Yurtta Rahat Etmiştim

22 Oca 2021 Cum 9:33
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Hayattan Kesitler-XIV

 

Yurtta Rahat Etmiştim

 

Memik KÖMEKÇİ

 

Gaziantep-Mardin arası otobüs biletlerinin iki buçuk (2,5) lira olduğu 1975-1976 yıllarıydı. O yıllarda Yavuzeli’nde lise yoktu. Liseyi okumak için yolumuz gurbete düşmüş, Yavuzeli’nden Gaziantep otogarına gelerek öğleden sonra saat 15.00’te Mardin’e hareket edecek olan otobüsün en ön koltuğundan bir kişilik biletimi almıştım. Henüz saat 11.00 olduğu için gezip tozacak çok zamanım vardı.

Valizimi emanete bırakıp yürüyerek Gaziantep Cumhuriyet Meydanı’na geldim. Ne zaman o meydana gelsem, Atatürk’ün şahlanan atına binmiş, bir eli dizginde, bir eli havada yüksek kaidesi üzerinde ihtişamla duran heykelini hayranlıkla seyretmeden geçemezdim. Yine öyle yaptım. Kaidenin dört tarafında ağır adımlarla yürüyerek, ilk defa görüyormuş gibi heykeli inceledim. Daha sonra meydanın altında bulunan Belediye Pasajı’na indim. Bir süre de pasajın vitrinlerini seyrettim. Ne güzel paltolar, ceketler, montlar vardı. Biraz iç çektikten sonra hiçbir şey almadan çıktım. Biraz da Suburcu Caddesinde turladıktan sonra Büyük Pasaj’ı gezdim. Zaman epeyi ilerlemiş, ben de acıkmıştım. Hemen Kalealtı’na giderken yolun sağında sıralanmış küçük küçük dükkânlardaki cartlak (ciğer) kebapçılarına yöneldim.

- Amca bana iki şiş ciğer atar mısın?

- Tamam delikanlı, acılı mı, acısız mı olsun?

- Acılı olsun, piyazı da biraz bol olsun.

Küçük bir tabureye oturup dürümün hazırlanmasını bekledim. Bir süre sonra dürüm hazırdı.

Adam;

- Yanında ayran veya soğuk bir şey içer misin?

- Hayır, ben dürümün yanında ayran içmem. Sen musluktan bana temiz bir su verir misin, dedim. Çünkü musluk suyu bedavaydı. Paramı şimdiden israf etmeden harcamamalıydım. Yoksa gurbet ellerde ne yapardım?

Yemeğimi yiyip, suyumu da içtikten sonra ücretini ödeyip ayrıldım. Hızlı adımlarla yürüyerek otogara doğru ilerliyordum. Bu arada caddenin her iki yanında bulunan vitrinlere baka baka ilerleyerek otogara geldim. Otobüsün kalkmasına bir saat kadar bir süre kalmıştı. Bitişikteki çayhaneden bir çay içerken, arada bir de adama saati sorup duruyordum. Çünkü otobüsü kaçırmak istemiyordum. Adam dayanamayıp,

- Yolculuk nereye yeğenim? Durmadan saati sorup duruyorsun.

- Mardin’e gideceğim amca. Ben liseyi orada okuyorum.

- Yaa, öyle mi? Okumak çok iyi bir şey. En iyisini yapıyorsun. İnşallah gelecekte güzel bir yerlere gelirsin! Benim de iki oğlum var ama okumadılar. Her ikisini de fabrikaya koydum, tekstil fabrikasına, çalışıyorlar.

- Kısmet amca, ne yaparsın, olur işte! Şu çay paranızı alın da, otobüs kalkmak üzere ben gideceğim.

- Tamam, senin çay paran ödendi, gidebilirsin. Yolun açık olsun.

- Hayır, olmaz ama kim verdi?

- Kimse vermedi ama öğrenci olduğun için bu çay benden.

Hayır, olmaz, dediysem de almadı. Oradan ayrılıp otobüse bindim.

Muavin otobüs biletlerini ve yerlerimizi kontrol ettikten sonra, şoföre hareket edebileceğini söyledi. Şoför, bizlere hayırlı yolculuklar dileyerek hareket geçti.

yurt

 

Bir süre şehir içinde ilerledikten sonra Nizip yoluna girdik. Yolun sağında ve solunda zeytinlikler, fıstıklıklar ve bağlar vardı. Ben en önde oturduğum için görüş alanım çok iyiydi. Her şeyi izleyebiliyordum. Nizip’e sekiz, on kilometre kalasıya yolda üç kişi el kaldırıp otobüsü durdurdular. Şoförümüz binmelerini işaret etti, onlar da bindiler. Hemen ellerindeki paketleri açarak içindekileri çıkardılar. Birinin elinde keman, birinde darbuka, birinde klarnet vardı. Başladılar çalıp söylemeye. Öyle güzel çalıp söylüyorlardı ki anlatamam. Birecik’e yaklaşınca darbukayı ters çevirip yolculardan, kim ne verirse para topladılar. Darbukanın içine on beş kuruş da ben atmıştım. Paraları aldıktan sonra inip gittiler. Karşıdan gelen arabalara binerek Nizip’e gidiyor, tekrar Birecik’e dönüyorlardı. Bu iş Nizip-Birecik arasında bir gelenek halini almış, ekmek kapısı olmuştu.

Birecik köprüsüne girmeden önce kaptanımız yarım saat yemek ve ihtiyaç molası verdi. Yolcular yemek yemeye dursunlar, ben dışarıda tur atıp geziyordum ki çaylar şirketten anonsu duyuldu. Hemen gidip bedava bir sıcak çay alıp içtim. Çok geçmeden yeniden yola koyulduk. Akşam olmuş, hava kararmıştı. Bir süre yol kenarında parlayıp yanan kedigözlerini ve trafik levhalarını seyrettim, daha sonra derin bir uyku sardı ama Urfa’ya gelinceye kadar uyumak istemiyordum. Urfa’ya girişte biraz yüksekten indiğimiz için şehrin ihtişamlı görünüşünü ancak yanan ışıklardan seyredebildim. Pek fazla bir şey göremiyordum. Terminale uğrayıp, fazla beklemeden hemen hareket ettik. Olanca heyecanım bitmiş, Urfa’yı da geride bırakarak Viranşehir yoluna girmiştik.

Urfa-Viranşehir yolu, Harran Ovası’nda dağsız, dönemeçsiz uzayıp giden dümdüz bir yoldu. Yollarda bir ağaç bile göremiyordum! Gecenin bu monoton yolculuğunda sıkılıp uykuya dalmışım. Viranşehir’de inecek yolcu olmayınca otobüs durmamış ancak Kızıltepe’de durmuştu. Yolcuların konuşmalarına uyanmış, dışarı çıkıp biraz hava almak istemiştim.

Gece yarısı olduğu için hava biraz serindi. Hemen tekrar otobüse binip beklemeye başladım. Bundan sonra uyuyamazdım. Mardin’e yirmi kilometre bir yolumuz kalmıştı. Neyse arabamız hareket ederek yola koyulduk, kısa bir sürede Mardin’e geldik.

Otogarda inen yolcular zaman kaybetmeden evlerinin yolunu tutmuşlardı. Ben de aceleyle valizimi aldım, fazla para harcamamak için yürüyerek çarşıya kadar geldim. Gelmesine geldim ama kalacak bir evim veya barınabileceğim bir yerim yoktu. Önce açık bir otel bulmalıydım. Bir süre Kasım Tuğmaner Camii’nin önünde oturup dinlendim. Garajdan yürüyerek geldiğim için yorulmuştum. Ben orada dinlenmek için otururken bir polis ekip arabası gelip yanımda durdu. Bu saatte burada neden oturduğumu ve kim olduğumu sordular. Öğrenci olduğumu, arabadan yeni indiğimi ve kalacak yerim olmadığı için bir otel aradığımı söyledim. Beni arabaya alarak Başak Oteli’ne getirdiler. Başak oteli de zaten bizim okulun hemen girişinde bir yerdeydi. Otel görevlileriyle görüşerek benim orada kalmamı ve ücret alınmamasını rica ettiler. Benim itiraz etmeme rağmen otel sorumlusu benden para almadan o gece misafir etti.

cami

 

Sabah biraz geç de olsa uyanmıştım. Valizimi görevliye emanet edip kiralık ev aramaya çıktım. Akşama kadar sokak sokak gezmeme rağmen hiç ev bulamamış, otele eli boş dönmüştüm. Öğrenci veya bekâr olunca ev bulmak biraz güçtü!

Görevli,

- Ne yaptın evladım, ev bulabildin mi?

- Hayır, amca, bulamadım. Bu gece de burada kalıp, yarın yine arayacağım.

- Tamam, yerini aynı odaya ayırıyorum ama bu defa ücretli. Sen yine de bir ihtiyacın olursa bana söyle. Paran yoksa idare ederiz.

- Hayır, param var. Ben öderim, eksik olmayın.

Hemen bir gün önceki yattığım odaya gidip uzandım. Yorgunluktan yatağa uzanır uzanmaz yemek bile yemeden uyumuşum. Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Hemen aceleyle çarşıya çıkıp bir çorba içtim. Buranın lokantalarında ekmekler sepete fazla, fazla konulduğu için ekmeği bol bol yemiştim. Parasını ödeyip çıktım.

Tekrar ev derdine düşmeliydim. Bir gün önceden her yeri gezip sorduğum için bu gün iyice karamsardım. Dalgın dalgın çarşıda yürürken yetiştirme yurdundan tanıdığım arkadaşım Ahmet’e rastladım. Biraz hoşbeş ettikten sonra, iki gündür otelde kaldığımı ve ev aradığımı söyledim. Bir kaç gün içinde ev bulamazsam, param da kalmaz, ne yapacağımı bilemiyorum dedim. Ahmet çile çekmiş iyi bir arkadaştı. Babasız büyümüştü. Annesi köyde yalnız kalıyordu. Bir yıl sonra yaşı dolduğu için Ahmet de yetiştirme yurdundan atılacaktı.

Ahmet,

- Bak arkadaşım. Sen üzülme bir çare buluruz!

- Nasıl yani? O zaman ne duruyorsun? Hemen bul!

- Acele etme, seni bizim yurda aldırmaya çalışacağım ama önce yurt müdürüyle bir görüşmeliyiz. Durumunu izah etmeliyiz. Bakalım ne diyecek. Büyük ihtimal seni misafir haneye alarak bir süre idare eder diye umuyorum. Geçmişte senin durumunda olan bazı kişilere yardımcı olmuştu. Sana neden olmasın. Beni de çok sever, şansımızı bir deneyelim.

- Peki, olur, gidip görüşelim o zaman.

Ahmet’le birlikte kalkıp yurda gittik. Ahmet içeri girdi, ben oraya ait olmadığım için dış kapıdaki danışmada bekledim. Bir süre sonra Ahmet gelip, müdürün beni görmek istediğini söyledi. Görevliye durumu izah ederek, birlikte içeriye girdik. Müdür beni konuşturup bir süre sohbet ettikten sonra, yurdun durumunu ve yapmam gerekenleri anlattı.

- Beş on gün burada seni misafir edeceğim. Burada kaldığın süre içinde yemekhaneye inmeyeceksin, çocukların arasında gezinmeyecek, yemeğini odana görevliler getirecek, boşunu da görevliler alacaklar. Yurda saatinde girip çıkacaksın. Tamam mı? Ev bulunca da kendi evine çıkarsın. Anlaştık mı?

- Teşekkür ediyorum müdür bey. Kesinlikle sizi zor durumda bırakmayacağıma söz veriyorum.

- O zaman otelden valizini getirip yerleşebilirsin. Ben görevlilere gereken talimatı veririm. Hiç üzülme, bir süre burada kalıp rahat edersin.

Doğrusu baba bir adamdı. Müsaade isteyip odasından çıktık. Otele uğrayıp valizimi aldım, ücretini ödeyip görevliyle vedalaştıktan sonra ayrıldım.

Yurda gelerek misafir haneye yerleştim. Okullar açılmış, dersler başlamıştı. Okul müdürüm İsmet Şakullubey benim nerede kaldığımı sorduğunda, durumu anlattım.

- Çok iyi, yurtta kalmana sevindim. Yurdun müdürü benim yakın arkadaşımdır. Bu gün uğrayıp görüşeyim. Mümkün olduğu kadar seni idare etsin. Beni de kırmayacağından eminim. Yarın sana haber vereceğim. Sen akıllı ve efendi birisin! Orada kalmanda hiçbir sakınca görmüyorum.

- Teşekkür ederim öğretmenim, sağ olun efendim.

- Vazifemiz yavrum vazifemiz! Biz sizler için varız. Siz yeter ki okuyun!

İkinci gün İsmet Bey sevinçli haberi vermişti. Bundan böyle yanlış bir şey yapmadığım ve yurdun kurallarına uyduğum sürece orada kalacaktım. Ev kirası yok, yemek, bulaşık, çamaşır derdi yoktu. Sımsıcak bir odada tek başıma derslerime de iyi çalışacaktım. O yıl üç, dört ay yetim olmadığım halde, yetiştirme yurdunda kalmış, oldukça da rahat etmiştim ama ben büyük olduğum için yurtta uzun süre misafir olarak gösterilmem sakıncalıydı. Bu nedenle müdür beni uzun süre idare ettikten sonra yurttan ayırmak zorunda kalmıştı. Yurt müdürü beni her gördüğü yerde halimi, hatırımı sorar, gönlümü alır, benim büyük akıllı oğlum derdi. Daha sonra ilerleyen günlerde, yedi arkadaş birleşerek bir ev tuttuk, ben de böylece yurttan ayrılmış oldum.

Başta yurt müdürü olmak üzere, arkadaşım Ahmet’e ve okul müdürüm İsmet Şakullubey’e şükranlarımı sunuyorum.

 

Benzer Haberler

BURUN Çok konuşan adamın burnunu kesmişler. Acaba her şeye burnunu sokmasın diye mi?!…...

Yorum 
0

Alaiddin ÖZKAR   Anayasanın 73’üncü maddesinin de vergi adaletini “Herkes, kamu giderlerini...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “BU AKŞAM, BÜTÜN MEYHANELERİ DOLAŞTIM İSTANBULUN SENİ ARADIM KADEHLERDEKİ...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

BURUN Çok konuşan adamın burnunu kesmişler. Acaba her şeye burnunu sokmasın...

Tortum Hidroelektrik Santralinin Öz...

Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı...

Kayseri Havalimanı – Şehir iç...

 Kayseri Havalimanı – Şehir Merkezi – Otogar ve tersi yönde yapılacak...

Türkiye’de Vergi Adaleti Var mı?...

Alaiddin ÖZKAR   Anayasanın 73’üncü maddesinin de vergi adaletini “Herkes,...

İspanyol Meyhanesinde Seni Aradım

Metin MERCİMEK “BU AKŞAM, BÜTÜN MEYHANELERİ DOLAŞTIM İSTANBULUN SENİ...

Hatim Düğünü

Adviye ERTEKİN YÜKSEL   Adıyaman/Besni’den yaz olunca Kilis’e...

Kişiliğin Özü Sevgidir

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım; sevgi, yeryüzündeki tüm canlılara bahşedilmiş...

2021 Yılında Hatırlatma; Türk İstik...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   İstiklal Marşı Yazarı Mehmet Akif Ersoy...

İstanbul’da Milli Emlak Daire...

Mülkiyeti İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Avrupa Yakası...

Hz. Fâtımâ (Aleyhisselam) İyi Bir Ö...

Uğur KEPEKÇİ   Dinimiz İslâm bize gelinceye kadar onu taşıyan Ehl-i...

6 YILDIR ÇÜRÜMEYE BIRAKILDI

Kilis’te 2002 yılında yapılan ve yıllarca otel, restoran, toplantı ve sergi...

“Organik bal üretiminde marka olaca...

Kilis Arı Yetiştiriciler Birliği Başkanı Ali Rıza Açıkel, Kilis’in daha...

Eşini darp ederek altınlarını aldı ...

Kilis’te Suriyeli bir şahıs, eşini darp ettikten sonra altınlarını aldı....

Kilis’te 2 bin 151 daireye yapı ruh...

TÜİK tarafından yapılan açıklamada, yapı izin istatistikleri 2020 yılı...

İlkbahar dönemi şap ve LSD (çiçek) ...

Hayvan Hastalıkları ile Mücadele ve Hayvan Hareketleri Kontrol Genelgesi gereğince...

Sinema salonları 1 ay daha kapalı

Valisi Recep Soytürk başkanlığında toplanan Kilis İl Umumi Hıfzıssıhha...

Katar Kızılayı ile işbirliği

Kızılay Kilis Şube Başkanı Adnan Erdoğan, Katar Kızılayı ile işbirliği...