlı havalardaki denizin tatlı hırçınlığı, ağaçlardaki o yeşil tonların, yerini kızıllığa ve sarıya bırakıp, muhteşem bir renk tayfına sebebiyet vermelerinin seyri doyumsuzdur..Kuruyup yere düşen sarı sarı yapraklar, taşarcasına bir duygu seli halindeki sevdalı yüreklere, bir başka ilham ve heyecan getirmekteler, bilindiği üzere.
Hatta, büyük sanatçı rahmetli Yıldırım Gürses de, kendisiyle özdeşleşen ölümsüz bir şarkısında, sonbaharın ve sarı sarı yaprakların, hal-i pür melalini ne kadar da güzel anlatmamışmıdır?
Şu kelamları etmemişmidir sanki?….

 

Düşen bir yaprak görürsen
Beni hatırla demiştin
Biliyorsun seni ben
Sonbaharda sevmiştim…

 

Her sonbahar gelişinde
Sarı sarı yapraklarla
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma…

 

Rüzgârla düşen yapraklar
Daima senin hayalin
Yine bir sonbaharda
Geleceksin sen bana…

 

Her sonbahar gelişinde
Sarı sarı yapraklarla
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma…

 

Sevdayı, sonbaharın duygusal yükünü ve içindeki sevgi pırıltılarını, sarı ve kuru yaprakları, bundan daha iyi anlatan bir başka eser yoktur diye düşünürüm… Nur içinde yat sevgili Yıldırım Gürses…

Evet, sözlerimin sonuna geldiğimde ben de demek isterim ki, bundan böyle sağlıkla, huzurla ve mutlulukla donanmış başka hazanları, daha çok yaşarız hep birlikte inşallah.Bunu, herkes için yürekten dilerken, selam, sevgi ve saygılarımın da kabulünü rica ederim.

Hoşça kalın, hep sağlıklı olun sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım…

 

Benzer Haberler

KİTAP Enerjiyi boş yere yakıyormuşuz. Sadece enerjiyi değil, kültürü de!… *** YÖNETİM...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “BEYNİNİ UYUŞTURURSAN SANA NASIL YARDIM EDEBİLİR Kİ?” Yaptığımız...

Yorum 
0

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım, insan doğuştan medenidir, cemiyet içinde yaşamak için yaratılmıştır....

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KİTAP Enerjiyi boş yere yakıyormuşuz. Sadece enerjiyi değil, kültürü de!…...

Sigara ve Alkol Bağımlılığı

Metin MERCİMEK “BEYNİNİ UYUŞTURURSAN SANA NASIL YARDIM EDEBİLİR Kİ?”...

Yalnızlığı Sevdiğim Anlar

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım, insan doğuştan medenidir, cemiyet içinde yaşamak...

Öğretmen Okulları Kimlerin Hayatını...

Mehmet KILIÇOĞLU Öğretmen okulları,özellikle Köy Enstitülerinin devamı...

ÖZÜMSÜN SEN KİLİS’İM

Türk Ordusu cephede düşmanla savaşıyor Yokluk içinde halkım ümitlerle...

YATIRLAR

Kilis’te yatırlar Ziyaretler çok sayıda Rabbim himmetlerini bizden, esirgemesin....

Kurtuluşumuzun 98. yıldönümü

Kilis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıldönümü, kentte görkemli...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 7 Aralık ...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gönderdiği tebrik telgrafı ile Kilis’in...

112’nin kuruluş yıldönümünde doğaya...

Kilis’te, 112 Acil Çağrı Merkezi’nin 25’inci kuruluş yıldönümünde...

Kilis Özel İdaresi 2019 yılı faaliy...

Kilis İl Genel Meclisi toplantısında 2019 yılında Özel İdaresinin çalışmaları...

Yeşillik fiyatları rekor kırdı

Kilis’te pazarlarda ve marketlerde zam şampiyonu olan sarımsağıvatandaşlar,...

Kurtuluş şehitleri için mevlit

7 Aralık Kilis’in kurtuluşu münasebetiyle Hacı Cümbüş Camii’nde...

Öğrencilerden “Meyveleri Tüket Hast...

“Beslenme Dostu Okul Projesi” kapsamında Kilis Afife Keçik İlkokulu 2/A...

Şehit ve Gazi Aileleri Derneğinden ...

Kilis Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı...

Hicret Vakfı ve İyi-Der’den ö...

Hicret Eğitim, Kültür ve Hizmet Vakfı’nın “Bir çocuk da sen...

Hac kayıtları bitiyor

Kilis İl Müftülüğündenyapılan açıklamada, 2020 yılında Hac farizasını...

İntihara teşebbüs etti

Kilis’te intihara teşebbüs eden bir şahıs hastaneye kaldırıldı. Atatürk...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

UMUT Gençlik gelecekten umutsuzmuş. Umut, Kaf Dağı’nın ardında!…...