Yüreksel Haller ve Elalem Ne Der?-1

11 Ara 2020 Cum 11:33
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İhsan KANMAZ

“Yaşam kaynağı olarak da bilinen ve de herkesin yumruğu büyüklüğündeki kas kütlesinin adı, “Kalp”tir bilindiği üzere.

Yaradan, onu her türlü tehlikelerden korumak amacıyla, göğsümüzün en güvenli yerine yerleştirmiş ve önüne de, kaburga denilen parmaklıklarla set çekmiştir sanki.

Ayrıca da, hiçbir mikrobun ve virüsün barınamadığı tek organdır orası…

Ömür boyunca atar durur sol yanımızda hiç durmaksızın.

İşte o kalbin adı, ne zaman “Yürek” olur bilir misiniz?
Sevince ve âşık olunca birilerine…”

Yani durum, büyük ve ölümsüz şair Can Yücel’in buyurduğu gibidir aslında…

“Sen ordan bir canım dersin, benim kalbim kaburgamın altına sığmaz burda…”

Devam eder Can Yücel, “Kimi güzelim der sevdiğine, kimi özelim. Ama sevgi ne güzellik ister, ne de özellik. Sevgi, sadece yürek ister…”

Selam, sevgi ve saygılarımla birlikte, bir yazımda daha sizlerleyim.
Mutluyum ve de huzurluyum.
Çünkü sizlerle baş başa olabilmek, bir şeyleri paylaşabilmek, tıpkı sohbet eder gibi dertleşebilmek ne güzel sevgili arkadaşlarım. Mutluluğum bundandır.

Bugün yine ilginç, bir o kadar da önemli bir mevzuya dair söyleşeceğiz sizlerle…

ELALEM NE DER!…

İşte önemsiz gibi görünse de aslında yaşamımızı sınırlayan ve çerçeveleyen bir metafordur bu, “Elalem ne der” mottosu.

Geleneksel bir toplumda yaşıyoruz hepimiz. Burası yadsınamaz.
Bazı ritüellerimiz vardır sıkı sıkıya bağlı olup, ona sarıldığımız.
Ya da alışkanlıklarımız ve endişelerimiz.

Şimdi hepimiz genç olduk, yeri geldi sevdik, yeri geldi sevildik. Yine teamüller doğrultusunda, sevdiğimiz birini istettik ve sözlendik diyelim. Buraya kadar her şey iyi…
Ancak gönül, sevdiği ve günün birinde yaşamını birleştirmeyi düşündüğü biriyle oturup konuşmak ve belki bir bardak çayı, bir fincan kahveyi yudumlamak ister.

Nerede? Bir pastanede veya günümüzdeki versiyonuyla, bir “cafe”de…
Mümkün müdür? Bazen. Ama çoğu zaman değil. Neden peki? Çünkü GÖRENLER NE DER!…

Hayatı kendi arzumuza göre değil de, başkalarının kaygılarına ve değer yargılarına göre yaşarız hep çoğunlukla…
Halbuki ne var bunda?… Gençler oturup gelecekleriyle ve beklentileriyle ilgili belki bir şeyler paylaşacak, birbirlerini tanımaya çalışacaklar değil mi? Ne malum, mutlu bir yuvanın temelleri atılacaktır belki de…
Olamaz mı? Ne güzel işte…

Bunları söylerken, farklı düşünceler içinde olanları ayrı tutuyorum. Benim dediklerim tamamen rahmani niyetlere aittir.
Ama olmaz yine de. Özellikle genç kız çok tedirgindir. Ya bir gören olursa, ya, tanıdık biriyle karşılaşılırsa diye.

Ben her zaman olduğu gibi, yine kendi yaşadıklarım üzerinden bir örnek vermek isterim…
Rahmetli eşim Gönül’le sözlü veya nişanlıyız. Yaşlarımız, o 19′unda, ben ise 22′sindeyiz. Seviyoruz da birbirimizi. Hani yüreklerin bir kırlangıç ürkekliğinde pır pır attığı zamanlar. Bir yerde oturup sohbet etmek istersiniz. Çok mantıklı değil mi?
Ancak gel gelelim, Gönül oldukça tedirgindir. Devamlı gözü sağda solda… Acaba bizi bir gören var mı? Diyorum, “Gönül niye bu kadar endişelisin, biz kötü bir şey mi yapıyoruz? Alt tarafı oturup bir çay ya da kahve içeceğiz. Ayrıca da görsünler yani, ne çıkar bundan. Biz zaten sözlüyüz seninle. Allah izin verirse yakında da evleneceğiz. Lütfen biraz rahat ol!…”
Ama hayır. Öyle yetişmiş ve öyle görmüş ya. Bir türlü bunu üzerinden atamıyor. Bir tek şeye şartlanmış sanki.

YA BİZİ BİR TANIDIK GÖRÜRSE VE SONRASINDA, HERKES NE DER!…

Hatta hiç unutmam. Bir keresinde Ankara’da bir semte gitmiştik birlikte.
Geçmiş zaman unuttum ama bir işimiz vardı orada sanırım. Yine sözlüyüz.
Ben o anki duyguların verdiği durumla elini tutmak istiyorum. Tutturmuyor, hemen elini çekiyor. “Gönül n’oldu?” demiştim de, “Dayımlar bu mahallede oturuyor, ya görürse bizi” diye cevap vermişti bana.

Güler misin veya ne yaparsın bilmiyorum. Dedim ki, “Gönül, dayın çalışıyor ve işte şu an. Görme ihtimali sıfır. De ki gördü. Ne çıkar bundan. Beni zaten tanıyor, endişelenmene gerek yok. Yahu biz seninle sözlüyüz, farkında değil misin?” dememe rağmen, yine de o korku ve kaygıyı üzerinden atamıyor.
İşte dediğim gibi, bizim kuşağın aşırı dikkat ve endişelilik halleri.
Şimdi günümüzde kaldı mı böyle şeyler? Bilmiyorum, ama yoktur sanırım.

Madem izdivaçtan gidiyoruz, başka bir sapağa girmeyelim ve devam diyelim.

Çamaşir

 

Şimdi çoğu zaman evlilik hazırlıkları yapılır nişan döneminde. Bu her aile için geçerlidir. Diyelim, erkek tarafının maddi durumu iyi değil. Her şeyi alamıyor. Ya da istenilen şeyleri diyelim. Kızın ailesi olmaz da olmaz diye diretir. Benim kızımın neyi eksik ki, şunu şunu olmasın denir.

Yahu kardeşim, eşya dediğin nedir ki, ilerde Allah nasip ederse, daha iyileri alınır.
Sen kızının mutlu olmasını istemiyor musun? Tek derdin eşya veya takı mıdır?
Bilir ve inanır ama  yine de söylemeden ve düşünmeden edemez.

KOMŞU AKRABA NE DER SONRA!…

Aslında bir yerde doğrudur bu kaygı halleri. Hatta “Çeyiz serme” mantığının da özü bu değil midir ki? Eşyaları sağa sola teşhir etmek… Çünkü bilinir ki, genelde hep konuşur bazıları. Yani sadece laf üretip, dedikodu ederek hiçbir şeyi beğenmeyenleri kastediyorum. Vıdı vıdı edenleri…

“Filanın kızının çeyizinde şunlar şunlar yokmuş. Vah vah vah!.. Bir büyük ekran televizyon alamamış mı güveyi de, gitmiş hem de en bilinmedik markadan, üstelik en küçüğünü alıvermiş.
Geline taktıkları bilezikleri gördün mü komşu, o ne öyle? Dört tane tel gibi incecik bilezik!…

Hele o koltuk takımı. Ya perdeler!… Vallahi ben bu yaşta bile koymam onları evime… Ne biçim insanlarmış bunlar, ne mıkrıflarmış (Cimri)…” derler bazıları…

Üstüne vazife olmayan her şeye karışan kişilerdir bunlar. Vardır böyleleri.
“Tok, acın halinden anlamazmış” denir ya, aynen o hesap işte. İyi de sana ne be!… Sen mi oturacaksın o koltukta. Senin başka işin gücün yok mu? Bunu diyemez ana baba kendince haklı olarak.
O zamanda kendi canlarına eziyet eder ve zorlar kısıtlı bütçesini. Tek derdi kimseye mahcup olmamak, onların ağızlarında sakız olmamaktır. Almaya çalışır birçok şeyi, yeter ki kimseler ona bir kulp takamasın ve dedikoduları yapılmasın sağda solda. İşte ona sebep, hep aynı teraneyi, aynı şarkıyı söyler durur mütemadiyen, istemese de yani…
BAŞKALARI NE DER SONRA!
VALLAHİ ONLARIN DİLİNDEN HİÇ KURTULAMAYIZ!…

Neyse, binbir badirelerden sonra, sıra düğüne gelir. Ancak öncesinde bilindiği gibi sırasıyla, sözler kesilmiştir, nişan yüzükleri takılmıştır, çeyizler serilmiş ve kına geceleri yapılmıştır haliyle…
Hepsinde de, yorulmuştur insanlar. Hem maddi olarak ve hem de manen.
Kimseyi memnun edemezsiniz. Biri bir şeyi beğenmez, bir diğeri başka bir şeyi.

Hatta misafirlerin giysileri dahi eleştiri konusu olur. İnanın. Burunlar kıvrılır, fısır fısır söylenmeler başlar.
Düğüne, sırf etrafı gözetlemek ve kim ne giymiş, kim ne takmış onu görmek için gidenler var… Olur mu öyle şey demeyin lütfen. İnanın çoktur böyleleri.

(Devam edecek)

Benzer Haberler

BURUN Çok konuşan adamın burnunu kesmişler. Acaba her şeye burnunu sokmasın diye mi?!…...

Yorum 
0

Alaiddin ÖZKAR   Anayasanın 73’üncü maddesinin de vergi adaletini “Herkes, kamu giderlerini...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “BU AKŞAM, BÜTÜN MEYHANELERİ DOLAŞTIM İSTANBULUN SENİ ARADIM KADEHLERDEKİ...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

BURUN Çok konuşan adamın burnunu kesmişler. Acaba her şeye burnunu sokmasın...

Tortum Hidroelektrik Santralinin Öz...

Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı...

Kayseri Havalimanı – Şehir iç...

 Kayseri Havalimanı – Şehir Merkezi – Otogar ve tersi yönde yapılacak...

Türkiye’de Vergi Adaleti Var mı?...

Alaiddin ÖZKAR   Anayasanın 73’üncü maddesinin de vergi adaletini “Herkes,...

İspanyol Meyhanesinde Seni Aradım

Metin MERCİMEK “BU AKŞAM, BÜTÜN MEYHANELERİ DOLAŞTIM İSTANBULUN SENİ...

Hatim Düğünü

Adviye ERTEKİN YÜKSEL   Adıyaman/Besni’den yaz olunca Kilis’e...

Kişiliğin Özü Sevgidir

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım; sevgi, yeryüzündeki tüm canlılara bahşedilmiş...

2021 Yılında Hatırlatma; Türk İstik...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   İstiklal Marşı Yazarı Mehmet Akif Ersoy...

İstanbul’da Milli Emlak Daire...

Mülkiyeti İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Avrupa Yakası...

Hz. Fâtımâ (Aleyhisselam) İyi Bir Ö...

Uğur KEPEKÇİ   Dinimiz İslâm bize gelinceye kadar onu taşıyan Ehl-i...

6 YILDIR ÇÜRÜMEYE BIRAKILDI

Kilis’te 2002 yılında yapılan ve yıllarca otel, restoran, toplantı ve sergi...

“Organik bal üretiminde marka olaca...

Kilis Arı Yetiştiriciler Birliği Başkanı Ali Rıza Açıkel, Kilis’in daha...

Eşini darp ederek altınlarını aldı ...

Kilis’te Suriyeli bir şahıs, eşini darp ettikten sonra altınlarını aldı....

Kilis’te 2 bin 151 daireye yapı ruh...

TÜİK tarafından yapılan açıklamada, yapı izin istatistikleri 2020 yılı...

İlkbahar dönemi şap ve LSD (çiçek) ...

Hayvan Hastalıkları ile Mücadele ve Hayvan Hareketleri Kontrol Genelgesi gereğince...

Sinema salonları 1 ay daha kapalı

Valisi Recep Soytürk başkanlığında toplanan Kilis İl Umumi Hıfzıssıhha...

Katar Kızılayı ile işbirliği

Kızılay Kilis Şube Başkanı Adnan Erdoğan, Katar Kızılayı ile işbirliği...