Yine Pamukkale, Yine Karahayıt

06 Ara 2018 Per 20:43
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

M. Faruk DALGIÇ

 

Uzun zamandan beri sizlerle buluşamıyorduk. Neden derseniz, aile olarak sağlık sorunları olsun, günlerin getirdiği düşüncelerle dolu yaşantımızın halleri “aman sen de, dedirtiyor” insana. Oysa hiç karamsar değilim, çalışma azmim tamdır, geleceğe olan hedeflerimden hiç ödün vermem.

Bugün yine kaplıca, termal sıcak sulardan söz edeceğim sizlere. Ama keyif olsun diye buralara gidenlerden olmadığımı bilesiniz. Gitmeden önce doktor önerisine uymak zorundayız. İzmir’de Kilisli Dilaver Tosyalı arkadaşımızın oğlu Hakan Koray Tosyalı, uzman ortopedi doktorudur. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi’nde ihtisasını bitirince, İzmir Gaziemir Nevvar Salih İşgören Devlet Hastanesi’ne atanmıştı. Burada çalıştığı yıllarda, hastalara gösterdiği yakınlık, doğru teşhis koyma, yaptığı ameliyatlarla yörenin aradığı doktoru olmuştu. Hatta Gaziemir Kaymakamlığınca, kendisine, üstün liyakat plaketi verilmişti. Gazetelerde bu değerli hemşerimizin çalışmaları övgüyle konu edildiğinde, bizler bunu görüyor, dualarımız onunla diyorduk. Benim de eşimin kalça ameliyatını başarıyla yaptığı için, kendisine buradan teşekkür ediyorum. Yöre halkı gitmesini istemediği halde, Celal Bayar Üniversitesi’ndeki hocaları ısrarla fakülteye dönerek, mesleğinde daha ilerlemesi istenince, bu yılın başında yuvasına döndü. Dileğimiz böyle başarılı hemşerilerimizin daha da ilerleyerek, ilerde profesör olarak karşımıza çıkmasıdır.

1

İşte biz böyle zamanlarda Koray’a koşuyor, sorarak bu konuda bilgi sahibi oluyoruz. Kendisinin; “Kışın ve yazın kaplıcaya zorunlu olmadıkça gidilmemeli, bahar aylarında daha yararlı olacağı” deyişiyle, her yıl mayıs ve kasım aylarında altı ayda bir ülkemizin her yöresindeki kaplıcalara gidiyoruz. Bel omurlarımızda daralmanın biraz genişlemesine, yıl içerisinde ayaklarımızın, bedenimizin daha rahat olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Neden Karahayıt, burada yer altı sıcak su, demirli, bakırlı, beş yüz metre yer altından çıktığı gibi doğal olarak pansiyonlara, otellere dağıtılıyor. Hiçbir işlem görmüyor. Bu nedenle son yıllarda burayı tercih ediyoruz. Karahayıt’ta onlarca pansiyon ve oteller var. Biz bu sezon KOÇ TERMAL OTEL’İ seçtik. İnternette arayarak diğer otellere göre daha uygun, geceliği yarım pansiyon iki kişi 140 TL olarak görünce, istedikleri peşinatı gönderip, buradan yerimizi ayırttık. Kilisli hemşerimiz İzmir’deki Kültür Derneği’mizin değerli yöneticisi, Hayrettin Keşkek Bey ailesiyle, arabalarımıza doluşup, sayılı gün çabuk geçiyor, yola koyuluyoruz. Aydın’ı geçince karşınıza Salavatlı Köyü çıkar, burada yol üzerinde küçük, şirin kamyon şoförlerine hizmet eden ev yemekleri ve çorbalarıyla ünlü bir lokanta var. Her gidişimizde sabahleyin buradan muhakkak çorbamızı içeriz. Çaylarımızı da içerek, biraz dinlendikten sonra, yine yolumuza devam ediyoruz. Nazilli’ye girmeden bir tabela karşılıyor sizi. “Dağlarından yağ, bağlarından bal akan şehir, hoş geldiniz.” Biliyoruz ki, burası Anadolu’muzun en fazla uzun yaşayan insanlarının olduğu yer. Burada hemen yol üzerinde “UĞUR” beyaz eşya fabrikasının önünden geçiyoruz. Bu fabrika upuzun binalarıyla yüzlerce insanın çalıştığı, sanayimize katkı sağlayan bir fabrikadır. Bizim de işyerimizde senelerden beri kullandığımız Uğur su sebili, hâlâ hiç bozulmadan hizmet vermektedir.

2

Denizli’ye varmadan kestirme yol Pamukkale tabelası sizi yönlendiriyor. Buradan sapınca kısa bir zaman sonra Karahayıt görünüyor. Koç Termal Otel’e varıyor, eşyalarımızı indirerek, otelimizde bize ayrılan odalarımıza yerleşiyoruz. Yine bizimle beraber buraya gelen derneğimizin başkanı Keyal Üstdağ Beyefendi’ye de tek kişilik bir oda veriliyor. Otel sahipleriyle konuşuyor, Gaziantepli olduklarını öğreniyoruz. Pamukkale’de, Karahayıt’ta Kilisli otel sahipleri de var. Ancak şehre biraz uzak ve beş yıldızlı oldukları için bize uygun olmuyor. Hemşerilerimize ait oteller, yabancı turistlere yönelik çalışıyorlar. Hepsinin boş olmadıklarını, dolu olduklarını duyuyoruz.

Buradaki otellerde kırmızı suyun özelliklerini ve yararlarını sizlere bilgi olsun diye yazıyorum:

1-   Kalp ve damar hastalıkları,

2-   Ortopedi ve nörolojik hastalıklar,

3-   Siyatik bel ve boyun omurları hastalıkları,

4-   Dolaşım sistemi hastalıkları,

5-   Ameliyat sonrası tutukluluk,

6-   Kafın hastalıkları,

7-   Cilt ve deri hastalıkları,

8-   Uykusuzluk ve yorgunluk,

9-   Gut hastalıkları,

10- Stres ve buna yakın hastalıklar. Ayrıca içme suyu olarak kullandığınızda, mide ve yemek borusu hastalıklarında kalsiyum ihtiyaçlarının tamamlanmasında yararları görülmektedir. Buradaki termal kaynakları, Ege Bölgesi’nin jeolojik faaliyetleri sonucu oluşmuş. Suyun içerisindeki demir ve bakır oranının fazlalığı nedeniyle, travertenler kırmızılaşmaktadır. Oysa Pamukkale’de yer altından çıkan sular arada üç kilometre olmasına karşın, farklılık gösteriyor. Kalkerli sular, travertenleri bembeyaz yapmış.

3

Buradaki uygarlıkların tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Hierepolis ve Leodikya antik kentlerini ben daha önceki geldiğimde gezmiştim. Otelde kaldığımız sürece sabahları odalarımızdaki havuza termal suyu doldurup, biraz soğumasını bekledikten sonra, ancak girebiliyorsunuz. Soğuk suyla aşılama yapılmasının işe yaramadığını, otelin duvarlarındaki asılı olan talimatlardan öğreniyorsunuz. Havuz içinde ancak 20-25 dakika kalabiliyorsunuz, geceleri de yatmadan önce, otelin altındaki kapalı havuza da isterseniz, aile olarak girebiliyorsunuz. Bizler bu talimatlara uyarak, günlerimizi gelmişken dolu dolu yaşamaya bakıyoruz. Karahayıt, şehir olarak yaşanacak bir yer. Ana cadde belli bir saatten sonra trafiğe kapatılıyor. Sabahleyin satıcılara sebze, meyve buranın bahçelerinden geliyor. Cadde üzerinde lokantalar, her türlü esnaf var. Lokantaların önünde gözleme tezgâhları kurulmuş, her geçen bu köylü kadınların açmalarını izliyor, mis gibi yayık ayranı da görünce, öğle saatlerinde acaba hangisinde oturalım da yemeğimizi yiyelim diye iç geçiriyorsunuz. Bu yıl her yerde nar bol. Burada da her köşe başında nar sıkıcıları, pişmiş ve ütülmüş darı satıcıları gözünüze çarpıyor. Gündüzleri de çevre gezileri yapıyor, öğle yemeklerimizi yakın yerlerde alabalık çiftlikleri var, değerlendirmeye çalışıyoruz. Bir öğle yemeğinde “AKGÖÇ”  alabalık çiftliğini, daha önceden sahiplerini bildiğim için, arkadaşları oraya götürüyorum. Bize çok yakınlık gösteriyorlar, hatta fırınlarda kiremit sahanlarda değil de, bizim için mangal yakıp, adam başı ikişer tane, canlı balıkları sudan çıkararak bildiğimiz Kilis tabiriyle Şavayyede pişirerek servis yapıyorlar. Salatayı da bizzat anneleri yapmış, içilecek dağ sularını ikram ediyorlar. Bu dağ sularından götürdüğümüz boş bidonlarımızı doldurmayı ihmal etmiyoruz. Sağ olsunlar yemekten sonra demli çayımızı içirip, uygun hesaplarını ödedikten sonra bizleri yolcu ediyorlar. Ne güzel insanlar var daha dünyada, demekten kendimizi alamıyoruz.

Başka bir gün de, Karahayıt’a üç kilometre uzaklıktaki Pamukkale’yi gezmeye götürdüm arkadaşları. Burada suni büyük bir göl yaratılmış. İçerisinde yüzlerce kaz, yemek için gelenleri bekliyor. Ekmekleri ellerimizde gören kazlar, sulardan kendilerini dışarı atıp, yanımıza koşuyorlar. Onları ekmekler bitene kadar doyuruyoruz.

Gölün çevresi bir buçuk kilometre var, göl kenarında dolanarak, yürüyüş zevkimizi de gideriyoruz. Çok yukarılardaki travertenlere son zamanlarda arabaların çıkmasını yasaklamışlar. Ancak yürüyerek çıkabiliyorsunuz, eşlerimizin ayakları buna elverişli olmadığı için, ancak yürüyerek çıkanları izlemekle yetiniyoruz. Oysa yukarıda beyaz travertenler üzerinden akan yararlı suya çıplak ayaklarınızı daldırarak, saatlerce orada kalan her milletten gelen turistlere hayranlık duymamak mümkün mü?

Buradan öğle vakti yirmi kilometre uzaklıktaki Denizli’ye geliyoruz. Mağazalarımıza tekstil eşyaları aldığımız üretici olan iş yerlerine uğruyoruz. Buranın kalbi sayılan Babadağ Pasajı’nda her firmanın perakende satış mağazası var. Bunlardan biri olan Bahar firmasına konuk oluyoruz. Biz seçiciyiz, kaliteli ürünleri alırız, kalıcı olmak kolay değil.

4

Firmanın sahipleri bizlere buranın meşhur yanık, yayık ayranını içirmeden bırakmıyor. Babadağ Pasajı arkadaşlarımın hoşuna gidiyor, oldukça beğendiklerini söylüyorlar.

Vakit epeyi geçmiş, acıkmışız, öğle yemeğimizi, buranın başka yerde bulamayacağınız, fırın kebabı yapılan yan yana sıralanmış olan lokantalarından birine giriyoruz.

Denizli’de yüzlerce tekstil, havlu fabrikaları var. Ahmet Nazif Zorlu gurubunun Taç Linen ürünlerinin fabrikası da burada. Biz yıllardan beri bu ürünlerin de satıcısıyız. Sağ olsunlar 1999 yılında Güney Afrika’da açtıkları Korteks Tül Fabrikası’nın açılışına beni de diğer esnaflarla beraber götürmüşlerdi.

Karahayıt’ta kaldığımız sürece bizler, otelimiz lüks değildi ama hem dinlendik, hem de rahatlamış olarak günümüzü dolu dolu geçirme fırsatı bulduk.

Yazımı bitirmeden bir konuyu daha sizlere aktarmak istiyorum. Burada da tıpkı Tayland’da olduğu gibi masaj kültürü yaygınlaşmış. Yıllar önce bir firmanın davetlisi olarak, oğlum Emre’yle Tayland’a gittiğimizde, akşam yorgun olarak otele dönüyorduk. Tıpkı berber dükkânları gibi cadde üzerinde sıralanmış, masaj yapılan iş yerlerinin birinde, özellikle ayak masajı yaptırarak, otelimize döndüğümüzde, dünyanın en hafif insanı olduğumuzu hissediyor, yatağımıza girince hemen uykuya dalıyorduk.

Burada birkaç tane masaj salonu var. Biz de, arkadaşlarla geçmiş sezon kaldığımız üç yıldızlı ECE Oteli’nde masaja gittik. Bel ağrılarımızın uzun yıllardan beri geçmeyişi, işte bizi buralara kadar yoruyor. Uzak doğulu bayan Roza, Keyal Bey’e, bir güzel hem masaj yaptı, hem de hamamda yıkadı. Hayrettin Bey’le bana Kırgızlı bayanlar masaj yaparken Türkçe bildiklerini anladım, nereli olduklarını sorunca Kırgızlı Türkler olduklarını öğrendim. Benim belim zaman zaman çok ağrır, geçmişte İzmir’deki özel hastanelerin birinde doktor, belimde fıtık olduğunu, hemen ameliyat olmamı söylemişti. Çekilen emarı, İzmir Çiğli’deki Kent Hastanesi’nde Kilisli, yıllar önce öğrencimiz olan Kardiyolog Doç. Dr. Abdi Sağcan Bey’e koşmuştum. O’nun önerisiyle, oradaki bir profesöre gösterince; “Yok kardeşim, siz de omur daralması var, fıtık yok, sakın ha!” diye beni uyarmıştı. O günden beri kaplıcaya gelişimimizin nedenini anlamışsınız sanıyorum.

Masaj yapan bayana bunu söyleyince, işin uzmanı olmuşlar, biliyorlar ona göre bel omurlarımı nazik bir şekilde ovaladı, bir de hacamat çekti. Ekmek parası için nerelerden ülkemize gelmişler. Kazandıkları paraları ülkelerine gönderiyorlarmış. Eşleri ve çocuklarının nafakalarını ancak böyle çıkarıyorlar. Allah onlara yardım etsin dileklerimizle, bizler için indirimli fiyatları otel görevlisine ödeyerek oradan ayrıldık.

İzmir’e dönüş yolculuğumuzda, sekiz gün kaldığımız bu yerlerden ayrılırken içimize bir tuhaflık çöktü. Ben yollarda ağır ağır seyahat ederim. Sorarım, çoğu yerde dururum. Buharkent kasabasına geldiğimizde yol üzerinde bir zeytinyağı fabrikası gördüm. Hemen buraya girerek, bir senelik ihtiyacım olan gözümün önünde, taze sıkılan birkaç bidon düşük asitli zeytinyağı aldım. İzmir’e dönerken yol kenarlarında sıralanan, bidon bidon basılmış kırma yeşil zeytin, peynir, kuru incir, kuru üzüm, kendi bahçelerinden topladıkları meyveleri satan insanlarla da konuşup, gerektiğinde kazansınlar diyerek bir şeyler alarak, yolculuk yaparım.

Bu gezimizi de sağ salim bitirip, yeniden İzmir’e dönmenin huzuruyla, yeni güne başlamak ne güzel.

 

Fotolar:

Dr. Hakan Koray Tosyalı eşimi muayene ederken.

Koç Termal Otel

Pamukkale’de göldeki kazlar

Hayrettin Keşkek beylerle.

 

Benzer Haberler

KANSER İçme suyunda bulunan arsenik ve katmium kanser riski taşıyormuş. Kanserden korunmak için,...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “EĞER HÂLÂ KIZIYORSAN, KENDİN İLE KAVGAN BİTMEMİŞ DEMEKTİR. EĞER HALA...

Yorum 
0

Hasan ŞAHMARANOĞLU   Kilis ağzı, Anadolu’ya gelen Türkmenlerin ağzıdır. Cengiz’in...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KANSER İçme suyunda bulunan arsenik ve katmium kanser riski taşıyormuş. Kanserden...

Mutluluğa Atılan İlk Adım

Metin MERCİMEK “EĞER HÂLÂ KIZIYORSAN, KENDİN İLE KAVGAN BİTMEMİŞ...

İlgisiz ve Bilgisizlere

Hasan ŞAHMARANOĞLU   Kilis ağzı, Anadolu’ya gelen Türkmenlerin ağzıdır....

“Yoksullarla Dayanışma Haftası”...

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, “Yoksullarla Dayanışma Haftası”...

Takvimden Yapraklar

Mahmut İhsan KANMAZ 1) 11.12.1957 2) 11.04.1977 3) 06.05.1978 4) 09.04.2017 5)...

YOLLARIN GERİSİNDEN

Gülleri kıskandırır giysilerin rengârenk Aheste adımların bülbüle sunar...

Kilis’e yeni bir çevre yolu

AK Parti Kilis Belediye Başkan Adayı M. Abdi Bulut, AK Parti Kilis İl Başkanı...

Baraj ve göletler doldu

Kilis ve ilçelerinde son günlerde yağan yağmur sonrası baraj ve göletlersu...

Hastanenin ihale süreci inceleme aş...

Kilis Milletvekili M. Hilmi Dülger, yeni yapılacak hastanenin ihale süreci...

Çiftçi zor durumda

Kilis İYİ Parti İl Başkanı Ağa Gündoğmuş, çiftçinin zor durumda olduğunu...

“950 bin zeytin ağacını koruyoruz”...

Kilis Çiftçi Mallarını Koruma Meclisi Başkanı Mehmet Kara, bünyelerinde...

KİTSO, Topçuoğlu’nu ziyaret etti...

Kilis Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hacı Mustafa Celkanlı, Kilis Ticaret...

“Daha iyi hizmet yapmanın yollarını...

Kilis İl Millî Eğitim Müdürü Mehmet Emin Akkurt Başkanlığında İl Milli...

Hastane önünde araç patlatıldı: 1 ö...

Suriye’nin Azez ilçesinde bir hastane önünde bomba yüklü araç infilak...

“Belgesiz kömür almayın”...

Kilis’te vatandaşlara “Uygunluk belgesi olmayan kömürü almayın”...

Sosyal Uyum Projesi kaynaştırma etk...

Kilis Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Gençlik...

Zeytinyağı hırsızlıkları başladı [A...

Kilis’te bir eve giren hırsızlar, 7 teneke zeytinyağı çaldı. Kazım Karabekir...

Hemşire adayı öğrenciler engelleri ...

Yusuf Şerefoğlu Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğrencileri...